Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5180, sondan 1057. ayet; 62. sure ve Cum'a Suresinin 3. ayetidir. Cum'a Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1526 olarak hesaplanmıştır. Cum'a Suresinin toplam ebced değeri 59645 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bu âyette geçen “başkaları” ifadesinin kapsamına Peygamber Efendimizden sonra gelmiş ve Kıyamete kadar da gelecek bütün insanlar girmektedir. Yani âyette İslâm dininin evrenselliği ve çağlar üstü geçerliliği vurgulanmaktadır.
Peygamberin temel görevi Allah’ın âyetlerini okuma yani aldığı vahyi olduğu gibi bildirme, insanları arındırma yani ruhen yücelmeleri, davranış güzelliğine erişmeleri ve insana yaraşmayan hallerden kurtulmaları için onları eğitme, tebliğ ve eğitimle yetinmeyip aynı zamanda öğretme ve açıklama (kitabı ve hikmeti öğretme) şeklinde özetlenmekte, Resûl-i Ekrem’in yalnız ilk muhataplarına değil daha sonra geleceklere de elçi olarak gönderildiği belirtilmekte, peygamber ve vahiy gönderme veya peygamberlik görevi vermenin ilâhî bir lutuf olduğu, bunun da ancak Allah’ın dilemesine bağlı bulunduğu bildirilmektedir. Ümmî kelimesi bu bağlamda, “büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Araplar” veya “kendilerine ait ilâhî bir kitabı olmayan topluluk” anlamlarıyla açıklanmıştır (peygamberin belirtilen görevleri ve muhatapların daha önce açık bir sapkınlık içinde olmaları hakkında bk. Bakara 2:129, 151; Âl-i İmrân 3:164; “hikmet” hakkında bk. Bakara 2:269; “ümmîler” kelimesinin anlamları hakkında bk. Bakara 2:78; Âl-i İmrân 3:20, 75; “ümmî peygamber” tabiri hakkında bk. A‘râf 7:157, 158). 3. âyetin “(O, ileride) onlardan (olacak), henüz kendilerine katılmamış bulunan daha başkalarına da (gönderilmiştir)” şeklinde çevrilen kısmı önceki âyete gramer açısından şu şekillerde bağlanabilmektedir: a) Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da gönderilmiş bir elçi, b) Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da Allah’ın âyetlerini okuyan (...) bir elçi (Şevkânî, V, 259). İbn Âşûr Arap dili kurallarına göre birinci şıkkı doğru bulmaz. Fakat her iki ihtimale göre âyetin mesajı açısından farklı bir sonuç çıkmamaktadır; kendisinin de belirttiği üzere burada amaç, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin belirli bir dönem ve belirli bir toplumla sınırlı olmadığını ifade etmektir (XXVIII, 210-211). Bu anlamı daraltıcı yorumlar yapılmış olmakla beraber, bunlar sağlam bir delile dayanmamaktadır. Taberî de bu yorumları naklettikten sonra âyetin anlamının genel olduğunu belirtir (XXVIII, 95-96).
Mehmet Okuyan
Henüz kendilerine katılmamış bulunan diğerlerine de (sonraki nesillere de bu elçiyi göndermiştir).O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Ve (Hz. Muhammed AS.) henüz kendilerine (Sahabelere) ulaşıp katılmamış (kıyamete kadar gelecek) olan diğerlerine de (bütün insanlık âlemine Peygamber gönderilmiştir.) O (Allah), Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
"Onlardan başkaları", Arap olmayanlardır. Bunlar kimlerdir diye sorulunca Hz. Muhammed (s.a.a), elini Selmân-ı Fârisi'nin omuzuna koymuş ve iman, Ülker yıldızında olsaydı bunlardan gelen erler gene uzanırlar, onu alırlardı buyurmuştur (al-Tecrid, 2, Kitâbu Tefsir-il-Kur’ân, 118).
Abdullah Parlıyan
Allah bu peygamberi, daha sonra gelecek olan, diğer toplumlara da göndermiştir. Bunlar kıyamete kadar gelecek olan insanların hepsidir yani bu din ve bu peygamber evrensel olup tüm insanlığa gönderilmiştir. Mağlup edilemeyen tek güçlü O'dur, yaptığı herşeyi yerli yerince yapan da yine O'dur.
O peygamberinin tebliğini, eshab ile birlikte aynı çağda yaşamayan, daha sonra gelecek bütün diğer kavimlere, insanlara, mü'minlere ulaştıracak, vicdanlarını temizleyecek, Kur'ân'ı ve sünneti öğretecek mü'minleri görevlendiren, müesseseleri kurdurandır. O kudretlidir, hikmet sahibi ve hükümrandır.
