Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1266, sondan 4971. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 31. ayetidir. Tevbe Suresi 31. ayetinin kelime sayisi 23, harf sayısı 102 ve toplam ebced değeri ise 4635 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
اتخذوا احبارهم ورهبانهم اربابا من دون الله والمسيح ابن مريم وما امروا الا ليعبدوا الها واحدا لا اله الا هو سبحانه عما يشركون
(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.
Burada yahudi ve hıristiyanların Allah’ı bırakıp da insanları rab edinmeleri eleştirilmektedir. Yahudiler bakımından bu kimseler onların din bilginleridir (yahudi din âlimleri hakkında kullanılan “ahbâr” kelimesinin açıklaması için bk. Mâide 5:44). Hıristiyanlar bakımından ise bu kimseler onların rahipleri ve özellikle Hz. Îsâ’dır. Âl-i İmrân (3:64, 80) ve Yûsuf (12:39) sûrelerinde olduğu gibi burada da hem “ulûhiyyet birliği” hem de “rubûbiyyet birliği”, yani Tanrı ve rab olarak tek bir varlığa inanıp bağlanmanın kaçınılmazlığı üzerinde durulmaktadır (bk. Âl-i İmrân 3:64). Bir başka anlatımla, “Rab edinme” ifadesini içeren bu âyetlerde yahudilerin ve hıristiyanların din âlimlerini ve din adamlarını Tanrı edindikleri yani onlara taptıkları değil Tanrı benzeri bir otorite tanıdıkları ifade edilmiş olmaktadır. Nitekim Adî b. Hâtim ile Hz. Peygamber arasında bu âyet hakkında şöyle bir konuşma geçtiği rivayet olunmuştur:
– “Yâ Resûlellah! Biz onlara kulluk etmiyorduk ki!
– “Peki, onlar size istediklerini helâl, istediklerini haram kılıyorlar ve siz de onlara uyuyor değil miydiniz?”
– “Evet!”
– “İşte burada söylenen de odur” (Zemahşerî, II, 149; Râzî, XVI, 37).
Ruhbân rahip kelimesinin çoğuludur. Rahip sözlükte “korkan” anlamına gelir. “Allah korkusu içine yerleşmiş ve dışına vurmuş, kendini Allah’a kulluk etmeye hasretmiş kişi” anlamında olmak üzere hıristiyan din adamlarına bu ad verilmiştir (Râzî, XVI, 37; İbn Âşûr, X, 170). Hıristiyanlık’ta kutsal ruhbanlık sakramenti, hıristiyan tebliğinin Îsâ tarafından havârilere devredilmesi geleneğine kadar çıkarılır. Ruhbanlık sırrının Yeni Ahid’deki zeminine delil olarak Mesîh’in insan ve Tanrı arasında ara bulucu konumu gösterilir. Kilisenin başı olan Mesîh yetkilerini havârilere, havâriler de din adamlarına aktarır. Mesîh’in temsilcisi olarak seçilen din görevlileri üç rütbe altında toplanabilir: Piskopos, rahip (veya papaz), diyakos (papaz yardımcısı). Bunların atanmasında belirli kural ve usuller vardır. Kardinal adı verilen din adamları grubu yüksek dereceli piskoposlardan oluşur ve bir anlamda kilisenin en üst düzeydeki genel kurulunun temsilcileridirler. Piskoposların üzerinde yer alan papalık kurumu, temel bir hiyerarşi olmaktan çok, idarî bir görev mahiyetindedir. Papa bütün Katolikler’in başı, Îsâ’nın Petrus aracılığıyla vekili ve Roma piskoposudur. Ortodokslar arasında yetkileri en geniş piskoposlara ise patrik ve metropolit unvanları verilir. Özellikle reform kaynaklı bazı kiliseler ibadet için özel din adamlarının varlığını gerekli görmezken, çoğu kiliseler, kökenini Yeni Ahid’e çıkardıkları din görevlilerini kilisenin varlığı için zorunlu sayar. Katolik ve Ortodoks kiliselerine göre din adamlarının görevleri ve hiyerarşisi ilk havârilerden günümüze kadar değiştirilmeden gelmiştir; bugünkü hiyerarşisi de dünyevî kurallara göre belirlenmiş olmayıp “luro divino”ya (ilâhî karara) dayanır. Protestanlar ise din adamlarının kutsiyetine inanmazlar. Onlara göre Yeni Ahid’de birtakım görevlilerden söz ediliyorsa da tarihî şartların gerektirdiği durumlara göre bu görevlileri değiştirme imkânı her zaman vardır. Bununla birlikte Protestan kiliselerinin bir kısmı (Calvinciler, İsveç Lutherciliği ve Anglikan kilisesi) geleneksel din görevlileri anlayışını herhangi bir kutsiyet atfetmeden uygulamaktadır (bu konuda daha fazla bilgi için bk. Mehmet Aydın, “Hıristiyanlık”, DİA, XVII, 350, 351, 352).
