Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3305, sondan 2932. ayet; 28. sure ve Kasas Suresinin 53. ayetidir. Kasas Suresi 53. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 55 ve toplam ebced değeri ise 2668 olarak hesaplanmıştır. Kasas Suresinin toplam ebced değeri 399353 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (1) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
واذا يتلى عليهم قالوا امنا به انه الحق من ربنا انا كنا من قبله مسلمين
Yaygın yoruma göre daha önce kendilerine kitap verilen ve Kur’an inince ona da iman edenler, Abdullah b. Selâm ve Rifâa b. Rifâa gibi bazı yahudilerle Varaka b. Nevfel ve Suheyb-i Rûmî gibi hanîfler veya hıristiyanlardır (İbn Âşûr, XX, 143; krş. Şevkânî, IV, 172). Bir görüşe göre de hıristiyan olan Habeşistan Necâşîsi’nin Hz. Peygamber’in durumunu tetkik edip hakkında bilgi getirmek için Mekke’ye gönderdiği, Hz. Peygamber’in telkinleriyle İslâm dinini kabul etmiş olan on iki kişilik bir heyetidir (İbn Âşûr, XX, 143). Ancak âyeti genel olarak değerlendirmek, Ehl-i kitap’tan olup da Hz. Peygamber zamanında İslâm’a girmiş ve kıyamete kadar girecek olanları bu âyetin kapsamında düşünmek daha uygun olur (krş. Ankebût 29:47). 53. âyetteki “Esasen biz bundan önce de rabbimize boyun eğmiştik” ifadesi, Ehl-i kitabın, Hz. Peygamber’in geleceğine dair kendi kitaplarındaki müjdeye veya genel olarak Allah’ın birliğine ve gönderdiği peygamberlere inandıklarına işaret etmektedir. Bunlar hem Kur’an’dan önceki kitaplara hem de Kur’an’a iman ettikleri ve bu uğurda kendi toplumları tarafından uygulanan her türlü maddî ve mânevî baskıya, boykot ve eziyete katlandıkları, 54 ve 55. âyetlerde zikredilen diğer ahlâkî özelliklere de sahip bulundukları için mükâfatları iki defa yani diğer müminlere verilecek mükâfatın iki katı veya daha fazlasıyla verilecektir.
Mehmet Okuyan
Kendilerine (Kur’an) [tilavet] edildiği (okunup aktarıldığı) zaman “Ona iman ettik. Şüphesiz ki o, Rabbimizden gelen gerçektir. Esasen biz daha önce de müslümanlardık.” derler.
Bu kimseler, değişmeyen gerçek kendilerine okununca derler ki; “Biz buna inandık! Çünkü bu Rabbimizden bize ulaşan tek gerçek. Biz ondan önce de hakka teslim olmuştuk yani müslümanlardan idik” derler.
Onlara Kur'ân okunduğu zaman:
“Kur'ân'a iman ettik. O, Rabbimizden gelen gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak bir kelâmdır. Esasen biz Kur'ânın indirilmesinden önce de, Allah'ın emrine, hükmüne rıza gösterip boyun eğen, İslâm'ı yaşayan müslümanlar idik.” derler.
Onlara Kur'an okunduğu zaman: “- Biz buna iman ettik. Şübhesiz bu, Rabbimiz tarafından inzal edilen hak kelâmdır. Doğrusu biz, Kur'an bize okunmadan önce de müslüman olmuş kimselerdik.” dediler.
Kur'an kendilerine okunduğu zaman: “Ona inandık, şüphesiz o Rabbimizden gelen gerçektir. Bu bize ulaşmadan önce de biz zaten O'na (Allah'a) yürekten boyun eğen kimselerdik (Müslümandık)!” derler.
“Bu bize ulaşmadan önce de biz zaten O’na yürekten boyun eğen kimselerdik!” ifadesi, Tevrat ve İncil’i iyi bilen, tevhid ilkesini bozmadan Allah’a inanan Hz. Musa’yı ve İsa’yı Allah’ın elçisi ve kulu olarak kabul eden Yahudi ve Hıristiyanları işaret etmektedir. “Biz zaten Müslümandık” ifadesi “Müslüman” teriminin kendi zamanlarında tüm vahiylere iman etmiş kimseleri kapsadığını ve Allah’ın dininin tek ve adının “İslâm” olduğunu ve bu dine mensup kimselerin de “Müslüman” olduğunu göstermektedir. Ancak Müslüman olmanın şartının da Allah’a kayıtsız şartsız itaat etmek ve onun emirleri doğrultusunda yaşamak olduğunu bilmek gerekir. Onun için Müslüman olmanın şartını beşe indirgemek diye bir şey asla söz konusu bile olamaz. Vahiy ile emredilen bütün öğretilerin kabul edilmesi ve hayata geçirilmesi Müslüman olmanın şartıdır.
Diyanet İşleri (Eski)
Kuran onlara okunduğu zaman: "Ona inandık, doğrusu o Rabbimizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden müslüman olmuş kimseleriz" derler.