(Allah, hem okuyub yazmak bilmiyen ümmî Arap'lara peygamberini gönderdi, hem de) onlardan başkalarına, (ashabdan sonra kıyamete kadar gelecek olanlara) ki, henüz onlara, (bu ilk Arab'lara) kavuşmamışlardır. O, Azîz'dir= her şeye galibdir, Hakîm'dir= işinde hikmet sahibidir.
(Ve Allah, o elçiyi) henüz o ümmilere yetişmemiş, onlardan başka diğer insanlar için de göndermiştir.() O, üstün güç sahibidir. Ve her şeyi yerli yerinde yapandır.
(Allah, bu son Nebiyi) henüz kendilerine katılamayan başkalarına ve (gelecek nesillere de Nebi olarak) göndermiştir. O (Allah), mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hz. Peygamber, Arapların dışındaki milletlere de peygamber olarak gönderilmiştir. Çünkü Peygamberimizin nübüvvet ve risaleti evrensel ve süreklidir. O, kıyamete kadar gelecek bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.
Edip Yüksel
Ve henüz kendilerine katılmamış bulunan başkalarına da... O Üstündür, Bilgedir.
(Aynı peygamber) onlardan (mü'minlerden) henüz kendilerine katılıb erişememiş bulunan diğerlerine dahi (kitabı ve hikmeti öğretir). O, gaalib-i mutlakdır, yegâne hukûm ve hikmet saahibidir.
Hem (o peygamber) onlardan (Arablardan) başkalarına (da bütün cin ve insanlara peygamber olarak gönderilmiştir) ki (onlar) henüz kendilerine kavuşmamışlardır. O, Azîz(kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
İsmail Hakkı İzmirli Cum'a Suresi 3. Ayet Açıklaması
[3] Şeref ve derecede, İslâm'da ileri bulunmada sahabeye yetişemeyenlere, henüz dünyada olmayıp sonradan dünyaya geleceklere de.
Kadri Çelik
(Bu Peygamber,) Onlardan henüz kendilerine ulaşıp katılmamış bulunan diğerlerine de (elçi olarak gönderilmiştir); O (Allah), üstün güç sahibi olandır, hikmet sahibidir.
Ve bu Elçiyi sadece Araplara değil, henüz onlara katılmamış olan fakat kıyâmete kadar iman kervanına katılmayı bekleyen yeryüzündeki her ırktan ve her renkten diğer bütün iman erlerine göndermiştir. Gerçekten O, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. Asla yersiz ve gereksiz hüküm vermez ve hükmüne asla karşı konulamaz.
1 Peygamber (s.a.v)’in Peygamberliği, yalnız Araplara mahsus olmayıp, onlardan başka diğer tüm ümmetlere de geçerlidir. Yani o Rasûl yalnız ümmîlere değil, o anda mevcut veya ileride dünyaya gelecek tüm insanlara, Peygamber olarak gönderilmiştir.
Muhammed Esed
ve başka toplumlarla temasa geçmeleri sonucunda, kendilerinden diğerlerine [bu mesajın yayılmasını sağlamıştır]: 2 çünkü yalnız O, güç ve hikmet Sahibidir.
Üstelik onlar arasında henüz onlara katılmamış (ama katılmayı bekleyen) daha başkaları da var:[5096] Mutlak üstün ve yüce olan,[5097] her hükmü mutlak doğru olan sadece O’dur.
[5096] Bu, vahyin verdiği gaybî bir ihbardır. Mücahid, “başkaları” ile nebevi davetin muhatabı olan tüm insanlığın kastedildiğini söyler. Bu haberin gerçekleşip, Muhammedî davetin kısa zamanda yeryüzünün dört bucağındaki sayısız kadın ve erkeğin yüreğine ulaştığına tarih şahit olmuştur.
[5097] el-Azîz isminin bağlamla münasebeti şudur: İnsanlığın tümü Allah’a sırt dönse, O’nun yüceliğine zerrece halel gelmez.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlardan başkalarına da göndermiştir ki, henüz onlara erişmemişlerdir. Ve O, azîzdir, hakîmdir.
Bu Peygamber, henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da gönderilmiştir. O gerçekten azîzdir, hakîmdir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir). [17, 44; 3, 20; 43, 44; 26, 214; 7, 158; 6, 19]