Kur’an’da hıristiyan din adamlarından bazı erdemleri ve özellikle tevazuları sebebiyle olumlu biçimde söz edildiği görülürse de (Mâide 5:82), ruhbanlık anlayışı ve bu kavramın peygamber olmayan kişilerin ilâhî yetkilerle donatılmış gibi gösterilmesine alet edilmesi tasvip edilmez. Nitekim bu âyette ruhbanlarca istismar edilen dinî otoritenin hıristiyan toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine işaret edilerek yahudilerin rabbileri kutsallaştırması gibi hıristiyanların da zamanla Îsâ’yı ve rahipleri kutsallaştırdıkları belirtilmiştir. Ayrıca Kur’an’da, ruhbanlığın aslında Hıristiyanlık’ta bulunmayıp sonradan ihdas edildiğine işaret edilmiş, fakat Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için bazı hıristiyanlarca başlatılan bu hareketin gereğinin yerine getirilmediğine dikkat çekilmiştir (Hadîd, 57:27; Mustafa Sinanoğlu, “Hıristiyanlık”, DİA, XVII, 365).
Mehmet Okuyan
(Yahudiler) hahamlarını (bilginlerini), (hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu [Mesih]’i (İsa’yı) Allah’ın peşi sıra rabler edinmişlerdi. (Oysa) onlara ancak tek bir ilaha kulluk etmeleri emrolunmuştu. O’ndan başka ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından yücedir.
Bu ayetin, Yüce Allah’ın buyrukları dışında insanların helal ve haram kılmalarını din kabul edenlerin onları [rabb] edinmesi anlamında olduğu anlaşılmaktadır. Rivayet olunduğuna göre, Adiyy b. Hâtim, henüz hristiyanken (boynunda bir haç varken) bir gün Hz. Muhammed’e gelmişti. Hz. Muhammed o esnada Berâe (tevbe) suresini okuyordu. Bu ayete yani Tevbe 9:31. ayete gelince Adiyy ‘Ben Peygamber’e ‘Biz, onlara tapmıyoruz ki?’ dedim.’ Bunun üzerine Hz. Muhammed şöyle buyurdu: ‘Onlar, Yüce Allah’ın helal kıldığını haram kılmıyorlar mı; bundan dolayı siz de onları haram kabul etmiyor musunuz? Yine o [ruhban] ve [ahbâr] (yani din adamları) Allah’ın haram kıldığı şeyleri helal saymıyorlar mı; böylece de siz onları helal kabul etmiyor musunuz?’ Ben de ‘Evet’ cevabını verince Hz. Muhammed ‘İşte bu, onlara ibadet etmek demektir’ buyurdu’ demiştir” (Mukâtil b. Süleyman, [Tefsîr], II, 165).
Bayraktar Bayraklı
Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i rabler edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Onlar, Allah'ın yanı sıra hahamlarını¹, rahiplerini² ve Meryem oğlu Mesih'i³ Rabb'ler edindiler. Oysa bunlar, bir tek olan İlâh'a kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bunların ortak koştuklarından münezzehtir.⁴
1- Yahudi din adamları.
2- Din adamarı.
3- İsa'yı.
