Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Bera’ (b. A’zib) r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi hususu emretti ve bize yedi hususu yasakladı. Bize hastayı ziyaret etmeyi, cenazenin arkasından gitmeyi, aksırana (elhamdulillah demesi halinde) yerhamukellah demeyi, davet edenin davetine icabet etmeyi, selamı almayı, zulme uğramış kimseye yardım etmeyi, yemin vererek senden bir şey isteyenin istediğini yerine getirmeyi emir buyurdu. Bize şu yedi şeyi de yasakladı: Altın yüzüğü -ya da altın halkayı dedi-, harir, dibac ve sündüs (denilen) ipek kumaşları giyinmeyi ve at eğerlerinin üzerine ipek minderler koymayı."
Ali r.a.'den aktarıldığına göre Hz. Fatıma el değirmeninin ellerini tahriş etmesinden şikayetlenerek bir hizmetçi istemek üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmiş; kendisini bulamayınca durumu Hz. Aişe'ye anlatmıştır. Kızının isteğini öğrenen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onların evine gelip yatmaya hazırlanan kızı ve damadının arasına oturmuş (bu esnada kalkmak isteyen Hz. Ali'ye izin vermemiş; ayrıca Hz. Ali Nebi efendimizin ayağının serin liğin i göğsünde hissetmiştir) ve onlara "Size hizmetçiden daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi? Yattığınız zaman 34 kere tekbir, 33 kere tesbih, 33 kere hamdedin" demiştir.
İbn Ebi Evfa'dan nakledildiğine göre sadakasını ödemek üzere gelenler için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Falancaya salat et" diye dua ederdi. Babam sadakasını götürdüğünde de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allahım! İbn Ebi Evfa'nın ailesine salat et" diye dua etti.
Ebu Musa el-Eş'ari r.a. şöyle demiştir: Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir seferdeydik. Yüksek bir yere çıkınca bağırarak tekbir getirirdik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey insanlar! Kendinize acıyın. Sağır ya da gaibe dua etmiyorsunuz. Gören ve işiten Allah'a dua ediyorsunuz" buyurdu. Sonra yanıma geldi ve benim "Kudret ancak Allah'a aittir" diye zikrettiğimi duydu. Bana: "Ey Abdullah İbn Kays! Böyle zikretmeye deuam et. Çünkü bu cennet hazinelerindendir" dedi. "Sana cennet hazinelerinden birini öğreteyim mi? 'La havle vela kuvvete illa billah' de" demiş de oıa:bilir. AÇiKLAMA : Bu hadiste öğretilen dua güzelliği ve insanların nazarından koruduğu için hazine olarak isimlendirilmiştir.
Enes r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benim bilmekte olduğum şeyleri sizler biliyor olsaydınız muhakkak az güler, çok ağlardınzz" buyurmuştur. Diğer tahric: Daha geniş hali; Tirmizi h.no: 2312, İbn-i Mace
Adiy b. Hatim şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ateşten söz edip yüzünü geri çekti ve ondan (Allah'a) sığınd!. Sonra ateşten söz etti ve yüzünü geri çekip ondan (Allah'a) sığınd!. Ardından "Sizler tek hurmanın yarısıyla, bunu da bulamayan güzel bir sözle olsun ateşten korununuz" buyurdu.
Enes İbn. Malik r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini nakletmiştir: Allah rahme bir melek gönderir, melek şöyle der: "Ey bu ceninin Rabbi, ey bu rahme tutunan embriyonun Rabbi, ey bu bir çiğnemlik etin Rabbi." Allah bu cenini yaratmak istediyse o zaman melek şöyle der: "Ey erkeğin veya dişinin Rabbi, bu varlık bedbaht mı, mutlu mu? Rızkı nedir? Eceli ne zamandır?" Bunun üzerine o kişi henüz anne karnında iken bunlar yazılır.
Cündeb şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bayram namazı kıldırdı, ardından hutbe okudu, sonra şöyle buyurdu: "Kim kurban kestiyse onun yerine bir daha kessin. Kesmeyenler de Allah'ın adıyla kessinier."
Aişe r.anha Berire'yi efendilerindep'$atın almakistedi. Ancak efendileri onun velayetinin kendilerine ait olmasını şart koşarlar. Aişe bu şartı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e açınca efendimiz şöyle dedi: "Onu satın al! Velayet hakkı ancak köleyi azad edenin hakkıdır."
İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Miras paylarını sahiplerine veriniz. Bu paylardan geri kalan herhangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkek kişiye aittir" buyurmuştur.
Ukbe b. el-Haris şöyle anlatmıştır: Nuayman veya onun oğlu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sarhoş olarak getirildi. Bu kendisine ağır geldi ve evde bulunan kimselere ona vurmalarını emretti. Oradakiler kendisini hurma değnekleri ve ayakkabılarla dövdüler. Ben de ona vuranlar arasında idim.
Cerir b. Abdillah el-Becell şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda haccında bana "İnsanları sustur da dinlesinler" diye emretti. İnsanlar sükut ettikten sonra " Benden sonra birbirinin boyunlarını vuran kafirler olmayınız." buyurdu.
Nafi şöyle anlatmıştır: Medine ahalisi Yezid b. Muaviye'ye bey'at etmekten caydıkları zaman İbn Ömer kendi maiyetini ve oğlunu topladı ve onlara hitaben şöyle dedi: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim "Verdiği sözde durmayıp cayan her bir kişi için kıyamet gününde bir bayrak dikilir" diyordu. Bizler bu adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at ettik ve ben bir kimsenin bir adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at edilip de sonra savaş bayrağı dikilmesinden daha büyük bir sözden cayma bilmiyorum Sizden herhangi birinin Yezid'in bey'atinden caydığını ve başkasına bey'at ettiğini öğrenirsem, şayet böyle bir şey olursa bu tavır, aramızdaki ilişkiyi bitirir.
Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ümmetini şaşı gözlü ve pek yalancı olan Deccal'den sakındırmadık hiçbir Nebi gönderilmemiştir. Haberiniz olsun ki o şaşı gözıüdür. Rabbiniz ise şaşı gözlü değildir. Biliniz ki Deccal'in iki gözünün arasında 'kafir' sözcüğü yazılmıştır. "
İbn Abbas r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Her kim idarecisinde hoşlanmadığı bir şey görecek olursa buna sabretsin. Çünkü kim (İslam) camiasından bir karış ayrılır da ölürse muhakkak o cahiliye ölümü ile ölür."
Huzeyfe'nin nakline göre (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necran heyeti kendisinden emin bir kimse gönderilmesini istediklerinde onlara: 'Size elbette hakkıyla emin olan bir kimse göndereceğim" buyurmuştu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri bu göreve her birinin kendisinin gönderilmesini bekledikleri sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Ubeyde'yi göndermiştir.
Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her bir ümmetin güvendiği bir kimse vardır ve şu bizim ümmetimizin emini de EbU Ubeyde'dir" buyurmuştur.
Ömer şöyle demiştir: Ensardan bir adam vardı. O, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemtan ayrı ve uzakta bulunduğu zaman ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde hazır bulunur ve o gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (söz, fiil ve hallerini) ona naklederdim. Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinden uzakta kaldığım zaman ise o zat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde hazır bulunur ve o gün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili (söz, fiil ve halleri) bana naklederdi.
Ebu Musa r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bahçeye girdi, bana kapıyı bekleyip, korumamı emretti. Biraz sonra bir adam geldi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına girmek için izin istedi. (Ben bu isteği Nebie arz ettim.) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona izin ver ve cennetle müjdele!" buyurdu. Bu gelen Ebu Bekir'di. Sonra Ömer geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona da izin ver ve onu da cennetle müjdele!" buyurdu. Sonra Osman geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ona da izin ver ve onu da cennetle müjdele!" buyurdu.
Muhammed b. Sirin şöyle demiştir: Ebu Hureyre'nin yanında bulunuyorduk. Üzerinde mışk denilen kırmızı çamur boyasıyla boyanmış ketenden iki elbise vardı. Bu sırada sümkürdü ve "Beh beh! Ebu Hureyre keten elbise içinde sümkürüyor! Yemin olsun bir vakitler ben kendimi şu halde görmüşümdür: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in minberi ile Hz. Aişe r.anha'nın hücresi arasında baygın olarak yere düşerdim de biri gelir, ayağını boynum üzerine kor ve beni deli olmuş zannederdi. Halbuki bende hiçbir delilik yoktu, bende açlıktan başka bir şey yoktu" dedi.
Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in maiyetinde bir seferde bulunduğumuz sırada, yüksek bir yere çıktığımız zaman, yüksek sesle tekbir getirirdik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Nefislerinize acıyınız! Çünkü sizler ne bir sağırı çağırıyorsunuz, ne de bir gaibe sesleniyorsunuz. Muhakkak ki sizler iyi işiten, mükemmel gören ve size çok yakın olan Allah'a dua ediyorsunuz" buyurdu. Ebu Musa dedi ki: Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim üzerime geldi. O sırada ben gönlümden "La havle ve la kuwete illa billah=her çare ve kuwet ancak Allah ile olur" diyordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Ey Abdullah b. Kays! La havle ve la kuvvete illa billah sözünü söyle, çünkü o cennet hazinelerinden bir hazinedir" buyurdu ya da "Sana cennet hazinelerinden birini göstereyim mi?" dedi.
Ma'bed b. Hilal el-Anezi şöyle demiştir: Basra ahalisinden birkaç kişi ile toplanıp, Enes b. Malik'i ziyarete gittik. Bizimle birlikte Sabit el-Bünani de gitmişti. Sabit bizim için Enes'e 'Büyük şefaat hadisi'ni soracaktl. Enes Basra'ya iki fersah uzaklıkta bulunan Zaviye mevkiindeki kasrında ikamet ediyordu. Ziyaretimiz Enes'in kuşluk namazı kıldığı bir zamana tesadüf etmişti. İçeri girmek istedik, bize izin verdi. Verilen izin üzerine Enes b. Malik'in huzuruna girdik. Enes bir minder üzerinde oturuyordu. Girerken Sabit' e şefaat hadisinden önce hiçbir şey sormamasını tembih etmiştik. O da "Ey Ebu Hamza! Bu Basralı kardeşlerimiz size şefaat hadisini sormaya geldiler" dedi. Bunun üzerine Enes, Hz. Muhammed bize şöyle anlattı dedi: "Kıyamet günü olduğu zaman insanlar birbiri üzerine dalgalanıp çalkalanırlar. Nihayet Adem'e gelirler ve 'Rabbin huzurunda bize şefaat et!' derler. O da 'Ben buna ehil değilim. Fakat İbrahim'e gidin, çünkü o halilullahtır' der." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Sonra İbrahim'e gelirler. O da 'Ben buna ehil değilim, fakat siz Musa'ya gidin. Çünkü o kelimullahtır (yani Allah 'ın kelam ettiği Nebidir)' der. Akabinde insanlar Musa'ya gelirler. O da 'Ben buna ehil değilim, fakat sizler İsa'ya gidin. Çünkü o Allah 'ın ruhu ve kelimesidir' der. İsa'ya gelirler, o da 'Ben buna ehil değilim fakat siz Muhammed'e gidin' der. İnsanlar bana gelirler. Ben de 'Ben onun için (yaratılmış)ımdır' derim. Hemen gider Rabbimin huzuruna izin isterim. Bana izin verilir. Bana şimdi hatırlayamadığım, kendisine yapacağım birtakım hamdler ilham eder. Ben bu hamdlerle hamdederim ve kendisine secdeye kapanırım. Bana 'Ya Muhammed! Başını kaldır, söyle, sözün dinlenir, iste, isteğin sana verilir, şefaat et, şefaatin kabul edilir!' buyrulur. Bunun üzerine ben 'Ya Rab! Ümmetimi, ümmetimi!' diye şefaat dilerim. Bana 'Git, kalbinde bir arpa ağırlığı kadar iman bulunan kimseleri oradan çıkar!' denilir. Ben de gider bunu yaparım. Sonra yine Rabbime döner bu hamdlerle ham d ederim, sonra Rabbime secdeye kapanmm. Bana 'Ya Muhammed! Başını kaldır, söyle sözün dinlenir; iste, sana verilir; şefaat et, şefaatin kabulolunur!' denilir. Bunun üzerine ben 'Ya Rabbi! Ümmetimi, ümmetimil' diye şefaat dilerim. Bana 'Git kalbinde bir zerre ağırlığınca yahut hardal tanesi kadar iman bulunanları oradan çıkar!' denilir. Ben gider bunu yaparım, sonra döner yine bu hamdler ile Rabbime hamd ederim. Sonra ona secdeye kapanmm. Bana 'Ya Muhammed! Başını kaldır, söyle, sözün dinlenir; iste, isteğin sana verilir. Şefaat et, şefaatin kabul edilir!' buyurulur. Bunun üzerine ben 'Ya Rabbi! Ümmetimi, ümmetimil' diye şefaat dilerim. Bana 'Git, kalbinde bir hardal tanesi ağırlığından daha az, daha az, daha az iman bulunan kim varsa onları da ateşten çıkar!' buyurur. Ben hemen gider bunu yaparım." Ma'bed şöyle dedi: Akabinde Enes'in yanından çıktığımızda arkadaşlarımızdan bazılarına "Hasan el-Basrl'nin yanına uğrasak. O Ebu Halife et-Taı'nin evinde (Haccac'ın zulmünden) gizlenmiş bir halde bulunmaktadır" dedim. Enes b. Malik'in bize rivayet ettiği hadisle Hasan'ın yanına vardık, ona selam verdik. Bize izin verdi. Ona "Ey Ebu Said! Kardeşin Enes b. Malik'in yanından geldik. Şefaat hakkında bize rivayet ettiği hadisin benzerini hiç duymamıştık" dedik. O "Devam edin, hadisi söyleyin!" dedi. Biz de ona bu hadisi rivayet ettik. Hadis bu son noktaya ulaşınca Hasan bize "Devam edin, daha söyleyinı" dedi. Biz de ona "Enes bize daha fazla bir şey söylemedi" dedik. O da bize şunları söyledi: "Yemin olsun o bunu bana yirmi sene önce rivayet etmişti. Kendisi o günlerde bütün hafızasını ve kuwetini toplamış haldeydi. Şimdi ise bir kısım şeyi terk etmiştir. O bunu unuttu mu, yoksa güvenip dayanırsınız diye sizlere rivayet etmeyi mi hoş görmedi bilmiyorum" dedi. Biz de ona "Ey Ebu Said! Bize sen rivayet et" dedik. Bunun üzerine güldü ve "İnsan aceleci (bir ta bey'at ta) yaratılmıştır"(Enbiya 37) Bunu size sadece o hadisi rivayet etmeyi isteyerek zikrettim dedi ve şöyle devam etti: "Enes bana bu hadisi size rivayet ettiği gibi nakletti. Bundan sonra Resulullah s.a.v. şöyle demiştir: "Sonra ben dördüncü defa yine Rabbime döner bu hamdler ile O'na tekrar hamd ederim. Sonra ona secde ederek kapanmm. Bunun üzerine bana 'Ya Muhammed başını kaldır ve söyle; sözün dinlenir, iste sana verilir, şefaat et şefaatin kabul edilir!' buyurulur. Ben de 'Ya Rab! Bana izin ver de la ilahe illailah diyen bütün tevhid ehli hakkında şefaat edeyim diye niyaz ederim. Bunun üzerine Yüce Allah 'İzzetim, celalim, kibriyam, azametim hakkı için la ilahe illailah diyen tevhid ehlinin hepsini muhakkak surette cehennemden çıkaracağım!' buyurur."