Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 683, sondan 5554. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 14. ayetidir. Mâide Suresi 14. ayetinin kelime sayisi 25, harf sayısı 118 ve toplam ebced değeri ise 10019 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ومن الذين قالوا انا نصارى اخذنا ميثاقهم فنسوا حظا مما ذكروا به فاغرينا بينهم العداوة والبغضاء الى يوم القيمة وسوف ينبئهم الله بما كانوا يصنعون
“Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. Allah, ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
Yukarıda (7. âyet) Hz. Muhammed’in peygamberliğini tanıyıp ona biat eden müminlerin tasada, kıvançta, güçlükte ve kolaylıkta kısaca her zaman ona itaat edeceklerine dair verdikleri sağlam söz kendilerine hatırlatılmış ve bu sözü yerine getirmeleri hususunda Allah’a karşı saygılı olmaları emredilmişti. Bu âyetlerde ise daha önce yahudi ve hıristiyanlardan da benzeri bir söz alındığı, ancak sözlerinden döndükleri için yahudilerin lânetlendikleri, hıristiyanların da aralarına kıyamet gününe kadar sürüp gidecek olan kin ve düşmanlık sokulduğu hatırlatılarak müslümanların dikkatleri çekilmekte ve eskilerin düştüğü hatayı tekrarlamaktan sakınmaları gerektiğine işaret edilmektedir (mîsâk/ahid hakkında bilgi için bk. Bakara 2:40). Nakîb kelimesi sözlükte “koruyan, nöbet tutup gözetleyen, bir şeyi araştıran müfettiş, tecrübe olunmuş ve kendisine güvenilir kimse” anlamlarına gelir. Terim olarak “kavmin yönetimi kendisine verilen, toplumun hal ve hareketiyle ilgilenen temsilci” demektir. Bu anlamda başkana ve ordu komutanına da nakîb denilmiştir (İbn Âşûr, VI, 140). Elmalılı’ya göre nakîb, “bir kavmin ahvalini bilen, işlerinin yönetimini ve ihtiyaçlarını karşılamayı üstlenen, durumlarını gözetleyen ve kendisine güvenilen kimse” anlamına gelir; reis ile aynı anlamda değildir (III, 1599). Yüce Allah İsrâiloğulları’nı din ve ahlâk dışı yollara sapmaktan korumak için on iki İsrâil kabilesinin her birinden bir temsilci seçmesini Hz. Mûsâ’ya emretmişti. Ayrıca kendileriyle beraber olduğunu bildirmek suretiyle onları desteklediğini haber vermiş ve âyette belirtilen dinî ve ahlâkî davranışları sergiledikleri takdirde günahlarını affedeceğini, kendilerini cennete sokacağını, aksine davranışta bulunanların ise doğru yoldan çıkmış olacaklarını bildirmiş ve emirlerini tutacaklarına dair, Hz. Mûsâ aracılığıyla onlardan sağlam söz almıştı. Kitâb-ı Mukaddes’te bu şahıslar, her biri binlerce kişiden oluşan bir ordunun başı olarak gösterilmiştir: “Ve sizinle beraber her sıpttan (kabile) birer adam olacak; her biri kendi ataları evinin başı olacaktır... Cemaatten çağrılanlar, ataları sıptlarının beyleri, bunlardı; İsrail binlerinin başları idiler” (Sayılar, 1:4, 16). “Doğru yol” diye tercüme ettiğimiz sevâe’s-sebîl tamlaması “orta, doğru” anlamlarına gelen sevâ kelimesi ile yol anlamına gelen sebîl kelimesinden oluşmaktadır. Tamlama halinde “orta yol” veya “doğru yol” diye tercüme edilebilir. Burada iman yolu doğru yola veya orta yola benzetilmiştir. Âyet, iman edip belirtilen güzel amelleri işleyen kimselerin kurtuluşa ve başarıya götüren doğru yola girmiş olduklarını, inkâr edenlerin de doğru yoldan saptıklarını belirtmekte ve kendilerine dosdoğru yol gösterildikten sonra bu yolda yürüyeceklerine dair Allah’a kesin söz verip de O’nun emir ve yasaklarına