Ebü'd-Duhâ

Ebû · Tâbiî, Kûfeli fakih ve müfessir

Müslim b. Subeyh

Vefath. 100
KünyeEbû
Nisbeel-Hemdânî, el-Kûfî, el-Attâr
Yaşadığı yerlerHamadan, al-Kufa
Tabaka4. tabaka
Cerh-ta'dîlsika (güvenilir)

Hakkında

Asıl adı Müslim b. Subeyh olan Ebü'd-Duhâ, Kûfeli bir tâbiîdir. Saîd b. Âs'ın azatlısı olduğu için Kureşî nisbesiyle de anılır. Fıkhı Alkame b. Kays en-Nehaî'den öğrendi; Cerîr b. Abdullah el-Becelî, Kadı Şüreyh, Abdullah b. Abbâs ve Abdullah b. Ömer gibi isimlerden rivayette bulundu. Ondan A'meş, Âsım b. Behdele ve Câbir el-Cu'fî gibi râviler hadis aldı. Attarlıkla geçimini sağladığı da kaydedilir.

Fıkıh ve tefsirde önde gelen, sika ve hüccet bir âlim olarak nitelenir; Yahyâ b. Maîn ile Ebû Zür'a onu güvenilir saymış, İbn Hibbân da güvenilir râvileri topladığı eserinde anmıştır. Halîfe b. Hayyât'a göre Ömer b. Abdülazîz'in hilafeti sırasında, yaklaşık h. 100 / m. 718 yılında vefat etti; Medâinî ise h. 82 tarihini verir.

