Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1338, sondan 4899. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 103. ayetidir. Tevbe Suresi 103. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 65 ve toplam ebced değeri ise 4352 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
خذ من اموالهم صدقة تطهرهم وتزكيهم بها وصل عليهم ان صلوتك سكن لهم والله سميع عليم
Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
İmkânları olduğu halde Tebük Seferi’ne katılmayan ve bunun pişmanlığını yaşayan kişiler, mallarını getirip Resûlullah’a takdim etmişler, kendilerini arındırmak üzere bunları almasını ve sadaka olarak dağıtmasını, bir de bağışlanmaları için dua etmesini istemişlerdi. Hz. Peygamber ise kendisine böyle bir şey emredilmediğini ve onların mallarından alamayacağını söyledi. Âyet bunun üzerine indi (Taberî, XI, 16-18). Âyeti bu rivayeti esas alarak yorumlayan âlimlerin bir kısmı buradaki sadaka ile, günahlara kefâret olmak üzere alınan gönüllü bağışların kastedildiği kanaatindedir. Aynı rivayetin ışığında yorum yapan bazı âlimlere göre –yaptıklarından nedamet duyan bu kişiler– zaten zekât ile yükümlüydüler; âyet Resûlullah’tan onların daha önce vermekten kaçındıkları zekâtı kabul etmesini istemiş oldu. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise âyet yeni bir sözün başlangıcıdır ve burada farz olan zekâtın alınması konusuna temas edilmektedir (Râzî, XVI, 177).
Kur’an daha Mekke döneminin ilk yıllarında Allah’ın birliği (tevhid) inancı ile sosyoekonomik dengenin kurulması ve korunması arasında çok sıkı bir bağ bulunduğunu müslümanların kafalarına ve gönüllerine yerleştirmiş, malî yükümlülükleri belirli kurallara bağlamadan önce toplumun bu yönde bilinçlendirilmesine ağırlık vermiştir. Bu arada Mekke döneminde inen sekiz âyette zekât kelimesi de kullanılmıştır; fakat bu âyetlerde geçen zekât kelimesiyle, Medine’de farz kılınan nisabı, nisbeti belirli, harcama yerleri gösterilmiş zekâtın kastedilmediği açıktır. Bu dönemde de zekât dinî bir yükümlülük olmakla birlikte, bu görev mutlak nitelikteydi, müslümanlar bunun miktarını durum ve şartlara göre belirliyorlardı. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti sırasında ilk dinlenme yeri olan Kuba’da okuduğu hutbeden itibaren, malî yükümlülükler konusu âyetlerde ve hadislerde daha yoğun bir biçimde işlenmeye başlamış, bu dönemde yirmi iki âyette daha zekât kelimesi mârife (belirli isim) olarak kullanılmıştır. Bu arada Mekke döneminde olmayan ve zekât ile eş anlamlı kullanıldığı genellikle kabul edilen sadaka kelimesi on iki ayrı Medenî âyette yer almıştır. Zekâtla ilgili âyetler ve tarihî bilgiler ışığında nisabı ve miktarları belirli zekâtın –kesin olmamakla beraber– hicretin 2. yılında ramazan orucundan hemen sonra farz kılındığı anlaşılmaktadır. 9. yılda bu âyetle farz kılındığını ileri süren âlimlerin bu görüşünü ise, zekâtın devlet tarafından düzenli bir şekilde toplanıp dağıtılmaya bu tarihte başlanmış olduğu şeklinde açıklamak mümkündür.
Sözlükte “artma, çoğalma, arıtma, övgü ve bereket” gibi anlamlara gelen zekât, terim olarak, “Allah’ın Kur’an’da belirttiği yerlere harcanmak üzere farz kıldığı, dinen zengin sayılan kişilerin mallarından alınan belirli pay”ı ifade eder. Ayrıca, bu payın maldan çıkarılması işlemine de zekât denir. Malî bir ibadet olan zekâtın Kur’an’da ve hadislerde hemen her zaman, bedenî bir ibadet olan namazla birlikte zikredilmesi bu iki dinî görev arasındaki güçlü bağı gösterir. Her şeyden önce bir ibadet olan zekâtın, birçok insanî ve ahlâkî hedefleri ve iktisadî gayeleri vardır. Dolayısıyla Allah’ın buyruğuna uyarak O’nun hoşnutluğunu kazanma amacıyla zekâtın yerine getirilmesi, kulun dünya ve âhiret mutluluğuna vesile olduğu gibi topluma da birçok fayda sağlar.
