Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 55, sondan 6182. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 48. ayetidir. Bakara Suresi 48. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 4605 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (6) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
واتقوا يوما لا تجزي نفس عن نفس شيـا ولا يقبل منها شفاعة ولا يؤخذ منها عدل ولا هم ينصرون
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.[15] Onlara yardım da edilmez.
Şefaat, birinin bağışlanmasına aracılık etmek demektir. Kıyamet gününde başta Hz. Peygamber olmak üzere, Peygamber ile Allah’ın izin vereceği bazı insanlar ve melekler, günahkâr mü’minlerin affedilmesini, günahsızların derecelerinin yükseltilmesini Allah’tan dileyeceklerdir. Şefaat taleplerinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda takdir Allah’a aittir.
Şefaat “bir kimsenin bağışlanması için onun adına af dileme, maddî veya mânevî bir imkânı elde etmesi için yetkilisi nezdinde aracılık yapma”, özellikle dinî bir terim olarak “günahkâr bir müminin affedilmesi veya yüksek derecelere ulaşması için Allah nezdinde mertebesi yüksek olan birinin O’na dua etmesi, dilekte bulunması” anlamına gelmekte ve daha çok bu yüksek mertebeli kulların, âhirette günahkârların bağışlanması yönünde vuku bulacak dileklerini ifade etmektedir. Mu‘tezile bilginleri bu âyete dayanarak âhirette günahkârlara şefaat edilmesinin söz konusu olmayacağını, ancak sadece sevaba müstahak olanlara mükâfatlarının arttırılması yönünde şefaat edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Ehl-i sünnet bilginleri ise her iki durumda da şefaatin mümkün olduğunu, günahkâr kullara peygamberler ve Allah nezdinde itibarı yüksek olan diğer seçkin insanlar tarafından şefaat edilebileceğini savunurlar (genişbilgi için bk. Râzî, III, 55-66). Ancak Allah’ın izin vermediği hiçbir kimse şefaat edemeyecektir (meselâ bk. Bakara 2:255; Meryem 19:87; Tâhâ 20:109).
Kur’an’ın ilgili âyetlerinin üslûbundan, âhirette şefaat mümkün olmakla birlikte bunun son derece sınırlı tutulacağı ve insanların şefaate bel bağlamadan, kendi kurtuluşları için yine kendilerinin çaba göstermesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında insan için gerekli olan şey, zaman kaybetmeden tevhid inancına sarılarak, Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirmek ve ahlâkını düzeltmek, geçmişteki günahlarından dolayı da tövbe etmektir. Çünkü gerek Kur’an-ı Kerîm’de gerekse hadislerde içtenlikle yapılacak tövbelerin geri çevrilmeyeceğine dair çok açık ve kesin açıklamalar vardır. Kur’an’ın şefaat konusundaki ümit kırıcı üslûbu, şefaat beklentisinin insanları dinî ve ahlâkî hayatlarında gevşekliğe sürüklemesinden; yine Kur’an’ın tövbelerin kabul buyurulacağına dair çok net ve ümit verici ifadeleri ise, tövbenin kişiye hatalı inanç ve davranışlarını terkettirmesinden, böylece düzeltici ve ıslah edici bir fonksiyon icra etmesinden ileri gelmektedir. İşte, peygamberlerinin kendilerine şefaat edeceklerine güvenerek İslâm’ı kabul etmemekte ve Hz. Muhammed’e inanmamakta direnen yahudileri uyarmakta olan bu âyet, aynı zamanda bütün insanlar ve müslümanlar için de bir ikaz anlamı taşımakta; insanın asıl kurtuluşunun, yanlışlardan dönmesine başta imanı olmak üzere, dünya hayatında kendisinin yaptığı hayırlı işlere bağlı olduğunu vurgulamaktadır.
Mehmet Okuyan
Öyle bir güne karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun ki (o gün) kimse, kimseden hiçbir şey gideremez; onlardan [şefaat] kabul edilmez; kendilerinden fidye alınmaz;onlara yardım da edilmez.
[18] Şefaat hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 419-426; XII, 431-432; XV, 410-411; XVI, 392-393; XVIII, 372-373.
Erhan Aktaş
Hiç kimsenin başkası adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden şefaatin¹ kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidyenin alınmayacağı ve hiç kimseye yardım edilmeyeceği günden korunup sakının.
1. Kur'an, Allah'tan başka birilerinin “şefaat” edeceği anlayışını ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Kur'an'a göre bu anlamda şefaat kesinlikle yoktur. Bu nedenle şefaatin varlığına inanan bir kimse Allah'a eş koşmuş sayılır.
