Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 527, sondan 5710. ayet; 4. sure ve Nisâ Suresinin 34. ayetidir. Nisâ Suresi 34. ayetinin kelime sayisi 40, harf sayısı 190 ve toplam ebced değeri ise 17426 olarak hesaplanmıştır. Nisâ Suresinin toplam ebced değeri 1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
الرجال قوامون على النساء بما فضل الله بعضهم على بعض وبما انفقوا من اموالهم فالصالحات قانتات حافظات للغيب بما حفظ الله والتي تخافون نشوزهن فعظوهن واهجروهن في المضاجع واضربوهن فان اطعنكم فلا تبغوا عليهن سبيلا ان الله كان عليا كبيرا
Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar.[115] Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı[116] korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.[117] Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.
115. “Koruyup kollayıcı” diye tercüme edilen ifadenin âyet metnindeki aslı “kavvâm”kelimesidir. Erkeklere, koruyup kollama görevinin verilmiş olması, iki cins arasında bir eşitsizlik gözetilmiş olmasından değil; erkeklerin güç, kuvvet ve fizikî oluşum bakımından farklı bir yapıya sahip bulunmalarındandır. Bu durum kadını erkekten aşağı bir konuma düşürmez. Buna karşılık erkeklere, ailenin geçimini ve yönetimini sağlamak gibi ağır bir sorumluluk yükler.116. Burada “gayb”, eşinden uzakta bulunan erkeğin namusu, malı ve her türlü hakkı anlamındadır.117. Mü’minler için en güzel örnek Hz. Muhammed Aleyhisselâmdır. Bu âyet-i kerimeyi en iyi anlayan da şüphesiz ki odur. Kesin olarak biliyoruz ki o ömründe bir defa olsun elini kaldırıp bir kadına vurmamıştır. “Kadınlarını dövenleriniz iyileriniz değildir” buyuran da odur, “İçinizden biri, karısını köle döver gibi dövüp sonra da gece onunla yatabilir mi?” diyerek karı koca ilişkilerinin sevgiye dayanması gerektiğine dikkat çeken de odur. Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde, çok can alıcı konulara temas etmiştir. Bu hutbesinde kadınların haklarının gözetilmesini ve bu konuda Allah’tan korkulmasını özellikle vurgulamıştır. Kadının, evlilik sorumluluklarını yerine getirmemek, kocanın haklarını ihlal etmek, onun şahsiyet ve vakarını zedeleyici tavırlar sergilemek veya iffet ve namusunu tehlikeye sürükleyebilecek durumlara meyletmek gibi olumsuz davranışlara girmesi hâlinde, aile yuvasının devamını sağlamaktan birinci derecede sorumlu olan kocanın, içine düştüğü mecburiyetten dolayı bazı tedbirlere başvurması tabiidir. Bu tedbirler, zaman, mekân ve sosyal şartlara göre farklılık gösterebilir. Âyette son seçenek olarak zikredilen darp meselesi de çok istisnaî bir tedbirdir. Böyle bir tedbirin fayda getirmeyeceği, tam tersine zarar getireceği bilinen durumlarda, İslâm bilginleri, kesinlikle bu seçeneğe başvurulmaması konusunda ittifak hâlindedirler.
Burada yalnızca kocaların değil, bütün erkeklerin koruyucu ve yönetici (kavvâmûn) olmaları iki gerekçeye dayandırılmıştır: a) Allah insanların bir kısmına diğerlerinden üstün kabiliyetler vermiştir, bu cümleden olarak koruma ve yönetme bakımından erkekler, kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmışlardır. b) Erkekler aile geçimini ve diğer malî yükümlülükleri üstlenmişlerdir. Bazı müfessirlere göre bu iki gerekçeden birincisi insan tabiatının değişmez özelliğidir; genel olarak erkeklerde akıl ve mantık ön plandadır, kadınlarda ise duygu öne çıkar. Koruma bakımından fizikî güç önemlidir ve erkekler bu yönden daha güçlüdürler. İkinci gerekçe ise yaratılıştan değil, kültür ve medeniyet şartlarına bağlı alışkanlıklar, âdetler, tutumlardan kaynaklanmaktadır. İslâm’ın geldiği çağda daha yoğun, günümüzde ise önemli ölçüde olmak üzere erkeklerin bu fonksiyonları da devam etmektedir. İslâm hukuk kurallarına göre erkek hem –geniş mânada– ailenin geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad gibi malî tarafı olan yükümlülükleri vardır.
Erkeğin “kavvâm” olması hangi yetkileri ve vazifeleri ihtiva etmektedir? Bu soruya verilen cevaplar eskiden yeniye değişik olabilmiştir. Yalnızca âyet ve hadislerin lafızlarını değil, bunların yanında uygulamayı ve dolayısıyla örf ve âdeti de göz önüne alan müctehid ve müfessirler, sözlük mânası “bir şeyin üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren, onunla yakından ilgilenen” demek olan kavvâmlığa, “reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah, kazanma, üretme” mânalarını yüklemişlerdir. Tarih boyunca erkekler bu işleri ve sıfatları, fiilen kadınlardan daha ziyade yüklenmişlerdir. Çağımızda kelimeye yüklenen hâkim mâna ise “aile reisliği”dir.
Âyetten erkeklerin yönetim, savunma ve koruma bakımlarından genel olarak önde oldukları anlaşılmakla beraber, takip eden cümleler göz önüne alındığında burada, aile kurumunda hâkimiyet ve yöneticilik mânasının ağır bastığı görülecektir. Ailede kurucu unsur karı-kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dinî, ahlâkî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbir ve müeyyideler devreye girecektir. Bu âyette kadının, 128. âyette ise kocanın hukuku çiğnemesi ve düzene baş kaldırması (nüşûz) ele alınmıştır. Aile hayatı içinde kadın, kurallara göre rolünü ifa edip etmemesi yönünden iki sıfatla nitelendirilmiştir: Sâliha ve nâşize. Sâliha kadınlar hem kocalarının ve diğer aile fertlerinin yanında (açıkta, zâhirde) hem de onların bulunmadıkları yerlerde (gayb) vazifelerini hakkıyla yerine getirir; Allah’ın koyduğu, toplumun benimsediği kuralların dışına çıkmaz, aileye ihanet etmez, şerefine leke sürmezler. Bazı davranış ve tavırları sebebiyle yoldan çıkma, hukuka baş kaldırma (nüşûz) belirtileri gösteren, böylece nâşize olması ihtimali beliren kadınlara karşı ne yapılacak, aile düzeni ve hukuku nasıl korunacaktır? Bu noktada Kur’an-ı Kerîm vazifeyi ailenin reisi sıfatıyla önce kocaya vermektedir. Öngörülen tedbirlere başvurmasına rağmen koca düzeni sağlayamazsa ve ailenin dağılmasından korkulursa sıra hakemlere gelecektir. Âyette hukuka baş kaldıran, meşrû aile düzenini bozmaya kalkışan (nâşize) kadına karşı erkeğin yapabileceği şeyler öğüt vermek, yatakta yalnız bırakmak ve dövmek şeklinde sıralanmıştır. Öğüt vermek ve yatakta yalnız bırakmak, küsmek gibi tedbirler problem teşkil etmemiştir, ancak dövme tedbiri özellikle çağımızda, kadın hakları ve insanlık haysiyeti yönlerinden önemli bir tartışma konusu olmuştur. Esasen tefsir ve hadis kitaplarına bakıldığında kadının baş kaldırma durumunda bile kocası tarafından dövülmesini, eski tefsirciler arasında da farklı yorumlayanların, bunun câiz olmadığını ileri sürenlerin bulunduğu aşağıdaki alıntılarda görülmektedir.