Zekâtın harcama yerleri Kur’an’da tek tek sayılmış olmakla beraber (Tevbe 9:60), zekât yükümlüleri, zekâta tâbi mallar, zekât yükümlülüğünün alt sınırı (nisab), ödenecek miktar, ödeme zamanı ve şekli gibi konular daha çok Hz. Peygamber’in söz ve uygulamaları ile açıklığa kavuşturulmuştur. Bununla birlikte âyet ve hadislerin yorumlanmasındaki farklılıklar sebebiyle bazı meselelerde fıkıh doktrinleri arasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır (geniş bilgi için bk. Yûsuf el-Kardâvî, Fıkhü’z-zekât, I-II; Mehmet Erkal, “Zekât”, İFAV Ans., IV, 519-574).
Âyetin “arındırmak ve temize çıkarmak üzere” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmında geçen arındırma ve temize çıkarma fiillerinin öznesinin Hz. Peygamber olduğu kanaati hâkimdir. Birinci fiilin sadakanın sıfatı olduğu görüşü esas alındığında ise âyete, “Onların mallarından, kendilerini temize çıkarmak üzere onları arındıracak sadaka al!” şeklinde mâna vermek gerekir. Bu fiillerden ilkinin masdarı olan tathîr, “günahların onların üzerinde bıraktığı kötü etkileri gidermek”, ikincisinin masdarı olan tezkiye ise “iyice temizlemek, bereketini arttırmak” mânasına gelir. Öte yandan “senin duan” diye tercüme edilen “salâteke” tamlaması, (Hz. Peygamber’e hitaben) “senin onlar için duada bulunman, günahlarının bağışlanmasını istemen” anlamıyla, “onlara huzur verir” diye tercüme edilen “sekenün lehüm” ifadesi de “Onlar için rahmettir, tövbelerinin kabul edildiği inancını sağlar ve gönüllerini huzura kavuşturur, onları şereflendirir” şeklinde açıklanmıştır (İbn Atıyye, III, 78; Zemahşerî, II, 170-171; Şevkânî, II, 454-455).
Mehmet Okuyan
Onların mallarından [sadaka] al; bununla onları temizlersin, onları arındırırsın. Onlara [salât] et (destek ol)! Şüphesiz ki senin [salât]ın (desteğin) onlar için huzur ve güven (kaynağı)dır. Allah duyandır, bilendir.
Bu cümle infakın, sadakaların ve zekâtın edilen “kâr”dan değil, sahip olunan “mal”dan verilmesi gerektiğinin apaçık delilidir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:141; İsrâ 17:26; Rûm 30:38; Zâriyât 51:19; Me‘âric 70:24.,Buradaki [salli] emir kalıbı ile [salate] kelimesi, tıpkı Tevbe 9:99 ve Ahzâb 33:43’teki ilgili kelimelerde olduğu gibi “yardım etmek, destek olmak” demektir.
Bayraktar Bayraklı
Onların mallarından sadaka al; bununla onları günahlardan temizlersin, onları arındırıp yüceltirsin. Onlar için dua et! Çünkü senin duan onlar için sükûnettir, onları yatıştırır. Allah her şeyi işitendir; bilendir.[181]
[181] Sadaka ve zekât kavramları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VIII, 329-332; I, 579-583.
Erhan Aktaş
Onların mallarından sadaka al; bununla onları temizleyip arındırırsın. Ve onlara salli¹ ol, kuşkusuz senin salatın² onlara dinginlik verir. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Onların (Müslümanların) mallarından sadaka (zekât vergisi) al ki, bununla onları (cimrilik ve bencillikten) temizlemiş, kötülüklerden arındırıvermiş ve bereketlendirmiş olursun. (Hem) Onlara dua et. Doğrusu Senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzur (vesilesidir) .' Allah İşitendir, Bilendir.
Mallarından sadaka al da temizle, arıt onları o sadakayla ve dua et onlara. Şüphe yok ki senin duan, onlara bir sükun, bir huzur verir ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
Bunun içindir ki, ey Peygamber! Bundan sonra artık onların mallarından zekat al ki, bununla onları günahlarından temizleyesin, onların sevaplarını artırıp, yüceltesin ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlar için bir huzur vesilesi olacaktır; ve bütün bunların da üstünde bil ki; Allah herşeyin ve herkesin özünü bilen, mutlak bilgi sahibi olarak olupbiten herşeyi işitmektedir.
