Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4280, sondan 1957. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 8. ayetidir. Şûrâ Suresi 8. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 71 ve toplam ebced değeri ise 4256 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (0) ق (0) bulunuyor.
Arapça Metin
ولو شاء الله لجعلهم امة واحدة ولكن يدخل من يشاء في رحمته والظالمون ما لهم من ولي ولا نصير
İnkârcılıkta direnenlerin bu tutumlarının sonucuna katlanmak durumunda oldukları ve yüce Allah’ın dünya hayatını böyle bir irade sınavı için var ettiği hatırlatılmakta, müşriklerin iman etmeleri ve kurtuluşa ermeleri için çırpındıkları halde tam sonuç alamayan Hz. Peygamber ve ona gönülden bağlanan müminler teselli edilmektedir. 6, 8 ve 9. âyetlerde geçen velî (çoğulu: evliyâ) kelimesi “dost, koruyucu, hâmi, destekçi, kendisine uyulan önder” gibi mânalara gelir. Kur’an’da sıkça kullanılan bu kelimeye bağlama göre bu ve benzeri mânalardan biri verilebilir (meselâ bk. A‘râf 7:3, 30; Hûd 11:20, 113; İsrâ 17:97; Ankebût29:41. Allah’ı dost edinmenin anlamı hakkında bk. Bakara 2:257; Nisâ4:125; En‘âm 6:14). 7. âyette geçen ve “anakent, yerleşim yerlerinin merkezi” anlamlarına gelen ümmülkurâ tamlaması Kur’an’da Mekke şehrini ifade etmek için kullanılır (bk. Âl-i İmrân 3:96-97; En‘âm 6:92). Âyetin “çevresindekiler” diye çevrilen kısmını Araplar’la sınırlandırarak yorumlayanlar olmuşsa da (meselâ bk. Zemahşerî, III, 397), birçok müfessir İslâm tebliğinin evrenselliğine dikkat çekerek burada bütün insanların kastedildiğini savunur (meselâ bk. Râzî, XXVII, 147-148. Kur’ân-ı Kerîm’in Arap dilinde indirilmiş olması konusunda bk. Yûsuf 12:2; Ra‘d 13:37; Nahl16:103; Zümer 39:28). Kur’ân-ı Kerîm’de farklı bağlamlarda, hem “insanlar başlangıçta tek bir ümmet idi” anlamına hem de 8. âyette olduğu gibi “Allah dileseydi insanları (aynı inançta) tek bir ümmet kılardı” mânasına gelen ifadeler yer alır (bunların izahı için bk. Bakara 2:213; Mâide 5:48; Yûnus 10:19; Hûd 11:118; Nahl 16:93; ümmet kavramı hakkında bk. Bakara 2:128). Burada âyet kümesinin genel amacı doğrultusunda, Resûlullah’a ve müminlere, insanların bir sınavdan geçmekte olduğu, hür iradeleriyle hareket ettikleri, bu sebeple de herkesin aynı çizgi üzerinde bulunmadığı bildirilmektedir.
Mehmet Okuyan
Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dileyeni (layık gördüğünü) rahmetine koyar. Zalimlerin ise hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur.
Eğer Allah dileseydi, onları bir tek inanç etrafında toplardı. Fakat O, dileyenleri rahmetinin içine alır. Zâlimler için hiçbir koruyucu ve yardımcı yoktur.[517]
[517] Ümmet ve rahmet kelimeleri hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVII, 184-187.
Erhan Aktaş
Eğer Allah dileseydi¹ kesinlikle onları bir tek ümmet² yapardı. Ne var ki O dilediği³ kimseyi rahmetinin içine koyar. Zalimlere gelince, onların velisi ve yardımcısı yoktur.
1- Kimseye seçme hakkı tanımayarak, irade sahibi yapmayarak. İnsanları, seçimlerinde özgür bırakmayarak. 2- Topluluk, toplum. Sözcüğün birincil anlamı “yol” demektir. Bu yol, amaçlanmış, hedef olarak belirlenmiş yoldur. Amaç ve inanç birliği, ortak değer yargıları ve aynı uygarlığa sahip olan insan topluluğu demek olan ümmet kavramının; aynı zamanda ana, din, yol, cemaat, familya, nesil, boy, zaman gibi anlamları da bulunmaktadır. 3- Uygun gördüğünü. Dileyeni, hak edeni; hak etmek için gayret göstereni.