uymayanların, doğru yolu bulmuşken ondan sapmış ve onu yitirmiş olacaklarını, bu sebeple büyük bir hataya ve helâke düşeceklerini ifade etmektedir. Nitekim İsrâiloğulları’nın büyük çoğunluğu da zaman içerisinde ihtiraslarına yenik düşerek ahidlerini bozdular, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmediler. Bu yüzden Allah onları lânetledi, rahmetinden uzaklaştırıp gazabına uğrattı. Yapıp ettikleri yüzünden kalpleri katılaştı. Artık yapılan nasihatler, verilen öğütler onlara tesir etmez oldu. Dünya tutkusu ruhlarını o derece sardı ki Allah katındaki sorumluluklarını unuttular ve istediklerini yapabilmek için Allah’ın kelâmını tahrif etmeye (bozmaya), değiştirmeye ve keyiflerine göre yorumlamaya başladılar (tahrif hakkında bilgi için bk. Bakara 2:75; Nisâ 4:46). Bu davranış bozukluğu nesilden nesile intikal ederek devam etti ve Hz. Peygamber zamanında da kendini gösterdi. Nitekim Medine yahudileri Hz. Peygamber’in varlığını ortadan kaldırmak için –düşmanla iş birliği dahil– her türlü tuzağı kurmaya teşebbüs etmişlerdir. 13. âyetin, “İçlerinden pek azı hariç olmak üzere onlardan daima bir hainlik görürsün” meâlindeki bölümü bunu açıkça ifade eder. Buna rağmen Hz. Peygamber’e, onlara karşı iyi davranması ve onları affetmesi emredilmiştir. Bu âyetin, Enfâl sûresinin 58. ve Tevbe sûresinin 29. âyetleri ile neshedildiği ileri sürülmüşse de İslâm’ın, affı da bir terbiye metodu olarak değerlendirdiğini, bu kapıyı daima açık tuttuğunu göz önünde bulundurarak âyetlerin neshedilmediğini düşünenlerin görüşü İslâm’ın ruhuna ve Kur’an’ın bütünlüğüne daha uygun düşmektedir. “Hıristiyanlar” diye tercüme ettiğimiz 14. âyetteki nasârâ kelimesi, Hz. Îsâ’nın tebliğ ettiği ilâhî dinin mensuplarına verilen isimdir. Yaygın yoruma göre Hz. Îsâ’nın doğduğu köyün ismi olan Nâsıra’dan dolayı bunlar nasrânî (çoğulu nasârâ) olarak adlandırılmışlardır (ayrıca bk. Bakara 2:62; Âl-i İmrân 3:52-53). Önceki âyetlerde, verdikleri sözü yerine getirmeyen yahudilerin durumları anlatıldıktan sonra 14. âyette de hıristiyanların durumları ele alınmış ve peygamberleri vasıtasıyla Allah’ın onlardan da benzeri bir söz aldığı bildirilmiştir. Hıristiyanlar Hz. Îsâ’ya biat ederek her konuda kendisine itaat edeceklerine dair söz vermişlerdi. Ancak sözlerinde durmadılar, verilen emirleri unutup Allah’ın sözlerini işlerine geldiği gibi yorumladılar. Böylece kıyamet gününe kadar devam etmek üzere aralarına ayrılık, kin ve düşmanlık tohumlarını saçmış oldular. Bu sebeple Hıristiyanlık içinde ortaya çıkan çeşitli mezheplerin mensupları arasında asırlarca şiddetli savaşlar cereyan etti. Nitekim XX. yüzyılda yaşanan dünyanın en kanlı iki savaşı da –din dışı sebeplere dayansa bile– yine hıristiyanlar arasında başlamış daha sonra dünyaya yayılmıştır. Âyetten anlaşıldığına göre –burada belirtilen kusurda ısrar ettikleri takdirde– hıristiyanlar arasındaki bu ihtilâf ve düşmanlık kıyamet gününe kadar devam edecektir. Âyetin son bölümü, Allah’a verdikleri sözden dönerek onun âyetlerini işlerine geldiği gibi yorumlayanların, bu yaptıklarının cezasını çekeceklerine işaret etmekte ve gerekli uyarıda bulunmaktadır. Ayrıca hıristiyanlar arasındaki bu ihtilâflardan müslümanların da ibret almaları murat edilmiş, benzer yanlışlıklara sapmaları halinde kendilerinin de bu tür bölünme ve çatışmalar içine düşeceklerine işaret edilmiştir.