Onlardan, imanda sadakatlerinin ve kemallerinin ifadesi olan zekât, vergi, ceza, keffaret, sadaka olarak mallarının epeyce bir kısmını (üçte birini) al ki, aldığın mallar onları temizlesin. Bu vesile ile vicdanlarını da arındırsınlar. Onlara hayır duada, mallarının bereketlenmesi duasında bulun. Cenaze namazlarını kıl. Senin duan huzura, güvene, rahmete, dostluğa, berekete vesiledir. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.
bk. Kur’an-ı Kerim, 2:43; 9:84; el-Câmi’, li-Ahkâmi’l-Kur’an, 8:250; Tefsîru Ebüssuûd, 4:99. Bu âyete dayanarak peygamber s.a. tevbeleri kabul edilenlerin mallarının üçte birini almıştır.
Ahmet Varol
Onların mallarından sadaka al ki onunla kendilerini temizleyesin ve arındırasın. Onlara dua et. Senin duan onlar için huzur vesilesidir. Allah duyandır, bilendir.
Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için 'bir sükûnet ve huzurdur.' Allah işitendir, bilendir.
Onların mallarından bir zekât al ki, onunla kendilerini temize çıkarmış (günahlarından kurtarmış), mallarına bereket vermiş olasın. Bir de onlara dua et; çünkü senin duan onlar için bir rahatlık ve huzurdur. Allah onların itiraflarını (senin de duanı) işitici, kalblerindeki pişmanlığı bilicidir.
Onların mallarından, kendisiyle onları temizleyeceğin, paklayacağın bir sadaka (zekât ) al, onlara dua et. Çünkü senin duaların, onlara huzur ve sükûnet verir. Şüphesiz Allah, işiten ve bilendir.
Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onları destekle çünkü senin desteğin onlar için bir huzur ve gönül ferahlığı olacaktır. Allah (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Cemal Külünkoğlu Tevbe Suresi 103. Ayet Açıklaması
Onların mallarından sadaka alınması sadakatlarının bir göstergesidir. Çünkü “sadaka” “sıdk” kökünden türetilmiş bir kelime olup temelinde sadakat vardır. Sadakatin olmadığı yerde sadaka olmaz. Kişinin bağlılığı ve dürüstlüğü sadakatle ifade edilir. Ayette kastedilen sadaka, bağlılığı kanıtlayan, teslimiyeti ifade eden sadakadır. Yani vermek zorunda olduğu mali bir yükümlülük olan zekât değil, tamamen gönülden kopup gelen ve sadece sadakati kanıtlamaya özgü maddi bir fedakârlıktır.Hz. Peygamberin onları desteklemesi, pişmanlıklarının ciddiye alındığı ve İslâm peygamberinin kendilerini sahiplendiği anlamına gelir ki bu onlar için büyük bir ferahlıktır.
Diyanet İşleri (Eski)
Mallarının bir kısmını, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al, onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.
Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir.
Onları temizlemek ve yüceltmek için paralarından bir sadaka al ve onları özendir/destekle, zira senin desteğin onları memnun eder. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.
Bunların mallarından bir sadaka al ki onunla kendilerini hem tathir edersin hem tezkiye, bir de haklarında dua ediver, çünkü senin duan onların kalblerini yatıştırır, Allah semîdir alîmdir
Onların mallarından sadaka al ki bununla kendilerini (günâhlarından) temizlemiş, bununla onları (n hasenatını) bereketlendirmiş, (kendilerini muhlisler mertebesine yükseltmiş) olasın. Onlara düâ et. Çünkü senin düân onlar için (onların yürekleri için medâr-ı) sükûnetdir. Allah (onların itiraflarını) hakkıyle işiden, (peşîmanlıklarını) çok iyi bilendir.
Onların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini (günahlardan)temizleyesin ve onları arındırasın. Hem onlar için duâ et! Çünki senin duân onlar için(kalblerini) bir yatıştırmadır. Allah ise, Semî' (herşeyi işiten)dir, Alîm (hakkıyla bilen)dir.
Onların mallarından sadakalarını al ki, bunlarla (sadakalarla) onları temizlemiş ve arındırmış olursun. Onlara dua et, zira senin onlar için dua etmen onları rahatlatır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Onların mallarından sadaka al ki kendilerini temizleyesin, o mal ile onları pâklayasın [⁶], Onlara dua et. Çünkü senin duan onlar hakkında sükûnete bâdidir. Allah semi/dir, hâkkıyle âlimdir.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 103. Ayet Açıklaması
[6] Günahtan temizleyesin, mallarına bereket veresin.
Kadri Çelik
Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizlemiş, arındırmış olursun. Onlara dua et. Doğrusu, senin duan, onlar için bir sükûnet ve huzurdur. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.