Ahmet Akgül
Eğer Allah dileseydi, onları (insanların hepsini) herhalde tek bir ümmet kılardı (ama imtihan gereği serbest bıraktı) . Lâkin O, dilediğini (ve hak edeni) Kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulunabilir).
Ve Allah isteseydi elbette onları bir ümmet olarak halkederdi ve fakat dilediğini rahmetine ithal eder ve zalimlere gelince: Onlara ne bir dost vardır, ne bir yardımcı.
Eğer Allah dileseydi, bütün insanları hidayete ermiş tek bir din ve millet üzere, yani İslâm dinine mensup kılardı. Bununla birlikte O, rahmetine girmeyi dileyeni rahmetine kavuşturur. Halbuki yaratılış gayesi dışında ömür tüketenler, Allah'ın azabına karşı ne kendilerini koruyacak bir kimse, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.
Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, bütün insanları aynı inanç ve düşünceyi paylaşan bir tek millet yapardı. Fakat Allah, irade hürriyeti ve seçme özgürlüğü tanıdığı, insanları imtihana tâbi tuttuğu için, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi olan akıllı ve sorumlu varlıkları rahmetine gark ediyor. Zâlimlerin, haksızların ne bir velisi, dostu, koruyucusu, ne de bir yardım edeni vardır.
Allah dileseydi onları bir tek ümmet yapardı. Ancak dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince onların ne bir dostları ne de bir yardımcıları vardır.
Eğer Allah dileseydi, onları elbette tek bir ümmet kılardı. Ancak O, dilediğini kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulursun).
Eğer Allah dileseydi, bütün insanları tek bir ümmet (aynı dine bağlı kimseler) yapardı; fakat dilediğini rahmetine koyar. Zalimlere ise, bir dost da yok, bir yardımcı da yok...
Eğer Allah dileseydi, hepsini bir tek toplum (ümmet) yapardı. Fakat Allah, istediğini rahmetine mazhar eder. Zalimler ise, onlar için hiçbir dost ve yardımcı olamaz.
Eğer Allah dileseydi onları (aynı inanç ve hayat tarzı üzerinde) tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dileyeni rahmetine kavuşturur. Zalimlerin ise ne bir dostu ne de bir yardımcısı vardır.
“Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı” söylemi, “onların rahmetine kavuşmasını” dilemedi demek değildir. Allah, insanı iradeli bir varlık olarak yaratmıştır. Ona seçme ve seçtiğini hayata tatbik etme özgürlüğünü vermiştir. Bu bakımdan irade; insanı iki şeyden birine yani ya hidayete ya da dalalete götürmektedir. Allah, istese elbette ki, bu gücü Kendi küllî iradesiyle hidayete yönlendirirdi ama o zaman insan iradesiz bir varlık olurdu ve yaptıklarından sorumlu tutulmazdı.
Diyanet İşleri (Eski)
Eğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz.
Ayrı dinlerdeki bütün insanlar İslâm dinine girebilirlerdi. Ama hidayet ve dalâlet ilâhî iradeye bağlıdır. Bununla birlikte inkârla kendilerine zulmedenler azaptan hiçbir şekilde kurtulamayacaklardır.
Edip Yüksel
ALLAH dileseydi onları bir tek toplum kılardı. Ancak O, dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin bir sahibi ve yardımcısı yoktur.
Eğer Allah dileseydi bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Fakat O yalnız dilediğini rahmetinin içine almaktadır. Zalimler için ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
Eğer Allah dileseydi onları elbet birtek ümmet de yapardı. Fakat O, kimi dilerse onu rahmetine sokar. Zaalimler (e gelince:) Onların ne bir haamisi, ne de (başkaca) bir yardımcısı yokdur.
Hâlbuki Allah dilese idi, onları elbette (hepsi îmân etmiş) tek bir ümmet yapardı; fakat(O), dilediğini (hikmetine binâen kendi lütfundan) rahmetine koyar. Zâlimlere gelince, onlar için ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Allah dileseydi onların hepsini tek bir inanç üzerinde bir araya getirirdi. Ancak Allah, rahmetine girmek isteyeni rahmetinin içine alır. Zalimlere gelince, onlar için, ne bir koruyucu nede bir yardımcı vardır.
Allah dileseydi onları bir tek ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini fazl-ı keremiyle daire-i rahmetine sokar, öz nefislerine zulmedenlerin ne yâr ve iş görenleri ne medetkârları yoktur.
