Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5197, sondan 1040. ayet; 63. sure ve Münafikun Suresinin 9. ayetidir. Münafikun Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 18, harf sayısı 75 ve toplam ebced değeri ise 5002 olarak hesaplanmıştır. Münafikun Suresinin toplam ebced değeri 53287 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يا ايها الذين امنوا لا تلهكم اموالكم ولا اولادكم عن ذكر الله ومن يفعل ذلك فاولئك هم الخاسرون
Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Kur’an’da, yer yer dünyaya aşırı düşkünlük göstermenin tehlikelerine ve dünya hayatının varlık sebebi olan sınavın icaplarından olarak insana bazı şeylerin câzip gösterildiğine sık sık değinilir. 9. âyetten açıkça anlaşıldığı üzere burada kişiye yüklenen ödev, onun ailesiyle ilgilenmemesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmaması değil, hayatın tabii akışı içinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve meşguliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye sebep olacak bir sapmaya yol açmamasıdır (ayrıca bk. Âl-i İmrân 3:14; Enfâl 8:28; Sebe’ 34:37; Tegābün 64:14). İnsan kendisini dünya telâşının anaforuna kaptırırsa, âhiret için bir şeyler yapmak gerektiğine inansa bile, henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır. Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sıra değerlendirmeye gelmiştir (bu konuda benzer bir tasvir için bk. Mü’minûn 23:99-100; “ecel” hakkında bk. En‘âm 6:2; A‘râf 7:34). 7. âyette münafıkların başkaları için ve Allah yolunda yapılan harcamalar (infak) konusundaki hasis tutumları kınanmıştı; burada ise insanı lâyık olduğu yerde tutacak olan iki temel davranışa vurgu yapılmaktadır: 1. Allah’ı anmayı yani O’nun kulu olduğunu unutmamak, 2. Sahip olduğu imkânları gönüllü olarak başkalarıyla paylaşmaya çalışmak. İnsanî değerler bakımından düşük düzeyde olan bireyler ve toplumlar, başkalarından ne koparabilecekleri, bu açıdan yüksek düzeyde olanlar ise başkalarına ne verebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar. İnsanlık tarihindeki çekişmelerin ve geliştirilen sosyal düzenlerin özü de bu iki noktadan bağımsız değildir (infak hakkında bk. Bakara 2:245, 254, 261).
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allah’ı hatırlamaktan alıkoymasın! Kim bunu yaparsa işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir.
Ayette yer alan [zikrullâhi] tamlaması “beş vakit namaz” olarak yorumlansa da burada kastedilen mesaj, namazı da içerecek şekilde bütün ibadetler ve duyarlılıklar yani genel anlamda “Allah’a itaat”tir. Dahası [zikrullah] ifadesi hayatı Allah bilinciyle yaşama bilincidir ki bunu sağlayan da bir adı [zikr] olan Kur’an’dır
Bu buyruk, Yüce Allah’ı anarak hayatı O’nun istediği gibi yaşamanın önüne hiçbir şeyi geçirmemek gerektiğinin delilidir. Mal da çocuklar da birer imtihandır; onlar üzerinden imtihanımız devam etmektedir. Tekâsür 102:1-2’de inkarcıların bu noktadaki duyarsızlığına değinilmektedir. Buna karşılık Nûr 24:37’de ise Yüce Allah’ın bu uyarısına itibar eden yiğitlerin varlığından söz edilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kimler bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi, Allah'ın öğütlerini dinlemekten alıkoymasın. Kimler bunu yaparsa, bilsinler ki asıl kaybedenler onlardır.
Ey iman (iddiasında bulunanlar!) Ne mallarınız ne de evlatlarınız, sakın sizleri Allah’ı anmaktan (her durumda ve her konuda Kur’ani buyruklara göre yaşamaktan geri bırakmasın ve sakın tutkuyla dünyaya bağlanarak ahireti hatırlayıp hazırlanmaktan sizi) alıkoymasın. Her kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğramıştır.
Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan meşgul edip alıkoymasın. Kim böyle yaparsa yani dünya ve şeytan kimi Allah'a ibadet ve itaatten alıkoyarsa, ziyana uğrayanlar onlardır.
Ey iman edenler, mallarınız, servetleriniz ve çocuklarınız, sizi, Allah'ı zikirden, namazdan Allah'ın övünç kaynağı kelâmını okumaktan, Allah'ın dinini anlatmaktan, İslâm'ı tebliğden alıkoymasın. Kimler böyle yapar, Allah'ı zikri ihmal ederse onlar, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Ey iman edenler, ne mallarınız ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın'; kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Ey iman edenler! Sizi ne mallarınız, ne çocuklarınız, Allah'ı anmaktan, (beş vakit namaz kılmaktan, ibadet etmekten) alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, (mal ve çocuklarının meşguliyeti altında kalırsa) işte onlar hüsrana düşenlerdir.
Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız, sizi Allah’ın zikrinden (O’nu anmaktan, O’nun mesajını yaşamaktan) alıkoymasın. Kim böyle bir şey yaparsa, işte asıl zarar edenler onlardır.
Ey inananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ın istediği gibi bir hayat yaşamaktan alıkoymasın. Kim(ler) böyle yaparsa, işte onlar zarara uğrayanlardır.