Onların tövbelerinin kabul edildiğini resmen göstermek üzere, Allah yolunda bağışladıkları mallarından uygun bir miktarı, devlet reisi sıfatıylazekât veya sadaka olarak al ve Allah yolunda harca ki, böylece onları günahlarından arındırıp tertemiz kılasın. Ve onların bağışlanmaları için Allah’a duâ et. Çünkü senin duân, onlar için huzurve teselli kaynağıdır. Bununla birlikte, hangilerinin affedilmeye lâyık olduğuna karar verecek olan, Allah’tır. Zira Allah, her şeyi işitendir, bilendir. Hâl böyleyken, günahlarından vazgeçip Allah’a dönmek için daha ne bekliyorlar?
Onları temizlemek, onları bunlarla arındırmak üzere mallarından sadaka al!
Onlar için salât et / dua et!
Senin salâtın / duan, onlar için yatıştırıcı / sekînettir.
Allah bilen işitendir.
Onların mallarından kendilerini temizleyeceğin ve yücelteceğin bir sadaka al1 ve onlara duâ et.2 Çünkü senin duân, onlara huzur verir. Şüphesiz Allah, (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
1 Bu âyetten; ticaret mallarıyla, hayvan ve ziraat mallarından zekât alma yetkisinin, Müslümanların devlet başkanına ait olduğu ve mükellefin onu, kendi kendisine fakirlere vermesinin kâfi gelmeyeceği anlaşılmaktadır. Peygamberimizin ve örnek halîfelerinin uygulamaları böyledir. Ancak, evlerdeki ev eşyasının zekâtları, şahıslar tarafından verilebilir. Çünkü zekât memurlarının bunları tespiti, zordur. (Elmalılı)2 Bunlar, Tebük Savaşına katılmayan Ebû Lübabe ve arkadaşları idi. Savaşa katılmayanlar hakkındaki âyetleri duyunca, kendilerini mescidin direklerine bağlarlar. Peygamberimiz, bunları mescidde görür ve “bunlar kim?” diye sorar. “Bunlar, siz çözünceye kadar kendilerini çözmemeye yemin ettiler.” denilince Peygamberimiz: “ben de yemin ederim ki, onların hakkında emir gelinceye kadar çözmem.” buyurur. Sonra da bu âyet, nâzil olur. Bu kimseler direklerden çözüldükten sonra; “Ey Allah’ın Elçisi, işte bizi senden alıkoyan mallarımız. Bunları al, Allah yolunda harca ve bizi temizle.” derler. Peygamberimiz de: “Ben sizin malınızdan almakla emrolunmadım.” buyurur. Sonra da bu âyet, nâzil olur. (Kurtubî)
Muhammed Esed
Bunun içindir ki, [ey Peygamber, bundan sonra artık] onların mallarından Allah için sundukları şeyleri kabul et, 137 ki belki bunu yapmakla onların salah bulmalarına, arınmalarına önayak olursun. Ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlar için bir huzur [vesilesi] olacaktır. (Ve bütün bunların da üstünde bil ki,) Allah her şeyin-herkesin özünü bilen mutlak bilgi sahibi olarak olup-biten her şeyi işitmektedir.
Onların mallarından bir kısmını kendilerini arındırmak için sadaka olarak al ve onlar için dua ile destek ol! Zira senin dua ve desteğin onlar için bir iç huzurudur. Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir. 2/271, 9/99, 11/114
Onların (Allah’a sadâkatlerini ifade için) mallarından bir miktar sadaka al; bu sayede, onların temizlenmelerine ve inkişafına yol açmış olursun.[1527] Ve onları dua ile destekle; çünkü senin duan, onlar için bir gönül ferahlığıdır:[1528] Hem Allah tüm (duaları) işitir, her şeyi(n içyüzünü) bilir.