Mehmet Okuyan
“Biz hristiyanlarız.” diyenlerden de kesin söz almıştık fakat onlar kendilerine hatırlatılan (İncil’den) paylarını unutmuşlardı. (Bu sebeple) kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin salmıştık. Allah ileride (mahşerde) onlara (dünyada) yapıp ettiklerini bildirecektir.
Hristiyanların verdikleri söz ile kastettikleri, Bakara 2:83-84 ve Mâide 5:12’te geçtiği üzere, yahudilerden alınan sözün içeriğinin aynısı olabileceği gibi, Âl-i İmrân 3:52 ve Saff 61:14’te belirtildiği şekliyle Hz. İsa’nın havarilere sorduğu “Allah’a doğru (giden yolda) kim bana yardımcı olacak?” şeklindeki soruya “Biz Allah’ın (yolunun) yardımcılarıyız.” cevapları da olabilir. Hatta Âl-i İmrân 3:81’de bütün peygamberlerden ve dolayısıyla ümmetlerinden “kendilerinden sonra gelen Elçi’ye iman edip ona yardımcı olacakları”na dair alınan söz olması da mümkündür. Burada alınan sözün içeriğine açıkça yer verilmemesinden hareketle, asıl önemli olan noktanın hristiyanların da tıpkı İsrailoğulları gibi kendilerine hatırlatılan ilahi öğretilerden oluşan paylarını terk etmeleri, onları dikkate almayıp görmezlikten gelmeleri olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Yüce Allah’a vermiş oldukları kulluk sözünde durmamalarının yanında Hz. Muhammed’i ve Kur’an’ın gerçekliğini kabul etmeyişlerinin, onların suçlarından olduğu göz ardı edilmemelidir. ,Bu kimseler, kendi aralarında düşmanlık bulunan hristiyan gruplar olabileceği gibi yahudiler ile hristiyanlar da olabilir. Geçmişten günümüze kadar hristiyan gruplar arasında da yahudiler ile hristiyanlar arasında da benzer durumlar gözlenmektedir. Yahudilerin önemli bir kısmının, dinlerini bozdukları gerekçesiyle hristiyanlara sıcak bakmadıkları ve onların dostluk görüntülerinin sadece bir aldatmaca olduğu bilinmektedir. Bakara 2:113’te de dikkat çekildiği gibi kitap verilenler, kendilerine deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlık nedeniyle (dinde) anlaşmazlığa düşmüşlerdir.
Bayraktar Bayraklı
Aynı şekilde “biz Hıristiyanlarız” diyenlerden kesin bir söz almıştık; ama onlar da kendilerine verilen öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple, kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
Ve “Biz Nasarayız.”¹ diyenlerden de söz aldık. Öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unuttular. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin yerleştirdik. Ve Allah, ne iş yaptıklarını yakında haber verecektir.
(Bunun gibi) "Biz Nasraniyiz-Hristiyanız" diyenlerden de (Allah'ın peygamberlerine, kitaplarına inanıp itaat edeceklerine dair) söz (ahd-ü misak) almıştık. Ama onlar da kendilerine hatırlatılan uyarılardan ders (pay ve hazz) almayı unuttular. Bu yüzden kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. (Bu nedenle çok farklı ve aykırı mezhep ve ekollere ayrılıvermişlerdir.) Allah, yapageldikleri (sinsi ve suni) şeyleri ileride onlara (tek tek) haber verecektir.
Onlardan, biz Nasraniyiz diyenler de var, onlardan da söz aldık, fakat kendilerine verilen öğütten hisse almayı unuttular, biz de kıyamete dek aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah, onların neler yaptığını bildirecek.
Nasrâni Hıristiyan, Nasârâ Hıristiyanlar anlamına gelir. Hıristiyanlara, İsa Peygamberin Nâsıra denen köyden yetiştiği, yahut dine yardım ettikleri için Nasrâni denmiştir. Nasran denilen köye nispetle Nasrâni denmiştir diyenler de vardır (al-Müfredât, s. 514).
