Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 551, sondan 5686. ayet; 4. sure ve Nisâ Suresinin 58. ayetidir. Nisâ Suresi 58. ayetinin kelime sayisi 25, harf sayısı 103 ve toplam ebced değeri ise 5583 olarak hesaplanmıştır. Nisâ Suresinin toplam ebced değeri 1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ان الله يأمركم ان تؤدوا الامانات الى اهلها واذا حكمتم بين الناس ان تحكموا بالعدل ان الله نعما يعظـكم به ان الله كان سميعا بصيرا
Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Hz. Peygamber Mekke’yi fethedince burada Kureyş kabilesinin çeşitli ailelerinde bulunan bazı selâhiyet ve vazifeleri yeniden düzenlemiş, bir kısmını kaldırmıştı. Kaldırmadığı hizmetler arasında Mescid-i Harâm ve çevresinin hizmetiyle su işleri vardı. Birinci hizmet Abdüddâroğulları adına Osman b. Talha’da, ikinci hizmet ise Hâşimoğulları’ndan –aynı zamanda Hz. Peygamber’in amcası olan– Abbas’ta idi. Hz. Peygamber, vazifelerle ilgili yeni bir düzenleme yapmak üzere Kâbe’nin anahtarını Osman’dan almıştı, amcası Abbas bu hizmetin de kendisine verilmesini talep etti. Bunun üzerine emanet âyeti geldi ve anahtar yine Osman b. Talha’ya teslim edildi (Müslim, “Hac”, 390).
Burada emanetin yerine getirilmesi, ehline verilmesi ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesi yönündeki emirlerin muhatapları genel olarak bütün insanlar, özel olarak müminler ve daha özel olarak da yöneticiler gibi emanet ve adaletten kamu adına sorumlu olan şahıslar ve topluluklardır.
Tarih boyunca insanların huzur ve mutlulukları iki sebeple kazanılmış veya kaybedilmiştir: Emanet ve adalet. Emanetler ehline verildiği ve adalete riayet edildiği müddetçe cemiyette huzur ve saadet bulunmuş, hıyanetler ve haksızlıklar ise huzursuzlukların, kavgaların, savaşların, servet ve neslin helâk olmasının baş sebepleri arasında yer almıştır.
Emanet, korunması istenen maddî ve mânevî değerdir. Kişinin kullanıp sahibine iade etmek üzere aldığı eşya emanet olduğu gibi devletin hizmet makamları da emanettir; ilim, din, antlaşma ve sözleşmeler, komşuluk hakları... emanettir. Bütün bunlar korunacak, muhatap ve ilgililerine teslim edilecek, ne maksatla verilmiş ise ona uygun olarak kullanılacaktır.
Hz. Peygamber “Münafığın üç belirtisi vardır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder” (Müslim, “Îmân”, 107-109) buyurarak emanete riayet etmeyenleri münafık vasıflı insanlar olarak tescil etmiştir.
İnsanlar arasında hüküm genellikle bir ihtilâf ve dava halinde, haklı olanı haksız olandan ayırmak veya hakkın kime ait olduğunu açıklamak suretiyle gerçekleşir. Adalet, “eşitlik ve dengeyi sağlamak” demektir. Burada eşitlikten maksat, herkese aynı şeyi, aynı vasıf ve miktarda vermek değildir; herkesin hakkını, hak ettiğini, lâyık olduğunu almada eşit olmasıdır; güçlü de olsa haksızın, güçsüz de olsa haklı ile hukuk karşısında eşit muamele görmesidir. İnsanların haklarını yiyenler bunu, genellikle kendilerini karşıdakilerden üstün ve güçlü görerek yaparlar. Kamu gücünü, zayıf olmasına rağmen haklı olanın yanına koymak suretiyle muamelede eşitlik, yani adalet sağlanmış olur.