Eğer Allah dileseydi, onları tek bir ümmet kılmış olurdu. Ancak O, dilediğini kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için ne bir veli vardır, ne de bir yardımcı.
Gerçi Allah dileseydi, onları da zorla imana getirir ve tüm insanlığı, ister istemez Allah’a kulluk eden tek tip bir toplum yapabilirdi fakat öyle yapmadı. Allah, insana özgür bir irâde vermiş ve onu, dilediği inanç ve hayat tarzını seçme konusunda serbest bırakmıştır. Bu yüzden O, samîmî bir kalple Kendisine yönelerek lütuf ve merhametine nâil olmak isteyen kimseyi sonsuz lütuf ve rahmetine kavuşturur. Bile bile kötülüğü tercih ederek zulüm ve haksızlık yapanlara gelince, onlar Hesap Gününde, kendilerini Allah’ın gazâbından koruyabilecek ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı!
Allah dileseydi, onları bir tek ümmet yapardı; ama dileyeceği kimseleri rahmetine girdiriyor.
Zâlimler’e gelince; onlar için hiçbir veliyy de, yardım edici de yoktur.
Eğer Allah dileseydi, kesinlikle onları tek bir ümmet kılardı. Ama O, ancak dilediğini rahmetine sokar. Zâlimlere gelince; onlar için Allah’tan başka dost da yardımcı da yoktur.
Eğer Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı: 6 bununla birlikte O, [kavuşturulmayı] dileyeni rahmetine kavuşturur; 7 halbuki [Hesap Günü] zalimler ne kendilerini koruyacak bir kimse, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.
Eğer Allah isteseydi onları tevhit inancını benimsemiş tek bir ümmet yapardı. Ancak o tercihi insana bırakmış, dileyeni rahmetine dâhil eder. Ama yanlışta ısrar eden zalimlerin ise ne bir velisi vardır ne de bir yardımcısı. 10/99, 16/37
Ama eğer Allah isteseydi onları tek bir ümmet yapardı:[4306] Ne var ki O, tercih edeni/tercih ettiğini rahmetine gark eder;[4307] zalimler ise ne candan bir dost ne de bir yardımcı bulabilecekler.
[4306] Varlığın çift kutupluluğu yasasını ele alan 11. âyetle birlikte okunursa, zımnen şu anlama gelir: iman-inkâr, mü’min-kâfir kutupları bu yasa gereği hep var olacaktır.
[4307] Men yeşâ ibaresini çevirimizin gerekçesi için bkz: 10:25, not 44; 14:4, not 5 ve 24:21, not 24. Zımnen: O isteseydi insanları bir tek inanç ve düşünce etrafında birleştirirdi, fakat bunu istemedi ve onları sınayıp tercihlerine göre ödül ve ceza vermek için irade verdi. Dolayısıyla iman ve küfür, iradenin doğal ve mecburî bir sonucudur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve eğer Allah dilemiş olsa idi elbette onları bir ümmet kılmış olurdu. Velâkin dilediği kimseyi rahmetine girdirir. Zalimlere gelince onlar için ne bir velî ve ne de bir yardımcı vardır.
Eğer Allah dileseydi bütün insanları, aynı dine bağlı, tek ümmet yapardı. Ama O, insanların hak etmelerine göre dilediği kimseyi rahmetine dahil eder, Zalimlerin ise ne hâmileri, ne de yardımcıları vardır.
Tercihi Allah yapsaydı onları kesinlikle bir tek toplum (ümmet) haline getirirdi. Ancak Allah, doğru tercihte bulunanı ikramı ile kuşatır. Yanlış yapanların ne bir dostu ne de yardımcısı olur.
[*] "Şâe = شاء" fiili, bir şeyi var etti, demektir (Müfredat). Allah bazı şeyleri kulunun tercihine göre yarattığından öznesi kul olursa "tercih edip yaptı", Allah olursa "tercih edip yarattı" anlamına gelir.
Şaban Piriş
Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı. Fakat, dilediğini rahmetine katar. Ama zalimlerin ne bir velisi vardır ne de bir yardımcısı...
Allah dileseydi, onların hepsini tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini rahmetine eriştirir. Zalimlerin ise ne bir dostu vardır, ne de bir yardımcısı.
Eğer Allah dileseydi onları bir tek ümmet elbette yapıverirdi. Fakat O, dilediği kişiyi/dileyeni rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.