Ishaq bin Ja'far bin Muhammad, Musa bin Ja'far bin Muhammad, 'Ali bin Ja'far bin Muhammad
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Bize Muhammed b. El Müsenna da rivayet etti (Dediki): Bize Abdülvehhab yani Es-Sekafî rivayet etti (Dediki): Bize Ca'fer babasından, o da Cabir b. Abdillahtan naklen rivayet eyledi. Cabir b. Abdullah dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir cünüplükten gusledeceği zaman başının üzerine üç avuç su dökerdi. el-Hasan b. Muhammed ona: Benim saçım çok fazladır deyince, Cabir dedi ki: Ben de ona: Kardeşimin oğlu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in saçı senin saçından daha çok ve daha temizdi, dedim.
Bize bu hadîsi Kuteybe dahî Hatim b. İsmail'den, o da Câ'fer b. Muhammed'den, o da Muhammed b. El-Münkedir'den, o da Abdullah b. Huneyn'den, o da Alî'den naklen rivayet etti. Ama secde hâlinde Kur'ân meselesini zikretmedi.
Bana Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dediki): Bize MualIâ b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Vüheyb b, Hâlid, Cafer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Akîl'in âzâdlısı Ebû Mürra'dan, o da Ümmü Hânî'den naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fetih senesi Ümmü Hânî'nin evinde bir tek elbise içinde, iki ucunu çaprazlama koltuk altından geçirerek sekiz rek'ât namaz kılmış.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. Ebû Bekir Dediki: Bize Yahya b. Âdem rivayet etti. (Dediki): Bize Hasan b. Ayyaş, Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Biz cum'a namazını Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile bîrlikde kılar; sonra döner de su taşıdığımız develeri dinlendirirdik.» Hasan demiş ki: «Ben, Ca'fer'e: Bu hangi saatde oluyordu? dedim. Ca'fer : — Güneşin zevâli vaktinde., cevâbını verdi.
Bana Kaasim b. Zekeriyyâ rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Mahled rivayet etti. H. Bana Abdullah b. Abdirrahmân Ed-Dârimî de rivayet etti. {Dediki): Bize Yahya b. Hassan rivayet etti. Her iki râvî birden demişlerki: Bize Süleyman b. Bilâl, Ca'fer'den, o da babasından naklen rivayet ettiki, Babası Câbir b. Abdillâh'a : — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cum'a namazını ne zaman kılardı? diye sormuş; Câbir: — (Bize) cum'a namazını kıldırır, sonra develerimizin yanına giderek onları dinlendirirdik.» cevâbını vermiş. Abdullah kendi rivayetinde: «Güneş zevale erdiği vakit., yâni su taşıyan develeri...» ibaresini ziyâde etmişdir.
Bana Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvehhâb b. Abdilmecîd, Cafer b. Muhammed'den, o da Babasından, o da Câbir b. AbdiIIâh'dan naklen rivayet etti. Demişki : «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); hutbe okudu mu gözleri kızarır; sesi yükselir, ve hiddeti artardı. Hatta bir orduyu tehdîdde bulunarak: (düşman) akşama sabah size baskın yapacak diyen (ordu kumandanı) gibi olur; ve şehâdet parmağı ile orta parmağını yan yana getirerek: «Ben kıyamete şunlar (in bir birine olan yakınlığı) gibi yakın (bir zamanda) gönderildim.» der; ve şöyle devam ederdi: «Bundan sonra =[Emma ba'du ](malûmunuz olsun ki) sözün en hayırlısı Allah'ın kitabıdır. Irşadların en hayırlısı da Muhammed'in irşadıdır. Umurun en kötüsü, sonradan çıkarılanlarıdır. Her bid'at dalâlettir.» der; Sonra : «Ben her mü'mine kendi nefsinden ileriyim. Bir kimse (ölürken) mal bırakırsa o mal onun yakınlarına âiddir. Fakat borç veya çoluk çocuk bırakırsa bana âid ve benim üzerimedir.» buyururlardı.