Adaletin gerçekleşmesi –âdil uygulayıcılar yanında– kimin neye lâyık, kimin neyi hak ettiği konusunda doğru, hakkaniyete uygun, dengeli bilgi ve ölçülere sahip olmaya bağlıdır. Hukuk kuralları, bağlayıcı mevzuat işte bu bilgi ve ölçüleri vermek için oluşturulur, vazedilir. Hukuk kurallarını, ilâhî irşaddan bağımsız olarak insanlar koyarlarsa –insanların kendilerini aşmaları, beşerî kayıtlardan, cemiyet kültür ve değerlerinden etkilenmemeleri mümkün olmadığı için, hakkaniyet ölçüleri– hak ediş dengeleri bozuk olabilir. Bilgi eksik, ölçü bozuk olunca da –düzen, hukuk ve mahkeme bulunsa bile– adalet gerçekleşmez. İnsanı ve kâinatı yaratan Allah mîzanı da koymuştur. Mîzan, “maddî ve mânevî alanlarda denge, hakkaniyet ve adalet ölçüsü” demektir. Hukukla ilgili mîzanın aranıp bulunması bakımından vazgeçilemez kaynak ilgili naslardır (âyet ve hadisler). Âyet ve hadislerin nokta tayini şeklinde açıklamadığı konularda ise fayda (mesâlih), yorum (anlama, beyan), kıyas ictihadlarına ve örfe başvurulacak; bu yoldan, adaleti gerçekleştirecek olan hüküm ve ölçülere ulaşılacaktır. Hüküm ve ölçüler bulunup bilindikten sonra sıra uygulamaya gelir. Uygulamada adaletin bozulmamasının iki teminatı vardır:
a) İmana dayalı ahlâk; b) cemiyetin emanet ve sorumluluk duygusu içinde gerçekleştireceği denetim. Sağlam hukuk kuralları, ahlâk ve kamu denetiminin bulunduğu yerde adaletin gerçekleşmemesi için bir sebep kalmaz.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emretmektedir. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.
Bu iki buyruk yani “emanetleri ehline vermek” ve “insanlar arasında adaletle hükmetmek” İslam’ın toplumsal hayattaki hassasiyetini ve evrensel bakışını ortaya koymaktadır. Layık olmayan birisini bir göreve getirmek göreve de, o göreve getirilen ehliyetsiz kişiye de haklı olup hakkı verilmeyene de zulümdür. Ayrıca adalet de “devletin dini” olarak görülmelidir; bu yüzden tarafgirlikten kurtulup adaletin herkes için gerekliliğine ve herkesin hakkı olduğuna dair bir bilinç geliştirilmelidir. Bu iki değer için din, dil, ırk, milliyet, cinsiyet, coğrafya, mezhep, meşrep, meşguliyet vs. farkı söz konusu edilemez, edilmemelidir. Benzer mesajlar: Nisâ 4:135; Mâide 5:8, 42; En‘âm 6:152; Nahl 16:90; Mü’minûn 23:8; Hucurât 49:9; Mümtehine 60:8; Me‘âric 70:32.
Bayraktar Bayraklı
Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah, her şeyi işitendir; her şeyi görendir.[77]
[77] Emanet kavramı hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, V, 183-188; XV, 360-361.
Erhan Aktaş
Allah, emaneti¹ ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi buyurmaktadır. Allah, bununla, size en güzel öğüdü veriyor. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.
Kesinlikle Allah (C.C) size; emanetleri (devlet yönetimi ve milletin idaresiyle ilgili görevleri), mutlaka ehil ve emin kimselere vermenizi ve insanlar arasında (karar verirken ve tercih yaparken) hükmettiğiniz zaman, adalet ve hakkaniyetle hükmetmenizi emretmektedir. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, (her şeyi tüm ayrıntılarıyla) İşitendir, Görendir.
Şüphe yok ki Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten de Allah, size ne de güzel öğüt vermede. Şüphe yok ki Allah, her şeyi duyar, görür.
Gerçekten Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız, adaletle hükmetmenizi emreder. Evet Allah size ne güzel öğüt veriyor. Allah mutlaka herşeyi işiten ve herşeyi görendir.
Allah size, emanetleri, kamu görevlerini, devlet işlerini, sorumluluk gerektiren meseleleri mutlaka ehline, kabiliyetli, liyâkatli, bilgili, dürüst ve güvenilir kimselere vermenizi, insanlar arasında hakem-hâkim, idareci olduğunuz zaman, adâletle icraat yapmanızı, hüküm vermenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğütler veriyor, sorumluluklarınız konusunda sizi uyarıyor. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir, görür; doğru olanı duyurur, doğruları gösterir.
Allah emanetleri sahiplerine teslim etmenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emretmektedir. Allah ne güzel öğüt veriyor! Allah duyandır, görendir.