4- Tıpkı Ehl-i Kitap gibi günümüz Müslümanları(!) da mezheplerini, tarikatlarını, cemaatlerini, hocalarını, şeyhlerini, ağabeylerini Rabb'ler edinmiş durumdadırlar.
Ahmet Akgül
Onlar, Allah'ı bırakıp (Allah’ın velisi ve şefaatçisi zannettikleri) bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de (ilahlaştırıp küfre düştüler) . Oysa onlar, tek olan bir İlah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.
Allah'ı bırakıp bilginleriyle rahiplerini ve Meryemoğlu Mesih'i Rab tanımışlardır; halbuki onlara da ancak tek mabuda kulluk etmek emredilmiştir. Ondan başka tapacak yok; o onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.
Bunlar Allah'tan başka hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i Rabb edindiler. Halbuki onlar ancak gerçek olan bir ilaha kulluk ve ibadetle emrolunmuşlardı. Allah'tan başka gerçek ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden bütünüyle uzaktır, yücedir.
Onlar Allah'ı bırakıp, kulları durumundaki bilginlerini ve rahiplerini Meryem oğlu Mesih'i helâller ve haramlar ortaya koyan itaati zaruri otoriteler kabul ederek ilâh haline getirdiler. Halbuki onlara, candan müslüman olarak bağlanacakları, yalnız bir tek ilâha saygıyla kulluk ve ibadet etmeleri emrolunmuştu. Hak ilâh yalnızca O'dur. Allah, müşriklerin, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında kendisine ortak koştukları şeyden münezzehtir.
Adî b. Hatim r.a’den; Boynumda altından bir haç takmış olarak Rasululah’ın yanına geldim. Rasulullah; “- Ey Adî, şu boynundaki putu at.” buyurdu. Bunu derken de; “- Onlar Allah’ı bırakıp kulları durumundaki bilginleri ve rahipleri, Meryem oğlu Mesih’i, helâller ve haramlar ortaya koyan itaati zaruri otoriteler kabul ederek ilâh haline getirdiler.” âyetini okuduğunu işittim. Buyurdular ki, “gerçi onlar bunlara tapmazlardı, ancak rab edindikleri haham ve rahipler kendilerine bir şeyi helal diye emrettikleri vakit onlar bunu helâl sayarak yaparlardı. Bir şeyi haram diye yasakladıkları vakit de haram sayar, yapmazlardı. (Tirmizî, Tâc 4:255-256).
Ahmet Varol
Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i kendilerine rab edindiler. Oysa tek bir ilah olan Allah'a kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. O, onların ortak koştuklarından yücedir.
Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
Onlar, âlimlerini ve Rahiblerini, Allah'dan başka Rabler edindiler; Meryem'in oğlu Mesîh'i de. Halbuki onlar da, ancak bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiç bir ilâh yok. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden tamamen münezzehtir.
Hahamlarını, papazlarını ve Meryemoğlu Mesihi Allah’tan başka rabler edindiler. Hâlbuki onlara, tek bir ilaha ibadet etmekten başka bir emir gelmemişti. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların eş koşmalarından münezzeh ve yücedir.
Allahı bırakarak bilginleriyle, din uluları, Meryem oğlu İsa'yı Tanrı edinmişlerdi; onlarsa, yalnız bir Tanrıya tapmakçin buyurulmuştu, ondan özge Tanrı yok, o kutsaldır eş koşulan nesneden
(Yahudiler) Allah'la beraber (aşırı yücelttikleri din adamları olan) hahamlarını ve (Hıristiyanlar da aynı şekilde kendi) rahiplerini Allah'tan ayrı birer Rab konumuna getirdiler. Meryem oğlu (İsa) Mesih'i de (zaten Allah'ın oğlu ilan ederek) rab edinmişlerdi. Hâlbuki onlara yalnız bir tek ilah (olan Allah')a kulluk etmeleri emredilmiştir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır/yücedir.
