Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4085, sondan 2152. ayet; 39. sure ve Zümer Suresinin 27. ayetidir. Zümer Suresi 27. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 44 ve toplam ebced değeri ise 4813 olarak hesaplanmıştır. Zümer Suresinin toplam ebced değeri 364979 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ولقد ضربنا للناس في هذا القران من كل مثل لعلهم يتذكرون
Kur’an, birçok yerde olduğu gibi yukarıda geçen âyetlerde de bazı inanç ve zihniyet gruplarından örnekler vermiştir; maksadı da muhatabını bunların durumu üzerinde düşündürüp kendisi için ders çıkarmasını, aklını başına almasını, yolunu düzeltmesini sağlamaktır. 22-23. âyete göre bir tarafta gönlü İslâm’a açılmış ve bu sayede rabbinin ışıklı yolunu bulmuş olanlar var; diğer tarafta Allah’ı anma konusunda kalbi katılaşmış, bu sebeple de sapkınlığa boğulmuş olanlar var; kezâ 24. âyete göre bir tarafta kıyamet günündeki dehşetli azaba karşı korumasız durumda kalacak inkârcılar var; diğer tarafta cennetteki mutlu hayata kavuşacak müminler var. Bu örneklerin yanında 25-26. âyetlere göre ilâhî hakikatleri yalan saydıkları için dünyada cezalandırılmış, âhirette de cezalandırılmayı hak etmiş olanların durumu da ders alınması gereken bir örnektir. Kur’an’ın asıl maksadı, muhataplarından kendi kurtuluşları için bu örnekleri değerlendirmelerini sağlamaktır. Onun ilk muhatapları Araplar olduğu ve ilâhî kelâmın, ondaki çelişkisiz bilgilerin, yüce gerçeklerin insanlığa tanıtılmasına öncülük edenler de yine Araplar olacağı için doğal olarak Kur’an’ın dilinin de Arapça olması gerekiyordu.
Gerek burada, gerekse başka âyetlerde (meselâ bk. Yûsuf 12:2; Tâhâ 20:13; Fussılet 41:3) Kur’an’ın Arap diliyle indirildiği bildirilmektedir. Kur’an yalnız Araplar’ın kutsal kitabı olmadığından Arapça bilmeyenlerin de onu anlayabilmeleri ve böylece İslâm’ı birinci kaynağından öğrenme imkânını elde etmeleri için Kur’an’ın başka dillere çevrilmesi zorunludur; nitekim günümüzde bütün dünya dillerine çeviriler yapılmış ve yapılmaktadır. Ancak şu tarihî gerçeği de unutmamak gerekir ki son ilâhî vahiyde Allah’ın kelâm sıfatı Arapça olarak tecelli etmiştir ve Kur’an’ın orijinal metni bu dildeki metindir. Eğer şartlar gereği Allah onun başka bir milletin diliyle inmesini murat etseydi orijinal metin de o dildeki metin olurdu. Şu halde hiçbir çeviri Kur’an’ın kendisi değildir, sadece çeviriyi yapanın asıl metinden anladığı mânalardır; çevirinin kelimeleri Allah’ın kelâmı değil çevirenin kelâma bulduğu karşılıklardır. Ancak bu karşılıkların ilâhî kelâmı eksiksiz fazlasız karşılaması mümkün değildir. Hatta bu, sadece Kur’an çevirileri için değil, herhangi bir yazara ait bir eserin çevirisi için dahi böyledir.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz (gerçeği) hatırlasınlar diye bu Kur’an’da insanlara her türlü örneği verdik.
Andolsun Biz bu Kur’an’da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için (her problemin çözümüne dair) her bir örnekten vermiş (huzur ve kurtuluş çarelerini göstermişiz) dir. (Gerçekleri ve başlarına gelecekleri en uygun misallerle izah etmişizdir.)
Andolsun ki, biz, bu Kur'ân'da insanların iyiliği, kurtuluşu için dini hakikatların delillerini, gerekçelerini, insani ve ahlaki değerlerin zaruretini düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara sunduk.
27,28. Biz bu Kur'anda ihsanlar için her bir örnekten açıklamışız, olur ki, onlar öğüt alırlar, Arâpça olarak, iğrilik bulunmayan Kur'an indirdik, ola ki sakınalar
Andolsun ki, düşünüp akıllarını başlarına alsınlar diye Biz, bu Kur'an'da insanlar için temsil ve kıssalar yoluyla her türlü dolaylı anlatım tarzını kullanarak deliller sunduk, her türden örnekler verdik.
(1)“İrşâdın tam ve nâfi‘ (faydalı) olmasının birinci şartı, cemâatın isti‘dâdına (kābiliyetine) göre olması lâzımdır. Cemâat, avamdır (halktır). Avâm ise hakāikı (hakīkatleri) çıplak olarak göremez, ancak onlarca ma‘lûm ve me’luf (alışılmış) üslûb ve elbise altında görebilirler. Bunun içindir ki Kur’ân-ı Kerîm yüksek hakāikı, müteşâbihât denilen teşbihler (benzetmeler), misâller, istiârelerle tasvîr edip, cumhûra yani avâm-ı nâsın(avam insanların) fehimlerine (anlayışlarına) yakınlaştırmıştır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 163)
İlyas Yorulmaz
Biz bu Kur’an da her türlü misali, insanlar için anlattık. Belki düşünürler!
Doğrusu Biz bu Kur’an’da, insanlara hakîkati tüm berraklığıyla göstermeye yetecek her türden ibret verici misaller, apaçık ve çarpıcı örnekler verdik ki, bu ayetler üzerinde düşünüp öğüt alsınlar. Diğer bir deyişle: