Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 681, sondan 5556. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 12. ayetidir. Mâide Suresi 12. ayetinin kelime sayisi 45, harf sayısı 206 ve toplam ebced değeri ise 18012 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ولقد اخذ الله ميثاق بني اسرايل وبعثنا منهم اثني عشر نقيبا وقال الله اني معكم لئن اقمتم الصلوة واتيتم الزكوة وامنتم برسلي وعزرتموهم واقرضتم الله قرضا حسنا لاكفرن عنكم سيـاتكم ولادخلنكم جنات تجري من تحتها الانهار فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضل سواء السبيل
Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekâtı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
Yukarıda (7. âyet) Hz. Muhammed’in peygamberliğini tanıyıp ona biat eden müminlerin tasada, kıvançta, güçlükte ve kolaylıkta kısaca her zaman ona itaat edeceklerine dair verdikleri sağlam söz kendilerine hatırlatılmış ve bu sözü yerine getirmeleri hususunda Allah’a karşı saygılı olmaları emredilmişti. Bu âyetlerde ise daha önce yahudi ve hıristiyanlardan da benzeri bir söz alındığı, ancak sözlerinden döndükleri için yahudilerin lânetlendikleri, hıristiyanların da aralarına kıyamet gününe kadar sürüp gidecek olan kin ve düşmanlık sokulduğu hatırlatılarak müslümanların dikkatleri çekilmekte ve eskilerin düştüğü hatayı tekrarlamaktan sakınmaları gerektiğine işaret edilmektedir (mîsâk/ahid hakkında bilgi için bk. Bakara 2:40).
Nakîb kelimesi sözlükte “koruyan, nöbet tutup gözetleyen, bir şeyi araştıran müfettiş, tecrübe olunmuş ve kendisine güvenilir kimse” anlamlarına gelir. Terim olarak “kavmin yönetimi kendisine verilen, toplumun hal ve hareketiyle ilgilenen temsilci” demektir. Bu anlamda başkana ve ordu komutanına da nakîb denilmiştir (İbn Âşûr, VI, 140). Elmalılı’ya göre nakîb, “bir kavmin ahvalini bilen, işlerinin yönetimini ve ihtiyaçlarını karşılamayı üstlenen, durumlarını gözetleyen ve kendisine güvenilen kimse” anlamına gelir; reis ile aynı anlamda değildir (III, 1599).
Yüce Allah İsrâiloğulları’nı din ve ahlâk dışı yollara sapmaktan korumak için on iki İsrâil kabilesinin her birinden bir temsilci seçmesini Hz. Mûsâ’ya emretmişti. Ayrıca kendileriyle beraber olduğunu bildirmek suretiyle onları desteklediğini haber vermiş ve âyette belirtilen dinî ve ahlâkî davranışları sergiledikleri takdirde günahlarını affedeceğini, kendilerini cennete sokacağını, aksine davranışta bulunanların ise doğru yoldan çıkmış olacaklarını bildirmiş ve emirlerini tutacaklarına dair, Hz. Mûsâ aracılığıyla onlardan sağlam söz almıştı.
Kitâb-ı Mukaddes’te bu şahıslar, her biri binlerce kişiden oluşan bir ordunun başı olarak gösterilmiştir: “Ve sizinle beraber her sıpttan (kabile) birer adam olacak; her biri kendi ataları evinin başı olacaktır... Cemaatten çağrılanlar, ataları sıptlarının beyleri, bunlardı; İsrail binlerinin başları idiler” (Sayılar, 1:4, 16).