Bkz. 1:4, 4:36, 5:17, 51:56Ayette geçen “ahbar” terimi, “hebr” sözcüğünün çoğuludur. Bu terim “Kitap ehlinin bilginleri” -daha çok Yahudi bilginleri- anlamına gelir. “Ruhban” terimi ise “rahip” sözcüğünün çoğuludur, Hıristiyanlarda genellikle manastırlarda yaşayan din adamları için kullanılır. Aynı zamanda insanlardan uzaklaşıp uzlete, riyazete çekilerek dünyalıkları ve dünya zevklerini terk eden ve kendini aşırı derecede ibadete veren kişiler anlamına gelir.Yahudilerin hahamlarını, Hıristiyanların rahiplerini ilah edinmelerinden maksat, Allah’ın mesajlarını bırakarak sahte ilah edindikleri bu kişilerin vahiy dışındaki söylemlerine itibar etmeleri ve onların kişisel emir ve yasaklarına uymaları demektir ki bu da onların, din adamlarına kulluk etmesi anlamına gelmektedir. Ayetin devamında Allah: “Hâlbuki onlara yalnız bir tek ilah (olan Allah’)a kulluk etmeleri emredilmişti” buyuruyor.Aynı öldürücü tehlike bugünün Müslümanları için de geçerlidir. Allah ve resulü adına birçok şey farklı isimler altında Müslümanlara dayatılmaya çalışılıyor. Kur’an’la çelişmesine rağmen uydurma hadislerle Hz. Peygamber üzerinden meşrulaştırılarak bazı hurafeler Müslümanların hayatına sokulmak isteniyor. Hahamlarda ve rahiplerde görüldüğü gibi kişiler, özellikle bazı din adamları aşırı derecede yüceltilerek kendilerine tanrısal özellikler yükleniyor. Kutsanan bu kişiler üzerinden yanlış dini telkinlerle mütedeyyin insanlar yozlaştırılıyor ve bağnaz bir toplum meydana getiriliyor. Onun için kim tarafından ve hangi adla olursa olsun söylenenleri, yaşananları, Kur’an’a ve onun yaşanmış hali olan sünnete -ki sünnet Kur’an’ın kendisidir, ahlakıdır- giderek sorgulamalıyız. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum çünkü sünnet diye şişirilmiş ve içi hurafelerle, bidatlerle, uydurma mucizelerle doldurulmuş bir peygamber hayatıyla da karşılaşabilirsiniz. Müslümanlar olarak bilgili ve uyanık olmalıyız, aksi takdirde bizim de yukarıdaki sınıflardan bir farkımız kalmaz.
Diyanet İşleri (Eski)
Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
Yahudilerin Mukaddes Kitaplarını taşıyan sandık birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş, Mukaddes Kitap saldırıya uğramış ve bizzat Hz. Musa’ya verilen levhalar kaybolmuştur. Yahudi din adamları hâfızalarında kalan bazı âyetleri parça parça yazmışlardı. Babil esaretinde iyi bir yazıcı olan kâhin Ezrâ, şifahi ve kısmen yazılı olan rivayetleri bir araya toplayıp yahudi mukaddes kitabını meydana çıkarmıştı. Bu hizmetinden dolayı Ezrâ, İsrailoğullarının saygısını kazanmış, bu saygı zamanla o kadar aşırı bir noktaya varmış ki yahudiler, Ezrâ’yı Allah’ın oğlu saymışlardır. İşte 31. âyette buna işaret edilmektedir.
Edip Yüksel
Din bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih'i ALLAH'tan ayrı rabler edindiler. Oysa, yalnız tek Tanrı'ya kulluk etmekle emredilmişlerdi. O'ndan başka tanrı yoktur. O, eş koştukları kimselerden de çok Yücedir.
Din sadece Allah'ındır (98:5). Falanın filanın fetvalarını din edinmek şirktir. Ayrıca bak: 42:21.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.
Ahbarlarını, rühbanlarını Allahdan başka rablar edindiler, Meryemin oğlu Mesîhi de, halbuki hepsi ancak bir ilâha ıbadet ile emrolunmuşlardır ki başka ilâh yok ancak o, tenzih o sübhana onların koştukları şirkten
Onlar, Allâhı bırakıb bilginlerini, râhiblerini, Meryemin oğlu Mesîhi Tanrılar edindiler. Halbuki bunlar da ancak bir olan Allaha ibâdet etmelerinden başkasıyle emr olunmamışlardır. Ondan başka hiç bir Tanrı yok. O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehdir.