Dövme tedbiri ve hükmünün –bu âyet dışında– en önemli dayanağı ilgili hadislerdir. Bu hadislerin, aksini söyleyen rivayetlere nisbetle daha sahih ve sağlam olanlarında Peygamberimiz kadınların dövülmesini menetmekte, eşlerini dövenlere “hayırsız” demekte, bu davranışla aynı yuvayı ve yatağı paylaşmanın bağdaşmazlığına, insanî ve ahlâkî olmadığına dikkat çekmektedir (Buhârî, “Nikâh”, 93). Bu âyetin geliş sebebi olarak zikredilen bir olay da, esasen Araplar’da âdet haline gelmiş bulunan kadın dövme eylemine Hz. Peygamber’in olumsuz bakışını ve bunu ortadan kaldırma iradesini yansıtmaktadır (bk. Cessâs, II, 188; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, I, 415).
Fıkıh kitaplarında dövmenin şekli ve miktarı üzerinde durulmuş, kadına zarar vermemesi, iz bırakmaması, yüze vurulmaması genel olarak kaydedilmiştir. Bazı tefsircilere göre vurma tamamen semboliktir, meselâ müfessir Atâ’ya göre misvak (dişlerin temizlendiği, fırça büyüklüğündeki özel, yumuşak ağaç dalı) gibi bir şeyle yapılacaktır (Cessâs, II, 189; İbn Atıyye, II, 48).
İkinci nesil âlimlerinden Atâ, hukuku çiğneyen kadına uygulanacak müeyyide ile genel olarak kadını dövme konusundaki hadisleri birlikte değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır: Erkek, namusu lekeleyecek bir davranışta bulunmayan, yalnızca nâşize olan karısını dövemez, ancak ona karşı öfkesini ortaya koyabilir. Atâ’nın bu anlayışını açıklayan –biri eski, diğeri çağdaş– iki tefsir âlimi farklı dayanaklardan hareket etmişlerdir. Bunlardan Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’ye göre Atâ, âyette geçen dövmenin ibâha (serbest bırakma) ifade ettiğini, genel olarak erkeğin karısını dövmesini yasaklayan hadislerin ise kerâhet (mekruh ve çirkin görme) hükmü getirdiğini tesbit etmiş ve sonuç olarak “Koca, karısını dövemez” demiştir (I, 420; Atâ’nın konuya ilişkin diğer bir açıklaması için bk. İbn Âşür, V, 43-44).
Kocasına baş kaldırdığı, aile hukukunu çiğnediği, uzun zaman sevdiği ve kabullendiği kocasını istemez olduğu için karının, kocası tarafından –belli ölçüler içinde– dövülebileceği hükmüne tarihîlik açısından da bakılmıştır. İbn Âşûr’a göre dövme izni bazı toplulukların veya toplum tabakalarının örf, âdet ve ruh hallerine riayet edilerek verilmiştir, her zamanda ve her durumda geçerli değildir. Nüşûz durumunda kocanın karısını dövebilmesi için aralarında yaşadıkları toplumda dövmenin ayıp, anormal, aşağılayıcı, zarar verici, hukuka aykırı telakki edilmemesi, kocanın öfkesinin karısı tarafından ancak bu vasıta ile hissedilir olması gerekir, izin böyle topluluklar ve durumlar için geçerlidir. Hz. Ömer’in Mekke halkı ile Medine halkını, kadınlara hâkimiyet bakımından karşılaştırdığı şu sözleri de toplum değiştikçe ilişki ve davranışların da değişebileceğini göstermektedir: “Biz muhacirler kadınlarımıza hâkimdik, sözümüzden çıkmazlardı, Medine’ye gelince gördük ki, Medine’nin yerli kadınları kocalarına hâkim durumdalar, bu defa bizim kadınlarımız da onlara benzemeye, onlar gibi davranmaya başladılar” (Buhârî, “Nikâh”, 83; İbn Âşûr, V, 41-42).
Bize göre bu âyette, kadının aile hukukunu çiğnemesi halinde bir ıslah tedbiri olarak başvurulabilecek belli başlı yolların insanlığın tecrübeleri ve özellikle içinde yaşanılan topluluğun örf ve âdeti dikkate alınarak zikredilirken “kocanın karısını dövmesi” eylemine de yer verilmiş olmakla beraber, bu uygulama Hz. Peygamber tarafından toplum ıslah edilerek, insanın ve özellikle zevcenin dövülemeyeceği ifade ve telkin edilerek kötülenmiş, “iyi bir kocanın karısını dövemeyeceği” kaidesi bu yakışıksız davranışın önüne bir set olarak konmuştur. Burada sünnet (Resûlullah’ın sözleri ve uygulaması) âyeti neshetmemiş, yerelliğini ve kültürel bağlamını açıklamıştır.
Mehmet Okuyan
Allah’ın onlardan (insanlardan) bir kısmını diğerlerine (farklı oldukları noktalarda) üstün kılması ve (bir de) mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların koruyucusudur. (Onun için) iyi kadınlar, (Allah’a) itaatkâr; Allah’ın (kendilerini) korumasına karşılık gizliyi (namuslarını) koruyanlardır. Geçimsizliğinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara öğüt verin; onları yataklarda yalnız bırakın ve kendilerini (kısa süreli yanınızdan) uzaklaştırın! Size gönülden bağlanırlarsa artık onların aleyhine başka bir yol aramayın! Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.
Bu ifade, [nüşûz]undan yani başkasıyla evlenmek düşüncesiyle hareket ederek hanımların gözlerini, bakışlarını kaldırması, başka birisiyle evlilik arayışına girmesi demektir.,Buradaki [darb] fiili “dayak atmak”, “dövmek” değil, “kısa süreli ayrılmak” demektir ki bu olayın nasıl uygulandığı noktasında Hz. Muhammed’in hayatında da iki örnek olayın yaşandığı rivayet edilmektedir. Bu konuda bir yaklaşımımızı daha hatırlatmakta yarar görmekteyiz. Ayette geçen [ıdribûhunne] ifadesi kelimenin anlamları içerisinde ilk belirttiğimiz anlam gereği boşanma öncesinde hanımlara “örnek verilmesi”, yani evliliği sürdürmenin gerekliliği noktasında sunulacak örnek uygulamaları ve örnek hayatları hanımlara bildirmek gerektiği şeklinde de bir yorum getirilebilir ki bu yorum [darabe] fiilinin anlam alanında zaten var olan bir boyutun tercih edilmesidir. Zira Ra‘d 13:17 ve Zuhruf 43:58’de bu kelimenin herhangi bir takı olmadan “örnek vermek” anlamında kullanıldığı bilinmektedir. Gerçekte ayette kastedilen anlamın dövmek olmadığı gün gibi aşikârdır
Burada sözü edilen “itaat”, gönülden sağlanan bağlılık, yani aile birlikteliğini sağlayacak olan sevgi bağlılığıdır. Kastedilen zoraki ve baskıcı zorbalık içerikli bir boyun eğdirme değildir.
Bayraktar Bayraklı
Erkekler kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür.
Erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar.¹ Kendi mallarından infak² etmelerinden dolayı Allah bazınızı bazınıza göre faddale³ yapmıştır. İyi ahlaklı kadınlar; bağlılık gösteren ve Allah'ın korumasını istediğini, kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Nuşuzundan⁴ endişe ettiğiniz kadınlara önce öğüt verin, sonra yalnız bırakın, sonra bir süre ayrılın.5 Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah Çok Yüce'dir ve Çok Büyük'tür.
1. Kavvam, kaimin mübalağa sigasıdır. Kaim; koruyup gözeten, geçimini temin eden, ayakta tutan (5:7) demektir. Arapçada “Kame ale'l-mer'e” deyimi kadını gözetti, geçimini üstlendi anlamına gelmektedir. Ayrıca 25:67'de bu sözcük dengeli anlamında kullanılmaktadır ki bu ayette de dengeyi sağlayan anlamındadır. Bir üstünlük söz konusu değildir. Bu sözcük; gözetip korumak, kalkmak, dikilmek, doğrulmak; bir işin idaresini üzerine almak, bir işi yapmaya azmetmek, yürütmek, düzenlemek, nezaret etmek ve geçim kaynağı gibi anlamlara gelmektedir. 2. Ailenin geçimini sağlamak için harcama yapmak. 3. Tercih etmiştir, yeğlemiştir. (Örneğin 17:55) 4. Geçimsizlik, sadakatsizlik. 5. “Bir süreliğine ayrılın” şeklinde anlam verdiğimiz “darebe” fiili; bir yerden ayrılmak, kısıtlamak, dövmek, kesmek, yaralamak, çizmek, yola çıkmak, ayrılmak, ayırmak, başka bir yere gitmek, örnek vermek, suda yüzmek, koyun boyamak, bir yere bir şey dikmek, Musa nebinin asasıyla denizde yol açması, akrep sokması, kalp atışı, bir şeyi kaldırmak, kavgadan beladan kaçmak ve daha birçok anlamda kullanılmaktadır. Ayette geçen “vadrıbû-hunne” sözcüğüne, dövün anlamını vermek doğru değildir. Eğer dövme anlamında olsaydı bunun nasıl, neyle ve ne kadar olacağı belirtilmesi gerekirdi. Ayrıca bağlamından ve bir sonraki ayetten de bu sözcüğün dövmek anlamına gelmediği açıkça görülmektedir. Dövün anlamının verilmesinin nedeni erkeğin, kadına “bakışını” din haline getirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Ahmet Akgül
(Deneme ve doğal denge gereği) Allah'ın, (insanların) bazısını bazısına üstün kılması ve onların (aile efradına) kendi mallarından harcaması (ve ailenin sorumluluğunu üzerine alması) nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde “kavvam=sorumlu gözeticidir.” Saliha (hayırlı ve yararlı) kadınlar; gönülden itaatli ve edepli olanlar, Allah nasıl koruduysa, görünmeyeni (gizlenmesi gerekeni) koruyanlardır. Nüşuzundan (huysuzluğundan, kıskandırıcı tavırlarından) korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin (vaizü nasihat yapın, sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe ve zarar vermeden) darp edip uyarın. (Eğer eşleriniz kötü huylarından vazgeçer ve artık) Size itaat (hürmet ve muhabbet) ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın (iyi geçinmeye bakın) . Doğrusu Allah çok Yücedir, çok Büyük olandır.
[Not-1:“Darb” etmek: ●Bir kimseden yüz çevirmek suretiyle kışkırtıp gayret ve rikkate getirmek ●Hikmetli sözler ve deyimlerle kalpleri vurup etkilemek (Darb-ı mesel) ●Nefesli çalgıları (ney gibi) üflemek ●Savuşup geçmek (darbü zaman) ●Bir kimsenin elini sıkıca tutup salıvermek ●Süratle yürüyüp gitmek (Nisa:101) ●Erkek hayvanın dişisiyle çiftleşmesi ●Üzüp incitecek ama zarar vermeyecek şekilde hafifçe dövmek anlamlarını içerir. Not-2: Aile toplumun çekirdeği sayılan küçük bir teşkilat modeli olduğundan, eğitim ve yönetimi, itaat ve disiplin gerektirir. Erkekler doğal konumları ve sorumlulukları nedeniyle bu görevi yüklenir. Erkeklerin “sefih=beyinsiz, mesuliyetsiz ve beceriksiz” olmaları halinde bu görev kadınlara verilir.]
Abdulbaki Gölpınarlı
Erkekler, kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları bir çok şeylerde kadınlardan üstün etmiştir, çünkü onlar, kadınları, mallarıyla geçindirirler, doyururlar; iyi kadınlar da itaatli olurlar ve Allah, onların hakkını nasıl korumuşsa onlar da, kocaları yanlarında olmasa bile, iffetlerini korurlar. Kadınlarınızın serkeşliğinden korkunca onlara öğüt verin, onları yatakta yalnız bırakın, dövün onları. Fakat itaat ettikleri takdirde de aleyhlerine bir sebep araştırmayın, şüphe yok ki Allah çok yüce ve büyüktür.
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması ve mallarından mehir ve her türlü harcamada bulunması sebebiyle erkekler, kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar. Dürüst ve erdemli kadınlar gerçekten itaatlı olanlardır. Allah kendi haklarını Kur'ân'da nasıl koruduysa, onlarda öylece kocalarının yokluğunda onların malını, ev sırlarını, namus ve iffetlerini koruyanlardır. Kötü niyetlerinden korktuğunuz kadınlara gelince, önce nasihat edin, vazgeçmezlerse, yataklarında yalnız bırakın ve bununla da yola gelmezlerse, son çare olarak şer'î ölçüyü kaçırmadan dövün. Eğer size itaat ederlerse, onları incitmekten kaçının. Allah gerçekten yücedir, büyüktür.
Allah'ın, lütufta bulunarak, birbirlerine üstün olmasına vesile kıldığı özellikleri, ailenin nafakasını ve ihtiyaçlarını kendi mallarından, paralarından karşılamaları, mallarından karşılık beklemeden, gönüllü harcamaları sebebiyle erkekler, hanımları üzerinde, ailede, aileyi ayakta tutmakla, eğitimlerini, gelişmelerini, aile fertlerinin İslam’da sebatını temin ile mükellef; denetleyerek sorumluluklarının gereğini yapmalarını sağlayan, hizmet eden, ailede işleyen, kalıcı bir düzen kuran, sorumlu meşrû bir otorite sahibi, aile reisidirler.
Dindar, ahlâklı, hayır-hasenât sahibi Müslüman sâliha kadınlar, itaatkâr, uzun uzun kıyamda durarak sorumluluk şuuruyla namaz kılan, saygılı, kocalarına karşılık vermeyen, aile içindeki dinî, insanî ve vicdanî sorumluluklarını yerine getiren kadınlardır. Allah'ın koruduğu, korunmasını emrettiği hususları, kendilerini, çocuklarını, kocalarının haklarını ve mallarını, kendi haklarını, namuslarını kocalarının bulunmadığı zamanlarda koruyanlardır.