“Doğru yol” diye tercüme ettiğimiz sevâe’s-sebîl tamlaması “orta, doğru” anlamlarına gelen sevâ kelimesi ile yol anlamına gelen sebîl kelimesinden oluşmaktadır. Tamlama halinde “orta yol” veya “doğru yol” diye tercüme edilebilir. Burada iman yolu doğru yola veya orta yola benzetilmiştir. Âyet, iman edip belirtilen güzel amelleri işleyen kimselerin kurtuluşa ve başarıya götüren doğru yola girmiş olduklarını, inkâr edenlerin de doğru yoldan saptıklarını belirtmekte ve kendilerine dosdoğru yol gösterildikten sonra bu yolda yürüyeceklerine dair Allah’a kesin söz verip de O’nun emir ve yasaklarına uymayanların, doğru yolu bulmuşken ondan sapmış ve onu yitirmiş olacaklarını, bu sebeple büyük bir hataya ve helâke düşeceklerini ifade etmektedir. Nitekim İsrâiloğulları’nın büyük çoğunluğu da zaman içerisinde ihtiraslarına yenik düşerek ahidlerini bozdular, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmediler. Bu yüzden Allah onları lânetledi, rahmetinden uzaklaştırıp gazabına uğrattı. Yapıp ettikleri yüzünden kalpleri katılaştı. Artık yapılan nasihatler, verilen öğütler onlara tesir etmez oldu. Dünya tutkusu ruhlarını o derece sardı ki Allah katındaki sorumluluklarını unuttular ve istediklerini yapabilmek için Allah’ın kelâmını tahrif etmeye (bozmaya), değiştirmeye ve keyiflerine göre yorumlamaya başladılar (tahrif hakkında bilgi için bk. Bakara 2:75; Nisâ 4:46). Bu davranış bozukluğu nesilden nesile intikal ederek devam etti ve Hz. Peygamber zamanında da kendini gösterdi. Nitekim Medine yahudileri Hz. Peygamber’in varlığını ortadan kaldırmak için –düşmanla iş birliği dahil– her türlü tuzağı kurmaya teşebbüs etmişlerdir. 13. âyetin, “İçlerinden pek azı hariç olmak üzere onlardan daima bir hainlik görürsün” meâlindeki bölümü bunu açıkça ifade eder. Buna rağmen Hz. Peygamber’e, onlara karşı iyi davranması ve onları affetmesi emredilmiştir. Bu âyetin, Enfâl sûresinin 58. ve Tevbe sûresinin 29. âyetleri ile neshedildiği ileri sürülmüşse de İslâm’ın, affı da bir terbiye metodu olarak değerlendirdiğini, bu kapıyı daima açık tuttuğunu göz önünde bulundurarak âyetlerin neshedilmediğini düşünenlerin görüşü İslâm’ın ruhuna ve Kur’an’ın bütünlüğüne daha uygun düşmektedir.
“Hıristiyanlar” diye tercüme ettiğimiz 14. âyetteki nasârâ kelimesi, Hz. Îsâ’nın tebliğ ettiği ilâhî dinin mensuplarına verilen isimdir. Yaygın yoruma göre Hz. Îsâ’nın doğduğu köyün ismi olan Nâsıra’dan dolayı bunlar nasrânî (çoğulu nasârâ) olarak adlandırılmışlardır (ayrıca bk. Bakara 2:62; Âl-i İmrân 3:52-53).
Önceki âyetlerde, verdikleri sözü yerine getirmeyen yahudilerin durumları anlatıldıktan sonra 14. âyette de hıristiyanların durumları ele alınmış ve peygamberleri vasıtasıyla Allah’ın onlardan da benzeri bir söz aldığı bildirilmiştir. Hıristiyanlar Hz. Îsâ’ya biat ederek her konuda kendisine itaat edeceklerine dair söz vermişlerdi. Ancak sözlerinde durmadılar, verilen emirleri unutup Allah’ın sözlerini işlerine geldiği gibi yorumladılar. Böylece kıyamet gününe kadar devam etmek üzere aralarına ayrılık, kin ve düşmanlık tohumlarını saçmış oldular. Bu sebeple Hıristiyanlık içinde ortaya çıkan çeşitli mezheplerin mensupları arasında asırlarca şiddetli savaşlar cereyan etti. Nitekim XX. yüzyılda yaşanan dünyanın en kanlı iki savaşı da –din dışı sebeplere dayansa bile– yine hıristiyanlar arasında başlamış daha sonra dünyaya yayılmıştır. Âyetten anlaşıldığına göre –burada belirtilen kusurda ısrar ettikleri takdirde– hıristiyanlar arasındaki bu ihtilâf ve düşmanlık kıyamet gününe kadar devam edecektir.
Âyetin son bölümü, Allah’a verdikleri sözden dönerek onun âyetlerini işlerine geldiği gibi yorumlayanların, bu yaptıklarının cezasını çekecekleri uyarısında bulunmaktadır. Ayrıca âyette işaret yoluyla hıristiyanlar arasındaki bu ihtilâflardan müslümanların da ibret almaları istenmiş, benzer yanlışlıklara sapmaları halinde kendilerinin de bu tür bölünme ve çatışmalar içine düşeceklerine dikkat çekilmiştir.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Yönetici olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik (görevlendirmiştik). Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Namazı doğru kılar, zekâtı verir,elçilerime inanır, onları destekler ve Allah’a güzel borç verirseniz, şüphesiz ki sizin kötülüklerinizi örtecek ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse elbette doğru yoldan sapmış olur.”