Ailesi

Babası
Sabih Clinet Of Sa'id bin al-Aas

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Zincirde geçtiği hadisler

Bize Ebû Kureyb dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muâviye A'meş'den, o da Müslim'den, o da Mesruk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir işe ruhsat verdi de bazı insanlar ondan çekindi. Bu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kulağına geldi. Ve kızdı. O derece ki: Gadab, yüzünden belli oldu. Sonra şöyle buyurdular: «Bazı kavimlere ne oluyor ki : Bana ruhsat verilen şeyden yüz çeviriyorlar! Vallahi ben onların Allah'ı en iyi bileni ve ondan en çok korkanıyım.»
Bize Ebû Kureyb rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Âdem rivâyef etti. (Dediki): Bize Kutbe A'meş'den, o da Müslim'den, o da Mesrûk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim, Allah'ın kitabından hiç bir sûre yoktur ki, onun indiği yeri en iyi bilen ben olmayayım. Ve hiç bir âyet yoktur ki, ne hususta indirildiği en iyi bilen ben olmayayım. Develerin ulaşabileceği yerde Allah'ın kitabını benden daha iyi bilen biri olduğunu bilsem mutlaka binip ona giderdim.
Bana Bişr b. Hâlid rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed (yâni ibni Cafer), Şu'be'den, o da Süleyman'dan, o da Ebû'd-Duba'dan, o da Mesrûk'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Aişe'nin yanına girdim. Yanında Hassan b. Sabit vardı. Ona şiir okuyor, kendisinin bazı beyitlerinden gazeller söylüyordu. (Şöyle dedi) : «İffetlidir, akıllıdır; hiç bir şüphe ile itham olunamaz.» «Gafil kadınların etlerini yemeden aç sabahlar.» Bunun üzerine Aişe ona: — Lâkin sen böyle değilsin! dedi. Mesrûk diyor ki: Ben de Âişe'ye: Yanına girmek için ona niçin izin veriyorsun. Halbuki Allah: «Bu cemaattan iftira işinin büyük kısmını üzerine alan için, büyük azab vardır.» [Nur 11] buyuruyor dedim. Âişe : — Körlükten daha şiddetli azab ne olabilir. Ama o Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nâmına müdâfaada bulunuyordu yahut hicvediyordu, dedi.
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr, A'meş'den, o da Ebu'd-Duhâ'dan, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına iki adam girdi. Ve onunla ne olduğunu bilmediğim bir şey konuştular da gadablandırdılar. O da kendilerine lanet ve sitem etti. Çıktıkları vakit ben : — Yâ Resûlallah! Şu iki adamın kazandığı bayırdan kim bir şey kazanabilir, dedim ; «Ne o?» buyurdu. — Sen onlara lanet ve sitem ettin! dedim. «Sen benim Rabbîme koştuğum şartı bilmiyor musun? Allahım! Ben ancak bir beşerim, müslümanlardan hangisine lanet veya sitem edersem bunu onun için bir zekât ve ecir kıl, dedim.» buyurdular.
Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. H. Bize bunu Ali b. Hucr Es-Sa'dî ile İshâk b. İbrahim ve Ali b. Haşrem dahî hep birden İsâ b. Yûnus'dan (Ebû Muâviye ile İsa b. Yûnus) ikisi birden A'meş'den bu isnadla Cerîr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. İsa'nın hadîsinde râvi: «Onunla başbaşa kaldılar. O da kendilerine sitem ve lanet etti; onları dışarı çıkardı.» demiştir.
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr b. Abdi'l-Hamid A'meş'den, o da Musa b. Abdillah b. Yezid ile Ebu'd-Duha'dan, onlar da Abdurrahman b. Hilâl El-Absî'den, o da Cerîr b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Bedevilerden bir takım insanlar Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Selîem)'e geldiler. Üzerlerinde yün elbiseler vardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hallerinin kötülüğünü, muhtaç kaldıklarını gördü de halkı onlara sadaka vermeye teşvik etti. Fakat halk ona gelmekte geciktiler. Hattâ bu hâl yüzünden belli oldu. Sonra ensardan bir zat bir kese gümüş getirdi. Sonra bir başkası geldi. Sonra ashab birbirinin peşinden geldiler. Nihayet yüzünden sevindiği anlaşıldı. Ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bir kimse İslâm'da güzel bir çığır açar da, kendisinden sonra onunla amel edilirse, o kimseye bu çığırla amel edenlerin ecri kadar sevab yazılır. Amel edenlerin ecirlerinde de bir şey eksilmez. Ve her kim islâm'da kötü bir çığır açar da kendinden sonra onunla amel olunursa, o kimsenin aleyhine bu çığırla amel edenlerin günahı kadar günah yazılır. Amel edenlerin günahlarından da bîr şey eksilmez.» buyurdular
{m-15} Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Kureyb toptan Ebî Muâviye'den, o da A'meş'den, o da Müslim'den, o da Abdurrahman b. Hilâl'den, o da Cerîr'den naklen rivayet ettiler. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hutbe okuyarak sadakaya teşvik etti... Râvi Cerîr'in hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Saîd EI-Eşec rivayet etliler. Lâfız Abdullah'ındır. (Dedilerki): Bize Veki' rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Ebû'd-Duhâ'dan, o da Mesruk'dan, o da Habbab'dan naklen rivayet etti. Habbab şöyle demiş: Benim Âs b. Vâil'de alacağım vardı. Onu almak için kendisine gittim de bana : — Muhammed'e küfretmedikçe sana asla bir şey ödemem, dedi. Ben de kendisine: — Sen ölüp sonra dirilinceye kadar, ben Muhammed'e asla küfredemem, dedim. — Ben öldükten sonra dirilecek miyim? Öyleyse mala ve çoluğa-Çocuğa döndüğüm vakit sana borcumu öderim, dedi. Veki demişki: A'meş de böyle söyledi, dediki: Bunun üzerine şu âyet indi: «Bizim âyetlerimize küfredene ne dersin. Bana mutlaka mal ve çoluk çocuk verilecektir, dedi.» Âyet tâ: «Bize yalnız başına gelecektir...» cümlesine kadar inmiştir.