Abdullah Parlıyan
Ve aynı şekilde, biz nesârâyız diyen Hıristiyanlardan da kesin bir söz almıştık; ama onlar da, akıllarından çıkarmamaları gereken şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Bu nedenle, onlar arasında kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Zamanı gelince Allah onlara neler işlediklerini açıkça gösterecektir.
"- Biz hristiyanlarız" diyenlerden de kesin sözlerini, taahhütlerini almıştık, ama onlar da kendilerine tebliğ edilenlerin, kitabın ve öğütlerin önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyametin kopacağı güne kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah uydurmaya devam ettikleri ayinleri, törenleri, sosyal etkinlikleri birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekecektir.
"Biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kuvvetli söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar devam edecek bir düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Ve: 'Biz hristiyanlarız' diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.
“- Biz Hristiyanız” diyenlerden de misâklarını (sağlam sözlerini) almıştık. Derken bunlar da emredildikleri hakikatlerden nasîp almayı (Peygambere iman etmeyi) terk ettiler. Biz de aralarına, kıyamet gününe kadar sürecek kin ve düşmanlık bıraktık. Yakında Allah, onlara, ne işler yaptıklarını haber verecektir.
“Biz Hıristiyan’ız” diyenlerden de söz aldık. Fakat öğüt aldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. Biz de kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kindarlık döküverdik. Allah onların ustaca yaptıklarını() ilerde onlara haber verecektir.
(*) Ayetteki “yasneun” kelimesi Hıristiyanlık dünyasında sanayinin gelişeceğine ve bu sanayileri onların başına bir felaket getireceğine işaret eder.
Besim Atalay
«İsa’lıyız» diyenlerden dahi misakların almışız, öğütlenen şeyden paylarını unuttular, kıyamete değin, biz onların arasına düşmanlıkla, iğrenme koymuşuz, Allah bildirecek onlara, yapmış olduklarını
(Bunun gibi) “Biz Nasarayız/Hristiyan'ız” diyenlerden de (peygamberlerine ve kitaplarına inanıp itaat edeceklerine dair) sağlam söz almıştık. Ama onlar da kendilerine öğretilen hakikatlerden pay almayı/nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden, Biz de aralarına (tâ) kıyamete kadar sürecek olan bir kin ve düşmanlık soktuk. Yakında (Mahşer günü) Allah yaptıklarını (sanata dönüştürdükleri dini tahrif etmeyi) onlara haber verecektir!
Ayette zikredilen Hristiyanlar Pavlus Hristiyanlığından önce yaşayan İsevilerdir. Ayette de görüldüğü gibi Hz. İsa onların arasındaydı ve “teslis” yani Tanrının üç ayrı kişiden oluştuğu inancı henüz yoktu. Bakara sûresinin 2:146. âyetinde de ifade edildiği gibi Hz. Muhammed’i kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyan o günün Hristiyanları, bilerek ona ve onun getirdiği vahye inanmadılar. Hakikati örtbas ettiler. Hz. İsa’yı haksız şekilde Allah’ın insan şeklindeki bir tezahürü olarak görerek ulûhiyet makamına yükselttiler, onun için “Allah’ın oğludur” dediler. Böylece onun getirdiği mesajın özüne ters düşerek Hz. İsa’nın gerçek öğretisinden uzaklaştılar. Buna karşılık, âyette belirtildiği gibi Allah, Hristiyan toplulukları kendi aralarında düşmanlıkla cezalandırdığından dolayı sürekli savaşlara yol açan birbirlerine düşman yüzlerce mezhep türemiş, onlarca farklı İncil yazılmıştır.Ayetin sonunda “yasnaûn” kelimesinin gelmesi de manidardır. Çünkü Kur’an’da genelde “yapmak” anlamına gelen “ya’melûn” kelimesi kullanılır. “Yasnaûn” sanat icra ederler anlamındadır. Yani bunlar din ile oynamayı, vahyin içeriğini değiştirmeyi kendilerine sanat edinmişlerdir. Bu itibarla ayetin son cümlesini “Sanata dönüştürdükleri dini tahrif etmeyi mahşerde Allah onlara soracaktır” şeklinde yorumlamak daha doğru olur.