Yüce Allah’ın İsrailoğullarından aldığı sözlerle ilgili bkz. Bakara 2:83-84; Mâide 5:70.,Yüce Allah İsrailoğulları’nın 12 boyundan birer temsilci seçmesini Hz. Musa’ya bildirmiş ve dinin doğru uygulanması anlamında kendilerini takip etmelerini, bilgilendirmelerini, onlara örnek olmalarını emretmiş olabilir.,Bu ifade namaz, oruç, zekât, kurban vs. ibadetlerin eski ümmetlerden beri farz olduğunun delillerindendir. Benzer mesajlar: Bakara 2:83, 183; Âl-i İmrân 3:39; Yûnus 10:87; İbrâhîm 14:40; Kehf 18:21; Meryem 19:31, 55, 59; Tâhâ 20:14; Hacc 22:26-30, 34-37; Enbiyâ 21:73; Lokmân 31:17; Şûrâ 42:13.,[Kard-ı hasen] kavramı, “güzel borç” anlamında Yüce Allah’a verilen yani karşılığı sadece O’ndan beklenen yardım demektir. Bu kavram için bkz. Bakara 2:245; Hadîd 57:11, 18; Teğâbun 64:17; Müzzemmil 73:20.
Bayraktar Bayraklı
Andolsun ki Allah, İsrâiloğulları'ndan söz almıştı. İçlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Namazı kılarsanız, zekâtı verirseniz, peygamberime inanır ve onları desteklerseniz, Allah'a güzel bir borç verirseniz, elbette kötülüklerinizi örteceğim ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, doğru yoldan sapmış olur.”
Doğrusu Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz aldı. Onlardan on iki temsilci gönderdik. Ve Allah, “Sizinle beraberim.” dedi. Ant olsun eğer salâtı ikame eder, zekâtı verir¹, resullerime iman eder ve onlara yardımcı olur, böylece Allah'a iyi bir ödünç verirseniz, o zaman elbette kötülüklerinizi örterim, muhakkak içinden ırmaklar akan Cennetlere koyarım. Bundan sonra, sizden kim gerçeği yalanlayarak nankörlük ederse düz yoldan sapmış olur.
1-Salatı ikame etmek, zekâtı vermek: İbadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü Kur'an'da daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin 19:13)
Ahmet Akgül
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almış (ve denemişti) . Onlardan on iki güvenilir-gözetleyici (başkan seçip) göndermiştik. Ve Allah onlara şöyle demişti: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz (ahiret yatırımı olarak hayır hasenata yönelirseniz), şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Artık bundan sonra sizden kim inkâr ederse, o kesinlikle dümdüz bir yoldan sapmıştır."
Ve Allah İsrailoğullarından kuvvetli söz almıştı ve onlardan on iki emin adam göndermiştik ve Allah demişti ki: Ben, sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır, onlara yardım edip ulularsanız ve Allah'a borç verircesine onun yolunda yoksulları doyurur, iyilik eder, para harcarsanız mutlaka kusurlarınızı örter ve mutlaka sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Fakat bundan sonra içinizden kafir olan, şüphe yok ki doğru yoldan sapmıştır artık.
Gerçek şu ki, Allah İsrailoğulları denilen Yahudilerden kesin söz almıştı. Onlardan on iki kişiyi görevlendirip göndermiştik. Allah onlara “Ben sizinle beraberim” eğer, namazlarınızda dikkatli ve daim olur, karşılıksız yardım olan zekâtı verirseniz, benim peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, kusur ve günahlarınızı elbette silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı cennetlere koyarım. Ama bundan sonra kim Allah'tan gelen gerçekleri örtbas ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır.
Andolsun ki, Allah İsrâiloğulları'nın, kesin sözünü, taahhüdünü almıştı.
İçlerinden on iki dinî lider görevlendirmiştik.
Allah onlara:
"- Ben sizlerle beraberim. Namazları erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılarsa-nız, vicdanınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verirseniz, Rasullerime iman ederseniz, saygı duyarak onları desteklersiniz, Allah'a karz-ı hasen olarak borç verirseniz, mâli mükellefiyetlerin dışında, Allah rızası için, Allah yolunda cihad edenlerin masraflarını karşılarsanız, Allah'ın kullarına güzel ödünç verirseniz, sizin kusurlarınızı silerim, bağışlarım. Sizi altlarından ırmaklar akan cennet konaklarına koyarım. Sizden kim bu taahhütten sonra inkârda ısrar ederse, doğru, dengeli bir yoldan uzaklaşır, başına buyruk hareket ederek, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih etmiş olur." buyurdu.
Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından kesin söz almıştı ve içlerinden oniki gözetleyici (nakib, kefil) göndermiştik. Allah: "Ben sizinleyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime iman eder, onlara destek olur ve Allah'a güzel bir ödünç verirseniz [3] şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfre düşerse doğru yoldan sapmış olur" demişti.
3."Allah`a güzel borç verme" ile kastedilen karşılığını Allah`tan bekleyerek Allah yolunda hayır yolda mal sarfetmektir.
Ali Bulaç
Andolsun, Allah İsrailoğullarından kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilirgözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: 'Gerçekten ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır.'
Andolsun ki, Allah, İsrâiloğullarından misak (ahd ve söz ) almıştı. İçlerinden on iki nazır (kavimlerinin hallerini bildirecek kulağı delik kimseler) bulundurmuştuk. Allah onlara şöyle demişti: “- Muhakkak ben sizinle beraberim. And olsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verir, Peygamberlerime iman eder, kendilerine kuvvetle yardım eder, Allah yolunda güzel nafaka verirseniz mutlaka sizden, günahlarınızı örterim. Gerçekten sizi, (ağaçları) altından ırmaklar akar cennetlere koyarım. Artık bundan sonra da içinizden kim nankörlük eder, kâfir olursa o, muhakkak dosdoğru yolun ortasından sapmıştır.”
Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından söz aldı: -Biz onlardan on iki başkan seçmiştik- Allah onlara dedi ki: “Ben sizinle beraberim. Eğer namaz kılar, zekât verir, elçilerime inanır, onlara destek olursanız, Allah için güzel bir şekilde borç verirseniz, sizin günahlarınızı sizden sileceğiz ve sizi altlarında nehirler akan Cennetlere koyacağız. Artık bu sözleşmeden sonra kim küfe girerse, o doğru yoldan tamamıyla sapmış demektir.
Allah, İsrail oğullarından ahdalmıştı, onlardan on iki başkan çıkardık, Allah buyurdu ki: «Eğer siz namaz kılar, zekât verir, peygamberlerime inanırsanız, onlara yardım eder, Allah için iyi, güzel sadaka verirseniz, sizinle ben bileyim, bağışlayıp sizin günahlarınızı, altından ırmaklar akan cennetlere koyarız sizi, bundan sonra kim küfrederse doğru yoldan sapmıştır o»
Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından (Kenan diyarına göndermek için) on iki temsilci (önder) seçmiş ve onlardan şöyle söz almıştı: “Gerçek şu ki; “Ben (tüm desteğimle zalimlere karşı) sizinle beraber olacağım. Andolsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verirseniz, resullerime inanır (ve itaat ederseniz), onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz (Allah yolunda harcama yaparsanız) elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve Andolsun sizi, altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim (doğru yolu bulmuşken) inkâr ederse, mutlaka o, dosdoğru yoldan saparak (kendine yazık etmiş olur).”
Bkz. 2:245, 5:20-25, 57:18, 73:20Âyette geçen “temsilci” ifadesi, “önder, başkan” anlamlarına da geldiği gibi “istihbaratçı” ya da “casus” anlamlarına da gelmektedir. Allah Musa Peygamber’e on iki kabilenin her birinden seçilen güvenilir birer öncü kişiyi İsrailoğullarının işgalinden önce, bilgi toplamak ve organize etmek üzere “Kenan topraklarına” göndermesini emir buyurmuştu.Kur'an'ın başka muhtelif yerlerinde birçok kez tekrarlanan “salat” terimi, bir ritüel olmanın yanında Hak’tan yana olmayı ve imanın gereklerini yerine getirmeyi de ihtiva edecek şekilde hayatın tamamında ortaya konan duruşu da ifade eder. Ayrıca “salat”; dua, dua etmek; yalvarma, yakarış; konuşma, söylev, nutuk, övgü, nimet, meydana getirmek, sebep olmak, yakından takip etmek, desteklemek, izlemek, uymak, bağlı kalmak, irtibata geçmek anlamlarına da gelir.