Onlara (Kur'an) okunduğu zaman: «Buna inandık. Şübhesiz ki bu, Rabbimizden (gelen) bir hakdır. Hakıykat, biz bundan evvel de İslâmı kabul etmiş kimselerdik» dediler.
Ve onlara (Kur'ân) okunduğu zaman: “(Biz) ona îmân ettik; şübhesiz ki o, Rabbimizden (gelen) haktır; zâten biz ondan önce de Müslüman kimseler idik” derler.
Onlara Kur/an okunduğu zaman onlar «— Biz ona inandık, o, Rabbimiz tarafından nâzil olmuş hak bir sözdür. Bizler bundan evvel Müslüman olmuştuk» derler.
Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman, “Biz ona iman ediyoruz!” derler, “Çünkü bu Kur’an, Rabb’imizden gelen gerçeğin ta kendisidir! Doğrusu biz, bundan önce de Allah’a gönülden boyun eğen kimselerdik. Dolayısıyla, inancımızdan vazgeçip yeni bir dine girmiş değiliz. Aksine, önceki Peygamberlere iman ettiğimiz gibi, onların müjdelemiş olduğu Son Elçiye de iman ediyoruz.”
Kendilerine (Kur’an) okununca: “Biz, ona îman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelen bir gerçektir. Aslında biz daha önceden de Müslüman idik.”1 diyenler var ya!
1 Bunlar, tevhid ilkesini bozmadan yani tek olan Allah’a inanan, Hz. Musa ve Hz. İsa’yı Allah’ın kulu ve Rasulü kabul ederek iman eden haniflerdi.
Muhammed Esed
Bu kimseler [değişmeyen gerçek] kendilerine ulaştırıldığında, hemen, “Buna inandık!” derler, “Çünkü bu bize Rabbimizin katından ulaşan bir gerçek; bu bize ulaşmadan önce de, biz zaten O'na yürekten boyun eğen kimselerdik!”
Onlara bu vahiy okununca derler ki: – Biz buna iman ettik, çünkü bu Rabbimizden gelen hakkın ta kendisidir, zira biz daha önceden de Müslüman’dık. 41/43
Onlar, kendilerine (Kur’an vahyi) iletildiğinde “Buna iman ettik, çünkü bu Rabbimizden gelen hakikatin ta kendisidir; zaten biz bundan önce de (O’na) kayıtsız şartsız teslim olmuş kimselerdik!”[3427] derler.[3428]
Mustafa İslamoğlu Kasas Suresi 53. Ayet Açıklaması
[3427] Veya: “biz bundan önce de müslüman olmuş kimselerdik..” İslâm ve müslüman terimlerinin tüm vahiylere iman etmiş kimseleri kapsadığının ve bu terimlerin özelleştirilemeyeceğinin, hepsinden öte, Kur’anî ifadelerin bir “isme” değil bir “niteliğe, duruşa ve hale” (yani “Allah’a kayıtsız şartsız itaat etme” haline) isim olduğunun açık ve net bir ifadesidir. Kur’an’ın bu konudaki yaklaşımının diğer tanıkları için bkz. “İslâm Allah’ın kabul ettiği tek hak dindir: 3:19 ve 85; Nûh müslümandır: 10:72; İbrahim müslümandır: 2:131-132; 3:67; İsmail müslümandı: 2:128; Lût müslümandı: 51:36; Yusuf müslümandı: 12:101; Musa ve İsrâiloğulları müslümandı: 10:84; tüm İbranî peygamberleri müslümandı: 5:44; Firavun ölürken müslüman olmak istemişti: 10:90; Süleyman müslümandı ve Belkıs müslüman olmuştu: 27:44; İsa ve havarileri müslümandı: 5:111.”
[3428] 52-55 arasındaki âyetlerin gönderme yaptığı yaşanmış olay kaynaklarda şöyle geçer: “Habeşistanlı kitap ehlinden oluşan 20 kişilik bir gurup Mekke’ye gelir. Allah Rasûlü onlara Kur’an okur. Onlar gözyaşları içinde dinlerler ve okunanın Allah kelâmı olduğunu tasdik ederler“ (İbn Hişam ve Beyhaki). Bu âyetle daha önce inmiş olan Şu’arâ 197 arasında bir bağ vardır. Biz, teslisçi Hıristiyanlardan farklı olarak “Biz Nasârâ’yız” (5:14 ve 82) diyenlerin muvahhid İsevilerden oluşan farklı bir gurup olduğu kanaatindeyiz. İşte bu Habeşli gurup onların başında geliyordu. Bu muvahhid İseviliği Mekke’de üç kişi temsil ediyordu: Varaka b. Nevfel, Ubeydullah b. Cahş ve Osman b. El-Huveyris.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlara karşı tilâvet edildiği zaman dediler ki: «Buna biz imân ettik. Şüphe yok ki, bu Rabbimizden (gelen hak) bir kitaptır. Şüphe yok ki, biz bundan evvel müs-Iümanlar olmuştuk.»
Kendilerine Kur'ân okununca şöyle derler: “Ona iman ettik, O Rabbimizden gelen gerçeğin ta kendisidir. Biz zaten daha önce de Allah'a teslim olmuş kimselerdik. ”