58.İbnu Merdeviye`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Resulullah (a.s.) Mekke`yi fethedince (daha önce Ka`be`nin anahtarını kendinde bulunduran) Osman bin Talha`yı çağırarak: "Bana anahtarı getir" dedi. O da anahtarı getirdi. Resulullah (a.s.) anahtarı almak için elini uzatınca Abbas (r.a.) ayağa kalkarak: "Ey Resulullah (a.s.)! Annem babam sana feda olsun, sikâye (hacılara su verme görevi)nin yanısıra bunu da (yani Ka`be`nin anahtarının muhafazası görevini de) bana ver" dedi. Bunun üzerine Osman elini çekti. Resulullah (a.s.): "Ey Osman! Anahtarı ver!" diye buyurdu. O da: "Al sana Allah`ın emaneti" dedi. Resulullah (a.s.) sonra kalkıp Ka`be`nin kapısını açtı. Daha sonra da çıkıp Ka`be`yi tavaf etti. Bunun ardından Cibril (a.s.) gelerek anahtarın (Osman bin Talha`ya) geri verilmesini bildirdi. Resulullah (a.s.) da Osman bin Talha`yı çağırıp anahtarı kendisine verdi. Sonra bu ayeti kerimeyi okudu. Aynı anlamda bir başka rivayeti de Şu`be, İbnu Cureyc`den rivayet etmiştir.
Ali Bulaç
Şüphesiz Allah, emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.
Gerçekten Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle hüküm vermenizi emreder. Hakikaten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah, hükümlerinizi hakkıyle işitici, emanete ait işlerinizi hakkıyle görücüdür.
Muhakkak Allah, emanetleri sahiplerine ödemenizi emreder. İnsanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi ister. Muhakkak Allah’ın size olan güzel öğüdü budur. Muhakkak Allah, çok iyi işiten ve görendir.
Allah size buyurur ki: «Emanetleri ehline bırakınız!»; insanların arasında hüküm vermek isterseniz, adaletle hüküm verin, Allah size ne iyi şey öğütler, Allah işitici, Allah görücü
Allah size, mutlaka emaneti (ve işleri) ehil ve emin kimselere vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet (ve hakkaniyet)le hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.
Bkz. 16:90Emanet; bir şeyin ya da işin sorumluluğunu ve yetkisini geçici olarak birine vermektir. Konusu ve alanı ne olursa olsun sosyal, ekonomik, siyasi, ticari yükümlülükler buna dahildir. Emanette liyakat çok önemlidir. Basit ve ehemmiyeti düşük küçük şahsi işlerde bile insan liyakat ararken şahsının ve toplumun geleceğini doğrudan ilgilendiren idari, siyasi ve ekonomik anlamda yöneticileri seçerken ya da atarken mutlaka çok hassas davranmamız gerekmektedir.Adalet; eşit davranmak, hakkı teslim etmek, her şeyi yerli yerine koymak demektir. Özet bir ifade ile nizamı âlemdir adalet. Adaletin olmadığı yerde sefalet olur, anarşi olur, terör olur, savaş olur. Onun için adaletin tesisiyle ilgili görev alacak kişilerin seçimi ve ataması da o derece mühimdir. Bir sonraki ayette “otorite emanet edilmiş olanlara itaat” emrediliyor. Liyakatsiz ve ehliyetsiz birine itaat etmek de zulümdür. Onun için atamalarda ve seçimlerde sorumluluk çok büyüktür. Aksi taktirde yapılan zulme de ortak olmuş olunur. Ayetin nüzül sebebi: Miladi 630 Yılında Mekke fethedildiği zaman, Kâbe’nin kilidi Osman b. Talha’da bulunuyordu. Osman b. Talha kilidi Hz. Peygamber’e vermek istemeyince Hz. Ali zorla alarak Kâbe’nin kapısını açtı. Daha sonra Hz. Muhammed’in amcası Hz. Abbas kilidin ve Kâbe’nin bakıcılığının kendisine verilmesini istedi. Hz. Peygamber bu konuda henüz kararını vermemişken bu âyet nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Ali kilidi Osman b. Talha’ya geri iade etti ve kendisinden de özür diledi. Bu olayı yaşayan Osman b. Talha da Müslüman oldu.Bu ayet hepimizi ilgilendirdiği gibi en çok hisse çıkarması gereken kişiler ülkeleri ve toplumları yönetenlerdir!
Diyanet İşleri (Eski)
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitici, her şeyi görücüdür.