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Mahled rivayet etti. (Dediki): Bana Süleyman b. Bilâl rivayet etti. (Dedi kî) : Bana Ca'fer b. Muhammed, babasından naklen rivayet etti. Demiş ki: Câbir b. Abdülâhı : «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in cum'a günkü hutbesi şöyle idî : (evvelâ) Allaha hamdü sena eder, sonra onun ardınca sesi yükselmiş olarak konuşurdu... diyerek yukariki hadîs gibi rivayet ederken işittim.
Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman yâni İbni Bilâl, Ca'fer'den, o da babasından, o da İbni Ebî Râfi'den naklen rivayet etti. İbni Ebî Râfi' şöyle demiş: (Medine valisi) Mervân, Ebû Hureyre'yi kendi yerine bırakarak Mekke'ye gitti. Bu sebeple bize cum'ayı Ebû Hureyre kıldırdı da ilk rek'atta cum'a sûresini okudukdan sonra son rek'âtda Münâfikûn sûresini okudu. Namazdan çıktıkdan sonra Ebû Hureyre'ye yetişerek: — «Gerçekden sen, Alî b. Ebî Tâlib'in Kûfe'de iken okuduğu iki sûreyi okudun.» dedim. Ebû Hureyre: — «Çünkü ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i cum'a günü bu sûreleri okurken işittim.» dedi.
Bize, Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet ettiler. Dedilerki: Bize, Hatim b. İsmail rivayet etti. H. Bize, Kuteybe rivayet etti. (Dediki): Bize, Abdülazîz yâni Derâverdî rivayet etti. Bu râvîlerin ikisi birden Ca'fer'den, o da babasından, o da Ubeydullah b. Ebî Râfi'den naklen rivayet etmişlerdir. Ubeydullah: «Mervân, Ebû Hureyre'yi kendi yerine bıraktı...» diyerek yukarkî hadîsin mislini rivayet etmişdir. Şu kadar var ki Hâtim'in rivayetinde: «Brinci rek'atda cum'a süresini, son rek'atda da Münâfkûn sûresini okudu...» ibaresi vardır. Abdülazîz'in rivayeti Süleyman b. Bilâl'ın hadisi gibidir.
Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb rivüyet etti. (Dediki); Bize Süleyman yâni ibni Bilâl, Cafer'den —ki ibni Muhammed'dir.— O da Ata b. Ebi Rabâh'dan naklen rivayet etti. Ata', Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ln zevcesi Âişe'yi şöyle derken işitmiş: «Hava rüzgârlı ve bulutlu oldumu, bu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yüzünden belli olur, (ileri geri) gidip gelmeye başlardı. Yağmur yağdığı zaman ona sevinir ve bu gam kin hâl kendisinden giderdi. Ben, bunu kendisine sordum da: — (Gerçekten ümmetime musallat kılınacak bir azâb olmasından korktum.) cevâbını verdi. Yağmuru görünce (Rahmettir.) buyururdu.»
Bana Muhammedü'bnü'I-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvahhâb yani İbni Abdilmecid rivayet etti. (Dediki) Bize Ca'fer, babasından, o da Câbir b. Abdillah (Radiyallahu anh)'dan naklen rivayet etti ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fetih yılında Mekke'ye (Sefer için) Ramazanda yola çıkmış ve Kürâu'l-Gamım denilen yere varıncaya kadar oruç tutmuş. Cemâat da oruç tutmuşlar. Sonra bir kadeh su istemiş, kadehi herkesin göreceği şekilde kaldırdıktan sonra suyu içmiş, bundan (biraz) sonra kendisine : — «Bâzı kimseler oruç tutuyorlar.» Demişler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Onlar âsilerdir,, onlar âsilerdir.» buyurmuşlar.
Bize Ebû Gassân Muhammed b. Amr rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr b. Abdilhamîd, Yahya b. Saîd'den, o da Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdillâh (Radiyallahü anhüma'dan, Esma binti Umeys'in, Zü'l-Huleyfe'de doğurduğu zamanki hadisinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ebû Bekir (Radiyallahu anh)'a emir buyurduğunu, onun da yıkanıp telbiye getirmesi için Esmâ'ya tembîhde bulunduğunu rivayette bulunmuştur.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrâhîm hep birden Hâtîm'den rivayet ettiler. Ebû Bekir dedi kî: Bize Hâtim b. İsmail El-Medenî, Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Cabir b. Abdillâh'ın yanına girdik. Girenlerin kimler olduğunu sordu. Sıra bana gelince: — «Ben: Muhammed b. Alî b. Hüseyin'im» dedim. Bunun üzerine eliyle başıma uzanarak üst düğmemi çıkardı. Sonra alt düğmemi de çıkardı. Sonra avucunu memelerimin arasına koydu. Ben, o zaman genç bir çocuktum. (Bana) : — «Hoş geldin kardeşim oğlu! Dilediğini sor.» dedi. Ben de sordum. Kendisi â'mâ idi. Namaz vakti gelince bir dokumaya sarınarak (namaza) kalktı. Dokuma küçük olduğu için omuzlarına koydukça iki tarafı geriye dönüyordu. Cübbesi de yanıbaşında askıda duruyordu. Bize namazı kıldırdı. Müteakiben (kendisine) : — «Bana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in haccını haber ver.» dedim; Câbir eliyle dokuz işareti yaparak: «Şüphesiz ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) haccetmeden dokuz sene durdu, sonra onuncu sene kendisinin haccedeceğini halka bildirdi. Bunun üzerine Medine'ye birçok insan geldi. Bunların hepsi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e uymanın çâresini arıyor, onun ameli gibi amelde bulunmak istiyorlardı. Derken onunla birlikte yola çıktık. Zü'I-Huleyfe'ye varınca Esma binti Umeys, Muhamnıed b. Ebî Bekri doğurdu da, ben ne yapacağım diye Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e haber gönderdi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona: — Yıkan da bir elbise ile kuşak sarın ve ihrama gir! cevâbını verdi. Müteakiben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (oradaki) mescidde namaz kıldı, sonra Kasvâ'ya bindi, devesi kendisini Beydâ düzüne çıkardığı vakit onun önünde gözümün görebildiği kadar binekli ve yayalı gördüm. Bir o kadar sağında, bir o kadar solunda; bir o kadar da arkasında vardı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda bulunuyordu. Kur'ân ona iniyor; te'vîlini de o biliyordu. O ne yaparsa biz de onu yapıyorduk. Derken tevhidle gürledi: — Tekrar tekrar icabet sana yâ Rabbî! Tekrar icabet sanal. Tekrar icabet sana, senin şerikin yoktur, tekrar icabet sana!.. Hiç şüphe yoktur ki hamd ve nîmet sana mahsûstur; mölk de senindir; senin şerikin yoktur!.. Halk hâlen getirmekte olduğu telbiyeyi getirdiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bundan dolayı kendilerine bir şey demedi. O, kendi telbiyesine devam etti. (O sıralarda) biz ancak hacca niyet ediyor; Umreyi bilmiyorduk. Onunla birlikte Kabe'ye varınca rüknü istilâm buyurdu ve üç tur hızlı, dört de (âdi) yürüyüşle tavaf yaptı. Sonra İbrahim (Aleyhisselâm)'ın makaamına ulaşarak: — (İbrahim'in makaamından namazgah ittihaz edin!..) [ Bakara 125 ] âyetini okudu. Makaam-ı, kendisiyle Beyt-i şerif arasına aldı. —Babam, onun kıldığı iki rek'at namazda İhlâs ile Kâfirûn sûrelerini okurduğunu söylerdi. Bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işitmeden söyleyeceğini hiç zannetmem. Sonra yine rükne dönerek onu istilâm buyurdu. Sonra (Safa) kapı (sın) dan Safâ'ya çıktı. Safâ'ya yaklaşınca : (Şüphesiz ki Safa ile Merve, Allah'ın şeâirindendirler.)