Kafa tutup, başına buyruk hareket ederek, kurulu aile düzenini bozmalarından, şiddete başvurmalarından korktuğunuz kadınların önce gönüllerini alın, öğüt verin, davranışlarının doğuracağı istenmeyen sonuçları anlatın, itaatsizliğe devam ederlerse yataklarında kendilerini yalnız hissedecekleri halde bırakın. Buna rağmen yola gelmeyenlerin kaba yerine (bir demet ot-çöple) vurun, evinizden ayırmayarak, ilişkilerinizi devam ettirin. Eğer size itaat ederlerse, olanları olmamış sayıp, sözle veya fiilen onları incitecek vesileler aramayın. Allah yücedir ve büyüktür.
bk. Kur’an-ı Kerim, 38:44. 4:19 âyetiyle Kur’ân-ı Kerim, kadına mal muamelesi yapılmasını, güç durumda bırakılarak kndisinden faydalanılmasını engellemiş ve insan muamelesi yapılmasını sağlamıştır. 4:34 âyetiyle de sosyal düzenin gereği, eşitliğine halel getirmeden, aile içinde statüsünü belirlemiştir. 9:71 âyetiyle kamu yöneticisi olma ve seçilme hakkını tanıyarak toplumu yönetebilme, 60:12’de belirtilen seçme ve sosyal mukaveleye katılma hakkını tanımıştır.İslâm’dan önce de İslâmî dönem içinde de çokça kötüye kullanılan karı-koca arasındaki nâhoş bir ilişkiyi de asgarî sınırına indirerek düzene koymuştur. Kadın aile düzenine başkaldırdığı, hatta kocasına müessir fiil icrasında bulunduğu zaman bile kocanın el kaldırarak karşılık vermesini tasvip etmemiştir. Kocaya önce nasihat etme, yapılan fiilin doğuracağı kötü sonuçları hatırlatma görevini vermiştir. Bundan fayda sağlanamadığı takdirde kadına yatağında yalnız bıra-kılma cezası verilmesini emretmiştir. Bu da fayda sağ-lamadığı takdirde kocaya dövme hakkı tanımıştır. Ancak kullarını iyi bilen Allah, bu hak kullanılırken suistimal edilmemesi, dozunun kaçırılmaması için 38:44 âyette dövmenin dozunu da belirtmiştir. 4:34’deki dövme ile 38:44’deki dövme dozu bir araya getirildiğinde bizim anladığımız mânâda bir dövmenin sözkonusu olmadığı görülmektedir. Birbirini seven, birbirine saygı duyan iki insan arasında faraza bir sehpanın üzerindeki minik ve yumuşak bir örtüyü sallayarak vurmaya teşebbüs bile seven ve saygısı olan bir insanı incit-meye yeter de artar. Nitekim merhum Hallac-ı Mansur kendisine taş atanlara gülerken dervişinin attığı bir gülden dolayı incindiğini hissettirmiştir.Kur’ân’ın 4:34, 38:44 âyetleri birlikte düşünüldüğünde kadını psikolojik bir incitmenin dışında koruyucu tedbirler getirmektedir. Psikolojik bir incitmenin dışında herhangi bir incitmeye de müsaade etmemektedir. Dolayısıyla bu iki âyeti birlikte okuyan bir müslüman dövme ile ilgili hükmün “dövmeyin” şeklindeki bir hükümden çok daha ağır olduğunu anlayacaktır. Bu âyetlerde kadının eşit, anlayışlı, akıllı bir muhatap olarak sadece uyarılması sözkonusudur.Şunu da ifade etmeliyiz. Kur’an’da belirtilen doz-la, şakalaşmaya benzeyen böyle bir dövme ruhsatı, erkekteki menfi enerji birikimini, nüşûz - başkaldırı da, kadındaki menfi enerji birikimini boşaltmaktadır. Karşılıklı boşalan menfi enerjilerden sonra, aile hayatının devamına engel baskılar azalacağı için, evlilik hayatının devamının imkân dahiline girebileceğini de söyleyebiliriz.
Ahmet Varol
Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve erkeklerin mallarından harcamalarından dolayı erkekler kadınlar üzerinde söz sahibidirler. İyi kadınlar, Allah'a gönülden itaat eden ve Allah'ın kendilerini koruduğu gibi kendileri de gizliyi koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın ve dövün. [10] Eğer size itaat ederlerse artık aleyhlerine bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah çok ulu, çok büyüktür.
34.İbnu Ebi Hatim`in Hz. Hasan`dan rivayet ettiğine göre bir kadın Resulullah (a.s.)`a gelip kocasının kendisini dövdüğünü ifade etti ve bu yüzden ondan şikâyetçi oldu. Resulullah (a.s.) kısas cezası uygulanmasını istedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi ve kısas cezası uygulanmadı.İbnu Cerir`in yine Hz. Hasan`dan rivayet ettiğine göre de, ensardan bir adam karısını dövdü. Kadın Resulullah (a.s.)`a gelerek kısas cezası istedi. Resulullah (a.s.) da kısas cezasının uygulanmasını istedi. Bunun üzerine Yüce Allah: "Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur`an(`ı okuma)da acele etme ve: "Rabbim! İlmimi artır! de" (Taha, 20:114) diye buyurdu. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirildi. Bunu anlam yönünden destekleyen daha başka rivayetler de vardır. Bu rivayetler birbirine ters değildir, aksine birbirlerini açıklamakta ve desteklemektedirler.10.Burada kastedilen korku bir zanna dayanan korku değil, kadınların uygunsuz hareketlerinin, itaatsizliklerinin görülmesinden kaynaklanan korkudur. Ayette sözü edilen uygulamalar da sırayla yapılacak ve öncekinin etkili olması durumunda sonrakine başvurulmayacaktır. Yani önce öğüt verilecek, öğüt dinlememeleri durumunda yataklarında yalnız bırakılacaklar bunun da yarar sağlamaması durumunda ise dövüleceklerdir.
Ali Bulaç
Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.' Saliha kadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hâkimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, (Allah'a) itaatkârdırlar ve Allah kendilerini koruduğu cihetle, kocalarının gıyabında ırz ve mallarını muhafaza ederler. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin. Sonra uslanmazlarsa, kendilerini yataklarda yalnız bırakın. Yine dinlemezlerse, (Hafifçe) döğün. Size itaat ettikleri takdirde kendilerini incitmeye bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Allah onları kadınlardan üstün kıldığından ve aile nafakasını temin ettiklerinden, erkekler kadınları yönetirler. Artık kadınların iyileri, itaatkâr olan, gizlilikte dahi –Allah’ın muhafazasıyla- namuslarını koruyanlardır. İtaatsizliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onların yataklarını terkedin. Onları dövün(). Eğer size itaat ederlerse, aleyhlerine yol aramaya kalkmayın. Muhakkak en yüce ve büyük Allah’tır.
Allah bir nicesini, bir nicesi üzere artık kılarak, erkeklerin mallarından harcadıkları için, erkekler kadınları koruyucudur, onat kadınlar itaatlıdır, Allahın «Sakının» dediği şeyi, kocaları yokluğunda koruyuculardır, kadınların azmasından korkarsanız, onlara öğüt veriniz, yatakları ayırınız, döğün, imdi size uyarlarsa başka yola gitmeyin, Allah yücedir, Allah büyüktür
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine (doğal ve ilahi iradenin tecellisi gereği) üstün kılması ve mallarından (aile efradına) harcaması (ve ailenin sorumluluğunu üzerine alması) sebebiyle erkekleri kadınların yöneticisi ve koruyucusu kılmıştır. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın koruduğu (ve korunmasını emrettiği) namuslarını, aile içi mahremiyetlerini koruyan sadık ve itaatkâr kadınlardır. Kötü niyetlerinden ve (yuvanızın yıkılmasına sebep olabilecek) çirkin davranışlarından korktuğunuz kadınlara gelince; onlara (kendilerini düzeltmeleri için önce) öğüt verin; sonra (uslanmazlarsa ilginizi azaltarak) onları yataklarında yalnız bırakın; (bu da fayda vermez ve edepsizliklerine devam ederlerse) son çare olarak onları (aşırıya gitmemek kaydıyla) dövün. Eğer bundan sonra size itaat ederlerse onları incitmekten kaçının! Şüphe yok ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.