Diyanet İşleri (Eski)
"Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
«Biz hıristiyanlarız» diyenlerden de kesin sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın) önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
İlk hıristiyanlar da yahudilerin amansız takipleri ve işkenceleri karşısında darmadağınık yaşamışlar, Allah tarafından Hz. İsa’ya vahyedilen İncil’i muhafaza edemeyip kaybetmişlerdi. Milâdî üçüncü asrın başlarında Roma imparatoru Kostantin’in hıristiyanlığa meyletmesinden sonra rahatlayan hıristiyanlar, mukaddes kitaplarını yazmaya teşebbüs etmişler, bunun neticesinde ortaya, birbirini tutmaz yüzlerce İncil çıkmıştır. Hz. İsa’nın yolundan çıkan, Allah’a verdikleri sözde durmayan hıristiyanlar böylece ihtilafa düşmüş, ayrı dinlermiş gibi mezheblere bölünmüş, asırlarca birbiriyle didişmişlerdir.
Edip Yüksel
"Biz Hristiyanız," diyenlerden de söz almıştık. Ancak onlar da uyarıldıkları şeylerin bir kısmını unuttu. Bu yüzden diriliş gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yaptıkları her şeyi ALLAH onlara bildirecek
"Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara elbette haber verecektir.
«Biz, Nasarâyız» diyenlerden de misaklarını almıştık derken bunlar da ıhtar edildikleri hakıkatlerin bir çoğunu unuttular, biz de aralarına Kıyamet gününe kadar sürecek buğz-u adavet bıraktık, yarın Allah onlara ne san'atler yaptıklarını haber verecek
«Biz Nasrânîyiz» diyenlerin de sağlam te'mînâtını almışdık. Neticede onlar da va'z-u ihtaar edildikleri şeylerden bir hisse almayı unutuverdîler. Biz de aralarına kıyamet gününe kadar düşmanlığı ve kîn-ü buğzu yapışdırdık. Allah onların ne (san'at) ler yapacaklarını ileride kendilerine (gösterib) haber verecekdir..
(Yahudilerden olduğu gibi,) “Şübhesiz biz hristiyanız” diyenlerden de sağlam sözlerini almıştık; buna rağmen (onlar da) kendisiyle nasîhat edildikleri (kitapları)ndan(İncil'den) bir nasib (almay)ı unuttular. Bu sebeble kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin bıraktık. Allah, yapmakta olduklarını ileride (âhirette) kendilerine haber verecektir.
Biz Nasraniyiz (Hıristiyanız) diyenlerden de sağlam bir söz almıştık. Sonra onlar Allah’ın uyarıcı ayetlerinden bir kısmını unuttular. Bizde aralarına kıyamete kadar sürecek bir düşmanlık ve kin soktuk. Allah yaptıklarını onlara haber verecektir.
«Biz hıristiyanız» diyenlerden de misak aldık. Onlar da kendilerine nasihat olunan şeyler meyanında nasiplerini unuttular [¹]. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlığı, olanca sevmemezliği yapıştırdık. Allah yakında onlara yaptıklarını haber verecektir [²].
“Biz Hıristiyan'ız” diyenlerin bir kısmından söz almıştık. Onlar, kendilerine belletilenin bir kısmını unuttular da bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine yakında haber verecektir.
Hz. İsa’nın tebliğ ettiği inanç sistemini değiştirip tanınmaz hâle getiren ve buna rağmen, “Biz İsa Mesih’in yolundan giden Hıristiyanlarız!” diyenlerden de buna benzer bir söz almıştık. Ne var ki, onlar da kendilerine tembih edilen öğütlerden bir çoğunu göz ardı ettiler. Bu yüzden onların arasına, tâ Kıyâmet Gününe kadar sürecek bir kin ve düşmanlık soktuk. Zaman zaman Müslümanları yok etme dürtüsüyle bir araya gelseler bile, çok geçmeden birbirlerine düşüp parçalanacaklar. Ve sonunda: Allah, yaptıkları her şeyi onlara Mahşer günü haber verecektir.O hâlde, Allah’ın azâbından korkun da, ilâhî kurtuluş reçetesine kulak verin:
“Biz, nasârâ’yız / hristiyanız” demiş olanlardan da mîsâkını / açık ve kesin bağlılık sözlerini aldık.