[ Bakara 158 ] âyet-i kerîmesini okudu ve: — Allah'ın başladığından başlıyorum; diyerek Safa'dan başladı, onun üzerine çıktı; Beyt-i şerifi görünce kıbleye döndü Allah'ı tevhid eyledi ve ona tekbîr getirdi; — Bir tek Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur. Onun şeriki yoktur. Mülk onundur, hamd de ona mahsûstur. Hem o, her şey'e kaadirdır! Bir tek Allah'dan başka ilâh yoktur. Vaadini yerine getirdi; kulunu muzaffer kıldı. Yalnız başına bütün hizipleri bozguna uğrattı; dedi. Bu arada dua okudu ve söylediklerinin mislini üç defa tekrarladı. Sonra Merve'ye indi. Ayakları, vadinin ortasına indiği vakit hızlıca yürüdü. Ayakları vadiden çıkınca mûtâd yürüyüşüne devam etti. Nihayet Merve'ye geldi. Merve'de dahî Safâ'da yaptığı gioi hareket etti. Merve üzerinde son tavafını yaparken: — Arkamda bıraktığım iş tekrar karşıma çıksaydı hedyi getirmez bu haccı, Umre yapardım. İmdi sizden hanginizin yanında hedy yoksa hemen ihramdan çıksın ve haccını Umreye çevirsin! buyurdu. Bunun üzerine Sürâkatü'bnü Mâlik b. Cu'şum ayağa kalkarak: — Yâ Resûlallah! Bu iş, bizim bu senemize mi mahsûs, yoksa ilelebet devam edecek mi? diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parmaklarını birbirine kenetledi ve üç defâ: — Umre, hacca dâhil olmuştur, hayır, ebedî olarak devam edecektir! buyurdu. Alî (Radiyallahu anh), Yemen'den Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in develerini getirdi, Fâtıme (Radiyallahu anha)'yı da ihramdan çıkanlar meyânında buldu. Fâtıme boyalı esvâb giymiş ve sürme çekinmişti. Alî, onun bu yaptığını beğenmediyse de Fâtime: — Bunu, bana babam emretti! dedi. Hz. Ali, Irak'ta iken şöyle derdi: — Bunun üzerine ben Fâtıme'yi bu yaptığından dolayı, azarlatmak ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nâmına söylediklerini sormak için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gittim; Fâtıme'nin yaptıklarını beğenmediğimi ona haber verdim de: (Doğru söylemiş. Doğru söylemiş. Sen, hacc'a niyetlenirken ne dedin?) buyurdu. Ben : (Yâ Rabbî! Resulün neye niyetlendiyse, ben de ona niyet ettim.) cevâbını verdim. (Benim yanımda hedy'im var. Sen ihram'dan çıkma!) buyurdular. Hz. Alî'nin Yemen'den getirdikleri ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde getirdikleri hedy kurbanlar yüz adettiler. Derken cemâatin hepsi ihram'dan çıkıp, saçlarını kısalttılar. Yalnız Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile yanlarında hedy bulunanlar müstesna idi. Terviye günü gelince Mina'ya müteveccihen hareket ettiler ve hacc'a niyetlendiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayvanına binmişti. Mina'da öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını kıldı. Sonra güneş doğuncaya kadar biraz durdu. Ve kendisine Nemira denilen yere kıldan bir çadır kurulmasını emir buyurdu. Müteakiben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola revân oldu. Kureyş kendilerinin câhiliyet devrinde yaptıkları gibi onun da Meş'ari Haram'da duracağında şüphe etmiyorlardı. Hâlbuki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o yeri geçerek Arafat'a Vardı. Ve Nemira denilen