Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 780, sondan 5457. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 111. ayetidir. Mâide Suresi 111. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 61 ve toplam ebced değeri ise 2830 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واذ اوحيت الى الحوارين ان امنوا بي وبرسولي قالوا امنا واشهد بانـنا مسلمون
Hani bir de, “Bana ve Peygamberime iman edin” diye havarilere[167] ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik. Bizim müslüman olduğumuza sen de şahit ol” demişlerdi.
Kur’ân-ı Kerîm’de adı Îsâ İbn Meryem ve Mesîh olarak geçen Hz. Îsâ, Hz. Meryem’in oğludur; Allah’ın Meryem’e ilka ettiği kelimesidir (Nisâ 4:171). Kendisine İncil verilmiş (Hadîd 57:27) ve İsrâiloğulları’na peygamber olarak gönderilmiştir (Saf 61:6; Hz. Îsâ hakkında geniş bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:45; Nisâ 4:157-158). İslâm inancında Rûhulkudüs’ten maksat Cebrâil’dir. Bütün peygamberlerin bu melekle desteklenmesi söz konusu olmakla birlikte, Hz. Îsâ’nın dünyaya gelişinde Allah tarafından ona ayrı bir görev verilmiş olması dolayısıyla Hz. Îsâ konusunda Cebrâil’in vahiy meleği olmanın ötesinde özel bir önemi vardır (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2:87, 253). Hıristiyanlar’da ise Rûhulkudüs inancı iki yönlüdür: Birincisi Hz. Îsâ’nın Hz. Meryem’den doğmasında ve bedene bürünmesinde etkili olan, diğeri âhir zamanda çıkacak olan Rûhulkudüs. İkincisine “Rûhulhak olan Rûhulkudüs” derler. Esasen bu bir “son peygamber” inancıdır; fakat hıristiyanlar bunun Hz. Muhammed olduğunu kabul etmekten kaçınmışlardır (Elmalılı, III, 1841; Yuhanna İncili’ndeki “hakikat ruhu” ve “Rûhulkudüs” ile ilgili ifadeler için bk. 14:15-16, 26, 15:26, 16:13; bu konuda bilgi ve değerlendirme için bk. Mehmet Aydın, “Faraklit”, DİA, XII, 165-166). Hz. Îsâ’nın beşikte iken konuşması olağan üstü bir olay olmakla beraber, yetişkinlik çağında konuşması doğal bir durum olduğu halde âyet-i kerîmede bunun da söz konusu edilmesinin sebebi hakkında değişik açıklamalar yapılmıştır (bk. Âl-i İmrân 3:46). Müfessirlerin genel kanısına göre, “yazma” diye çevirdiğimiz “kitâb” kelimesiyle kastedilen anlam, Hz. Îsâ’ya “yazı yazma”nın öğretilecek olmasıdır (Râzî, VIII, 54). Bazı müfessirler bunu genel olarak “ilâhî kitaplar” şeklinde açıklamışlardır (Kåsımî, IV, 846). Burada Allah tarafından indirilen fakat belirli olmayan bir kitaba işaret bulunduğu yorumuna değinen İbn Atıyye bunun dayanaktan yoksun bir iddia olduğunu kaydeder (I, 438; “Tevrat” ve “İncil” hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:3-4; “hikmet” hakkında bilgi için bk. Bakara 2:269). Hz. Îsâ tarafından gösterilmekte olduğu bildirilen mûcizelerin Hz. Îsâ’nın muhatapları açısından önem taşımasının yanı sıra, daha sonra Hıristiyanlık’ta bunlara bağlanan sonuçlar bu dinin mensuplarını ona tanrılık izâfe etmek gibi tehlikeli bir mecraya sevketmiş olduğundan gerek burada gerekse Âl-i İmrân sûresinde, bunların yüce Allah’ın iznine bağlı olduğuna sık sık dikkat çekilmiştir (bu konuda bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:49). Hz. Îsâ’nın ilâhî vahyi tebliğ etmesi karşısında İsrâiloğulları ona saygı duyup destek vermek şöyle dursun, tuzak kurup hayatına kastetmek istemişlerdi. Bunu farkeden Hz. Îsâ kendisine sadakatle bağlanıp destek verecek bir çekirdek kadro ile (havâriler) tebliğ faaliyetini sürdürmeye çalıştı (yahudilerin tutumu ve Hz. Îsâ’nın havârileri hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:45, 52-54).