Derken onunla hatırlatılanlardan hazz / pay almayı unuttular.
Bu yüzden aralarına Kıyamet günü’ne kadar Düşmanlık ve Buğz / Nefret saldık.
Allah, özenerek yapıyor oldukları şeyleri onlara bildirecektir.
“Biz, Hıristiyanız” diyenlerden de bağlayıcı sözlerini almıştık. Fakat onlar da kendilerine öğretilen kitabın önemli bir bölümünü unuttular. Biz de bu yüzden onların aralarına, kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Sonunda Allah onlara ne yaptıklarını tek tek haber verecektir.1
1 Âyetin sonundaki (يَصْنَعُونَ) ifâdesinde; Hıristiyanız diyenlerin yaptıklarına, sanat denilmesinden; Hıristiyanlığı bu hale onların kendi arzularıyla getirdiklerini anlamak mümkündür. Yani bunlar; din ile oynamayı kendilerine sanat edinmişlerdir. Ayrıca bu ifâdenin bir de; Yahûdîlerin ticaret sevdasıyla dini, Allah’ı ve âhireti unuttukları gibi bunların da sanayileri ile övündüklerini, sanat sevdasıyla Allah’ı Peygamberi ve dini unuttuklarını veya yaptıkları tüm olumsuz şeylere bile sanat adını verdiklerini ima ettiği düşünülebilir.
Muhammed Esed
Ve [aynı şekilde], “Biz Hristiyanız!” 26 diyenlerden kesin bir taahhüt almıştık; ama onlar da, akıllarından çıkarmamaları emredilen şeylerin çoğunu unutmuşlardır; bu nedenle, onlar arasında Mahşer Günü'ne kadar [sürecek] düşmanlık ve kini arttırdık: 27 ve zamanı geldiğinde Allah onlara neler işlediklerini gösterecektir.
“Biz Hıristiyanız/Nasarayız” diyenlerden kesin misak/söz almıştık. Ne yazık ki onlar da kendilerine hatırlatılan gerçekleri unutup uygulamadılar, bu yüzden içlerindeki düşmanlık ve kin kıyamete kadar devam edecek. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine bir bir haber verecektir. 61/14, 5/47, 42/10, 18/49, 58/6
“Biz Nasâra’yız” diyenlerden de kesin bir taahhüt almıştık.[905] Derken onları (izleyenler) uyarıldıkları şeyden hisse almayı unuttular.[906] Bu yüzden onları, aralarında Kıyamet Günü’ne kadar sürecek düşmanlık ve nefrete mahkûm ettik.[907] Zamanı gelince, Allah kendilerine yaptıkları her şeyi bir bir haber verecektir.
Mustafa İslamoğlu Mâide Suresi 14. Ayet Açıklaması
[905] Bunlar Pavlus Hıristiyanlığından önceki İsevilerdir. Allah söz aldığında Hz. İsa onların arasındaydı ve o yaşarken Teslisçi Pavlus Hıristiyanlığı yoktu (Bkz: 82. âyet, 88 ve 89. notlar).
[906] Yahudiler gibi dinlerini parçalamamaları konusunda uyarılmıştılar. Fakat Nasârâ Hıristiyanlaşınca daha fazla parçalandı, kendi içlerinde din savaşları yaşandı, üç binden fazla İncil, yüzlerce mezhep çıktı.
[907] Ağraynâ, elsaknâ anlamına yakındır; “bir şeyi bir şeye tutturmak”, “mecbur ve mahkûm etmek” vurgusu taşır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve, «Biz nâsarayız» diyenlerden de ahdlerini almış idik. Sonra ihtar edilmiş oldukları şeyden nasibdar olmayı unuttular. Artık Biz de onların arasına Kıyamet gününe kadar adâvet ve buğz bıraktık. Ve Allah Teâlâ neler yapmış olduklarını yakında haber verecektir.