(Yahudiler) hahamlarını, (hristiyanlar da) râhiblerini ve Meryemoğlu Mesîh'i Allah'dan başka rabler edindiler. Hâlbuki ancak tek bir İlâh'a ibâdet etmekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ilâh yoktur! O, (onların) ortak koşmakta oldukları şeylerden pek münezzehtir!(2)
(2)“İslâmiyet’in, hristiyanlık ve sâir dinlere cihet-i farkının sırr-ı hikmeti şudur ki: İslâmiyet’in esâsı mahz-ı tevhiddir (husûsan Allah’ın birliğidir). Vesâit ve esbâba (vâsıtalar ve sebeblere) te’sîr-i hakīkī vermiyor. Îcad (yoktan var etme) ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hristiyanlık ise, ‘velediyet (Îsâ Aleyhisselâm’ın Allah’ın oğlu olduğu)’ fikrini kabûl ettiği için, vesâit ve esbâba bir kıymet verir. Enâniyeti (benliği) kırmaz. Âdetâ rubûbiyet-i İlâhiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. اِتَّخَذُٓوا اَحْباَنَهُمْ اَرْباَباً مِنْ دُونِ اللّٰهِ [(Yahudiler) hahamlarını, (hristiyanlar da)râhiblerini (ve Meryemoğlu Mesîh’i) Allah’dan başka rabler edindiler] âyetine mâsadak (muhatab) olmuşlar. Onun içindir ki, hristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları gurur ve enâniyetlerini (benliklerini)muhâfaza etmekle berâber, sâbık (eski) Amerika reîsi Wilson gibi mutaassıb bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dîni olan (şirkin hiçbir çeşidine müsâade etmeyen) İslâmiyet içinde dünyaca yüksek mertebede olanlar, ya enâniyeti ve gurûru bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için bir kısmı lâkayd (ilgisiz) kalıyorlar. Belki dinsiz oluyorlar.” (Mektûbât, 26. Mektûb, 124)
İlyas Yorulmaz
Onlar hahamlarını ve rahiplerini ve Meryem’in oğlu Mesih’i Allah’dan başka rabler edindiler. Hâlbuki onlara, kendisinden başka ilah olmayan, tek bir ilaha kulluk etmeleri emredilmişti. O (Allah), onların koştukları düzmece ilahlardan uzaktır.
Onlar bir tek mâbuda tapmaya emir olunmuşlar iken Allah/ı bırakarak Yehûd âlimlerini, hıristiyan rahiplerini Meryem oğlu Mesih/i rab edindiler. Tanrıdan başka tapacak yoktur. O, onların şirk koşmalarından tamamıyle münezzehtir.
Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i de Rabler edindiler. Oysa tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilah yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.
Yahudiler, aşırı bir saygıyla bağlanıp yücelttikleri din adamları olan hahamlarını ve Hıristiyanlar, aynı şekilde kendi rahiplerini, verdikleri her hükmü —Allah’ın kitabına uyup uymadığını araştırmadan— doğru kabul ederek, onları Allah’tan ayrı birer Rab konumuna getirdiler, zatenMeryem oğlu İsa Mesih’i de Allah’ın oğlu ilan ederek açıkça ilâh edinmişlerdi. Oysa onlara Kutsal kitapta, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan tek bir Tanrıya kulluk etmeleri emredilmişti. Fakat onlar, “eşi ve ortağı olan, kulları arasında seçilmiş bir topluma ayrıcalıklı davranan ve düşünceyi yasaklayan” bir tanrı inancı oluşturdular.Hayır! Gerçekte Allah, onların tasavvur ettiği noksan sıfatlardan münezzehtir, ilâhlık mertebesine yücelterek Allah’a ortak koştukları her şeyin üzerinde ve ötesindedir, çok yücedir!
