Tam adı Ebû Muhammed Saîd b. el-Müseyyeb b. Hazn el-Kureşî el-Mahzûmî'dir. Hicrî 15 (m. 636) yılında, Hz. Ömer'in hilâfetinin ilk yıllarında Medine'de doğdu. Kureyş'in Mahzûm koluna mensuptur; dedesi Hazn, babası Müseyyeb ve annesi Ümmü Saîd sahâbîdir. Böylece hem soy hem ilim bakımından sahâbe çevresinin içinde yetişmiştir.
Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Âişe, Ümmü Seleme, Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Sâbit gibi sahâbîlerden ilim aldı; özellikle kayınpederi Ebû Hüreyre'nin rivayetlerini en iyi bilen kişi kabul edildi. Talebeleri arasında Ömer b. Abdülazîz, İbn Şihâb ez-Zührî, Katâde b. Diâme ve Muhammed el-Bâkır yer alır. Medine'nin yedi fakihinin (fukahâ-i seb'a) başında anılır; fıkıh ve hadiste tartışmasız bir otorite sayılmakla birlikte Kur'an'ın tefsirine dair sorulara cevap vermekten titizlikle kaçınırdı.
Emevî yönetimine mesafeli durdu; istenen biati vermediği için hapis ve dayak cezasına maruz kaldı, ömrü boyunca devletten maaş almayı reddetti. İlk evliliğini Ebû Hüreyre'nin kızıyla yaptı, bu evlilikten çocuğu olmadı; ikinci eşi Ümmü Habîb bint Kerîm'den Muhammed, Saîd ve İlyâs adlı oğulları ile kızları dünyaya geldi. H. 94 / m. 713 yılında Medine'de vefat etti ve Bakî' Mezarlığı'na defnedildi; ölüm yılı için kaynaklarda h. 89 ile h. 105 arasında farklı tarihler de verilir.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, şehirlinin köylü adına satış yapmasını yasakladı. Ayrıca şöyle buyurdu: 1. Neceş yapmayın. 2.Kişi (din) kardeşinin yaptığı satış üzerine satış yapamaz. 3.(Din) kardeşinin evlilik teklif ettiği kadına evlilik teklif edemez. 4. Kadın, kumasının kabındaki kendisine kalsın diye kocasından kuması boşamasını isteyemez." Tekrar 2148, 2150, 2151, 2160. 2162, 2723, 2727, 5144, 5152, 6601
Ebu Hureyre r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şunu rivayet etmiştir: "Kişi (din) kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın. Satın alma niyetinde olmadığınız malın fiyatını arttırmayın. Şehirli, köylü adına satış yapmasın."
Ebu. Said el-Hudri ve Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sahabiyi Hayber vergilerini toplamak için görevlendirmişti. O, Hayber'den, cenıb adı verilen iyi cins hurmalar getirdi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, "Hayber'in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Vallahi, hayır, Ey Allah'ın Resulü! Bunu, diğer hurmalardan iki sa' verip bir sa', üç sa' verip iki sa' almak suretiyle elde ettik" diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Böyle yapma. Önce elindeki hurmaları para karşılığında sat. Daha sonra da (bu dirhemler/e) cenib denilen hurmaları satın al" buyurdu. 2201 Tekrarları: 2302, 4246, 7350. 2202 Tekrarları: 2303, 4245, 4247 ve 7351
Ebu. Said el-Hudri ve Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sahabiyi Hayber vergilerini toplamak için görevlendirmişti. O, Hayber'den, cenıb adı verilen iyi cins hurmalar getirdi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, "Hayber'in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Vallahi, hayır, Ey Allah'ın Resulü! Bunu, diğer hurmalardan iki sa' verip bir sa', üç sa' verip iki sa' almak suretiyle elde ettik" diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Böyle yapma. Önce elindeki hurmaları para karşılığında sat. Daha sonra da (bu dirhemler/e) cenib denilen hurmaları satın al" buyurdu. 2201 Tekrarları: 2302, 4246, 7350. 2202 Tekrarları: 2303, 4245, 4247 ve 7351
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Nefsim elinde bulunan (Allah)'a yemin olsun ki, adil bir hakem olarak İsa) İbn Meryem'in inip, haç'ı kıracağı, domuz'u öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı ve malların iyice çoğalıp mal kabul edecek hiçbir kimsenin bulunmayacağı bir zaman yaklaşmıştır. " Tekrar: 2476,3448, 3449
Ebu Hureyre r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah yahudilere la'net etsin. Onlara iç yağı haram kılınmıştı da eritip sattılar, parasını yediler." Ebu Abdullah, "Lanet etsin" şeklinde tercüme ettiğimiz ..... ifadesine, tercümede belirtmiş olduğumuz bu anlamı vermiştir.
Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre r.a. şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sahabiyi Hayber vergilerini toplamak için görevlendirmişti. Görevli kimse, Hayber'den, cenib adı verilen iyi cins hurmalar getirdi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, "Hayber'in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Vallahi, hayır, Ey Allah'ın Resulül Bunu, diğer hurmalardan iki sa' verip bir sa', üç sa' verip iki sa' almak suretiyle elde ettik" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Böyle yapma Önce elindeki hurmaları dirhem karşılığında sat. Daha sonra da (bu dirhemlerle) cenfb denilen hurmaları satın al" buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, tartılan şeyler hakkında da buna benzer şeyler söylemiştir.
Ebu Said el-Hudri ve Ebu Hureyre r.a. şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sahabiyi Hayber vergilerini toplamak için görevlendirmişti. Görevli kimse, Hayber'den, cenib adı verilen iyi cins hurmalar getirdi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona, "Hayber'in bütün hurmaları böyle midir?" diye sordu. Adam, "Vallahi, hayır, Ey Allah'ın Resulül Bunu, diğer hurmalardan iki sa' verip bir sa', üç sa' verip iki sa' almak suretiyle elde ettik" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Böyle yapma Önce elindeki hurmaları dirhem karşılığında sat. Daha sonra da (bu dirhemlerle) cenfb denilen hurmaları satın al" buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, tartılan şeyler hakkında da buna benzer şeyler söylemiştir.
Ebu Hureyre r.a.'in rivayet ettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İhtiyaç fazlası su'dan yararlanılmasına engel olmayın. Çünkü aksi halde ihtiyaç fazlası atlardan istifade edilmesine engel olmuş olursunuz."
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edilmiştir. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Meryem'in oğlu aranıza adaleti sağlayan bir hakem olarak indirilip haç'ı kırıncaya, domuzu öldürünceye, cizyeyi kaldırıncaya ve mal, hiç kimse kabul etmeyecek derecede çoğalıncaya dek kıyamet kopmaz."
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Birinin mülkiyetinde olan iyi halli kölenin iki kat mükafatı vardır. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki Allah yolunda cihad, hac ve anneme iyilik etmek olmasa köle olarak ölmeyi arzu ederdim" buyurmuştur.