Diyanet İşleri (Eski)
And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: "Ben şüphesiz sizinleyim, namaz kılarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse şüphesiz doğru yoldan sapmış olur" dedi.
Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi, zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.
Allah Teâlâ İsrailoğullarını Firavun’dan kurtarınca, Hz. Musa vasıtasıyle onları Kudüs’e yöneltmiş, orasını kendilerine vatan kıldığını bildirmiş, orada hüküm süren Ken’ânîlerle mücadele etmelerini emretmiş, kendilerinden söz almış ve her kabileden bir kişi olmak üzere on iki önemli kişiyi de bu sözleşmeye kefil kılmıştı. Topluluk Kudüs’e yaklaşınca Hz. Musa bu on iki kişiyi keşif için göndermiş, gördüklerini halka açıklamamalarını da tenbih etmişti. Keşifçiler döndükleri zaman ikisi müstesna, diğerleri Kudüs’tekilerin güçlü ve hazırlıklı olduklarından bahsetti, halkı korkuttu ve verdikleri sözü bozdular.
Edip Yüksel
ALLAH, İsrail oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. ALLAH demişti ki: "Namazı gözetirseniz, zekatı verirseniz, elçilerime inanıp onlara saygılı olursanız ve (erdemli bir yaşam sürmek suretiyle) ALLAH'a güzel bir borç verirseniz sizinle beraberim. Günahlarınızı örter, içlerinden ırmaklar akan bahçelerde ağırlarım. Artık sizden kim bundan sonra inkar ederse doğru yolu sapıtmış olur."
Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.
Celâli hakkı için ki Allah Beni İsrailden misak almıştı ve içlerinden on iki nakıb göndermiştik ve Allah buyurmuştu: haberiniz olsun ben sizinle beraberim, celâlim hakkı için eğer siz namazı kılar, zekâtı verir ve Rasullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allaha karzı hasenle ıkraz muamelesi yaparsanız elbette tarafınızdan kabahatlarınızı keffaretlerim ve mutlak sizi altından nehirler akar Cennetlere korum, bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi' etmiş olur
Andolsun ki Allah İsrail oğullarından sapasağlam söz almışdı. Biz içlerinden (ve nakıyblerinden) on iki de kefil dikmişdik. Allah (onlara) demişdi ki: «Ben muhakkak sizinle beraberim. Celâlim hakkı için eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onlara kuvvetle yardım eder, Allaha güzel bir ödünç ile ikraz ederseniz elbette sizden (saadır olan) kusurları örterim. Her halde sizi altından ırmaklar akar cennetlere sokarım. Artık içinizden kim bu (mîsakdan) sonra nankörlük ederse o, muhakkak dümdüz bir yolun ortasından sapmışdır».
Ve and olsun ki Allah, İsrâil oğullarının sağlam sözünü almıştı. (Her kabîleden birer kişi olarak) içlerinden on iki de vekil ta'yîn etmiştik.Ve Allah (onla ra) şöyle buyurmuştu: “Şübhesiz ki ben sizinle berâberim. Eğer gerçekten, namazı hak kıyla edâ eder seniz, zekâtı verirseniz, peygamber lerime îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah'a karz-ı hasen (güzel bir borç) verirseniz (yolunda harcamayaparsanız), mutlakā kötülüklerinizi sizden örteceğim ve şübhesiz sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım. O hâlde bundan (bu ahid den) sonra içinizden kim inkâr ederse, artık (dosdoğru) yol ortasında açıkça sapıtmış olur.”
(2)“Tevrât, İncîl ve Zebûr’un ibâreleri, Kur’ân gibi i‘câzları olmadığından, hem mütemâdiyen(sürekli) tercüme tercüme üstüne olduğundan pek çok yabânî kelimeler içlerine karıştı. Hem müfessirlerin (tefsîr edenlerin) sözleri ve yanlış te’villeri (îzahları), onların âyetleriyle iltibâs edildi(karıştırıldı). Hem bazı nâdânların (kendini bilmezlerin) ve bazı ehl-i garazın tahrîfâtı (düşman olanların kalem karıştırmaları) da ilâve edildi.Şu sûrette o kitablarda tahrîfât ve tağyîrât (bozmalar ve değiştirmeler) çoğaldı. Hattâ Şeyh Rahmetullâh-i Hindî, allâme-i meşhûr, kütüb-i sâbıkanın (geçmiş kitabların) binler yerde tahrîfâtını, keşişlerine ve yahudi ve nasârâ (hristiyan) ulemâsına isbât ederek, iskât etmiş (susturmuş).” (Zülfikār, 19. Mektûb, 67)
İlyas Yorulmaz
Allah İsrail oğullarından da söz almıştı ve onlardan on iki kişiyi (Allah’ın vaat ettiği yerleri) araştırmak üzere göndermiş ve onlara “Namazı kılar, zekâtı verirseniz, elçilerime inanır, yardım yaparsanız ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, yaptığınız hataları silerim ve altlarından ırmakların aktığı cennetlere koyarım. Bu sözleşmelerden sonra sizden kim gerçekleri inkâr ederse, çok kötü bir yola sapmıştır” dedi.