Bize İshak b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir Mansûr'dan, o da Ebû'd-Duhâ'dan, o da Mesrûk'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Abdullah'ın yanında oturuyorduk. Kendisi de aramızda yaslanmıştı. Derken ona bir adam gelerek : — Yâ Ebâ Abdirrahman! Gerçekten Kinde kapıları yanında bir hikayeci kıssa anlatıyor ve duman mucizesi gelerek kâfirlerin canlarını alacağını, mü'minlerinse ondan nezle şeklinde müteessir olacaklarını söylüyor, dedi. Bunun üzerine Abdullah kızarak oturdu ve şunları söyledi: — Ey insanlar! Allah'dan korkun! Sizdeiı kim bir şey bilirse, bildiğini söylesin. Bilmeyen de, Allah bilir, desin. Çünkü birinizin bilmediği bir şey için, Allah bilir, demesi en büyük ilimdir. Gerçekten Allah (Azze ve Celle) Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e : «Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Ben tekellüf yapanlardan da değilim de!» [Sad 86] buyurmuştur. Şüphesiz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanlarda bir gerileme gördüğü vakit : «Allahım! Yûsuf'un yedi (sene) si gibi yedi (sene)!» buyurmuştu. Müteakiben başlarına öyle bir kıtlık gelmişti ki, her şeyi silip süpürmüş. Hattâ açlıktan deri ve laşeleri yemişlerdi. Onlardan biri gökyüzüne bakarak duman şeklinde bir şey gördü. Hemen Ebû Süfyan gelerek : — Yâ Muhammed Sen Allah'a tâatı ve akrabaya yardımı emrederek geldin. Ama kavmin helak oldular. İmdi onlar için Allah'a dua et, dedi. Allah (Azze ve Celle): «Semânın insanları saracak aşikâr bir duman getireceği günü gözet! Bu acıklı bir azabdır.» [Duhan 10-11] âyet-i kerîmesini: «Şüphesiz ki, siz döneceksiniz...» kavli kerîmine kadar buyurdu. Abdullah şöyle dedi : Hiç hakkında : «O gün biz en büyük savlette tutacağız, biz intikam alacağız [Duhan 16] buyurulan günde âhiretin azabı açılır mı? Batşe, Bedir günüdür. Duhan ayeti batşe, lızâm ve rûm âyeti geçmişlerdir.
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muâviye ile Veki' rivayet ettiler. H. Bana Ebû Saîd El-Eşec de rivayet etti. (Dediki): Bize Veki haber verdi. H. Bize Osman b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. (Dediki): Bize rivayet etti. Bunların hepsi A'meş'den rivayet etmişlerdir. H. Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Kureyb de rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (Dedilerki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Müslim b. Subeyh'den, o da Mesrûk'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Abdullah'a bir adam gelerek: — Mescidde kendi re'yiyle Kur'ân'ı tefsir eden bir adam bıraktım. Şu âyeti tefsir ediyor: «O gün semâ aşikâre bir duman getirecektir.» Bu adam: İnsanlara kıyamet gününde bir duman gelecek ve canlarını alacak, hattâ ondan nezleye tutulmuş gibi olacaklar diyor, dedi. Bunun üzerine Abdullah şunları söyledi: — Her kim bir ilim biliyorsa, onu söylesin. Bilmeyen de, Allah bilir, desin. Çünkü bir adamın bilmediği hir şey için, Allah bilir, demesi anlayışından ma'duddıır. Bu mes'ele şöyle olmuştur. Kureyş (kabilesi) Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e âsi gelince onların aleyhine Yûsuf'un seneleri gibi seneler gelmesine dua etti. Bunun üzerine onlara kıtlık ve şiddetli meşakkat isabet etti. O derecedeki adam semâya bakıyor da, açlıktan kendisi ile semâ arasında duman gibi bir şey görüyordu. Kemikleri bile yediler. Nihayet Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir adam gelerek: — Yâ Resûlallah! Mudar (kabilesi) için Allah'a istiğfar et! Çünkü onlar helak oldular, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'. «Mudar için mi? Sen hakikaten cüretkârsın!» buyurdu. Arkacığından onlar için duâ etti. Allah (Azze ve Celle) de: «Biz azabı biraz açacağız, siz gerçekten (yine) döneceksiniz.» [Duhan 15] âyetini indirdi. Ve kendilerine yağmur verildi. Onlar refaha kavuşunca yine eski hallerine döndüler. (Bu sefer) Allah (Azze ve Celle) de: «Semâ'nın insanları saracak aşikâr bîr duman getireceği günü gözet! Bu acıklı bir azabdır.» «O gün biz en büyük savletle tutacağız. Biz intikam alacağız.» âyetlerini indirdi. Abdullah, bundan Bedir gününü kastediyor, demiş.
Rivayet zinciri (2. tarîk): Müslim ← Ebû Saîd el-Eşecc ← Vekî' ← Süleymân A'meş ← Ebü'd-Duhâ ← Mesrûk b. el-Ecda' ← Abdullah b. Amr
Rivayet zinciri (3. tarîk): Müslim ← Osman b. Ebû Şeybe ← Cerîr b. Hâzim ← Süleymân A'meş ← Ebü'd-Duhâ ← Mesrûk b. el-Ecda' ← Abdullah b. Amr
Rivayet zinciri (4. tarîk): Müslim ← Yahyâ b. Yahyâ ve Ebû Küreyb ← Ebû Muâviye ← Süleymân A'meş ← Ebü'd-Duhâ ← Mesrûk b. el-Ecda' ← Abdullah b. Amr
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, A'meş'den, o da Ebu'd-Duha'dan, o da Mesrûk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) ; Beş şey vardırki, bunlar geçmişlerdir. Duman, Hizâm, rûm, batşe ve kamer
Bize Ebû Saîd El-Eşec rivayet etti. (Dediki): Bixe Yeki' rivâet etti. (Dediki): Bize A'meş bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti. İZAH 2799 DA Mahir: Sözü edilen hikayeci zat’ın iddiasını destekleyen hadis-i şerif 2901 dir, gözden geçirmenizi öneririm.