Ahmet Akgül
Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, (Allah’ın izin verdikleri hariç) hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidyenin (günah bedelinin) alınıp (salıverilmeyeceği) ve (hiçbir şekilde) yardım görülmeyeceği bir günden sakının.
Korkun o günden ki hiç kimse, bir başkasının yerine bir şey ödeyemez o gün; kimsenin kimseye şefaati kabul edilmez, kimseden karşılık da alınmaz, onlara yardım da edilmez.
Ve hiçbir insanın ötekine en ufak bir yararının dokunamayacağı, hiç kimseden aracılığın kabul edilmeyeceği, hiç kimseden cezasının affı için bedel alınmayacağı ve hiç kimsenin yardım görmeyeceği günün mutlaka gelip çatacağı takva bilinciyle yaşasanıza!
Kimsenin, hiçbir şekilde başkasının yerine sorguya çekilmeyeceği; başkasının başına geleceklerin bir kısmını bile göğüsleyemeyeceği; kâfir olarak ölenler için hiçbir şefaatçinin şefaatinin kabul edilmeyeceği; cezaların fidyeye çevrilmeyeceği, kimselere yardımın da yapılmayacağı bir günden, Allah'a sığınıp emirlerine yapışarak, günahlardan arınıp, kendinizi azaptan koruyun.
Hiç kimsenin kimse adına bir şey yapamayacağı, kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı ve onların (hesaba çekilenlerin) bir yardım göremeyecekleri günden sakının.
Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.
Bir de öyle bir azâb gününden sakının ve korkun ki, o günde (kıyamette) hiç bir kimse, hiç bir kimse adına bir şey ödeyemez, kimseden şefâat da kabul edilmez; azâbdan kurtulmak için kimseden bedel ve karşılık alınmaz. (Allah'ın azabından kurtulmak hususunda) o kâfirlere yardım da yapılmaz.
Öyle bir günden sakının ki; kimse kimsenin hiçbir ihtiyacını gidermez. Onlardan şefaat kabul olmaz, fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez. (Demek dinlerde ırkçılık ve üstün insan kavramı yoktur.)
Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiç kimseden (azaptan kurtulmak için) herhangi bir şefaat (bedel ve karşılık) kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara yardım da edilmez.
Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım da yapılmaz.
"Şefaat" mitolojisi dünyanın birçok dininde yaygın bir inançtır. Şeytan, Muhammed'in tüm ümmeti için şefaat edeceği yalanını müslümanların inancına sokmuştur. Kuran bu şeytani inancı reddeder; Muhammed hiçkimseyi kurtaramaz. Muhammed'in şefaat ederek kendilerini Allah'tan kurtaracaklarına inananlar, Muhammed'in ahiretteki biricik şikayetine muhatap olacak ve umdukları şefaat tam tersine gerçekleşecek (25:30). Kuran'a göre şefaat, gerçeğe tanıklık etmekten ibarettir (20:109; 43:86; 78:38). Her gün namazlarında okudukları Açılış (Fatiha) suresiyle sadece Allah'tan yardım isteyeceğine söz veren sözde müslümanların, namazdan hemen sonra, kendilerini işitmeyen, kendisine bile yarar ve zarar vermekten aciz olan Muhammed'den (39:30" target="_blank">39:30 ve 16:20-21) yardım dilemeleri ne büyük bir çelişkidir! Açılış suresinde geçen "Maliki yevmid-Din"; yani "Yargı gününün Sahibi" ifadesi, konuyu tek başına açıklamaya yeter (82:17-19). Ayrıca 2:123, 254; 3:80; 5:109; 6:51; 6:70, 82, 94; 7:53; 9:80; 10:3, 18; 13:14-16; 19:87; 33:64-68; 34:23, 41; 39:3, 44; 43:86; 53:19-23; 74:48; 83:11 ayetlerine bakınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.
Ve öyle bir günden korunun ki kimse kimseden bir şeödeyemez, kimseden şefaat de kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz, hem onlar kurtarılacak da değillerdir.
Ve öyle bir günden korkun ki (o günde) hiçbir kimse, hiçbir kimse nâmına bir şey ödeyemez. Ondan her hangi bir şefaat kabul olunmaz. Ondan bir fidye (bedel) alınmaz, onlara (Allahın azabından kurtulmak hususunda) yardım da edilmez.
Ve öyle bir günden sakının ki, (o gün) kimse, kimse nâmına bir şey ödemez, ondan(Allah'ın izni olmadıkça) bir şefâat de kabûl edilmez, ondan bir fidye de alınmaz ve onlar yardım (da) olunmazlar!