Allah İsrail oğullarından misak almışdı. Biz onlardan on iki nâzır [¹] tâyin ettik. Allah dedi ki [²] ben sizinle beraberim, namazı dosdoğru kılarsanız, zekât verirseniz, peygamberlerime inanırsanız, onlara yardım ederseniz, [³] Allah/a iyi bir ödünç verirseniz [⁴] mutlak sizin kötülüklerinizi örter, sizi altında ırmaklar akar Cennetlere sokarım. Bundan sonra [⁵] içinizden her kim kâfir olursa muhakkak kötü yola sapmış olur.
İsmail Hakkı İzmirli Mâide Suresi 12. Ayet Açıklaması
[1] Veya kumandan, kethüda, müfettiş.[2] Bunlara veya İsrail oğullarına.[3] Veya onları tevkir ederseniz.[4] Allah yolunda para sarfederseniz.[5] Bu ahti müekketten sonra.
Kadri Çelik
Hiç şüphesiz Allah İsrail oğullarından söz almıştı. İçlerinden on iki de başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizlerle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra sizden kim küfre saparsa, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.”
(Menakib-u Şa’zan’da yer aldığına göre İbni Abbas şöyle demiştir: “Cabir b. Abdullah-i Ensari ayağa kalkarak, “Ey Resulullah! İmamların sayısı kaçtır?” diye sordu. Resulullah şöyle buyurdu: “Ey Cabir! Bana sorduğun için Allah sana rahmet eylesin! İmamların sayısı Allah-u Teala’nın, “İçlerinden on iki de başkan göndermiştik…” ifadesinde buyurduğu İsrail oğullarının on iki güvenilir gözeticileri kadardır. Ey Cabir imamlar oniki kişidir. Onların evveli Ali bin Talib ve sonuncusu Muhammed Mehdi’dir.”)
Mahmut Kısa
Andolsun ki Allah, İsrail Oğulları arasından on iki önder seçmiş ve onlardan şöyle söz almıştı: “Gerçek şu ki, Ben tüm kudret ve azametimle zâlimlerin karşısında, sizin yanınızdayım! Fakat bunun için yapmanız gereken şeyler var: Eğer namazı güzelce kılar, zekâtı verirseniz; bütün elçilerime iman eder, görevlerinde onlara yardımcı olur ve mükâfâtını âhirette almak üzere malınızdan, canınızdan fedâkârlık ederek Allah’a güzel bir borç verirseniz, bireysel ve toplumsal hayatınızda her türlü zulmü, haksızlığı, kötülüğü yok ederek günahlarınızı silecek ve âhirette sizleri, içinden ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerine yerleştireceğim!” “Artık içinizden her kim, bütün bunlardan sonra nankörce davranıp inkâr edecek olursa, kurtuluşa erme fırsatını yakalamışken, göz göre göre doğru yoldan sapmış demektir!”
And olsun, Allah İsrail’in oğullarının mîsâkını / açık ve kesin bağlılık sözünü aldı!
Onlardan on iki temsilci seçtik.
Allah dedi ki:
-“Ben, sizinle birlikteyim. Namaz’ı kılarsanız, Zekât’ı verirseniz, rasûllerime inanırsanız, onlara arka çıkarak yardım ederseniz, Allah’a güzel ödünç verirseniz, kötülüklerinizi örterim; sizi altından Irmaklar akan cennetlere girdiririm.
Bundan sonra sizden kim inkâr ettiyse, Yol’un düzünden sapmıştır”.
