68. Kalem Suresi Meali

Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki
Sen Rabbinin (peygamberlik) lütfettiği birisin. (Onların iddia ettikleri gibi) asla delirmiş birisi değilsin!
Ve senin için kesintisiz bir ödül vardır.
Ve gerçekten sen, (insanlığa örnek olacak) pek büyük bir ahlak üzerindesin.
Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
Kimmiş fitneye tutulup çıldıran!
Şüphesiz Rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığını ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten daha iyi bilendir.
O hâlde (seni ve Kur'an'ı) yalanlayanlara boyun eğme!
Onlar senin (kendilerine) yumuşak davranmanı (taviz vermeni) isterler ki kendileri de (sana) yumuşak davransınlar.
Şunların hiçbirine boyun eğip yakınlık gösterme: (Olur olmaz) yemin edip duran aşağılıklara,
Ayıp arayıp kınayanlara, dedikodu yapanlara,
Hayrı engelleyenlere, saldırganlara (hak hukuk tanımayanlara), olabildiğince günah işleyenlere,
Kaba, zorba üstüne üstlük şımarık soysuzlara,
Mal mülk ve oğullarla şımaranlara (sakın yakınlık gösterme!).
Ayetlerimiz kendisine okunduğu zaman: “Öncekilerin masalları!” der (burun kıvırır).
Yakında Biz onun burnunu sürtüp zelil ve rezil edeceğiz.
17-18. Şüphesiz biz, vaktiyle “Bahçe Sahipleri” ne (yaptıkları yüzünden) belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ vereceğiz. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirlerin hakkını vermemek için onlar gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. (Bunu tasarlarken, Allah'ın iradesi ile ilgili “İnşaallah” gibi) hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı.
17-18. Şüphesiz biz, vaktiyle “Bahçe Sahipleri” ne (yaptıkları yüzünden) belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ vereceğiz. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirlerin hakkını vermemek için onlar gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. (Bunu tasarlarken, Allah'ın iradesi ile ilgili “İnşaallah” gibi) hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı.
Ancak onlar uyurken Rabbinden gelen bir âfet/salgın o bahçeyi sarıvermişti de
(Böylece bahçe) kökünden kuruyup kapkara kesilmişti.
Sabah vakti (olup bitenden habersiz) birbirlerine:
“Haydi! Hasat yapmak istiyorsanız, ürününüzü toplamaya erken çıkın!” diye sesleniyorlardı.
Derken, aralarında fısıldaşarak yola koyuldular:
“Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın!”
(Yoksulları) engellemeğe güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.
Fakat bahçeyi o halde görünce: “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız (yanlış yere geldik)!” dediler.
(Kendi bahçeleri olduğunu anladıklarında ise:) “Olamaz, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) mahrum bırakıldık” (dediler).
İçlerinden aklı başına olanı: “Ben size, ‘Rabbinizi unutmamalısınız, nimetlerine şükretmelisiniz' dememiş miydim?” dedi.
(Onlar:) “Rabbimizi tesbih ederiz, O'na şükrederiz. Doğrusu biz (Rabbimizi unutarak) kendimize zulmetmişiz” dediler.
30-31. Bunun üzerine, “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!” diyerek birbirlerini kınamaya başladılar.
30-31. Bunun üzerine, “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!” diyerek birbirlerini kınamaya başladılar.
“Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize yönelen kimseleriz.”
İşte (Allah'ın) azabı böyledir! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi (de ona göre yaşasalardı)!
Muhakkak ki, Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlar için Rableri katında mutluluk cennetleri vardır.
Öyle ya, Allah'a yürekten bağlı olanlarla günahkârları bir mi tutacağız?
Neyinize güveniyorsunuz? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
Yoksa bu konuda ders aldığınız size ait bir kitap mı var?
İçinde, neyi isterseniz, o sizin olacak yazılı. (Bu saçma hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
Yahut: “Her neye hükmederseniz o yerine getirilir” diye kıyamete kadar geçerli olacak size yeminle verilmiş sözümüz mü var?
(Ey Muhammed!) Onlara; bu (iddiayı) onlardan hangisinin savunabileceğini bir sor!
Yoksa onların (bu sözlerini savunacak) ortakları mı var? Eğer (sözlerinde) doğru iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
O ezici gücün kendini gösterip dizde dermanın kalmayacağı ve (bütün insanların) secdeye davet edileceği gün, (inkârcılar secde etmeye) güç yetiremeyecekler.
Gözleri düşmüş bir durumda, onları aşağılanma kaplar. Oysa onlar (dünyada) sağlam iken secdeye çağrılmışlardı.
(Ey Resul!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak! Biz (kendilerine birtakım dünyalıklar versek bile, yaptıkları yüzünden) onları bilemeyecekleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.
Ben, onlara süre tanıyorum. Unutmayın ki benim onları alt edecek planım (cezalandırmam) çok sağlamdır.
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç altına mı kalıyorlar?
Ya da gaybın bilgisinin kendi kavrayış alanları içinde olduğunu ve böylece onu yazabileceklerini mi (sanıyorlar)?
Sen Rabbinin (inkârcılara mühlet vermesine dair) hükmünü sabırla bekle! Balığın yuttuğu (Yunus) gibi olma! O, balığın karnında (inanmayan kavmini rabbinden izinsiz terk ettiği için pişman olmuş) pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti.
Eğer Rabbinden bir lütuf ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.
Fakat Rabbi (duasını kabul edip tekrar onu) seçti ve sâlih/erdemli insanlardan yaptı.
Küfürde direnenler, Kur'an'ı işittikleri vakit, (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni devireceklerdi. Onlar Hâlâ da (senin için): “o delinin biridir” deyip duruyorlar.
Oysa (inkâr ettikleri bu Kur'an) insanlık için ancak bir öğüt ve şeref kaynağıdır.