Tam adı Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Şihâb ez-Zührî'dir; genellikle İbn Şihâb veya kısaca Zührî diye anılır. Kureyş'in Benî Zühre koluna mensuptur. H. 51 / m. 671 yılında Medine'de doğduğu kabul edilir; kaynaklarda h. 50, 56 ve 58 gibi tarihler de geçer. İlim tahsilini doğduğu şehirde yaptı ve on sekiz kadar sahâbî ile görüştüğü nakledilir; bununla birlikte ilmini daha çok Urve b. Zübeyr gibi tâbiîn âlimlerinden almıştır.
İslâm ilim tarihinde asıl şöhreti, hadisleri resmî olarak ilk defa derleyen kişi olmasından gelir. Emevî halifesi Ömer b. Abdülazîz'in emriyle hadislerin tedvini işini üstlenmiş, böylece sözlü aktarımdan yazılı derlemeye geçişte belirleyici bir rol oynamıştır. Gençliğinde hadisleri yazmaya sıcak bakmayıp ezberi tercih ettiği, uzun metinleri bir kez yazıp ezberledikten sonra imha ettiği rivayet edilir; ancak Halife Hişâm b. Abdülmelik'in çocuklarına hadis yazdırmasını istemesi üzerine bu tutumu değişmiştir. Emevî halifesi Abdülmelik döneminde Medine'den Şam'a taşındı ve saray çevresiyle yakın ilişki içinde bulundu.
İbnü'l-Medînî, İbn Hibbân, Ebû Hâtim, Zehebî ve İbn Hacer gibi tenkitçiler onun hadisteki otoritesini tartışmasız kabul etmişlerdir. Kendisine ait bir kitap günümüze ulaşmamış, rivayetleri sonradan Nîsâbûrî tarafından "ez-Zührîyyât" adıyla iki cilt hâlinde toplanmıştır. H. 124 / m. 742'de, Hicaz ile Filistin sınırı arasında bulunan Şagbed adlı çiftliğinde vefat etmiştir.
Ailesi
Babası
Muslim b. 'Ubaidullah b. 'Abdullah
Kardeşleri
'Abdullah bin Muslim bin 'Ubaidullah
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Abdullah İbn Ömer (r.a.) şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid taraflarına sefere çıkmıştık. Düşmanla karşı karşıya geldik ve sıra sıra dizilip savaş konumu aldık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı ve bize namaz kıldırmaya başladı. Ordudan bir grup da kalkıp onunla birlikte namaz'a durdu. Başka bir grup ise düşmana karşı durdu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisiyle birlikte namaz'a duranlara bir rekat namaz kıldırıp iki secdeyi yaptıktan sonra bunlar kalkıp namaz kılmayan arkadaşlarının yerini aldılar ve diğerleri gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında namaza durdular. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara da bir rekat namaz kıldırdı ve iki secdenin ardından selâm verdi. Daha sonra herkes kalan tek rekatı kendi başına kıldı ve iki defa secde etti. Tekrar: 4132, 4133 ve 4535.