Allah (tıpkı sizin gibi) İsrâil oğullarından da (şöylece) bağlayıcı söz, almıştı. Biz onların kendi aralarından on iki güvenilir kimse gönderdik.1 Allah, onlara; “Ben namazı dosdoğru ve devamlı kıldığınız, zekâtı verdiğiniz, Peygamberlerime îman ettiğiniz, onlara yardımda bulunduğunuz ve (dünyada karşılığını beklemeksizin) Allah’a güzel bir borç verdiğiniz sürece, sizinle beraberim, sizin kötülüklerinizi kesinlikle örteceğim ve sizi zemîninden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim de kâfir olursa dosdoğru yolun ortasında, sapıtmış olur.” (buyurdu.)
1 Bunlar, Mûsa (a.s)’ın savaşmakla görevlendirildiği şehre gidip, onların durumuna vâkıf olmak ve dönüp kendisine haber vermek için gönderilen kimselerdi. Bunlar, oraya gittiler ve onlardan korktular. Dönünce de toplumlarına bir şey söylemeyeceklerine söz verdikleri halde, sözlerinde durmayıp oranın durumunu anlattılar. Ancak, içlerinden iki kişi sözlerinde durdu. Bu iki kişi için Bk. (Mâide: 23) (Elmalılı)
Muhammed Esed
VE GERÇEK ŞU Kİ, liderlerinden onikisini [casus olarak Kenan'a] gönderdiğimiz zaman, 21 Allah İsrailoğulları'ndan [benzer] bir kesin taahhüt 22 almıştı. Ve Allah demişti: “Bilin ki sizinle beraber olacağım! Eğer namazlarınızda dikkatli ve daim olur ve karşılıksız yardımda bulunursanız; Benim Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz ve Allah'a büyük bir borç verirseniz 23 kötü fiillerinizi mutlaka silerim ve sizi içinden ırmakların aktığı hasbahçelere koyarım. Ama bundan sonra içinizden kim, hakikati inkar ederse, doğru yoldan kesinlikle sapmış olacaktır!”
Allah, vaktiyle İsrailoğullarından kesin misak/söz almıştı. Onlardan, on iki temsilci görevlendirdik ve Allah dedi ki: “Ben sizinle beraberim; şayet namazı hakkıyla kılar, zekâtı verir, elçilerime inanır ve onları desteklerseniz ve Allah’ın hoşnutluğu için mallarınızı onun yolunda harcarsanız, kesinlikle sizin kötülüklerinizi örter ve sizi tabanından ırmakların çağladığı cennetlere koyarım. Bundan sonra da sizden kim bu vaadini çiğnerse, dosdoğru yoldan sapmış olur.” 3/52-53-54, 5/70, 6114
İŞTE onlar arasından her deliğe girecek on iki kişiyi[902] gönderdiğimiz zaman, Allah İsrâiloğulları’ndan da kesin taahhüd almış ve buyurmuştu ki: Kuşkusuz Ben sizinleyim: Eğer salât’ı doğru-dürüst eda eder,[903] arınmak için karşılıksız yardımda bulunur, düşmanlarını engelleyerek elçilerimi desteklerseniz;[904] Allah’a da (güveninizi isbat etmek için) gönüllü olarak borç verirseniz, kesinlikle kötülüklerinizi örterim ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere koyarım. İçinizden her kim de bundan sonra inkâr ederse, kesinlikle o doğru yoldan sapmış olur.
Mustafa İslamoğlu Mâide Suresi 12. Ayet Açıklaması
[902] Çevirimiz nakîbin kök anlamına dayanmaktadır (Bahr ve Müfredât).
[903] Salât, bu ve daha başka âyetlerde bir ritüel olmanın ötesinde Allah’a, rasullerine, dinine verilen desteği ve arka çıkmayı da içine alacak bir biçimde, tüm hayatı kuşatan bir bilinçlilik hâli olarak karşımıza çıkmaktadır. Krş: “O Allah ve melekleri, sizi karanlıklar dan aydınlığa çıkarmak için, size her tür desteği vermektedir.” (33:43); “Şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et” (20:14); “Elbette Allah ve O’nun melekleri Nebi’yi desteklerler. Ey iman edenler! Onu, siz de destekleyin!” (33:56); “EY bu hitabın muhatabı! Sana vahyedilmiş olan bu mesajı izle ve (başkalarına) ilet” (29:45). Örnek âyetlerin notlarına, ayrıca Bakara 45 ve Mâide 58’in ilgili notlarına bkz.