yerde Çadırının kurulduğunu görerek, oraya indi. Güneş zevale inince Kasvâ'nın hazırlanmasını emir buyurdu ve hayvana semer vuruldu. Müteakiben Urane vârisine geldi ve cemaata hutbe okuyarak şöyle buyurdu: — Şüphesiz ki sizin kanlarınız ve mallarınız şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi birbirinize haramdır. Dikkat edin! Câhiliyet umuruna âid her şey ayaklarımın altına konmuştur. Câhiliyet devrinin kan dâvâları sakıttır. Bize âit olan kan dâvalarından ilk Iskaat ettiğim dâva ibni Rabîate'bnİ'l-Hâris'in kan davasıdır. Ibni Rabîa, Benî Sa'd kabîlesînde süt anadaydı. Onu Hüzeyil kabilesi öldürdü. Câhiliyet devrinin ribâsı da sakıttır. İlk ıskaat ettiğim ribâ bizim (yâni) Abbâs b. Abdilmuttalib'in ribâsıdır. Bu ribânın hepsi muhakkak sakıttır. Kadınlar hakkında Allah'dan korkun. Çünkü siz, onları Allah'ın emânıyla aldınız ve onları Allah'ın kelimesiyle kendinize helâl kıldınız. Döşeklerinize, sevmediğiniz bîr kimseye ayak bastırmamaları sizin, onlar üzerindeki hakkınızdır. Bunu yaparlarsa, onları zarar vermemek şartıyla dövün. Onların sizin üzerinizdeki hakkı da, yiyeceklerini ve giyeceklerini mâruf şekilde vermenizdir. Sîze öyle bir şey bıraktım ki ona sımsıkı sarılırsanız bir daha asla sapmazsınız. Size Kitâbullah'ı bıraktım. Size, ben sorulacağım, acaba ne diyeceksiniz? Ashâb: — Risâletini tebliğ, vazifeni edâ ve nasîhatta bulunduğuna şehâdet ederiz; dediler. Bunun üzerine şehâdet parmağını semâya kaldırıp onunla insanlara işaret ederek: — Üç defa: Yâ Rab! Şahid ol! Ya Rab! Şâhid ol I buyurdular. Sonra ezan okuyup ikaamet getirerek öğle namazını kıldı. Sonra ikaamet getirerek ikindiyi de kıldı. Bunların arasında başka namaz kılmadı. Bundan sonra hayvanına binerek vakfe yerine geldi. Devesi Kasvâ'nın göğsünü kayalara çevirdi. Yayalıların toplandığı yeri önüne aldı ve kıbleye döndü. Artık güneş kavuşuncaya kadar vakfe hâlinde kaldı. Güneşin sarılığı biraz gitmişti. Nihayet bütün cirmi kayboldu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Usâme'yi arkasına aldı ve yola revân oldu. Kasva'nın yularını o kadar kasmıştı ki, nerdeyse başı, semerinin altındaki deriye çarpıyordu. Sağ eliyle de: — Ey cemâat! Sükûneti muhafaza edin, sükûneti! diye işaret buyuruyordu. Kum tepeciklerinden birine geldikçe hayvanın dizginini, düze çıkıncaya kadar biraz gevşetiyordu. Nihayet Müzdelife'ye vardı ve orada akşamla yatsıyı bir ezan iki kaametle kıldı. Aralarında hiç bir nafile namaz kılmadı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fecir doğuncaya kadar uzandı. Sabah aydınlanınca bir ezan ve bir kaametle sabah namazını kıldı. Sonra Kasva'ya binerek Meş'ar-i Harâm'a geldi. Kıbleye karşı dönerek Allah'a duâ etti, tekbîr getirdi, tehlîl ve tevhidde bulundu. Ve ortalık cidden aydınlayıncaya kadar vakfeye devam etti, Müteakiben güneş doğmadan yola revân oldu. Terkisine de Fadl b. Abbâs'ı aldı. Fadl saçı güzel, beyaz ve yakışıklı bir zâtdı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola çıkınca yanından koşarak, bir takım kadınlar geçtiler. Fadl onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elini Fadl'ın yüzüne koydu. Fadl da yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmağa başladı. Bu sefer Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de elini öbür tarafa çevirerek Fadl'ın yüzüne kapadı, Fadl yüzünü öbür tarafa çevirerek bakıyordu. Nihayet batn i muhassire