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiçbir kimse, diğer bir kimsenin cezasını ödeyemez, o kimseden şefaat kabul edilmez, cezasını karşılayacak bedel alınmaz ve onlara yardım da edilmez.
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiçbir kimse hiçbir kimse için hiçbir şey ödeyemez, hiçbir kimseden şefaat kabul olunamaz, hiçbir kimseden ıvaz da alınamaz, onlara yardım da edilemez
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez, hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz ve onlara yardım da edilmez.
Ve öyle bir Günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bedel ödeyemeyecek, hiç kimsenin başkasının kurtuluşu için aracılık, yani şefaat etmesine izin verilmeyecek, Allah katında sözü geçtiği varsayılan hiçbir varlık, insanları hak ettikleri cezadan kurtaramayacak, hiç kimseden kurtuluş fidyesi kabul edilmeyecek ve ilâhî yardımı hak etmeyen hiç kimseye yardım edilmeyecektir.Şefaat, bir suçlunun cezadan kurtarılması için aracılık etmektir. Kur’an, ancak Allah’ın dilediği kimselerin (10. Yûnus: 3, 20. Tâhâ: 109, 34. Sebe: 23, 53. Necm: 26), yine ancak O’nun izin verdiği kimselere (21. Enbiyâ: 28) şefaat edebileceğini bildirmiştir. Bu yüzden, aracıları memnun etmek için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için çaba gösterilmeli ve şefaat, yalnızca O’ndan istenmelidir.
Nefsin nefisden birşey karşılık görmeyeceği, ondan şefaat kabul edilmeyeceği, fidye / kurtulma bedeli alınmayacağı bir günden sakınıp korunun! Onlara yardım da edilmez.
Ve kimsenin, kimseye hiçbir şekilde faydasının olmayacağı, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, hiçbir fidyenin alınmayacağı ve kimsenin de başkalarından yardım görmeyeceği (âhiret) gününden, sakının.1
1 Mu’tezile, bu âyete dayanarak âhirette büyük günâh işleyenlere şefâatin olmayacağı kanaatine varmışlardır. Ehl-i Sünnete göre; buradaki şefâatin kabul olunmaması özellikle kâfirler hakkındadır ve hitâp, küfürde ısrar edenlere mahsustur. Veya buradaki şefâat; “iltimas, adamını bulma” anlamındadır. Bu sebeple de kendiliklerinden şefâat edebilirler düşüncesiyle Peygamberler ve velîlere tapınmamalı ancak Allah’a kul olunmalıdır. Çünkü O, istediğine istediği zaman şefâat ettirir. (Elmalılı)
Muhammed Esed
Ve hiçbir insanın ötekine en ufak bir yararının dokunamayacağı, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı 35 ve hiç kimsenin yardım görmeyeceği Gün[ün mutlaka gelip çatacağı] bilinciyle yaşasanıza!
Öyle bir günden sakının ki; o gün kimsenin kimseye faydası olmayacak, kimseden şefaat kabul edilmeyecek, kimseden fidye alınmayacak ve onlar yardım da görmeyecekler. 2/123, 2/254, 39/43-44
Hiç kimsenin hiç kimse adına hiçbir şey ödeyemeyeceği, kimseden şefaatin[97] kabul edilmeyeceği, kurtuluş akçesi[98] alınmayacağı ve hiç kimsenin yardım görmeyeceği günün (dehşetinden) korunun!
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 48. Ayet Açıklaması
[97] Şefaat için iniş sürecinde ilk geçtiği 74:48’in notuna bkz. (Krş: 34:23 ve bu konuda yapılmış tüm Kur’an’ı kapsayan ayrıntılı bir sayım-döküm için bkz: 39:44, not 47).
[98] Âyetteki ‘adlun kelimesinin anlamı Nebi’ye sorulduğunda, “fidye” şeklinde cevaplamıştır (Taberî).
Ömer Nasuhi Bilmen
Öyle bir günden korkunuz ki, o günde hiçbir şahıs hiçbir şahıstan dolayı hiçbir şey ödemez. Ve o şahıstan hiçbir şefaat kabul edilmez. Ve ondan hiçbir fidye alınmaz. Ve onlara ne de yardım olunurlar.