[904] Ta‘zîr, Kur’an’da A’râf sûresi 156. âyette “yardım etme” fiiliyle birlikte, Fetih sûresi 9. âyette ise “yüceltmek, el üstünde tutmak” fiiliyle birlikte kullanıldığına göre, bunların dışında bir anlama sahip olmalıdır. Kelimenin aslı “engelleme”dir. Tercihimizin gerekçesi budur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve kasem olsun ki, Allah Teâlâ İsrailoğullarının ahdini almıştı ve onlardan oniki müfettiş göndermiştik. Ve Allah Teâlâ buyurmuştu ki: «Ben sizinle beraberim. Eğer namazı ikame eder ve zekâtı verir ve peygamberlere inanır ve onlara kuvvetle yardımda bulunursanız ve Allah Teâlâ'ya güzel bir ödünç verirseniz elbette sizden kusurlarınızı örterim ve sizi mutlaka altlarından ırmaklar akar cennetlere girdiririm. Fakat bundan sonra her kim kâfir olursa muhakkak ki, dümdüz yol ortasında sapıtmış olur.»
Allah İsrail oğullarından kesin söz aldı. Biz onlardan (on iki boydan her birinden bir kefil olmak üzere) on iki de kefil tayin etmiştik. Allah buyurdu ki: “İyi bilin ki Ben sizinle beraberim. Eğer siz namazı dikkatli bir şekilde tamtamına eda eder, zekâtı verir, resullerime iman eder, onlara sahip çıkar, Allah rızası için gerekli yerlere harcayarak Allah'a güzel bir tarzda ödünç verirseniz, Ben elbette sizin kusurlarınızı örter ve elbette sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Ama kim bundan sonra nankörlük edip küfre saparsa, doğru yoldan sapmış, kendini zayi etmiş olur. ”
Tevrat’ta İsrail boylarının reisleri denilerek bunların isimleri yazılır (Sayılar 1,5-15). Kur’ân’ı İngilizce’ye çeviren Rodwell, Kur’ân’ın bu on iki reisi uydurduğunu iddia ederek cehaletini gösterir.
Süleyman Ateş
Allah, İsrail oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allah demişti ki: "Ben sizinle beraberim, eğer namazı kılar, zekatı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel borç verirseniz, elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim nankörlük ederse, düz yoldan sapmış olur.
Allah on iki öncü göndererek İsrailoğullarından kesin söz almış ve demişti ki “Ben sizinleyim. Eğer namazı tam kılar, zekât verir, elçilerime inanıp güvenir, onları destekler, Allah’a güzel bir ödünç[1] verirseniz günahlarınızı[2] kusurlarınızı bağışlar, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra hanginiz ayetleri görmezlikten gelirse (kafirlik ederse) düz yoldan çıkmış olur.
Süleymaniye Vakfı Mâide Suresi 12. Ayet Açıklaması
[1] Bu ödünç Allah rızası için ve onun yolundan mallardan ve canlardan yapılan harcamalardır. Bakınız (Bakara 2:245), (Hadid 57:11), (Hadid 57:18), (Tegabun 64:17), (Müzemmil 73:20) [2] (Bakara 2:217 ayetine göre GÜNAH) (Araf 7:193 ayetine göre KÖTÜLÜK) (Araf 7:195 ayetine göre HATA)
Şaban Piriş
Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki temsilci seçtik. Allah:-Ben sizinleyim; namaz kılarsanız, zekat verirseniz, Peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah'a güzel bir ödünçte bulunursanız, elbette sizin kötülüklerinizi örterim. Sizi altından nehirler akan cennetlere girdiririm. Bundan sonra sizden kim küfrederse,doğru yoldan sapmış olur, dedi.
Biz İsrailoğullarından da ahit almış ve onlardan on iki temsilci seçmiştik. Allah “Ben sizinle beraberim,” buyurdu. “Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, peygamberlerime iman edip onları destekler ve Allah'a güzel bir borç verirseniz,(6) Ben de sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere yerleştiririm. Bundan sonra hanginiz nankörlük edecek olursa, dosdoğru bir yoldan sapmış olur.”
(6) Allah’ın verdiklerini, kat kat fazlasıyla ödüllendirilmek üzere, Allah yolunda harcarsanız. (2:245’e bakınız.)
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki, Allah İsrailoğullarının mîsakını almıştı da içlerinden on iki temsilci/başkan göndermiştik. Allah şöyle demişti: "Ben sizinle beraberim. Namazı/duayı yerine getirirseniz, zekâtı verirseniz, resullerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir biçimde borç verirseniz, kötülüklerinizi elbette örteceğim ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere elbette koyacağım. Artık bundan sonra küfre gideniniz yolun denge noktasından sapmış olur."