Mehmet Okuyan
Hani Havarilere “Bana ve elçime iman edin!” diye vahyetmiştim (bildirmiştim). Onlar da “İman ettik, bizim Allah’a teslim olmuş kişiler (Müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol!” demişlerdi.
[Havari] kelimesi, “beyaz giyenler”, “beyazlara bürünenler”, “tasdik edenler”, “samimi olanlar”, “tertemiz kişiler” gibi anlamlara gelmektedir.,Burada geçen [evhaytü] “vahyettim” fiili, bilinen anlamda “hakiki vahiy” değil, “bildirmek, ilham etmek” şeklinde bir bilgilendirme olarak anlaşılmalıdır. Çünkü burada söz konusu edilen vahiy fiilinde muhataplar peygamber değildir.
Bayraktar Bayraklı
Hani havârîlere, “Bana ve peygamberime iman ediniz” diye ilham etmiştim. Onlar da “İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler olduğumuza sen de şâhit ol” demişlerdi.
Hani o zaman (Hz. İsa’ya tâbi olan) Havarilere: "Bana ve Elçime iman edin" diye vahy (ilham) etmiştim de; onlar da: "İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduğumuza Sen de şahit ol" demişlerdi.
Ve hatırla o vakti ki, havarilere “Bana ve elçime inanın” diye vahyetmiştim. Onlar da “Biz inanıyoruz şahit ol ki, kendimizi sana teslim etmişiz” diye cevap verdiklerini.
Hani temiz giyimli, iyi niyetli istikamet sahibi olanlara, havârilere:
“Bana ve Rasulüme iman edin" diye ilham etmiştim. Onlar:
“İman ettik. Bizim İslâm'ı yaşayan müslümanlar olduğumuza, İslâm dininde sebat edeceğimize şâhit ol" demişlerdi.
Hani Havarilere: 'Bana ve elçime iman edin' diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: 'İman ettik, gerçekten müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol' demişlerdi.
Hani Havarî'lere (Hz. Îsa'ya bağlı olanlara): “-Bana ve Peygamberime iman edin” diye ilham etmiştim de onlar: “İman ettik, bizim hakikî müslümanlar olduğumuza şahid ol” demişlerdi.
Hani Havarilere: “Bana ve Resulüme iman edin” diye ilham etmiştim. Onlar da: “İman ettik, Hakk'a teslimiyet gösterdiğimize sen de şahit ol” demişlerdi.
Cemal Külünkoğlu Mâide Suresi 111. Ayet Açıklaması
Bkz. 3:51-52Beyaz ve beyazlık manasına gelen “havarî”, mecazen “halis ve temiz dost” anlamında kullanılmıştır. “Havarîler” peygamberlerin davetine uyarak Allah’ın dinine temiz niyet ve samimi gayretleriyle yardımcı oldukların için kendilerine “havarî” denmiştir.
Diyanet İşleri (Eski)
Havarilere, "Bana ve peygamberime inanın" diye bildirmiştim, "İnandık, bizim müslimler olduğumuza şahid ol" demişlerdi.
Hani havârîlere, «Bana ve peygamberime iman edin» diye ilham etmiştim. Onlar (da), «İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol» demişlerdi.
“Hani Havârîlere de: 'Bana ve peygamberime îmân edin!' diye ilhâm etmiştim.(Onlar:) 'Îmân ettik, (yâ Rab!) artık şâhid ol ki gerçekten biz Müslümanlarız!' demişlerdi.”
Hani havârîlere, senin aracılığınla, “Bana ve Elçime iman edin!” diye vahyetmiştim. Bunun üzerine onlar, “Evet, iman ettik! Şâhit ol ya Rab; bizler yalnızca Sana boyun eğen ve ancak Senin hükümlerine teslim olan kimseleriz!” demişlerdi.