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 103. Ayet Açıklaması
[1527] Sadaka, etimolojik anlamı “özünde güçlü ve sağlam olmak” olan sıdk kökünden türetilmiştir. Yalanın zıddıdır (Krş: Mekâyîs). Kişinin, bağlılığındaki güç ve dürüstlük “sadâkat” ile ifade edilir. Kişinin sadâkatine delil olsun diye malından Allah adına çıkardığı miktara da “sadaka” denilmiştir. Burada sözü edilen sadaka, bir mü’minin arınmak amacıyla yılda bir kez vermek zorunda olduğu miktarı belli bir ‘sosyal vergi’ olan zekâttan daha öte bir şey olsa gerektir. Bu âyetler çerçevesinde yaşanan örnek olaylara, özellikle de Ka’b b. Malik’in tevbesinden sonra malının tümünü sadaka olarak vermek istemesine bakılırsa (Buhari, Tefsir 75), bunun adını rahatlıkla “tevbe sadakası” koyabiliriz (Bkz: 118, not 152). Zekât’la bu sadaka arasındaki fark şudur: Zekât gönüllü gönülsüz ‘fakirin zenginin malındaki hakkı’ olarak mecburken, “tevbe sadakası” bırakınız mecbur olmayı, kişinin Allah’a ve Elçisi’ne olan samimiyet (nasiha, bkz: 91, not 114) derecesine göre reddedilme ihtimalini de içinde barındırıyordu. Bir sonraki âyetten açıkça anlaşılıyor ki, kişinin sadakası Allah adına Allah Rasûlü tarafından alınmışsa, bu onun tevbesinin de kabulüne ‘işaret’ sayılmaktadır.
[1528] Sekenun için krş: Âyet 40, not 51.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onların mallarından bir sadaka al, onunla kendilerini temizlemiş, tezkiye etmiş olursun. Ve onlara dua et, şüphe yok ki, senin duan onlar için bir sükûnettir ve Allah Teâlâ kemaliyle işiticidir, bilicidir.
Onların mallarından zekât al ki, bununla onları temizleyesin ve arındırasın. Onlar için dua da et. Çünkü senin onlar lehine duan, onlar için büyük bir huzur ve tatmin kaynağıdır. Allah her şeyi hakkıyla işitir, bilir. [2, 43] {KM, Kohale 3, 30; Lukan 11, 41}
Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al ve onlara du'a et; çünkü senin du'an, onlara huzur verir. Allah işitendir,bilendir.
Mallarından sadaka al; böylece onları arındırmış ve geliştirmiş olursun. Onlara sürekli destek ol, senin desteğin onları rahatlatır. Her şeyi dinleyen ve bilen Allah’tır.
Süleymaniye Vakfı Tevbe Suresi 103. Ayet Açıklaması
[*] Âyetin bu bölümüne genellikle şöyle meal verilir: "onlara dua et; senin duan onlar için bir güvendir" Bu meal uygun değildir. Âyetin öncesinde ve sonrasında sözü edilen münafıklara dua edilemez. "Ve salli aleyhim = وَصَلِّ عَلَيْهِمْ" ifadesine "onlara sürekli destek ol" anlamı vermemiz Arap dilinin gereğidir. Çünkü Arap dili bilginlerinden Zeccâc'a (öl. 311 h.) göre salat'ın (=الصَّلَاة) kök anlamı lüzum =اللزوم yani süreklilik ve devamlılıktır. Sözlükçüler kelimenin deve ve diğer hayvanların kuyruğunun iki tarafı ve insanın iki bacağının ilk eklemi anlamında olan الصَّلْوين = salveyn'den alındığını söylerler. Bunlar kuyruk sokumunu çevreleyen kısım gibidir. Zeccâc şöyle devam etmiştir: "Bana göre doğrusu birinci anlamdır. Çünkü salât = الصَّلَاة Allah'ın farz kıldığı şeyleri sürekli yapmaktan ibarettir. Namaz = الصَّلَاة Allah'ın sürekli kılınmasını emrettiği en büyük farzlardandır. Önündekini takip eden anlamındaki musalli = المصلِّي 'nin salaveyn = الصلَوَيْن 'den yani atın kuyruk sokumunu iki yanı anlamından alındığı açıktır. Bunda, arkadaki atın kafasının, öndekinin kuyruk sokumunu takip etmesi gibi bir anlam vardır. (Lisanu'l-Arab, صلا mad.) Bize göre her iki anlam da aynı şeyi ifade eder. Önde olanı takip, süreklilik ister. lüzum =اللزوم da süreklilik ve devamlılık anlamındadır.
Şaban Piriş
Mallarının bir kısmını kendilerini temizleyip, arındıracak sadaka olarak al, ve onlar için dua et. Senin duan, onlar için bir huzurdur. Allah işitendir, bilendir.
Onları temizleyip arındırmak için mallarından bir miktar sadaka al ve onlar için dua et. Senin duan onlar için bir tesellîdir. Allah ise herşeyi işitir, herşeyi bilir.
Bunların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini iyice temizleyip arıtasın. Onlar için dua et/onlara destek ol; çünkü senin duan/desteğin onlar için bir sükûnettir. Allah Semî'dir, Alîm'dir.