Âyetin emanet ve adalete riayet emri ebedî ve genel bir düstur olmakla beraber, güzel de bir nüzul sebebi vardır: Hz. Peygamber (s.a.) Mekke’yi fethedince, Kâbe’ye bakan Osman b. Talha kapıyı kilitlemiş, Kâbe’nin üzerine çıkmış ve anahtarı vermeyi reddederek: «Senin peygamber olduğunu bilseydim onu verirdim» demişti. Hz. Ali anahtarı zorla ondan aldı, kapıyı açtı, Hz. Peygamber içeri girerek iki rekat namaz kıldı, çıkınca amcası Abbas, anahtarı ve şerefli bir görev olan bakıcılığı kendisine vermesini istedi. İşte bu münasebetle 58. âyet nâzil oldu. Efendimiz, Hz. Ali’ye «anahtarı eski vazifeliye vermesini ve ondan özür dilemesini» emretti. Bu olay Osman b. Talha’nın da müslüman olmasına sebep teşkil etmiştir.
Edip Yüksel
ALLAH emaneti sahiplerine vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. ALLAH size ne güzel öğüt veriyor. ALLAH İşitendir, Görendir.
Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakıt adaletle hükmedesiniz, hakikat Allah size ne güzel va'z veriyor, şüphesiz ki Allah semi', basır bulunuyor
Şübhesiz ki Allah size emânetleri ehil (ve erbâb) ına vermenizi, insanlar arasında hükmetdiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder. Allah bununla size, gerçek, ne güzel öğüd veriyor! Şübhe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyle işidici, (bütün yapdıklarınızı) hakkıyle görücüdür.
Şübhe yok ki Allah size, emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder! Doğrusu Allah, bununla size ne güzel nasîhat veriyor! Şübhesiz ki Allah, Semî' (herşeyi işiten)dir, Basîr (hakkıyla gören)dir.
Allah, size sorumlulukları ehillerine vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zamanda, adaletle hükmetmenizi emrediyor. Böylece Allah size ne güzel tavsiyelerde bulunuyor. Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.
Şüphe yok ki Allah size emanetleri [⁵] ehline ödemenizi, nâs arasında icray-ı hüküm ettiğiniz zaman adalet ile hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor, çünkü Allah semi/dir, basirdir [⁶].
İsmail Hakkı İzmirli Nisâ Suresi 58. Ayet Açıklaması
[5] Emanat; Allah'a, kendi nefsine, halka ait bütün emanat-ı vacibeye, hukukullaha ve hukuk-u ibada şamildir.[6] İşinizi murakabede bulundurur.
Kadri Çelik
Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size pek de güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
Allah size, emânetve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bakın, Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitendir, bilendir.Ve işte, en büyük emânetin verileceği yer:
Allah size, Emanetler’i ehline vermenizi ve İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman Adalet’le hükmetmenizi emrediyor.
Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor!
Allah, gören işitendir.
Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle1 hükmetmenizi emrediyor. Allah böylece size ne güzel şeylerle2 öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.
1 Adâlet: Her şeyi yerli yerince yapma, hakkı yerine koyma, haksızlıklardan uzaklaşma ve eşitlik demektir. Adâletin zıddı zulüm ve insafsızlıktır. Yani adalet, nizâm-ı âlemdir. Şüphesiz esas hak; Allah’ın hakkı olan ilâhlık hakkıdır. Bu da Allah’a asla eş koşmamaktır. Yani Allah’a canımızın istediği gibi değil, Allah’ın istediği gibi inanmaktır. Bu sebeple en büyük zulüm, şirktir. Bugünkü beşerî sistemlerde belirli sınıflar için dokunulmazlıklar söz konusu olduğu halde İslâm Hukuku önünde hiç kimsenin bir ayrıcalık, imtiyaz ve masumiyet hakkı yoktur. İslam Devletinin temel görevlerinden biri de adaleti temin etmektir. Ayrıca mahkemelerde şahitlik yapacakların da adalet sahibi olmaları şarttır. Yani her adamdan şahit olmaz. Bk. Nahl: 902 (نِعِمَّا) ifâdesi (نِعْمَ شَيْئًا) anlamında olduğu için tercüme bu şekilde yapılmıştır.
Muhammed Esed
ALLAH, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdî etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız adaletle hükmetmenizi emreder. 75 Allah'ın size yapılmasını tavsiye ettiği [şey], mutlaka en güzel [şey]dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.
Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman da adalet ve hakkaniyetle hüküm vermenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, her şeyi işiten ve görendir. 4/135, 5/8, 38/26, 3/21, 6/152, 16/90, 70/33
Şüphe yok ki Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adâletle hüküm vermenizi emrediyor.[794] Allah size ne de güzel öğüt veriyor; zira Allah akıl sır ermez bir biçimde her şeyi işiten, her şeyi görendir.