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse başkasının yerine birşey ödeyemez, kimseden şefaat kabul edilmez, hiç kimseden fidye alınmaz, hem onlara yardım da edilmez. [31, 33; 26, 100-101; 37, 25]
Mu’tezile bu âyetten, büyük günah işleyenlere şefaatin fayda vermeyeceği sonucunu çıkarmıştır. Ehl-i sünnete göre âyet, kâfirler hakkındadır ve hitap, küfürde ısrar edenlere mahsustur. Zira İsrailoğulları, kendilerinin babaları ve dedeleri olan peygamberlerin, her hâl ve durumda, kendilerine şefaat edeceklerini iddia ediyorlardı. Bu âyet, bunu reddediyor. Yoksa şefaatin muteber olduğuna dair âyetler mevcuttur. İleride ele alınacaktır. Ayrıca kesin hadisler de vardır. Kabul edilmeyecek şefaat, herkesin kendiliğinden ve Allah’ın iznine bağlanmadan, yapılacağı düşünülen şefaatlerdir. Şu halde kendiliklerinden şefaat edebilirler zannıyla nebîlere ve velîlere tapılmamalı, ancak Allah’a ibadet etmelidir ki O, istediğine, istediği zaman şefaat ettirir.
Süleyman Ateş
Ve öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse, kimsenin cezasını çekmez (borcunu ödemez); kimseden şefaat (aracılık, iltimas) da kabul edilmez; kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.
Öyle bir günden çekinip korunun ki o gün kimse kimsenin yerine ceza çekmeyecek, kimseden şefaat kabul edilmeyecek, kimseden fidye alınmayacak ve kimseye yardım edilmeyecektir.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 48. Ayet Açıklaması
[*] Şefaat, birinin eşlik etmesini istemek, eşlik etmek veya arka çıkmaktır. (El-Ayn, Müfredât). Ayet, mahşer günü kimseye şefaat edilmeyeceğini açıkça bildirmektedir. Dünyada insanlar birine destek olabilirler. "İyi bir işe destek veren ondan bir pay alır; kötü bir işe destek veren de ondan dolayı bir sorumluluk üstlenir." (Nisa 4:85) Cennete gitmiş biri, şirk günahı ile değil de diğer günahlarından dolayı cehennemde olan bir yakınını yanına isteyebilir. "Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaate (birinden destek alma hakkına) sahip olamayacaktır." (Meryem 19:86-87) İster dünyada ister cehenneme gitmiş biri için olsun, şefaat ancak Allah'ın onayıyla olabilir.
Şaban Piriş
Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım da görülmeyeceği bir günden kendinizi koruyun.
Bir de öyle bir günden korkun ki, ne kimse bir başkasının cezasını öder, ne kimseden şefaat kabul edilir,(29) ne kimseden fidye alınır, ne de onlar bir yardım görürler.
(29) Bu âyette şefaatten hiçbir şekilde yararlanamayacağı bildirilenler, yukarıdaki âyetlerin gelişinden de anlaşılacağı gibi, inkâr ehlidir; burada, kendilerini Allah huzurunda imtiyazlı mevkide gören Yahudilerin iddialarına cevap vardır. Şefaatle ilgili olan diğer âyetler ise bu âyetin mutlak ifadesinin sınırını çizmekte ve kıyamet gününde ancak Allah’ın izin verdiği kimselerin şefaat edebileceğini bildirmektedir. (Bk. 2:255, 10:3, 17:79, 19;87, 20:109, 34:23, 39:44, 53:26.) Mutezile, her ne kadar bu âyete dayanarak şefaati reddediyorsa da, bunun asıl nedeni, Mutezile inancına göre büyük günah sahiplerinin ebediyen Cennete giremeyecek olmasıdır. Onlara göre, büyük günah işleyenler ne mü’mindir, ne de kâfir; bunlar tevbe etmeden ölürlerse ebediyen azapta kalırlar. Günahların şefaatle bağışlanması böyle bir inanç sistemi içine yerleşmediği için, onlar, şefaatle ilgili âyetleri ve sahih hadisleri tevil etmek zorunda kalmışlardır. Mutezileden bu konuda ödünç görüş alarak şefaati reddedenlerin, bu noktayı dikkatten kaçırmamaları icap eder. Şefaatle ilgili olarak 17:79’un açıklamasında ayrıntı gelecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve sakının o günden ki, hiçbir benlik bir başka benliğin herhangi bir şeyi için karşılık ödemez; hiçbir benlikten şefaat kabul edilmez, hiçbir benlikten fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.
daħı ķorķuñ bir günden kim [4b] ḥācetsüz eylemeye bir nefsi bir nefsden nesene; daħı ķabūllenmeye ol nefsden şafa'at; daħı alınmaya andan yolu daħı anlar yarı virinilmeyeler.
Hem şol günüñ ‘aẕābından ḳorḳuñ ki ol günde bir mü’mine bir kāfirden bir şeyiṣābet itmez. Ya‘nī īmān ṣāḥibi mü’miniñ nefs‐i kāfire şefā‘ati ḳabūl olunmaz, hemonlarıñ def‘‐i ‘aẕābı içün yardım da olunmaz.