Onların ahbârını / yahudî din adamlarını da, onların ruhbânını / hristiyan din adamlarını da, Meryem oğlu Mesîh’i de Allah’tan başka rabbler edindiler.
Oysa sadece bir tek ilaha kulluk etsinler diye emredildiler.
O’ndan başka ilah yoktur.
O şirk koşacakları şeylerden uzaktır / münezzehdir / sübhandır.
Onlar Allah’ın dışında ayrıca hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine Rabler edindiler.1 Hâlbuki onlar tek olan ve kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’a ibâdet etmekle emrolunmuşlardı. Allah onların kendisine ortak koştukları şeylerden uzaktır.
1 Hatim-i Taî’nin oğlu Adiy’den: “Rasûlullah’a geldim, boynumda altından bir haç vardı -Adiy o zaman Müslüman olmamıştı- Rasûlullah Berae sûresini okuyordu.” Bana: “Ey Adiy! Şu boynundaki putu at” buyurdu ben de attım. Sonra bu âyeti okuyunca; “Ey Allah’ın Elçisi! Ama onlar, onlara ibâdet etmezlerdi”, dedim. Efendimiz: “Onlar, Allah’ın helâl kıldığını haram ederler, siz de bunu kabul etmez miydiniz? Onlar, Allah’ın haram kıldığına helâl derler, siz de helâl saymaz mıydınız?” dedi. Ben de; “evet!” dedim. Allah Rasûlü: “işte bu, onlara ibâdettir.” buyurdu. (Tirmîzî)
Muhammed Esed
Hahamlarını, rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i, Allah'la beraber rableri olarak gördüler; 47 Oysa, Tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi; (o Tek Tanrı ki,) O'ndan başka tanrı yoktur, (O Tek Tanrı ki,) sınırsız kudret ve izzetiyle, (böylelerinin) O'nun tanrılığında bir pay yakıştırdıkları her şeyden bütünüyle uzaktır, yücedir!
Onlar, Allah ile aralarına hahamlarını ve rahiplerini (din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesih’i koyup Rabler (din koyucu) edindiler. Oysa onlar tek bir İlah’tan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Zira Allah’tan başka ilah yoktur. O, onların koştukları bütün şirk unsurlarından münezzehtir ve yücedir. 2/255, 9/34, 13/16, 19/36, 37/126, 44/7- 8, 46/13
Allah’ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih’i de- rabler edindiler.[1435] Oysa ki, tek bir ilâhtan başkasına asla kulluk etmemekle emr olunmuşlardı; (O ki), O’ndan başka ilâh yok; ve O onların putlaştırdıkları[1436] her şeyden beri ve yücedir.
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 31. Ayet Açıklaması
[1435] Birini Allah dışında rab edinmek, onu put yapıp tapınmak değildir. Hıristiyanların İsa Mesih’i rab edinmelerinin ne anlama geldiğini şu haber güzel açıklar: Adiy b. Hatem, Allah Rasûlü’nün bu âyeti okuduğunu duyunca “Ama biz ona tapmıyorduk ki!” diye itiraz eder. Allah Rasûlü’nün şu cevabı verir: “Siz onların haram kıldığını haram, helâl kıldığını da helâl bilmiyor muydunuz? İşte bu onları rab edinmektir” (Taberî ve İbn Kesir).
[1436] Burada ifade edilen şirkin karakteri, diğerlerinden daha farklı olarak insanın insanı putlaştırmasıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
(Onlar) Bilginlerini, rahiplerini ve Meryem'in oğlu Mesîh'i de Allah Teâlâ'dan başka tanrılar ittihaz ettiler. Halbuki Allah Teâlâ'dan başkasına ibadet etmekle emrolunmamışlardır. Ondan başka ilâh yoktur. Onların şerik koştukları şeylerden münezzehtir.
Yahudiler hahamlarını, Hıristiyanlar rahiplerini ve Meryem'in oğlu Mesih'i Allah'tan başka Rab edindiler. Halbuki onlara bir tek İlâha ibadet etmeleri emr olunmuştu. Ondan başka İlah yoktur. O, onların ortak koştukları şirkten münezzehtir.