“Kavvâm”, “kaim” kelimesinin mübalağa şekli olup geçimi sağlayan, koruyup gözeten, muhafaza eden, yüklendiği sorumlulukları yerine getiren, işleri yürüten, maiyetindekileri idare eden anlamlarına gelmektedir. Fıtrat bakımından varlık yapılarındaki farklılıklardan ötürü bu konularda erkekler kadınlardan daha yetkin olduğu için Allah kadını erkeğin himayesine ve sorumluluğuna bırakmıştır. Bilindiği üzere ailede görevleri bakımından erkek ve kadının farklı yükümlülükleri ve birbirlerine karşı hak ve sorumlulukları vardır. Ancak ailenin birinci derecede sorumlusu erkektir. Bu, bazı istisnalar dışında dünya genelinde de böyledir. Bu ayet aynı zamanda miras ayetlerinden hemen sonra geldiği için buradan da anlıyoruz ki; erkekler kadınlar üzerine koruyucu ve yöneticidirler. Çünkü erkekler, mallarını eşleri ve aile fertleri için harcamaları sebebiyle mirastan kadınların iki katı pay almaktadırlar. Ayrıca üstünlük gerekçesini sadece geçimi sağlamaya bağlamak da doğru değil çünkü erkekler biyolojik anlamda farklı olduğu gibi fiziksel bakımdan da kadınlara nazaran daha güçlüdür. Tarih boyunca savaşlar hep erkeklerle yapılmıştır, zor ve yorucu işler erkekler tarafından yürütülmüştür, ağır ve bunaltıcı meslekler erkeklerin olmuştur. 21. Asırda bile hala kadın korunan ve korunmaya muhtaç bir varlık olarak görülmektedir. Bunu kanıtlayan yüzlerce örneğe rastlamak mümkün. Bu onun zavallı ve değersiz bir varlık olduğu anlamına gelmez. Allah her iki cinse de farklı alanlarda üstün kabiliyetler vermiştir. Bazı konularda kadın üstün yeteneklere haizdir, bazı konularda da erkek. Âyetteki “darabe” kelimesine “uzaklaştırmak”, “bırakmak”, “göndermek”, “örnek vermek” gibi farklı anlamlar yükleyenler vardır. Yani “onları geçici olarak evden uzaklaştırın, uslanmaları için onlara farklı örnekler verin, kısa süreliğine evlerine gönderin” gibi. “Darabe” kelimesi Kur’an’da 58 yerde geçer ve bağlamına göre farklı manalara gelse de burada bu kelimeye “dövmek” dışında bir anlam yüklemek, âyetteki anlam bütünlüğünü bozacağı için doğru olmaz. Bunun yerine, âyette bahsi geçen ve dövülebileceğine müsaade edilen kadının durumunu sorgulamak daha doğru olur. Âyette, kötü niyetli ve yuvasının yıkılmasına sebep olabilecek çirkin davranışlar sergileyen kadından söz ediliyor, evliliğe dair sorumluluk taşımayan, iffetini düşünmeyen, ailesinin onurunu ve şerefini ciddiye almayan, yabancı erkeklerle ilişkilerinde ölçüsü bulunmayan kadından bahsediliyor. Kur’an bu tip kadınların ıslahı için birterbiye metodu ortaya koyuyor ve işe öğütle başlayarak, kadını yatağında yalnız bırakmakla devam ediyor ve birkaç gün geçtikten sonra haddi aşmamak kaydıyla son çare olarak “dövme” cezasını uygun görüyor. Ayrıca buradaki “nüşûz” kelimesiyle Tahrim 66:10. âyetindeki “haneta” kelimesi muhteva bakımından da birbirine yakındır. Hz. Lût ve Hz. Nuh’un karılarının kocalarına ihanetinden -düşmanlarıyla iş birliği yapmalarından- sonra helak oldukları anlatılmaktadır. Demek Allah’a isyan etmemek kaydıyla kocasına ihanet eden kadın kötü kadındır ve cezalandırılması gereken kadındır. Bilinmelidir ki helak olmak, dövülmekten çok çok daha ağır bir cezadır, dahası imtihanı kaybetmektir.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce'dir, Büyük'tür.
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabiî kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm’da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci ilâhî talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir; şu halde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare eden veya edilen bu talîmatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse müeyyide uygulanır. Burada bahis mevzuu olan zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak önce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha sonra da dövme tavsiye edilmiştir. Kur’an’ı bize tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.) hiçbir zaman kadın dövmediği gibi, «Kadını eşek döver gibi dövüp de günün sonunda onu koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?» buyurarak ümmetini uyarmıştır. Dövme müeyyidesi kullanıldığı takdirde kadının canını yakmayacak ve vücudunda iz bırakmayacak şekilde uygulanması gerektiğini de ifade buyurmuştur. Şu halde dayağı İslâm getirmemiş, aksine onu hafifleterek ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Ayrıca kadına da, kocasından şikâyetçi olması halinde hakem ve hakime başvurma, hakkını arama imkânı vermiştir.
Edip Yüksel
Erkekler kadınları gözetirler. Zira ALLAH herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı'nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH'ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH Yücedir, Büyüktür.
* Hadis ve sünneti Kuran'a eş koşan Türkçe mealler, ayetin ilk cümlesini "Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler" biçiminde yanlış olarak çevirmişlerdir. "Kavama" kelimesini Kuran boyunca "gözetmek, dikkat etmek, ayakta tutmak" diye çeviren bu meallerin (4:135; 5:8; 4:127; 2:229; 20:14; 55:9) sıra kadına gelince aynı kelimeye "hakim, yönetici" diye anlam vermeleri, erkek despotluğunun Kuran çevirilerine yansıtılmasının örneğidir.
** "Onları çıkarın" ifadesi de, yanlış olarak "onları dövün" diye çevrilmiştir. "Daraba" kelimesi çok anlamlı bir kelime olup Kuran'da bağlamına göre farklı anlamlara gelir: Seyahat etmek, dışarı çıkmak: 2:273; 3:156; 4:101. Vurmak: 2:60, 73; 7:160; 8:12; 20:77; 24:31; 26:63; 37:93. Dövmek: 8:50; 47:27. Ortaya koymak: 43:58" target="_blank">43:58; 47:27. (Örnek) vermek: 14:24, 45; 16:75-76; 16:112; 18:32, 45... Sorumluluğu kaldırmak: 43:5. Mahkum olmak: 2:61. Kapamak, vurmak: 18:11. Örtmek: 24:31. Açıklamak: 13:17.
Elmalılı Hamdi Yazır
Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar, çünkü bir kerre Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar, Allah kenidlerini sakladığı cihetle kendileri de gaybı muhafaza ederler, serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: evvelâ kendilerine nasıhat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye behane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor
Erkekler kadınlar üzerine haakimdirler. O sebeble ki Allah onlardan kimini (erkekleri) kiminden (kadınlardan) üstün kılmışdır. Bir de (erkekler onları) mallarından infaak etmektedirler. İyi kadınlar itaatli olanlardır. Allah kendi (hak) larını nasıl koruduysa onlar da öylece göze görünmeyeni koruyanlardır. Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince: Onlara (evvelâ) öğüt verin (vaz geçmezlerse) kendilerini yataklar (ın) da yalınız bırakın. (Yine kâr etmezse) döğün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir. Çok büyükdür.
Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir (onların reisidir)ler. (Bu,) Allah'ın(insanlardan) bazılarını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılması ve (erkeklerin kendi) mallarından sarf etmeleri sebebiyledir. Sâliha kadınlar ise, itâatkâr olanlardır.(1) Allah'ın(kendilerini) korumasına mukabil, gaybı (kocasının yokluğunda, koruması gerekenleri)muhâfaza eden kadınlardır.İtâatsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, artık onlara nasîhat edin; sonra (bu fayda etmezse) onları yataklar(ın)da yalnız bırakın; sonra (yine dinlemezlerse fazla incitmeden)dövün!(2) Fakat size itâat ederlerse, artık (onları incitmek için) aleyhlerine bir yol aramayın! Şübhesiz ki Allah, Aliyy (pek yüce olan)dır, Kebîr (çok büyük olan)dır.
(1)“Kadın ve erkek ortasında gāyet esaslı ve şiddetli münâsebet ve muhabbet (sevgi) ve alâka, yalnız dünyevî hayâtın ihtiyâcından ileri gelmiyor. Evet bir kadın kocasına, yalnız hayât-ı dünyeviyeye mahsus bir refîka-i hayat (hayat arkadaşı) değildir. Belki hayât-ı ebediyede dahi bir refîka-i hayattır. Mâdem hayât-ı ebediyede dahi kocasına refîka-i hayat olacaktır. Elbette ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi mehâsinine celb etmemek (güzelliklerine çekmemek) ve kocasını darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir.” (Lem‘alar, 24. Lem‘a, 207)“Kadının âile hayâtında müdîr-i dâhilî (ev içinde idâreci) olması haysiyetiyle, kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhâfaza me’mûru olduğundan, en esaslı hasleti sadâkattir, emniyettir (güvendir). (...) Hattâ erkeklerdeki iki güzel haslet olan cesâret ve sehâvet (cömertlik) kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadâkate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar.” (Lem‘alar, 24. Lem‘a, 208)(2)Bu âyet-i kerîme, Ensârdan Sa‘d İbn-i Rebî (ra) ile eşi Habîbe bint-i Zeyd (ra) hakkında indirilmiştir. Hz. Sa‘d (ra)’ın eşi huzûr-ı Nebevîye gelerek kocasını şikâyet etmişti. Kendisine tokat atan kocasından kısas alınmasını istiyordu. Resûl-i Ekrem (asm) kısasla hükmedince, kadıncağız babası Zeyd (ra) ile birlikte geri dönmek üzere iken Peygamberimiz (asm) onlara: “Durun, gitmeyin! Zîrâ Cebrâîl (as): ‘Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdir (onların reisidir)ler’ meâlindeki âyeti indirmiştir. Biz bir işin icrâsını diledik. Allah ise, âyetiyle bize ayrı bir hükmü beyan buyurdu. Muhakkak ki Allah’ın irâde eylediği hüküm daha hayırlıdır. Artık kısas yapmayınız!” buyurdular. (Celâleyn Şerhi, c. 2, 47)
İlyas Yorulmaz
Erkekler, Allah’ın lütfuyla rızık olarak kimini kiminden üstün tutması sebebiyle, kadınların rızıklarının ve ihtiyaçlarının karşılanma sorumluluğu onlarda olduğu için, kadınlardan üstündürler. Salih kadınlar ve itaat eden kadınlar, Allah’ın korunmasını istediği mahremiyetlerini, hiç kimsenin olmadığı (gaybde) yer ve zamanlarda da koruyanlardır. Evlilik ortamını zedeleyecek davranışlarda bulunmasından korktuğunuz kadınlara, öğüt verin, (fayda vermiyorsa) yataklarını ayırın, (buda fayda vermiyorsa) onları dövün. Eğer (Allah’ın emirlerine uygun olarak istediklerinize) itaat ediyorlarsa, onlara eziyet etmek için bahaneler aramayın. Muhakkak ki Allah her şeyden yüce ve büyüktür.
Allah/ın, erkekleri kadınlara müraccah tutmasından, erkeklerin mallarından harcetmelerinden nâşi erkekler kadınlar üzerinde aile reisidir. Saliha olan kadınlar; buyurultu kabul edenler [¹] Allah/ın koruması ile zevçlerinin gaybubetinde onları koruyanlardır [²]. Onların serkeşliklerinden korkarsanız [³] onlara nasihat edin, onları yataklarda yalnız bırakın, döğün; fakat size itaat ederlerse artık onlara yol aramayın [⁴]. Çünkü Allah yücedir [⁵], büyüktür.
Allah'ın bazısını bazısına üstün kılması nedeniyle ve mallarından harcamalarından ötürü erkekler, kadınlar üzerinde hüküm sahibidirler. (Ama öte yandan da) saliha kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (hakları), kocasının bulunmadığı zamanda koruyanlardır. Baş kaldırmalarından endişelendiğiniz kadınlara (önce) öğüt verin, (etkili olmazsa) onları yataklarında yalnız bırakın, (o da olmazsa, son çare olarak sınırları aşmamak şartıyla) onları (iz bırakmayacak şekilde, suçlu oldukları hasebiyle) dövün. Size itaat ederlerse sakın aleyhlerine yol aramayın. (Unutmayın ki) Allah (hepinizden daha) yücedir, büyüktür.
(Eğer kadın isyankârsa, kocasına itaat etmiyor veya onun haklarını korumuyorsa, hemen dövülmesi gerektiği anlamına gelmez. Bunların üçüne de izin verilmiş olmasına rağmen, işin mahiyet ve niteliğine göre belli bir oranda uygulanması gerekir. Ufak bir uyarı yeterli ise, daha ileri bir adım atmaya gerek yoktur. Dövmeye gelince, Peygamber (s.a.a) buna diğer suçlulara uygulanan şiddet gibi isteksizce izin vermiştir. İzin verdiği halde bile bundan asla istifade etmemiş ve kimseye de tavsiyede bulunmamıştır. Fakat şüphesiz bazı kadınlar tıpkı diğer suçlular gibi şiddet görmeksizin hatalarını düzeltme yoluna gitmezler. Böyle bir durumda bile, Hz. Peygamber (s.a.a) kadınının yüzüne vahşice vurmayı ve vücutta yara izi bırakacak bir şeyle dövmeyi kesinlikle yasaklamıştır. Bu ruhsata rağmen Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının eşlerini itaatsizliklerine rağmen dövmemiş olması da bu konuda bizlere önemli mesajlar vermektedir.)