Ey îmân edenler! Mallarınız ve evlâdlarınız, sizi Allah'ın zikrinden alıkoymasın! Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir!(2)
(2)“Acabâ ibâdetteki fütûrun (gevşekliğin) ve namazdaki kusurun, meşâgil-i dünyeviyenin (dünya meşgûliyetlerinin) kesretinden midir (çokluğundan mıdır)? Veyâhut derd-i maîşetin (geçim derdinin)meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acabâ sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarf ediyorsun! Sen isti‘dad (kābiliyet) cihetiyle bütün hayvanâtın fevkinde (üstünde) olduğunu ve hayât-ı dünyeviyenin levâzımâtını (gereklerini) tedârikte(elde etmede) iktidâr cihetiyle, bir serçe kuşuna yetişemediğini biliyorsun. Bundan neden anlamıyorsun ki, vazîfe-i asliyen hayvan gibi çabalamak değil; belki hakīkī bir insan gibi, hakīkī bir hayât-ı dâime (ebedî hayat)için sa‘y etmektir (çalışmaktır). Bununla berâber meşâgil-i dünyeviye dediğin, çoğu sana âid olmayan ve fuzûlî (lüzumsuz) bir sûrette karıştığın ve karıştırdığın mâlâyâni (faydasız) meşgalelerdir. En elzemini (lüzumlusunu) bırakıp, güyâ binler sene ömrün var gibi, en lüzumsuz ma‘lûmât ile vakit geçiriyorsun.” (Sözler, 21. Söz, 93-94)
İlyas Yorulmaz
Ey İman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim böyle yaparsa, işte böyleleri gerçekten kendilerine yazık edenlerdir.
Ey iman edenler! Ne mallarınız, ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
Ey iman edenler! Malınız mülkünüz ve çoluk çocuğunuz, sizi Allah’ı anmaktanve Allah yolunda mücâdele etmekten alıkoymasın! Dikkat edin; her kim böyle davranacak olursa, dünyada da, âhirette de kaybedenlerden olacaktır!O hâlde;
Ey îman edenler! Mallarınız da, çocuklarınız da sakın size, Allah’ı anmayı1 (ve Allah için çalışmayı) unutturmasın.2 İşte böyle yapanlar, gerçekten hüsrana uğrayanların ta kendileridir. 3
1 Zikrullah: Allah düşüncesi ve Allah'ı anma ki, müfessirlerin beyanına göre burada kastedilen; Allah'ı zikir için yapılan namaz gibi ibadetlerle onun meyvesi olarak Allah sevgisiyle yapılan ibadetlerdir. Gerçek ibadete layık olan Allahu Teâlâ'yı Onun isim, sıfat, emir ve yasaklarını, sevap ve azabı ile izzetinin hükümlerini düşündüren, rızasına vesile olan farz ve nafile ibadetlerden, namaz, oruç, zekât, hac, cihat, Kur'ân okuma, tehlil (lâilâhe illallah), tesbih, (sübhânellah) ve tahmid (elhamdülillah) gibi sırf Allah'a yaklaşmak için yapılan ve daima Allah'ı andırıp Allah için Allah'a layık güzel işler düşündürmeye alıştıran ibadetlerdir. Yoksa zikrullah; kerametleri kendilerinden menkul ve müritleri tarafından uydurulan bazı zevatın uydurdukları, tepinerek transa girmeler, şirk ve küfür içerikli ilahiler, nefesler, şathiyeler eşliğinde yapılan illüzyonlu ayinler, uydurma rüyalarla dizayn edilen toplantılar değildir.2 Ey o, Allah'a ve Rasulü'ne samimiyetle iman etmiş olup da Allah katından müminlere tahsis edilen ilâhî izzete ermek isteyen müminler! Sizleri dünya meşguliyetlerinin en vazgeçilmezi olan mal ve evlat işleri, onların bakımı, derdi ve zevki Allah’ı anmaktan alıkoymasın, oyalamasın. Bu, “bunlarla hiç meşgul olmayın demek değil, fakat bunlar sizi, asıl izzetin ruhu olan Allah'ı zikretmekten alıkoymasın” demektir. 3 Bk. (Kehf: 46, Sebe’: 37, Teğabün: 14, 15)
Muhammed Esed
SİZ EY imana ermiş olanlar! Malınızın mülkünüzün veya çocuklarınızın sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasına izin vermeyin: çünkü böyle davranan herkes ziyana uğrayanlardan olur!
Ey iman edenler! Malınız mülkünüz ve çoluk çocuğunuz sakın sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın, kim bunu yaparsa işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir. 9/24, 57/20
SİZ ey iman edenler! Ne mallarınız ne de çocuklarınız, Allah’ı sizin gündeminizden düşürmesin.[5121] Kim bunu yaparsa, asıl kaybedenler bunlardır işte...
Mustafa İslamoğlu Münafikun Suresi 9. Ayet Açıklaması
[5121] Krş: “Beni anın ki ben de sizi anayım” (2:152, not 290). Zımnen: Dilin zikri akleden kalbin zikrinin neticesi, eylemin zikrinin de şahidi olmalıdır. Bu ikisinden kopuksa zikir değildir. Allah’ı unutmanız, Allah’ın sizi unutması ve sizi size unutturmasıyla sonuçlanır (59:19). Mal ve evlad kesif olan dünyaya aittirler. Latif olan Allah ile Latif’in letafetinin tecellisi olan ruh arasına kesif olanı sokmayınız. İnfak, insanın malı Allah’la arasından çekip çıkarması demektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve imân etmiş olanlar! Sizi mallarınız ve evlâdınız Allah'ın zikrinden işgal ederek alıkoymasın! Ve her kim öyle yaparsa, işte hüsrâna uğramış olanlar onlardır.
Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız, sizi, Allah'ı anmaktan/Allah'ın zikri olan Kur'an'dan alıkoymasın! Böyle bir şey yapanlar, hüsrana uğramışların ta kendileridir.
iy anlar kim įmān getürdiler! eglemesüñ sizi mallaruñuz ne daħı oġul ķızlaruñuz Tañrı źikrinden. daħı her kim işleye anı pes anlar anlardur ziyānlular.