Nebi s.a.v.'in hanımı Aişe r.anha'dan rivayet edilmiştir: Hz. Aişe bu sözü, ifk olayına karışanlar ona iftira attıktan sonra Allah kendisini temize çıkarınca söylemiştir. Zührı, diyor ki: Bu olayı bana bir grup anlattı. O gruptakilerden bir kısmı olayı diğerlerinden daha net hatırlıyor ve daha güzel anlatıyordu. Ben hepsinin Aişe hakkında anlattığı bu olayı dinleyip öğrendim. Onların naklettiler: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yolculuğa çıkacağı zaman hanımları arasında kur'a çekerdi. Kur'ada kim çıkarsa onu yanında götürürdü. Bir savaşa çıkacağı sırada yine bizim aramızda kur'a çekmiş ve bu kez kur'a bana çıkmıştı. Onunla birlikte yola çıktım. Bu olay öncesinde örtünme emri indirilmişti. Ben deve sırtında bir mahfelde taşınıyor ve yere indiriliyordum. Yola böyle devam ettik. Savaş sona erdi ve geriye döndük. Medine'ye yakın bir yerde konaklamıştık. Geceleyin yola çıkılması için duyuru yaptırdı. Yola çıkılacağı duyurusu yapılınca ben kalkıp ordudan biraz ileriye yürüdüm. İhtiyacımı gördükten sonra mahfelime doğru yürümeye başladım. Bu sırada elimi göğsüme koydum ve Yemen işi gerdanlığımın düşmüş olduğunu fark ettim. Geri dönüp gerdanlığımı aramaya başladım. Onu bulma arzusu beni ordudan geride bırakmıştı. Bu sırada beni taşımakla görevli askerler, gelip benim mahfelimi taşımış ve içinde olduğumu sanarak deveme bindirmişler. O günlerde kadınlar, hafif yiyecekler yedikleri için ağır olmazlardı. Bu yüzden, askerler mahfelimi kaldırınca mahfelin hafifliğini fark edemeden devenin üzerine koymuşlar. Ben de zaten genç yaşta bir kızcağız idim. Deveyi sürüp gitmişler. Gerdanlığımı ancak ordu oradan ayrıldıktan sonra bulabildim. Konaklama yerine geldim ki kimsecikler yok. Kendi konakladığım yere vardım. Sanıyordum ki benim olmadığımı fark edecekler ve gerisin geriye dönecekler. Otururken gözlerimi tutamayıp uyumuşum. Süleym-oğulları kabilesinden Safvan b. Muattal ordunun gerisinden geliyormuş. Benim konakladığım yerden geçerken uyuyan bir kişinin karaltısını fark edip gelmiş. Hicab ayetleri ve örtünme emri inmeden önce beni görürdü. (Yüksek sesle) "inna lillah ve inna ileyhi raciun" demesiyle uyandım. Devesini çöktürdü ve ben deveye bindim. Yola koyulduk. Ordu, Nahru'z-zahira mevkiinde konaklamış. Orada yetiştik. Mahvolanlar işte orada mahvoldu. İftirayı ilk çıkaran Abdullah b. Ubey b. Seıül'dü. Medine'ye vardık ve ben rahatsızlandım. Bu rahatsızlığım tam bir ay sürdü. Bu süre zarfında birkaç kişinin attığı iftira herkesin diline düşmüş. Hastalığım sırasında Hz. Nebi'den görmeye alıştığı m eski iltifatını, inceliğini göremediğim için kuşkulanmıştım. Yalnızca içeri giriyor, selam verdikten sonra "Nasılsınız?" diyordu. İyileşinceye kadar ne olup bitti, bir şey hatırlamıyorum. İyileşmeye yakın günlerimden birinde Mistah'ın annesiyle birlikte Medine'nin dışında tuvalet olarak kullandığımız yere gittik. Oraya ancak geceleri giderdik. O sırada, henüz evlerimizin yakınında tuvaletlerimiz yoktu. Araplar önceden sahrada ne yaparlarsa (ihtiyaçlarını nasıl görürlerse) biz de öyle yapıyorduk. Ebu Rühem'in kızı olan Mistah'ın annesiyle yolda yürürken elbisesine takıldı ve "Geberesice Mistah!" dedi. "Ne kötü konuşuyorsun! Bedir savaşına katılmış birine beddua mı ediyorsun?" dedim. "Kızcağızım! Hiç duymadın mı neler söylüyorlar?" dedi ve iftiracıların söylediklerini bana anlattı. Bu söz üzerine hastalığım bir kat daha arttı. Evime döndüm. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma girip selam verdi ve "Nasılsınız?" dedi. "Bana izin versen de anne-babamın evine gitsem" dedim. Olayı bir de onlardan dinlemek istiyordum. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana izin verdi. Annemın-babamın yanına geldim ve anneme: "İnsanlar neler söylüyorlar?" dedim. Annem: "Kızcağızım! Sen kendini üzme Allah'a yemin ederim ki, bir kadın kocası tarafından sevilip kocası ona değer verdiğinde diğer hanımları onun lafını ederler" dedi. "Demek insanlar bunu konuşabiliyorlar ha!" dedim. O gece sabaha kadar gözümün yaşı dinmedi ve gözlerime uyku girmedi. Sabahleyin Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ali b. Ebu Talib'i ve Usame b. Zeyd'i yanına çağırdı. Vahiy geciktiği için benden ayrılıp ayrılmamak konusunda onların görüşünü almak istemişti. Usame, Hz. Nebi'in duymak istediği şeyi söylemiş ve: "Ey Allah'ın Resulül O senin ailen. Allah'a yemin olsun ki, biz onun hakkında iyilikten başka bir şey bilmeyiz" demişti. Ali b. Ebu Talib ise: "Ey Allah'ın Resulü' Allah kadınları bitirmedi ya. Onun dışında bir sürü kadın var. Cariyene sor, sana işin doğrusunu söylesin" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berire'yi çağırdı ve "Berire! Sen hiç Aişe'de seni kuşkulandıran bir hal gördün mü?" buyurdu. Berire: "Seni hak Nebi olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben onda ayıplayabileceğim en ufak bir hal görmedim. Tek bir kusuru var, genç bir kız olması. Hamurunun üstünü açık bırakıp uyur. Tavuk da gelip onu yiyiverir" dedi. Allah Resulü, aynı gün kalktı ve Abdullah b. Ubey b. Selul'ün bu yaptığının karşılıksız kalmamasını isteyerek: "Ailem hakkında bana cefa eden bu adam'ın cezasını kim verir? Ben ailem hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyorum. Ve öyle bir adam'dan söz ediyorlar ki onun hakkında da iyilikten başka bir şey bilmem. Ailemin yanına da bensiz asla girmez" buyurdu. Sa'd b. Muaz kalktı ve "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a yemin ederim ki ben onun cezasını veririm. Evs kabilesindense boynunu vururuz. Din kardeşlerimizden olan Hazreç kabilesindense buyurduğun gibi yaparız" dedi. Bunun üzerine Hazrec kabilesinin lideri Sa'd b. Ubade kalktı ve: "Allah'a yemin ederim ki yalan söylüyorsun. ValIahi! Sen onu öldürmezsin. Öldürmeye gücün yetmez" dedi. -Sa'd b. Ubade iyi bir adamdı ama ansızın kabilecilik damarı tutmuştu.- Bunun üzerine Useyd b. Hudayr: "Allah'a yemin ederim ki, asıl sen yalan söylüyorsun. ValIahi! Onu öldürürüz. Sen münafık mısın, Münafıkları nasıl savunabilirsin?" dedi. Bunun üzerine Evs ve Hazreç kabileleri ayağa kalktı, neredeyse aralarında kavga çıkacaktı. Bu esnada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem minberdeydi. Derhal minberden inerek onları yatıştırdı. Onlar susunca Hz. Nebi de sustu. Ben gün boyunca ağladım, ne gözümün yaşı diniyordu, ne de gözüme bir parça uyku giriyordu. Annem-babam da benim yanımda kaldılar. İki gece ve bir gün boyunca aralıksız ağladım. Öyle ağlıyordum ki ağlamak ciğerimi parçalayacak sandım. Anne-babam benim yanımda oturuyorlar ve ben ağlıyordum. Derken ensardan bir kadın içeri girmek için müsaade istedi. Gel dedim. Oturdu, o da benimle birlikte ağlamaya başladı. Biz