Mahmut Kısa
Erkekler, hanımlarını koruyup gözetmekle yükümlü olup, onlar üzerinde âmir ve yöneticidirler. Çünkü Allah, insanlardan bazılarını yaratılışça diğerlerinden daha üstün kılmıştır. Daha güçlü, cesaretli ve dayanaklı olan erkek, bu görev için daha uygundur. Tabiatı gereği kadın duygusal, yufka yürekli, zayıf ve nârin olduğundan, aileyi yönetme ve onu dış tehlikelerden koruma görevi onun sırtına yüklenmemelidir. Ayrıca erkekler, çalışıp para kazanmak ve mallarından harcama yaparak ailenin geçimini sağlamakla yükümlüdürler. Yükümlülük de aynı oranda yetki gerektirdiğinden, aile reisi erkek olmalıdır.O hâlde, iyi kadınlar, Allah’a gönülden boyun eğen, İslâm’a aykırı bir istekte bulunmadıkları sürece kocalarına itaat eden ve Allah’ın koruduğu ve korunmasını emrettiği namuslarını, aile içi mahremiyet ve gizlilikleri koruyan kadınlardır. Yuvanızın yıkılmasına sebep olabilecek çirkin ve iffetsizce davranışlarından korktuğunuz kadınlara gelince, onlara önce, Allah’ı ve âhiret gününü hatırlatarak ve yaptıkları çirkin davranışların mutlaka cezalandırılacağı konusunda kendilerini uyararak güzelce nasihat edin, isyankârlıklarından vazgeçmezlerse, sizi kaybettikleri takdirde neler hissedeceklerini onlara göstermek için, bir süre ilginizi azaltarak onlarıyataklarında yalnız bırakın, bu da fayda vermeyecek olursa, bir aile faciasını önlemek için son çare olarak, gerekirse onları hafifçe dövebilirsiniz. Eğer bundan sonra size itaat ederlerse, geçmişte olanları affedin; önceki kusurlarını bahane ederek onları incitmeye kalkmayın. Unutmayın ki, sizin bir çok günahınızı affeden ve sizden çok daha güçlü olan Allah yücedir, büyüktür. Siz de yücelik istiyorsanız, âdil ve merhametli olmalısınız. Ailede iyice huzursuzluk baş göstermişse, o zaman iş büyüklere düşer. O hâlde, ey aile büyükleri, hâkimler ve yöneticiler!
Allah’ın bir kısmını bir kısmına üstün kılması ve kendi mallarından harcadıkları sebebiyle Adamlar, Kadınlar üzerinde kâim yöneticilerdir.
Saliha Kadınlar, Allah’ın koruduğu şeylerle ilgili Gayb’ı / Görülmeyen’i koruyan itaatkâr kadınlardır.
İtaatsizliklerinden korktuğunuz kadınları uyarın!
Onları Yataklar’da bırakın (ayrılın); onları darb / tecrid / terk edin!
Size itaat ettilerse, aleyhine yol aramayın!
Allah, büyük yüce olandır.
Allah’ın, insanları birbirinden üstün kılması1 ve erkeklerin mallarını (aile fertleri için) harcamaları2 sebebiyle erkekler,3 kadınlar üzerine koruyucu ve yöneticidirler.4 İyi kadınlar, itaatkâr olup, Allah’ın korunmasını (emrettiği) gizli şeyleri korurlar.5 Çirkeflik6 yapmasından korktuğunuz kadınlara, (durumlarına göre) ya öğüt verin ya yataklarda onlardan uzaklaşın ya da dövün.7 Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.8
1 (بَعْضَهُمْ) deki zamirin müzekker olması sebebiyle tercüme bu şekilde yapılmıştır. Bu âyeti: “Allah erkekleri, kadınlardan üstün yaratmıştır.” şeklinde anlamak doğru olmaz.2 Yani; erkeklerin ailenin nafakasından, yerine göre anne ve kız kardeşlerinin bakımından ve nafakasından da sorumlu olmaları veya evliliklerinde mihir sorumluluklarının bulunması.3 Bu âyette Allah, kadın ve erkeğin birbirlerine üstünlüğü diye bir şey ifâde etmemekte, sadece kadın ve erkeğin sorumluluklarını belirtmektedir. Maddeci ve faydacı mantıkla bakıldığında reislik bir üstünlük vesilesidir. Ama İslâm mantığıyla bakıldığında Reislik, Allah’ın takdir buyurduğu, birçok sorumlulukları ve kötüye kullanıldığında da vebali büyük olan, zor bir görevdir. Her Müslüman sonuçta Rabbinin kendisine uygun gördüğü mirasa rıza göstermek ve bütün görevleri sorumlulukları kadar hakkıyla yerine getirme sorumluluğuna sahip olmak zorundadır.4 Kavvam: “Kaim” kelimesinin mübalağasıdır. Kaim ise; bir kimsenin işine bakan ve o işi koruyan, dikkatle gözeten, muhafaza eden, kâhya, müdür ve muhafız anlamlarına gelir. Bu ifâde; erkeğin kadına hâkimiyetini göstermekle birlikte, onlara hizmetle beraber bir hâkimiyet ifâde etmektedir. Yani Allah, bir taraftan erkeğin üstünlüğünü ifâde ederken, diğer taraftan da kadının kıymet ve faziletini işaret etmektedir. (Elmalılı) Bu âyet, yukarıdaki miras âyetlerinin devamı olduğu için o âyetlerle bağlantı kurulursa; “(Erkekler mirastan kadınların iki katı pay alırlar. Çünkü) Allah’ın, insanları birbirinden üstün kılması ve erkeklerin mallarını (aile fertleri için) harcamaları sebebiyle erkekler, kadınlar üzerine koruyucu ve yöneticidirler. (İşte bu, Allah’ın bir hüküm ve hikmetidir.)” diye de anlaşılabilir.5 Efendimiz: “Kadınların en hayırlısı yüzüne baktığın zaman sevindiren, emrettiğinde itaat eden ve senin yokluğunda senin malını ve iffetini koruyan kadındır.” buyurmuş ve bu âyeti okumuştur. (İbnü Kesir)6 Nüşûz: lügatte “yüksekli ve tümseklik” anlamına gelir. Mecâzen, “kadının kocasına kafa tutup isyankâr bir tavır alarak itaat etmemesi” anlamında kullanılır. Yani kadının kendisini yüksek farz edip itaati bırakması demektir. Bazı müfessirler kadının nüşûzü; kocasına isyanı (İbnü Abbas), koku sürünmemesi, zevcini nefsinden menetmesi, kocasına önceleri yaptığı muameleyi değiştirmesi (Ata'), kocasının meskeni olan ikametgâhta beraber oturmaktan imtina edip onun arzu etmediği bir yerde ikamet etmesi diye de tarif etmişlerdir. Yukarıdaki “çirkeflik” tabiri, bunları karşılayacağı düşüncesiyle kullanılmıştır.7 Kadının çirkefliğine göre hangisi daha uygunsa terbiye maksadıyla onu yapın. Sınırı aşmayın. Âyette yapılacak şeyler arasında atıf olarak (و) kullanılması ve bu atıf harfinin tertib içermediği için tercümeye (durumlarına göre) ilavesi yapılmıştır. Bazıları (hâşâ) Allah’ın dinini batı standartlarına çekme uğruna “dövme” fiiline birçok anlam izafe ederek Allah’ın hükmünü değil sadece kendilerini rezil etmektedirler. 8 Bu âyette nüşûz, sadece kadınlar için zikredilmiştir. İnsanın aklına; “erkeklerde nüşuz olursa ne olacak?” gibi bir soru takılabilir. Erkeklerin serkeşliği ile ilgili hükümler, ileride 128. âyette ele alınacaktır.
Muhammed Esed
ERKEKLER, kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı 42 nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın koru[nmasını buyur]duğu mahremiyeti koruyan 43 sadık ve itaatkar kadınlardır. Kötü niyetlerinden 44 korktuğunuz kadınlara gelince, onlara [önce] nasihat edin; sonra yatakta yalnız bırakın; sonra dövün; 45 ve bundan sonra itaat ederlerse onları incitmekten kaçının. Allah gerçekten yücedir, büyüktür.