İbn Şihab şöyle demiştir: Ölen çocuk zina mahsulü de olsa onun namazı kılınır. Çünkü çocuk İslam fıtratı üzerine doğmuştur. Ana-babası, yahut yalnızca babası Müslüman olduğunu iddia ederse, annesi Müslüman olmasa bile, çocuk ağlıyarak doğmuş ise namazı kılınır. Doğum sırasında ağlamayan çocuk, düşük olduğu için onun namazı kılınmaz. Ebu Hureyre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şunu aktarırdı: "Doğan her çocuk (İslam) fıtrat üzerine doğar. Daha sonra ana-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusî (ateşperest) yapar. Nitekim her hayvan'ın yavrusu organları tam olarak doğar. Hiç yavrunun burnunda, kulağında eksik bir şey görüyor musunuz?" Daha sonra Ebu Hureyre şu ayeti okumuştur: "Yüzünü hanif olarak (şirkten uzak olarak) dine döndür. Allah'ın fıtratına, ki O insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır.[Rum 30] Tekrar: 1359, 1385, 4775, 6599
İmam Zührî'den gelen bilgiye göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina mescidinin yanındaki şeytanı taşladığında yedi taş atar, her bir taşı atarken tekbir getirir, sonra önüne doğru ilerler, kıbleye dönerek durur, ellerini kaldırarak dua eder, uzunca dururdu. Sonra ikinci şeytana gelir, ona yedi taş atar, her bir taşı atarken tekbir getirir, sonra hızlıca vadinin yanında bulunan sol tarafa ilerler, kıbleye dönerek ayakta durur, ellerini kaldırarak dua ederdi. Ardından büyük şeytanın yanına gelir, yedi taş atar, her bir taşı atarken tekbir getirir ve burada beklemeksizin yoluna devam ederdi. Hadiste yer alan bazı hususlar: 1- Her bir taş atımında tekbir getirmek meşrudur. Bunu terk eden kimseye herhangi bir sorumluluk olmadığı konusunda icma vardır. Ancak Sevrî şöyle demiştir: Bu kişi bir fakire yemek yedirir. Şayet kurban keserse daha iyi olur. 2- Her bir şeytana yedi taş atılacağı konusunda da icma vardır. 3- Şeytan taşladıktan sonra kıbleye dönülür ve uzun bir müddet ayakta durulur. 4- Şeytan taşlamadan sonra dua etmek için ayakta dururken, başkasının taşının isabet etmemesi için uzaklaşılır. 5- Duada iki eli kaldırmak meşrudur. 6- Büyük şeytan taşlanırken dua edilmez, ayakta beklenmez.
İbn Şihab şöyle der: Bir kimse, kızarıp tatlanmaya başlamadan önce meyve satın alsa, daha sonra meyve afete maruz kalsa, zarar, satıcıya aittir. İbn Ömer r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kızarıp tatlanmaya başlamadan önce meyvelerin alım satımını yapmayın. Kuru hurma karşılığında da meyve satmayın."
Abdullah b. Amr b. el-As'dan rivayete göre o Kahtan'dan bir hükümdar çıkacağını anlatırken Muaviye kızdı. Ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgüde bulunduktan sonra dedi ki: Bana ulaştığına göre sizden bazı adamlar Allah'ın Kitabında olmayan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilmeyen bazı hadisleri naklediyorlar. Onlar sizin cahillerinizdir. Sahiplerini sapıklığa götüren temennilerden kendinizi koruyunuz. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bu iş Kureyşliler arasında (kalacak)dır. Bir kimse onlara düşmanlık edecek olursa mutlaka Allah da onu yüzüstü yıkar. Dini dimdik ayakta tuttukları sürece. " Tekrar: 7139
İbn Şihab dedi ki: Sonra el-Husayn b. Muhammed'e --ki o Salim oğullarının ileri gelenlerinden birisidir-- Mahmud b. er-Rabi'in, Itban b. Malik'ten diye naklettiği hadise dair sordum. O da onu tasdik etti.