bu haldeyken Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girip yanıma oturdu. O söylenti çıkalı beri yanıma hiç oturmamıştı. Tam bir ay geçti ama hakkımda hiçbir vahiy gelmemişti. Kelime-i şehadeti söyledi. Sonra: "Aişe! Senin hakkında bana bazı şeyler anlatıldı. Suçsuzsan Allah seni aklayacaktır. Yok eğer bir günah işlediysen Allah'tan bağışlanma dile ve tevbe et. Çünkü kul günahını itiraf edip tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder" buyurdu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözünü bitirir bitirmez gözümün yaşı kesildi. Bir damla bile geldiğini hissetmiyordum. Babama "Benim adıma Allah Resulü'ne cevap ver" dedim Babam: "Vallahi! Ben Allah Resulü’ne ne cevap vereyim bilemiyorum" dedi. Sonra anneme: "Benim adıma Allah Resulü'ne cevap ver" dedim. O da: "Vallahi! Allah Resulü'ne ne diyeyim bilemiyorum" dedi. Genç bir kızdım ve Kur'an'dan çok bir şey bilmiyordum. Dedim ki: "Vallahi! insanların söylediğini duydunuz ve bildiniz. Söylentiler kalbinizde yer tuttu ve bunlara inanma noktasına geldiniz. Ben suçsuz olduğumu söylesem bile -ki Allah suçsuz olduğumu biliyor- siz bana inanacak değilsiniz. Size herhangi bir itirafta bulunsam -ki Allah suçsuz olduğumu biliyor- siz beni doğrulayacaksınız. ValIahi! Ben, benim ve sizin hakkınızda Yusuf'un babasının konusunda yardımını isteyeceğim tek sığınaktır" sözünden daha uygun bir söz bilmiyorum." Sonra yatağıma döndüm ve Allah'ın beni aklamasını beklemeye başladım. Fakat doğrusu benim hakkımda vahiy indirileceğini de sanmıyordum. Ben, Kur'an'da kendisinden söz edilmeyecek kadar değersiz biriyim. Ben, Allah Resulü'nün beni aklayan bir rüya görmesini umuyordum. ValIahi! Allah Resulü daha yerinden kalkmamıştı, aile fertlerinden kimse de ev'den ayrılmamıştı. Oracıkta vahiy indiriliverdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öyle bir ter boşandı ki kış gününde alnından ve vücudundan boncuk boncuk ter akıyordu. Allah Resulü'nün sıkıntısı giderilip iş açığa çıkarılınca gülmeye başladı. ilk söylediği söz: "Aişe' Allah'a şükret. Seni akladı" oldu. Annem "Allah Resulü için ayağa kalk" dedi. Ben: "Vallahi! Onun için ayağa kalkmam. Allah'tan başkasına da şükretmem" dedim. Allah Teala: "Bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur ... "[Nur 11] ayetini indirmişti. Allah benim suçsuzluğumu belgeleyen bu ayetleri indirince Ebu Bekir, -Mistah b. Usase ile akrabalığı olduğu için ona yardımda bulunurdu- "Vallahi! Aişe hakkında bunları söyledi ya, daha Mistah'a hiçbir yardımda bulunmam" dedi. Bunun üzerine Allah Teala: "İçinizden faziletli ve servet sahibi olanlar akrabaya ... {mallarından vermeyeceklerine yemin etmesinler. Bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir" [Nur 22] buyruğunu indirdi. Bu ayet inince Ebu Bekir, "Allah'a yemin . ederim ki elbette Allah'ın beni bağışlamasını isterim" dedi ve Mistah'a yardım etmeme yeminini bozdu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeynep binti Cahş'a da benim durumumu sorarak, "Zeynep! Sen bu olay hakkında ne bildin, ne gördün?" demişti. Zeynep, "Ey Allah'ın Resulü! Ben kulağımı ve gözümü korurum. Vallahi' Onun hakkında iyilikten başka bir şey bilmem" diye cevap verdi. Aişe diyor ki: "Zeynep de benim gibi güzel ve Hz. Nebi katında değerliydi. Bu sebeple Allah ona verdiği takva ile onu korudu."