vardı ve hayvanı biraz sürdü. Sonra büyük cemreye çıkan orta yolu tuttu. Nihayet ağacın yanındaki cemreye vardı. Oraya, yedi ufak taş attı. Bunlar, atılan ufak taşlar gibiydi. Onları vadinin içinden attı. Her birini atarken tekbir getiriyordu. Bilâhara kurban yerine giderek kendi eliyle altmış üç deve boğazladı. Sonra (bıçağı) Ali'ye verdi. Geri kalanını da o boğazladı. Ve Atî'yi hedyine müşterek yaptı. Sonra her deveden bir parça alınmasını emir buyurdu. Bunlar bir çömleğe konarak pişirildi. İkisi de develerin etinden yeyip, çorbasından içtiler. Ondan sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oradan sökün ederek Beyti Şerife gitti. (Tavâfi müteakip) Mekke'de öğle namazını kıldı. Arkasından zemzem sâkiliği yapan Benî Abdilmuttalib'e gitti. Ve onlara: — «Ey Abdilmuttalib oğulları! Suyu çıkarın! Su çıkarmanız hususunda başkalarının size galebe çalacağından endîşe etmesem, ben de sizinle beraber çıkarırdım; buyurdu. Onlar da kendisine bir kova su takdim ettiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sudan içti.»
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'fer b. Muhammed rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): «Câbir b. Ahdiillâh'a giderek Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in haccını sordum...» Râvî, hadisi Hatim b. İsmail'in hadisi gibi rivayet etmiş, şunu da ziyâde eylemiştir: «Câhiliyet devrinde Arapları Ebû Seyyare çıplak bir merkep üzerinde sevk ederdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Müzdelife'den Meşar'i Harâm'a geçince Kureyş orada kalacağında ve menzilinin orası olacağında şüphe etmediler. Hâlbuki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oraya sapmadan geçti. Taa Arafat'a vardığı vakit hayvanından indi.» Bura’ya kadar ki bölüm’ün izah’ı
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dediki): Bize babam, Ca'fer'den rivayet etti. (Demişki) Bana, babam, Câbir'den bu husustaki hadîsinden naklen rivayet ettiki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Ben, şurada kurban kestim. Miına'nın her tarafı, kurban yeridir. Binâenaleyh siz konakladığınız yerlerde kurban kesin! Ben şurada vakfe yaptım. Arafat'ın her tarafı vakfe yeridir. Ben, şurada da vakfe yaptım. Müzdelife'nin her tarafı vakfe yeridir.» buyurmuşlar.
Bize İshak b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Adem haber verdi. (Dediki): Bize Süfyân, Cafer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdillâh (Radjyallahû anhüma)'dan naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Mekke'ye vardığında Hacer-i Esved'e giderek onu öpmüş sonra sağından yürüyerek üç defâ ramel ile dört turda da adî yürüyüşle yürüyerek tavaf yapmış.
Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Malik rivayet etti. H. Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Mâlike, Ca'fer b. Muhammed'den dinlediğim, onun da babasından, onun da Câbir b. AbdiIlâh (Radiyallahu anhuma)'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. Câbir: «Ben (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üç tavafda Hacer-i Esved'den başlıyarak yine ona varıncaya kadar ramel yaptığını gördüm.
Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Mâlik ile İbni Cüreyc, Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdillah'dan naklen haber verdiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üç tavaf da hacerden hâcere ramel yapmış.