“Biz Nasrani'yiz, Hırıstiyanız” diyenlerden de kesin söz aldık. Fakat onlar da kendilerine tebliğ olunan derslerden bir çoğunu unuttular. Bu yüzden Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek kin ve nefret bıraktık. Allah onların meslek haline getirdikleri bu işleri bir bir yüzlerine çarpacaktır. [2, 62] [KM, İşaya 19, 2]
Nasâra, nusret kökünden gelip ensar (yardımcılar) demektir [61,14]. Hz. Îsâ’nın memleketi Nasıra ile ilgisi yoktur. Bazı Avrupalılar Kur’ân’ın Hıristiyanları küçümsemek için Nasıra’ya nisbetle bu ismi kullandığını iddia ederler. Hz. Îsâ’nın havarilerine ilkin Antakyalılar M.S. 43-44 yıllarında Mesihîler adını vermişlerdir. Yoksa kendisi, adına bir din kurup böyle bir isim kullanmamıştır. Ona tâbi olanlar Tevrat’a bağlı Yahudi cemaati ile, Kudüs’teki Mâbede gitmeye devam etmişlerdir (Resullerin İşleri, 3,1). Daha sonra Pavlos, Tevrat cemaatinden ayrılıp kurtuluş için sadece Mesih’e inanmak gereğini öne sürdü. Cemaat ismi uzun süre oturmadı (kardeşler, müminler, şakirtler denildi). Mesihîler adı, önce düşmanları tarafından kendilerine verilip, sonra mecburen kabullendikleri bir isim oldu. Kur’ân asıl isimlerini kullandığından, ona teşekkür yerine tenkid etmeleri çok tuhaftır. Hıristiyanlar ilk üç asır işkence ve gizliliğe mahkûm oldukları dönemde çok sayıda İncîl ortaya çıktı. Roma İmparatoru Constantin M.S. 324’de Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul ettiğinde çeşitli bölünmeler çoktan başlamış ve din asliyetini kaybetmişti.
Süleyman Ateş
Biz hıristiyanız diyenlerin de sözünü almıştık, ama Kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.
Biz nasrânîyiz[1] diyenlerden de söz aldık ama kendilerine hatırlatılan görevin[2] bir kısmını unutmuş gözüktüler. Biz de aralarına (mezardan) kalkış gününe kadar sürecek düşmanlık ve nefret yerleştirdik[3]. Allah onlara neler yaptıklarını, günü gelince bildirecektir.
Süleymaniye Vakfı Mâide Suresi 14. Ayet Açıklaması
[1] Nasrânî ile Hıristiyan farkı var mı, ortaya koymak lazım. (Al-i İmran 3:55 O gün Allah şöyle dedi: `Bak İsa, ben seni vefat ettireceğim ve katıma yükselteceğim. Seni o tanımazlardan arındıracağım. Sana uyanları da kıyamet gününe kadar, o tanımazlara üstün kılacağım. Sonunda hepiniz bana döneceksiniz. İşte o zaman, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları karara bağlayacağım.) [2] Gelecek peygambere inanma görevi(Isr) Bkz.: Bakara 2:286 ve dipnotu [3] Bu, Allah'ın emrine uymamanın cezasıdır.
Şaban Piriş
-Biz Hıristiyan'ız, diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular, bu yüzden aralarına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
“Biz Hıristiyanız” diyenlerden de ahit almıştık; onlar da kendilerine verilen öğütten nasiplerini unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir kin ve düşmanlık saldık. Neler işleyip durduklarını Allah onlara bildirecektir.
"Biz Hıristiyanlarız!" diyenlerden de mîsaklarını almıştık. Onlar da öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden, aralarına kıyamete değin düşmanlık ve şiddetli nefret saldık. Sınaat/teknoloji olarak ürettikleri şeylerin ne olduğunu Allah onlara yakında haber verecektir.
daħı anlar kim eyittiler “bayıķ biz naśrānilerüz.” duttuķ anlaruñ 'ahdın pes terk eylediler ülüyi andan kim andurınıldılar anı pes ķındurduķ arasında anlaruñ düşmānlıġı daħı sevmemeklıķ ķıyāmet günine degin. daħı śoñra ħaber vire anlara Tañrı anı kim oldılar işlerler.