Hakim İbn Hizam r.a.'dan nakledilmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dan istedim ve bana verdi. Tekrar istedim, yine verdi. Sonra bana şöyle buyurdu: "Hakim! Bu mal var ya yeşil/iktir, tatlıdır. Gönül zenginliği ile alan için bereketli olur. Kendi yararını düşünerek alan için bereketsiz olur. Böyleleri, yiyip doymayana benzerler. Üstteki el alttaki elden (veren el alan elden) üstündür." Bunun üzerine ben "Ey Allah'ın Resulü! Seni Hak Nebi olarak gönderene yemin ederim ki dünyadan ayrılıncaya kadar bundan böyle kimsenin malını eksiltmeyeceğim" dedim. (Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in vefatından sonra) Ebu Bekir radıyallahu anh bir şeyler vermek için Hakim'i çağırırdı ama o, kabul etmekten kaçınırdı. Sonra Ömer, bir şeyler vermek için çağırdı, ondan da kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) "Müslümanlar!" dedi, "Ben Hakım'e Allah'ın kendisi için ayırdığı ganimet payını almasını teklif ediyorum ama o, almamakta diretiyor" dedi. Hakim, Hz. Nebi'den sonra vefat edinceye kadar kimseden bir şey almadı.
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Allah "Yakın akrabanı uyar" [Şuara 214] ayetini indirince Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı ve: "Ey Kureyşliler! Kendinizi satın alıp (kurtarın), benim sizi Allah'tan kurtarmak için hiçbir şey elimden gelmez. Ey Abdimenaf oğulları! Sizi Allah'tan kurtarmak için elimden hiçbir şey gelmez. Ey Abdülmuttalib'in oğlu Abbas! Seni Allah'tan kurtarmak için bir şey yapamam. Safiye! -Allah Resulü, halasını kastediyor- Seni Allah'tan kurtarmak için bir şey yapamam. Fatıma! -Hz. Nebi kızını kastediyor- Malımdan dilediğini iste (vereyim), ama seni Allah'tan kurtarmak için yapabileceğim bir şey yok" buyurdu. Tekrar: 3527, 4771 Diğer tahric: Tirmizi Tefsirul Kur’an; Müslim, İman
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Nebi'i Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyururken işittim: "Allah yolunda cihad eden -ki Allah yolunda cihad edenin kim olduğunu en iyi O bilir- aralıksız oruç tutan ve namaz kılan gibidir. Allah, kendisi uğruna cihad edene, canını alıp cennetine koymayı veya sevapla ya da ganimetle sapasağlam geri dönmeyi garanti etmiştir." Tekrar: 6494
Ebu Hureyre r.a.'den nakledilmiştir: Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki mu'minlerden bir grubun beni savaşa gönderip imkansızlık yüzünden kendileri gidememek ağırlarına gitmese Allah yolundaki hiçbir birlikten geri durmazdım. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki Allah yolunda öldürülüp tekrar dirilmeyi, sonra öldürülüp tekrar dirilmeyi, sonra öldürülüp tekrar dirilmeyi ne çok istiyorum! (bir bilseniz)."
Aişe r.anha'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkacağı zaman eşleri arasında kura çeker ve kura kime çıkarsa onu yanında götürürdü. Bir defasında savaş için yola çıkılacaktı. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda kura çekti ve kura bana çıktı. Ben bu savaşta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yola çıkmıştım. O zaman daha örtünme ayeti inmemişti."