Rab edinme, onlara secde etme mânasında değil, din adamlarının haram ve helâl kılma yetkilerine inanmaları, onları hatasız kabul etmeleri anlamındadır.
Süleyman Ateş
Hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine yalnız tek Tanrı olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka tanrı yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
Rivâyetlere göre yahûdîler, Tevrât'ın hükümlerini uygulamayı bırakınca yüce Allah, Tevrât'ın içinde bulunduğu Tâbût'u ortadan kaldırmış. Tevrât'ın yazılı metni ellerinden gittiği gibi, belleklerindeki âyetler de tamamen silinmiş. Tevrât'ın ortadan kalkmasına çok üzülen Uzeyr (Kitapı Mukaddes'e göre Ezra), Tevrât'ın kendisine verilmesi için Allah'a çok yalvarmış. Nihâyet bir gün, Allah'a yönelmiş vaziyette namaz kılarken Allah'tan inen bir nûr, içine dolmuş ve Tevrât, olduğu gibi kalbine doğmuş olan Uzeyr, Allah'ın, Tevrât'ı kendisine verdiğini kavmine duyurmuş ve Kutsal Kitapı onlara öğretmiş. İşte bunun için İsrâîl Oğulları: "Uzeyr, Allah'ın oğlu olmasaydı, Tevrât kendisine verilmezdi" demişler (Taberî, Câmi'u'l-beyân: 10:111). Bu rivâyetlerin, İsrâîl Oğulları geleneklerinden tefsîrlere geçtiğinde şüphe yoktur. Gerçek şu ki: Yahûdîlerin Kutsal Kitaplarını taşıyan sandık, birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş; Kutsal Kitap saldırıya uğramış; bizzat Hz. Mûsâ'ya verilen levhaların orijini ortadan kaybolmuştur. Yahûdî dîn uzmanları, belleklerinde kalan Tevrât âyetlerini parça parça yazmışlar. Babil tutsaklığı sırasında, iyi bir yazıcı olan kâhin Ezra, bu şifâhî ve kısmen yazılı rivâyetleri bir araya toplayıp yahûdî Kutsal Kitapını bir bütün halinde ortaya çıkarmıştır. Bu hizmetinden dolayı Ezra, İsrâîl Oğullarının takdir ve saygısını kazanmış, zamanla aşırılığa doğru tırmanan bu saygı, onun, Allah'ın oğlu sayılması noktasına kadar ileri götürülmüştür (Ezra hakkında, Kitabı Mukaddes, Ezra, s. 466-476'ya bakınız). İşte Kur'ân-ı Kerîm, insanı tanrılaştıran bu aşırı inanç ve davranışları reddetmektedir.
Süleymaniye Vakfı
Bilginlerini ve din adamlarını Allah ile aralarına koyup rab edindiler. Meryem oğlu Mesih’i de öyle. Oysa onlara verilen emir, sadece tek bir ilaha(tanrıya) kul olmalarıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allah, onların ortak(şirk) koştuklarından uzaktır.
Süleymaniye Vakfı Tevbe Suresi 31. Ayet Açıklaması
[*] Rab: Kölenin sahibine Arapçada Rab denir. Allah ile aralarına koyup rab edindiler denmesinden anlaşılacağı üzere bu insanları ilah edinen, onların dediğini Allah'ın emirlerine tercih edenler vurgulanmaktadır.
Şaban Piriş
Onlar, Allah'tan başka alimlerini, din adamlarını ve Meryemoğlu Mesih'i de rabler olarak kabul ettiler. Oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilah yoktur. Allah koştukları şirkten uzaktır.
Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu İsa'yı Allah'ın yanı sıra rab edindiler.(9) Oysa onlar sadece tek bir Tanrıya kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir.
(9) Peygamberimiz bu âyeti şöyle açıklamıştır: “Onlar hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmediler. Fakat hahamları ve rahipleri birşeyi onlara helâl kılınca helâl sayıyor, haram kılınca da haram sayıyorlardı.” (Tirmizî, Tefsir 9:10.)
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem'in oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O.