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rîvayet eti. (Dediki): Bize Süleyman (yâni ibrıi Bilâl) Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Yezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti ki, Necdet, ibni Abbas'a mektup yazarak ona beş şey sormuş, ibni Abbâs: — Bir ilmi gizlemiş olmasam buna (cevap) yazmazdım! Demiş. Necdet ona şöyle yazmış: «Bundan sonra: Bana haber ver: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla birlikte gaza eder mi idi? Onlara hisse ayırır mı idi? Çocukları öldürür mü idi? Yetimin yetimlik müddeti ne zaman sona erer? Beşte bir kimin hakkıdır?» ibni Abbâs ona şu cevabı yazmış: «Bana mektup yazarak: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarla birlikte gaza eder mi idi? diye sordun. (Evet) onlarla birlikte gaza ediyordu. Onlar da yaralıları tedâvî ediyor; kendilerine ganimetten bir şeyler veriliyordu. Hisseye gelince: Onlara hisse ayırmamışlar. Şüphesiz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları da öldürmezdi. O halde sen de çocukları öldürme! Bana yazarak: Yetimin yetimlik müddeti ne zaman sona erer? diye sordun. Ömrüme yemîn ederim ki, adam vardır, sakalı biter de hâlâ kendi hakkını almaktan zayıf, kendi nâmına vermekten zayıftır. işte kendisi için başkalarının aldığının elverişlisinden almağa başladı mı artık ondan yetimlik gitti demektir. Bana yazarak: Beşte birin kime verileceğini sordun. Biz: Bu bizim hakkımızdır derdik, fakat kavmimiz bunu bize kabul etmedi.»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile ishâk b. ibrahim ikisi birden Hatim b. ismail'den, o da Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından, o da Yezîd b. Hürmüz'den naklen rivayet etti ki, Necdet, ibni Abbâs'a mektup yazarak ona bir takım meseleler sormuş... Râvi, Süleyman b. Bilâl hadîsi gibi rivayet etmiştir. Yalnız Hâtim'in hadîsinde şu ifâde vardır: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocukları öldürmezdi. Sen de çocukları öldürme! Meğer ki, Hadir'ın öldürdüğü çocuktan irildiğini bilmiş olasın!» ishâk, Hâtim'den rivayet ettiği hadîsinde; «Mü'mini ayırt edersin. Ve kâfiri öldürür: Mü'nini bırakırsın!» ifadesini ziyâde etmiştir.
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman (yâni; İbni Bilâl) Ca'fer'den, o da babasından, o da Câbir b. Abdullah'dan naklen rivayet ettiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yayla köylerinden birinden şehre girerken pazara uğradı, halk etrafındaydılar. Derken küçük kulaklı ölü bir oğlağın yanından geçti. Onu eline alarak kulağından tuttu. Sonra : «Hanginiz bunun bir dirheme kendinin olmasını ister?» dedi. Ashâb : — Biz onun bir şey mukabilinde bizim olmasını dilemeyiz. Onunla ne yapabiliriz ki, dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bunun sîzin olmasını diler misiniz?» diye sordu. Ashâb : — Vallahi diri olsa kusuru vardı. Çünkü kulakları küçüktür. Ölü olduğu halde onu ne yapalım? dediler. Bunun üzerine : «Şimdi vallahi Allah nezdinde dünya sizin indinizde şu hayvandan daha kıymetsizdir.» buyurdu.
Bana Muhammed b. Müsennâ EI-Anczî île İbrahim b. Muhammed b. Ar'arate's-Sâ'mi rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Abdü'l-Vehhab (yâni; Sekafî), Ca'fer'den, o da babasından, o da Câbir'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet ettiler. Yalnız Sekafî'nin hadîsinde: «Diri olsaydı bu kulak küçüklüğü onda kusur sayılırdı.» cümlesi vardır.