İbn Şihab dedi ki: "İşte bunlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Meğazisi (gazveleri)dir. " deyip hadisi zikretti: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları (Bedir'de öldürülmüş müşrikleri kuyuya) atarken: Rabbinizin size vaad ettiğinin hak olduğunu gördünüz mü, diye buyurdu," Musa dedi ki: Nafi' dedi ki: Abdullah dedi ki: Ashabından bazı kimseler: Ey Allah'ın Resulü, sen ölmüş insanlara mı sesleniyorsun deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz, diye buyurdu.". Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: Kureyş'ten Bedir'e katılarak kendilerine ganimetten payları verilenler 81 erkektir. Urve b. Zübeyr de şöyle derdi: Zubeyr dedi ki: "Onların payları verildi. 100 kişi idiler." Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Zühri Velid b. Abdulmelik'ten rivayetle dedi ki: Ali'nin Aişe'ye iftira eden kimseler arasında bulunduğuna dair sana bir haber ulaştı mı? Ben: Hayır dedim. Fakat senin kavminden iki kişi -Ebu Seleme b. Abdurrahman ile Ebu Bekir b. Abdurrahman b. el-Haris'in- bana haber verdiklerine göre Aişe r.anha bu ikisine şunları söylemiştir: Ali onun ile ilgili durumda selamete kavuşturulmuş idi. Bu hususta ez-Zühri'ye defalarca soru sordukları (ve farklı bir şey söylemesini istedikleri) halde o başka türlü cevap vermedi. Burada "müsellem" lafzında şüphe sözkonusu olmaksızın böylece olduğu söylenmiştir. el-Atik'in asıl nüsnasında da bu şekilde idi
Muhammed b. Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr'in dediğine göre Mervan ile Misver b. Mahreme kendisine şunu haber vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hevazin heyeti kendisine Müslümanlar olarak geldiklerinde ayağa kalkmış, kendisinden mallarını ve alınan esirlerinin geri verilmesini istemişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da şöyle buyurmuştu: Benimle beraber gördüğünüz kimseler de vardır. Benim en sevdiğim söz de doğru olanıdır. Şu iki şeyden birisini seçiniz ya esirlerinizi ya da mallarınızı. Çünkü ben size süre tanımış bulunuyorum. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taiften döndükten sonra onlara on küsur gece mühlet vermişti.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine ancak iki şeyden birisini geri vereceğini açıkça anlayınca bizler esirlerimizi tercih ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulundu, sonra şöyle buyurdu: İmdi şüphesiz kardeşleriniz bize tevbe edenler olarak geldiler. Ben de onlara esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. Aranızdan bunu gönül hoşluğuyla yapmak isteyen yapıversin. Fakat aranızdan hakkını elinde tutmak isteyenler de yüce Allah'ın bize ihsan edeceği ilk fey"den (ganimetten) ona vermemizi beklemek şartıyla yapıversin. Herkes: Ey Allah'ın Resulü, biz bunu gönül hoşluğuyla verdik, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bizler bu hususta aranızda kimlerin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Bunun için geri dönün de arifleriniz sizin kanaatlerinizi bize bildirsinIer. İnsanlar geri döndü, arifleri de onlarla konuştu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönerek gönül hoşluğuyla kabul ettiklerini ve izin verdiklerini ona haber verdiler. İşte Hevazinlilerden alınan esirler ile ilgili olarak bana ulaşan budur."
Muhammed b. Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr'in dediğine göre Mervan ile Misver b. Mahreme kendisine şunu haber vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hevazin heyeti kendisine Müslümanlar olarak geldiklerinde ayağa kalkmış, kendisinden mallarını ve alınan esirlerinin geri verilmesini istemişlerdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da şöyle buyurmuştu: Benimle beraber gördüğünüz kimseler de vardır. Benim en sevdiğim söz de doğru olanıdır. Şu iki şeyden birisini seçiniz ya esirlerinizi ya da mallarınızı. Çünkü ben size süre tanımış bulunuyorum. -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taiften döndükten sonra onlara on küsur gece mühlet vermişti.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine ancak iki şeyden birisini geri vereceğini açıkça anlayınca bizler esirlerimizi tercih ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgülerde bulundu, sonra şöyle buyurdu: İmdi şüphesiz kardeşleriniz bize tevbe edenler olarak geldiler. Ben de onlara esirlerini geri vermeyi uygun gördüm. Aranızdan bunu gönül hoşluğuyla yapmak isteyen yapıversin. Fakat aranızdan hakkını elinde tutmak isteyenler de yüce Allah'ın bize ihsan edeceği ilk fey"den (ganimetten) ona vermemizi beklemek şartıyla yapıversin. Herkes: Ey Allah'ın Resulü, biz bunu gönül hoşluğuyla verdik, dedi. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bizler bu hususta aranızda kimlerin izin verdiğini, kimin vermediğini bilemiyoruz. Bunun için geri dönün de arifleriniz sizin kanaatlerinizi bize bildirsinIer. İnsanlar geri döndü, arifleri de onlarla konuştu. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dönerek gönül hoşluğuyla kabul ettiklerini ve izin verdiklerini ona haber verdiler. İşte Hevazinlilerden alınan esirler ile ilgili olarak bana ulaşan budur."
Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Ebu Bekir, Mina'da Kurban Bayramı günü "Bu yıldan sonra herhangi bir müşrik hac yapamaz ve herhangi bir çıplak Ka'be'yi tavaf edemez!" şeklinde, insanlara duyuru yapmak üzere gönderdiği telIalIarla birlikte o hacda beni de gönderdi. Humeyd İbn Abdirrahman şöyle demiştir: Sonra Hz. Nebi [Hz. Ebu Bekir'in] peşinden Hz. Ali'yi gönderdi ve ona "Berae" suresini insanlara duyurmasını emretti. Ebu Hureyre şöyle demiştir: Bizimle birlikte Hz. Ali de kurban bayramının birinci günü Mina'daki insanlara Berae suresini duyurdu ve "Bu yıldan sonra herhangi bir müşrik hac yapamaz ve herhangi bir çıplak Ka'be'yi tavaf edemez!" diye ilan etti.
Aişe r.anha'nın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Allah Reslılü'ne Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi. Melek geldi, sonra şu ayetleri okudu: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı yapışkan bir hücreden yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. "(Alak 1-4)
Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Hz. Osman, Zeyd İbn Sabit, Said İbnu'l-As, Abdullah İbnu'z-Zubeyr ve Abdurrahman İbnu'I-Haris İbn Hişam'a kuran nüshalarını çoğaltmalarını emretti. Onlara şöyle talimat verdi: Siz ve Zeyd İbn Sabit kuran'ın Arapçası hususunda herhangi bir yerde ihtilafa düşerseniz, onu Kureyş lehçesi ile yazınız. Çünkü kuran, onların lehçesi ile nazil oldu. Komisyon üyeleri bu talimata uydular."
İbn Cüreyc'den, dedi ki: "Bana İbn Şihab'ın lanetleşmeden ve bu husustaki sünnetten Saide oğullarından olan Sehl İbn Sa'd'ın hadisinden diye haber verdiğine göre; ensardan bir adam, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Rasulü ne dersin? Bir adam eğer karısı ile bir başka adamı görse, onu öldürsün mü, yoksa nasıl yapsın? Bunun üzerine yüce Allah durumu hakkında, Kur'an-ı Kerim'de sözünü ettiği lanetleşen erkek ve kadının durumuna dair buyrukları indirdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona: Allah senin ve karın hakkında hüküm vermiş bulunuyor, dedi. Sehl dedi ki: Mescidde ve ben de hazır bulunuyarken lanetleştiler. Lanetleşmelerini bitirdikten sonra adam: Ey Allah'ın Rasulü, onu nikahım altında tutarsam ona iftira etmiş olurum, dedi ve lanetleşmeyi bitirmelerinden sonra Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona emir vermeden önce kendisi karısını üç talak ile boşadı ve Nebiin huzurunda ondan ayrıldı." (İbn Şihab) dedi ki: İşte bu, lanetleşen bütün çift/er arasındaki bir ayırmadır. İbn Cüreyc dedi ki: İbn Şhab dedi ki: Onlardan sonra sünnet, lanetleşen kan kocanın ayrılması şeklinde oldu. Kadın hamile idi. Oğlu da annesine nispet edilerek çağrılırdı. (Ravi) dedi ki: Sonra böyle bir annenin mirası hususundaki sünnet de annenin oğluna mirasçı olması, onun da annesinden Allah'ın kendisine verdiği pay kadar mirasçı olması şeklinde oldu. İbn Cüreyc, İbn Şihab'dan, o Sehl İbn Sa 'd es-Sfudt'den bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu da rivayet etmiştir: "Eğer kızılca bir keler gibi kızılca ve kısa boylu bir çocuk doğurursa, gördüğüm kadarıyla kadın mutlaka doğru söylemiş, kocası ona iftira etmiş oldu. Eğer siyah, gözleri iri, kıçının kaba etleri büyük bir çocuk doğurursa görüşüme göre kocasının onun hakkında söyledikleri doğrudur." Daha sonra kadın, o çocuğu bu tiplerden sevilmeyen nitelikleriyle doğurdu.
