[1] الخيمة çadır veya ahşap ev anlamına gelir.(Lisan) Cennetteki evler köşk şeklinde olacağı için köşk anlamını tercih ettik. [2] Huri (el-hûr = الحور): Cennette giden kadın-erkek, herkese verilecek hizmetçi kızlar. Ayette geçen (وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍعِين = İri gözlü hurileri onlara zevc yaptık. (Duhân
44:54, Tur
52:20) sözünden dolayı hurilerin erkeklere eş olarak verileceği iddia edilir. Cennet nimetlerinden yararlanmada kadın erkek ayırımı olmayacağından bu iddia yanlıştır. Allah Teâlâ şöyle demiştir: Erkek veya kadın, kim mümin olarak iyi işler yaparsa onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar haksızlık yapılmaz. (Nisa
4:124) Nebîmiz şöyle demiştir: Cennete ilk girenlerin yüzleri dolunay gibidir. Arkadan gelenler, gökte inci gibi parlayan en güzel yıldıza benzerler. Kalpleri, tek kişinin kalbi gibidir; aralarında ne kin ne kıskançlık olur. Her birinin, kendine eşlik eden iri gözlü iki hurisi vardır. (Buhâri, Bed'ul-halk 8) Arapçada birbirine yakın duran iki şeyden her birine zevc denir. Benzeşse de benzeşmese de bir arada olan kadın-erkek, hayvan, terlik, ayakkabı gibi şeylerden her biri zevcdir. Huriler, cennetliklere eşlik edeceğinden zevc olarak tanımlanmışlardır. Eğer onlara eş yapılsalardı âyette: وَزَوَّجْنَاهُم بِحُور = zevvecnâhum bihurin denmezdi. Çünkü زَوّج = zevvece fiili evlendirme anlamında ise زَوَّجْنَاكَهَا = zevvecnâkehâ (Ahzab
33:37) ayetinde olduğu gibi ikinci mef'ulünün başında ب = bâ harfi cerri olmaz (Müfredat). Cennete gidenlerin eşleri konusunda Allah Teâlâ şöyle demiştir: "İnanan ve iyi işler yapanlara müjde ver: İçinden ırmaklar akan bahçeler onlar içindir. Kendilerine hangi üründen sunulsa: "Bu bize daha önce de sunulmuştu." diyecekler ama bir benzeri verilecektir. Orada kusursuz hale getirilmiş eşleri de olacak ve ölümsüzleşeceklerdir." (Bakara
2:25) Cennete gidenin eşi, kendi gibi olur. Eksiklerden arınacakları için biri diğerinde kusur bulamaz. Ayetler hurileri tarif ediyor ama cennete gidecek kadın ve erkeği tarif etmiyor. Çünkü cennete gidecekleri benzetebileceğimiz bir örnek yoktur. Allah Teâlâ şöyle diyor: "Aranıza ölüm kuralını biz koyduk; bizim önümüze geçilemez. Bu, görüntünüzü değiştirip bilemeyeceğiniz bir yapıda sizi yeniden yaratmamız içindir." (Vakıa
56:60-61) "Bu, vücutlarını daha iyisiyle değiştirmemiz içindir..." (Meâric
70:41) Nebîmiz, cennete giden kadınlar yanında hurilerin, elbisenin astarı gibi kalacağını söylemiştir.[1]. ( Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb et-Taberânî (ö.
360:971) el- Mu'cem'ul-evsat, Tahkik: Tarık b. Avdullah b. Muhammed, Abdullah Muhsin b. İbrahim el-Huseynî, Kahire 1415 h. c. III, s. 276, Cennetlikler hurilere, huriler de cennetliklere cinsel ilgi duymazlar. Yakın hizmette bulunan huriler Huriler gözlerini, eşlik ettikleri kişilerden ayırmaz ve onlara hizmetle meşgul olurlar. Onlar, cennetlikler yanında sönük kalacakları gibi, onlara cinsel ilgili duyacak konumda da değillerdir. Allah Teâlâ şöyle demiştir: فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ إِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ "Bahçelerde, gözlerini onlardan ayırmayan hizmetçi kızlar (huriler) vardır. Bunlardan önce onlara ne bir insan ne de cin eli değmiştir." (Rahman
55:56) Bu ayete göre huriler, cennete gidecek olan cinlere de verilecektir. Onlara insan ve cin eli değmediği için onlarla cinsellik yaşamak akıllarından bile geçmeyecektir. Çevrelerinde hem vildan yani erkek hizmetçiler hem de huriler olacak, huriler ilk halkada, vildan ikinci halkada görev yapacaktır. Konuyla ilgili bir sahne şöyle anlatılır: "(Önde olanlar) Mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde, karşı karşıya yaslanırlar. Kocamayacak erkek hizmetçiler (vildan) çevrelerinde dolaşır. Ellerinde pınardan doldurulmuş testiler, ibrikler, bardaklar olur. Bunlar ne başlarını ağrıtır ne de sarhoş eder. Yanlarında beğendikleri yemişler ve canlarının çektiği kuş etleri de olur. Çevrelerinde iri gözlü huriler dolaşır. [2], her biri birer saklı inci gibidirler. (Vakıa
56:10-23) Gözlerini üzerlerinden ayırmama vildanda olmadığı için zorunlu olarak huriler yakın hizmetçiler, vildan da ikinci halkadaki hizmetçiler olurlar. [1] Süleymân b. Ahmed b. Eyyûb et-Taberânî (ö.
360:971) el- Mu'cem'ul-evsat, Tahkik: Tarık b. Avdullah b. Muhammed, Abdullah Muhsin b. İbrahim el-Huseynî, Kahire 1415 h. c. III, s. 27 [2] يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ وَحُورٌ عِينٌ , İlk ayetteki يَطُوفُ = yetufu fiili, son ayetteki حُورٌ = hurun kelimesinin başında gizli olarak vardır, onu fail yapar. Meal ona göre verilmiştir.