Ebu Hureyre r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Habeşliler Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda mızrakları ile oyun oynarken içeriye Ömer (r.a.) girdi. (Bu durumdan hoşlanmadığı belliydi), yere eğilip çakıl taşları aldı ve dağılmaları için oynayanlara fırlattı. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Rahat bırak onları ey Ömer!" Ali şu ilave bilgiyi verdi: "Abdürrezzak bize Ma'mer'in "mescidde oynarlarken" dediğini haber verdi."
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Siz hayvan kürklerinden {derilerinden} ayakkabılar yapıp giyen bir topluluk ile savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Ve siz yüzlerinin iriliği ve tombulluğu adeta üst/erine kalıp kalıp şekiller verilmiş kalkanları andıran bir topluluk ile savaşmadıkça kıyamet kopmaz." Ebu Hureyre'den nakledilen diğer bir rivayette bu kimseler şöyle nitelendirilmiştir: "Onlar küçük / çekik gözlü, kızıl yüzlü ve ince burunludur. Yüzlerinin iriliği ve tombulluğu adeta üstlerine kalıp kalıp şekiller verilmiş kalkanları andırır."
Ebu Hureyre r.a.'in naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanlar Allah'tan başka ilah yoktur (la ilahe illallah) diyene kadar onlarla savaşmam emredildi. Kim Allah'tan başka ilah yoktur derse meşru bir gerekçe bulunması dışında canını ve malını benden korumuş olur / meşru bir gerekçe bulunmadıkça onun canına ve malına dokunmam. Bundan sonra onun hesabı artık Allah'a kalmıştır." Hz. Ömer ile Abdullah İbn Ömer de bu hadisi Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakletmişlerdir.
Ebu Hureyre r.a. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Ben cevamiul kelim (yani çok derin anlamlar içeren kısa ifadeler) ile gönderildim ve düşmanın kalbine korku salma özelliği ile desteklendim. Ben bir gün uyurken bana yeryüzü hazinelerinin anahtarları verildi ve elime konuldu" buyurduğunu nakletmiş ve ardından şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şimdi aramızda yok ve sizler şu anda işte bu hazineleri çıkarıyorsunuz. " Tekrar: 6998, 7013, 7273 Bu hadisin ayrıntılı açıklaması için bkz. Kitabü't-ta'bır, Bab
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: "Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu işittim: "Nebilerden birisini bir karınca ısırmıştı. Bu Nebi de karıncanın yuvasının yakılmasını emretti. Bunun üzerine Allah ona: "Seni tek bir karınca ısırdı diye Allah'ı tesbih eden bir ümmeti yaktın!" diye vahyetti."
Ebu Hureyre r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir savaşta bulunmuştuk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslüman olduğunu iddia eden ve İslam saflarında çarpışan birisi için: "Bu cehennemliktir!" buyurdu. Savaş başlayınca bu adam kahramanca çarpıştı ve çok ağır bir yara aldı. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Ey Allah'ın Resulü, demin cehennemlik olduğunu söylediğiniz adam bu gün olağanüstü bir kahramanlık gösterdi ve öldü" diyenler oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: "Cehenneme gitti!" buyurdu, Fakat bazı kimseler neredeyse O'nun s.a.v.'in bu sözünden kuşku duymaya başladılar, Onlar bu şekilde konuşurlarken o adamın ölmediği fakat çok ağır bir yara aldığı ve gece olduğunda acılarına daha fazla dayanamayıp kendisini öldürdüğü haberi ulaştı. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bunlar anlatıldı ve O Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Şehadet ederim ki ben Allah'ın kulu ve Resulüyüm!" deyip Bilal'e insanlara şöyle demesini emretti: "Cennete sadece Müslüman olan kimseler girer. Allah Teala dinini günahkar (facir) bir insanla bile destekleyebilir. " Tekrar: 4203, 4204, 6606