(Ve devamla) “Havarilere1 de: ‘Bana ve elçime îman edin.’ diye (seninle) vahiy göndermiştim.2 Onlar da: ‘İman ettik, şâhit ol ki bizler Müslüman’ız.’ demişlerdi.”
1 Havariyyun: Havarî’nin çoğuludur, beyaz ve beyazlık anlamına gelir. Mecâzen “halis ve temiz dost” anlamında kullanılmış ve özellikle Peygamberlerin davetine yardımcı olanlara da iyi niyet ve temizliklerinden dolayı “havarî” denilmiştir. Fakat bu kelime daha çok Îsâ (a.s)’ın en seçkin yardımcıları olan kimseler hakkında kullanılmıştır ve bunlar on iki kişiden ibarettir. Hz. Îsâ bu şahısları Allah’ın dinini insanlara duyurmaları için çeşitli beldelere göndermiştir. Bunların isimleri ve haklarındaki bilgiler Hıristiyan kaynaklarına dayandığı için buraya almaya değerde görülmemiştir. Bazı âlimler de Peygamberimizin havarilerinin: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hamza, Ca’fer, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Osman b. Maz’un, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas, Talha b. Ubeydillah ve Zübeyr b. Avam (r.a) olduklarını ifâde etmişlerdir.
Muhammed Esed
VE [hatırla o vakti ki] beyazlara bürünmüş olanlara, 136 “Bana ve Benim Elçim'e inanın!” diye vahyetmiştim. Onlar, “Biz inanıyoruz; ve şahit ol ki kendimizi [Sana] teslim etmişiz!” diye cevap verdiler.
Ve hani havarilere: “Bana ve Resulüme iman edip güvenin.” diye emretmiştim. Onlar da: “İman ettik, bizim Müslüman olduğumuza şahit ol!” demişlerdi. 3/52, 61/14
Ve hani, havarilere (senin aracılığınla) “Bana ve Benim elçime inanın!” diye vahyetmiştim; onlar da “Biz inanıyoruz, Sana kayıtsız şartsız teslim olduğumuza şahit ol!” demişlerdi.[1006]
Mustafa İslamoğlu Mâide Suresi 111. Ayet Açıklaması
[1006] Havarilerin ilâhî davete muhteşem icâbetleri için bkz: 3:51-52.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o zaman ki, «Bana ve peygamberlerime imân ediniz» diye havarilere ilham etmiştim. Onlar da: «İmân ettik, bizim muhakkak müslimler olduğumuza şahit ol» demişlerdi.
Ve hani havarilere: “Bana ve Resulüme iman edin” diye ilham etmiştim. Onlar da: “İman ettik. Hakka teslim olduğumuza şahid ol! ” demişlerdi. [3, 52; 28, 7; 16, 68] {KM, Yuhanna 14, 1}
Havarilere: "Bana ve elçime inanın!" diye vahyetmiştim (kalblerine bu düşünceyi atmıştım); "İnandık, bizim müslümanlar olduğumuza şahidol!" demişlerdi.
Bir gün havarilere “Bana ve Elçime inanıp güvenin” diye vahyettim. Onlar da “İnanıp güvendik; sen şahit ol bizler Allah’a teslim olan (müslüman) kimseleriz” diye karşılık verdiler.
Hani, Havarilere de “Bana ve elçime iman edin” diye ilham etmiştim; onlar da “İman ettik, şahit ol ki biz hakka teslim olmuş Müslümanlarız” demişlerdi.
Havarilere şunu vahyetmiştim: "Bana ve resulüme iman edin." Şöyle demişlerdi: "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız!"
daħı ol vaķt kim ilhām eyledüm ya'nį göñüllerine bıraķdum ḥavārilere kim įmān getürüñ baña daħı yalavacuma eyittiler “įmān getürdük daħı ŧanuķ ol kim biz müsülmānlarüz.”
Daḫı men vaḥy eyledüm ḥavārīlere ki baña īmān getürüñüz benümpeyġamberüme daḫı. Eyitdiler: Biz īmān getürdük, ṭanuḳ ol bizüm üstü‐müze ki Müselmānlar‐biz didiler.