Zühri'den rivayete göre ona zeytinyağında, donuk yağda ya da donmamış yağda ölen hayvan hakkında, fare ya da başkasına dair soru sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: "Bize ulaştığına göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yağda ölmüş bir fare'nin yakınında bulunan kısmın atılmasını emir buyurdu. Sonra da o yağ yenildi."
Sehl İbn Sa'd'dan dedi ki: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hücrelerinden bir hücrenin içine baktı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinde de kendisi ile başını kaşıdığı demir bir tarak vardı. Adamı görünce: Eğer senin içeriye doğru baktığını bilseydim, bunu gözüne batırırdım. Gerçek şu ki, izin istemek görmeye karşı tedbir olsun diye emredilmiştir." Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Müslim, Edeb
Urve b. ZUbeyr, Hz. Aişe r.anha'ye "Eğer yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın"(Nisa 3) ayet-i kerimesini sorunca Aişe r.anha şöyle cevap verir: Burada sözü edilen yetim kız, hamisinin himayesinde bulunur. Hamisi onun malı ve güzelliğine rağbet eder ve ona emsalinin mehrinin en azını vermek suretiyle kendisiyle evlenmek ister. İşte bu ayetlerde o gibi velilerin velayetleri altındaki yetim kızların mehirlerini tamamlamak suretiyle kendilerine adaletle davranmadıkça nikah etmeleri yasaklanmıştı. Sonra insanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek bu konuda fetva istediler. Bunun üzerine Allahu Teala "Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar"(Nisa 127) ayet-i kerimesini indirdi.
Bu hadis Zührl' den de bu şekilde nakledilmiştir. Onun rivayetinde şöyle bir ifade yer almaktadır: "Bana (Allah tarafından) ne muamele edileceğini bilemem." Ümmü'l-Ala: "Resulullah'ın bu sözü beni kederlendirdi. Ardından uyudum. Rüyamda Osman'a ait akmakta olan bir pınar gördüm. Uyanınca bu rüyayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber verdim. Resulullah "(Bu gördüğün akan pınar) onun amelidir" buyurdu.
Muhammed b. CUbeyr b. Mut'im, Kureyş tarafından elçilikle gönderilen bir heyet arasında bulunduğu sırada Muaviye'nin huzurundayken geçen bir vakayı ve ondan işittiklerini şöyle nakletmiştir Muaviye Abdullah b. Amr b. elAs'ın 'Kahtanilerden birisi ileride me lik olacaktır' diye bir rivayette bulunduğunu duymuştu. Buna sinirlenen Muaviye (heyet karşısında) ayağa kalkıp, Allah'ı şanına layık sıfatlarla övdü. Sonra 'emma ba'du=sadede gelince' dedikten sonra şöyle konuştu: "Ey Kureyş heyeti! Bana bildirildiğine göre sizden bazı kimseler Allah' ın kitabında olmayan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den nakledilmeyen birtakım hadisler naklediyorlarmış. Emin olun uz ki onlar sizin cahillerinizdir. İnsanı sapıklığa sürükleyecek bu tip batıl sözlerden sakınınız. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu: "Şu hilafet işi Kureyş'te bulunacaktır. Onlar dini vecibelerini yerine getirdikleri müddetçe kim kendilerine düşmanlık ederse Allah onu yüzüstü ateşe atar."