Cübeyr İbn Mut'im r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Osman İbn Affan ile birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın yanına gittim. O'na (s.a.v.): "Ey Allah'ın Resulü, Muttalib oğullarına verdin fakat bizi bıraktın. Halbuki sana göre bizimle onların konumu aynıdır!" dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Muttalib oğulları ile Haşim oğulları aynı kategoridedir / aralarında herhangi bir fark yoktur" buyurdu. Leys dedi ki: "Yunus buna ek olarak şu bilgiyi nakletti: Cübeyr dedi ki: "Resulullah (s.a.v.), Abdüşşems oğulları ile Nevfel oğullarına hiçbir pay vermedi.'' İbn İshak şöyle demiştir: "Abdüşşems, Haşim ve Muttalib aynı anadan doğmuşlardır. Anaları Atike binti Mürre'dir. Nevfel ise bunlarla baba bir kardeştir." Tekrar: 3502, 4229
Hakim İbn Hizam'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den mal istedim ve bana verdi. Sonra yine istedim, yine verdi. Ardından da şöyle buyurdu: "Ey Hakim, bu mal var ya ... Çok tatlı bir yeşillik gibi bir şeydir. Kim bunu cömertçe (kanaatkar bir duygu ile alırsa kendisine bereketli olur. Fakat kim de aç gözlülükle alırsa aldığı malın kendisine hiçbir bereketi olmaz. Böyle bir kimse yediği halde doymayan insanlara benzer. Veren el alan elden üstündür." Ben de: "Ey Allah'ın Resulü, seni hak ile Nebi olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki senden sonra bu dünyayı terk edip gidinceye kadar hiç kimseden bir şey istemeyeceğim!" dedim. Gerçekten de Hakim Hz. Ebu Bekir, kendisine ihsanda bulunmak üzere çağırdığı halde bu teklifi kabule yanaşmazdı. Daha sonra Hz. Ömer de aynı şekilde Hakim'i mal vermek üzere çağırmış ancak Hakim bu teklifi de geri çevirmiştir. Hatta Hz. Ömer şöyle seslenmiştir: "Ey Müslümanlar topluluğu, ben Allah'ın bize lütfettiği bu ganimetlerdeki / feydeki payından vermek üzere Hakim'e teklifte bulundum ancak o bunu almaya yanaşmadı." Hakim Resulullah s.a.v.'den sonra ölünceye kadar hiç kimseden bir şey istememiştir."
Said İbnü'l-Müseyyeb'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Hassan İbn Sabit şiir okurken Ömer mescide girdi. Hassan ona: 'Senden daha hayırlı olan - Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem - mescidde iken bile ben burada şiir okuyordum, deyip Ebu Hureyre'ye döndü ve: 'Allah için söyle, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana: 'Benim adıma cevap ver! Allahım, onu Ruhu'l-Kudüs ile destekle!' dediğini işittin mi?' diye sordu. Ebu Hureyre de: 'Evet işittim' dedi."
Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: "Biz bir defasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında iken bize şunları söylemişti: "Bir gün rüyamda kendimi cennette gördüm. Orada bir köşkün yanı başında duran çok güzel bir kadın vardı 'Bu köşk kime aittir?' diye sorduğumda: 'Ömer İbnü'l-Hattab'ındır' dediler. Ben de onun kıskançlığını bildiğim için hemen geriye döndüm." Bunun üzerine Ömer ağladı ve: "Senden neyi kıskanırım ki, ey Allah'ın Resulü!" dedi. Tekrar: 3680, 5227, 7023, 7025
Ebu Hureyre r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Sizden biri uyuduğu zaman şeytan onun kafasının arka tarafına üç düğüm atar ve her düğümü attıkça: "Önünde uzun bir gece var, haydi uyu!" der. Kişi uyanıp Allah'ı zikrederse bu düğümlerden biri çözülür. Kalkıp abdest alırsa ikincisi, namaz kıldığında da düğümlerin tamamı çözülür. Böylece o kişi dinç ve huzurlu bir şekilde sabaha kavuşur. Aksi halde uyuşuk, tembel ve huzursuz bir halde sabaha girer.