[794] Emaneh, “bir şeyin sorumluluğunu geçici olarak birine tevdi etmek” anlamına gelir. Bu âyetin üç tür muhatabı vardır. Biri doğrudan muhataptır, diğer ikisi dolaylı muhataplardır. Bunlar:
1) Seçme ve tayin etme makamında olan kimseler.
2) Ehliyet ve liyakate sahip olmadığı hâlde emanete talip olan kimseler.
3) Ehliyet ve liyakat sahibi olduğu hâlde emaneti üstlenmekten kaçınan kimseler.
İbn Ömer, üreme organlarına varana dek, tüm organları “emanetler” arasında saymıştır. Âyette, en geniş anlamıyla kullanılmıştır. Maddî, mânevi, siyasal, sosyal ve ekonomik tüm sorumluluklar buna dahildir. İkinci cümleden, âyette özellikle kastedilen emanetin yönetim ve otoriteyle ilgili tüm makam ve mevkiler olduğu anlaşılmaktadır. Ehliyet ve liyakatin olmazsa olmaz şartı dörttür:
1) Kişinin Allah’a nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: Allah’a karşı sorumluluk bilincidir.
2) Kişinin kendisine nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: Yetenek ve yeterliliktir.
3) Kişinin emanete nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: Meşruluktur.
4) Kişinin insanlara nisbetle liyakat ve ehliyet şartı: İnsanlara yararlı olmaktır.
Emaneti ehline vermemek üç kat zulümdür:
1) Emanetin kendisine.
2) Emanetin verildiği liyakatsiz kişiye.
3) Emanet kendisine verilmesi gerekirken verilmeyen liyakatli kişiye. Kur’an’ın inşâ ettiği akıl kendisine bahşedilen tüm nimetlere birer emanet gözüyle bakar. Emanet eden emanet edilene ya güvenmiştir, veya güvenilir olup olmadığını sınamaktadır. Emanet edilen kimse emanete ya sadâkat gösterir ya da ihanet eder. Allah’ın insana emanet ettiği her değer için her iki kategorideki her iki şık da ihtimal dahilindedir. Emanetin Allah-insan ilişkisine ve insan-insan ilişkisine taalluk eden boyutları vardır. İnsan her günahı Allah’ın kendisine emanet ettiği bir imkân, organ ve güçle işler. Bu yüzden her günah ilâhî emanete ihanet anlamı taşır. Günahtan dolayı, hiç bir günahın kendisine hiçbir zarar veremediği Allah’a tevbe etme şartının gerekçesi budur. Âyette kastedilenler Hz. Muhammed’in elçiliğini sindiremeyen Yahudiler, emanet ise “Tevrat vahyini taşıma sorumluluğu”dur. Önceki vahye mensup olduğunu iddia edenlerin son vahyi inkâr etmeleri, ilâhi emanete ihanet olarak değerlendirilmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak Allah Teâlâ size emrediyor ki, emanetleri ehline veriniz ve nâs arasında hükmedince adâletle hükmediniz. Şüphesiz Allah Teâlâ size bununla ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok Allah Teâlâ bihakkın işitici ve bihakkın görücüdür.
Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hüküm vermenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah semî ve basîrdir (sözlerinizi de, hükümlerinizi de hakkıyla işitir, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görür).
Allah, size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size böylece ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu, Allah işiten, görendir.
Mekkeli müşriklerden Osman ibn Talha, Ka'be'nin anahtarını taşırdı. Bu adam, Fetih günü, kapıyı kilitleyip Hz. peygamber'in Ka'be'ye girmesine engel oldu, "peygamber olduğunu bilseydim, onun girmesine engel olmazdım!" dedi. Hz. Alî, onun elinden anahtarı alıp kapıyı açtı. Hz. peygamber (s.a.v.), içeri girip çıktıktan sonra amcası Abbâs, anahtarın kendisine verilmesini istedi. Allah'ın Elçisi ise anahtarın yine eski sâhibine verilmesini emretti. Onun bu emri, sonuçta Osman İbn Talha'nın müslüman olmasına sebeboldu.
Süleymaniye Vakfı
Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt verir. Allah dinler ve görür.
Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.
Allah size emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hüküm verdiğinizde de adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten de Allah size ne güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah herşeyi işitir, herşeyi görür.
Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî'dir, çok iyi duyar; Basîr'dir, çok iyi görür.