Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 46, sondan 6191. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 39. ayetidir. Bakara Suresi 39. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 51 ve toplam ebced değeri ise 3587 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (13) ل (4) م (1) bulunuyor.
Arapça Metin
والذين كفروا وكذبوا باياتنا اولئك اصحاب النار هم فيها خالدون
Yeryüzünde insan tek başına değil toplu olarak yaşayacaktır; rabbi onu sosyal bir varlık olarak yaratmıştır. Topluluk halinde yaşayan insanların arzu ve ihtiyaçlarının çatışmaması mümkün değildir. Çatışan arzular ve ihtiyaçlar anlaşmazlıklar ve düşmanlıkları beraberinde getirecek, insanlar birbirinin kurdu olacaklardır. Onları ıslah edecek, uygarlaştıracak, ihtiyaç ve arzuların kültür ve medeniyete kaynaklık etmesini sağlayacak bir nizama ihtiyaç vardır. İşte hak dinler bu nizamı koymak üzere gönderilmiştir. Ona uyanlar dünyada korkudan kurtulacak, hür ve güvenlik içinde yaşayacak; dileyen mümin, dileyen kâfir, isteyen sâlih, isteyen fâsık olabilecek; âhiret hayatında da sâlihler hüzün ve kederden kurtulup mutluluğa kavuşacak, kâfirler ise dünyada ettiklerinin cezasını çekeceklerdir. Kur’an’ın açık ifadesine ve buna dayalı İslâm inancına göre Hz. Âdem’in işlediği, bağışlanmamış, dünyaya taşınmış, nesline miras kalmış ve Hz. Îsâ’nın kurban edilmesine sebep teşkil etmiş bir “aslî günah” yoktur. Hz. Âdem’in davranışı ya günah değildir ya da Allah tarafından kendisine öğretilen ve onun da yerine getirdiği tövbe sayesinde temizlenmiştir. Ayrıca bütün hak dinlerin de adı olan İslâm’a göre kimse kimsenin günahını yüklenmez (Fâtır 35:18), suç ve günah şahsîdir. Yine yahudi ve hıristiyan kaynaklarından İslâmî geleneğe geçmiş bulunan kadın hakkındaki olumsuz telakki, yani “kadının şeytanlığı, fettanlığı, Âdem’in şeytana kanmasına ve cennetten çıkarılmasına sebep oluşu, bu yüzden ‘aslî günahın’ asıl sebebinin kadın olduğu, dünyada ondan uzak kalınması gerektiği...” inanç ve anlayışı da Kur’an’ın lafız ve ruhuna aykırıdır. Kur’ân-ı Kerîm bu macerada Hz. Âdem’le eşini birlikte (tekil değil, ikil olarak) anmakta, gerek Allah’ın uyarısına ve gerekse şeytanın saptırmasına birlikte muhatap olduklarını; ayak kaydıranın da kadın değil şeytan olduğunu açıklamaktadır. Bir insan ve Allah’ın bir kulu olarak kadının erkekten farkının bulunmadığı, kemal yolculuğu ve yarışında erkek ile eşit fırsata sahip bulunduğu ise pek çok âyette açık ve kesin olarak ortaya konmuştur (meselâ bk. Bakara 2:228; Ahzâb 33:35; Hucurât 49:13).
Mehmet Okuyan
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar ateş halkıdır; onlar orada [ebedî] kalıcıdır.”
Ama Allah'tan gelen gerçekleri örtüp görmemezlik edenlere ve mesajlarımızı yalan sayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedî yaşayıp kalmak üzere ateşe mahkum olan kimselerdir.
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip, senin peygamberliğini inkârda, küfürde ısrar edenler ve âyetlerimizi, Kur'ân'ı yalanlayanlar, işte onlar Cehennemliktirler. Onlar, orada ebedî kalırlar.
38, 39. “Hepiniz oradan inin!” dedik. Benden size bir hidayet ve mesaj gelecektir. Kim o mesajıma tabi olursa, ona ne korku vardır ne de o üzülecektir. İnkâr edenler ve ayetlerimizi (mucizelerimizi) yalanlayanlar ise, onlar ateşin ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 39. Ayet Açıklaması
[Bu ayet bütün insanlığa hitaptır. Yani sadece Âdem, Havva ve Şeytan değildir mutluluk cennetinden inenler. Tam aksine bütün insanoğlu sınanmak için dünyaya gönderilmiştir. Bu sınav sonucu iyiler ve kötüler grupları içinde belirginleşen en önemli grup, Yahudilerdir. Onun için Kur’an, çokça Yahudi kıssalarına yer vermiştir. İnsanlık dünyasının sorunlarını somut olarak Benî İsrail (Yahudi) kıssalarında sunmuştur.
Aslında Benî İsrail bir sıfat isimdir, dindar medeni millet demektir. Yani özel isim değildir. Tevrattan ve Kur’andan anlaşıldığına göre önce Yahudiler sonra Araplar sonra Türkler şimdi de Avrupalılar bu manayı yaşamışlar ve yaşıyorlar. Beni İsrail kıssalarını bu çerçevede değerlendirirseniz daha evrensel bir mesajı Kur’andan alırsınız.]
Besim Atalay
Kâfir olan kimselerle bizim âyetlerimizi yalanlayan kimseler, cehennemlik olurlar, orda, sonsuz kalırlar
“Fakat Benim yol göstericiliğimi reddederek inkâra saplananlara ve ayetlerimi yalan sayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedî kalmak üzere ateşe mahkûm olan kimselerdir.”Hz. Âdem’den bu yana, bu mesajı insanlığa duyuran bir çok elçi ve kitap gönderildi. İşte ilâhî dâvetin son temsilcisi: Hz. Muhammed (s) ve Kur’an-ı Kerim! Ve bu mesaj sadece Araplara değil, Allah’ın irâdesine boyun eğdiğini öne süren İsrail Oğulları başta olmak üzere, tüm insanlığa seslenmektedir:
ama hakikati inkara şartlanmış olanlara ve mesajlarımızı yalanlayanlara gelince -işte onlar içinde yaşayıp kalmak üzere, ateşe mahkum olan kimselerdir.
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 39. Ayet Açıklaması
[79] Huld, bir şeyin bozulmadan kalması. (Bkz: 2:25, not 34). Kur’an’da 87 yerde geçer ve âhiret için kullanılır. Dünya’ya ilişkin geldiği üç yerde ise inkâr, vehim ve red için kullanılır (21:34; 26:129; 104:3).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o kimseler ki kâfir oldular ve Bizim âyetlerimizi tekzîp ettiler, onlar ateş sahipleridir, onlar o ateşte ebedîyyen kalıcılardır.
38, 39. -Dedik ki: “İnin oradan hepiniz! Artık ne zaman Ben'den size doğru yolu gösteren rehber gelir de kim ona uyarsa, onlara hiç bir korku olmayacak, hiç üzülmeyecekler de. İnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise cehennemliktirler, hem de orada ebedî kalacaklardır. ” [20, 123; 7, 24-35]
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 39. Ayet Açıklaması
[*] Kezzebe = كذّب fiili "yalanlama" veya "çokça yalan söyleme" anlamına gelen tekzib kökündendir. Kelimenin geçtiği âyetlere, yerine göre "yalanlama" veya "yalan yanlış şeyler söyleme" anlamı verilmiştir.
Şaban Piriş
Yol göstericimi tanımayıp, ayetlerimizi yalan sayanlar, cehennem halkıdır. Onlar, orada temelli kalacaklardır.