Allah’ın, kadınlara göre farklı alanlarda hak ve yetki vermesinden ve evinin geçimini sağlamasından dolayı; erkekler, kadınlar üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Namuslu kadınlar, itaatkârdırlar ve kocalarının yokluğunda Allah’ın korunmasını emrettiği iffet ve namuslarını korurlar. Hayâsızlık yapmalarından endişe duyduğunuz hanımlarınıza, önce öğüt verin sonra yataklarını ayırın, sonrada serbest bırakın. İtaat ederlerse, onları cezalandırmak için bahane aramayın. Elbette Allah, pek yücedir ve pek büyüktür. 2/228, 65/1...11
ERKEKLER kadınların koruyup gözeticisidirler;[768] çünkü Allah erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır;[769] bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar. Dürüst ve erdemli kadınlar hem (Allah’a) boyun eğen, hem de Allah’ın koruduğu (iffeti, eşlerinin) yokluğunda da koruyan kadınlardır.[770] Sadâkatsizlik etmelerinden çekindiğiniz[771] kadınlara gelince: onlara önce öğüt verin, sonra yataklarında yalnız bırakın, nihayet darp edin![772] Ardından size itaat ederlerse, aşırı giderek onlar aleyhine bir yol benimsemeyin! Allah, gerçekten yücedir, büyüktür.[773]
[768] Âyetteki kavvâm sözcüğü, kâimin mübalağa siygasıdır; kâme ‘ale’l-mer’e ifadesi “kadını gözetti”, “kadının geçimini üstlendi” anlamlarına gelir. Kavvamlık, bir bakıma kayyumluktur; yani “koruyup kollama, bakıp gözetme” işini üstlenme. Burada, “kaim”den daha kapsamlı ve derinlikli olan kavvâma biz “koruyup gözeten” anlamını tercih ettik (Krş: 4:135; 5:8). Bu gözetime âyette gösterilen gerekçe “erkeklerin servetlerinden eşleri için yapabilecekleri harcama”dır. Ancak, “Niçin erkekler?” sorusu sorulmalıdır. Bu soru erkeklerin servet girdisinin kadınlardan daha fazla oluşuyla açıklanmaktadır. Evin geçimi erkeğe yüklenerek, bu sûrenin 11. âyetindeki mirasta erkek-kadın oranına atıfta bulunulmaktadır. Ne var ki, kavvâm’lık gerekçesi sadece geçim sağlamaya indirgenemez. Erkek fiziğinden kaynaklanan biyolojik güç de ilave bir gerekçe olarak yorumlanabilir. Burada fıtrat ve yaratılıştan yüklenen roller temel gerekçedir.
[769] Lafzen: “Allah her iki cinse farklı alanlarda üstün yetenek vermiştir” (Bu kalıp için bkz: 2:253, not 455). Kişinin kendi seçmediği cinsiyetiyle övünmesi ilkel bir maddeciliktir.
[770] Veya kıraat imamı Ebu Cafer’in Allah lafzını mansup okuyuşuna binaen: “kadınların (iffetleri) Allah’ın koruması sayesinde korunmuştur.”
[771] Nuşûz, “çıkıntı, tümsek” anlamına gelen nâşizden. “isyan, başkaldırı, geçimsizlik” anlamlarına gelir (Lisân). 128. âyet erkeğin nuşûzundan söz ettiğine göre, kelimenin her iki eşi de kapsayan ilave bir anlamı daha olmalıdır. O da “sadâkatsizlik”tir. Zira veda hutbesinde Allah Rasûlü bu âyeti okuyarak
nuşuzu “iffetsizlikle” (fâhişeten) açıklamıştır. Bu 19. âyette geçen türden açık bir fuhuş olmaktan ziyade, “eşler arası sadâkati zedeleyip şiddetli geçimsizliğe yol açan davranışlar” olsa gerektir. Kadın için kocaya başkaldırma, erkek için eşe eziyet anlamına gelir. Kadının nüşuzunun öne çıkarılması, nesil emniyetinden birinci derecede sorumlu olan tarafın kadın olmasındandır. Zımnen nuşuz “ailede geçimsizlik odağı olma” hâlini ifade eder.
[772] Veya: “(ille de dövecekseniz) ondan sonra dövün!” Darabe Kur’an’da “misal getirmek, gezmek, (kayaya) vurmak, mühürlemek, itmek, mahkûm etmek” anlamlarında kullanılır. Darabe fiili, darabe’d-dehru beynena örneğinde olduğu gibi Arapça’da “iki şeyi birbirinden ayırmak” anlamında da kullanılır (Tâc). Kur’an’da canlıyı dövmenin tüm türleri yer alır, fakat bunların hiç birinde insan fiili olarak darabe fiili ve türevleri kullanılmaz: “yanağa tokat”, sakket (51:29); “yumruk” vekezehu (28:15); “kamçılamak, çırpmak” ehuşşu (20:18); “boynunu vurmak” kata‘a (69:46). Darabe fiili 8:50 ve 47:27’de melek fiili olarak kullanılır. Rasulullah hiç kadın dövmemiş ve dövülmesine de izin vermemiştir: “Siz eşlerinizi köle döver gibi dövmekten hiç utanmıyor musunuz? Gündüz dövüp gece birlikte oluyorsunuz öyle mi?” (Buhârî, 67/Nikâh, 93) “Allah’ın hizmetkârlarını hiçbir zaman dövmeyiniz!” (Ebu Dâvud, Nesâi, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel) Rasulullah’ın eşlerinden bazıları maddî sıkıntıları gerekçe göstererek şiddetli geçimsizliğe sebep olunca, Allah Rasûlü onları dövmeyi hiç düşünmemiş, Kur’an da bu durumda “dövmeyi” değil fakat “boşamayı”, bir başka ifadeyle “ayrılmayı” önermesini tavsiye etmiştir (Bkz: 33:28-32). Âyetin nüzûl sebebi konusunda bir çok farklı rivayet vardır. Taberî’ye göre bu âyetin iniş nedeni, kocası tarafından tokat yiyen bir kadının (Habibe bt. Zeyd) Rasulullah’a başvurması üzerine Rasulullah’ın aynı şiddette bir tokadın da kadın tarafından kocasına atılması hükmünü verince inmiştir. Bu âyet inince Rasulullah “ben bir şey diledim, Allah ise başka bir şey; şüphesiz Allah’ın dilediği daha hayırlıdır” demiştir. Kur’an Rasulullah’ın hükmünü onaylamamıştır; fakat burada dikkat çekici olan, Rasulullah’ın, kocasından yediği bir tokada karşılık, bir kadına aynı şiddette tokat atma hükmünü vermiş olmasıdır.
[773] Bu âyet, iç ve dış bağlam açısından iki insan cinsi (erkek-kadın) arasındaki değil, birbirine evlilik sözleşmesi ile bağlı eşler (karı-koca) arasındaki ilişkilere dair bir düzenleme içermektedir. Aynı şekilde vadrıbûhunnenin tarafları da erkek-kadın değil, karı-kocadır. Burada muhatapları, mevcut olandan daha iyi ve daha insani olana sevk eden bir öneriye yer verilmektedir. Kur’an’ın insanlıktan istediklerini, gösterdiği hedeflere bakmaksızın onun söyledikleriyle sınırlamak, Kur’an’ı tarihe mahkûm etmektir. Nüzûl sebebinden de anlaşılacağı gibi âyet, eşiyle arasında sorun çıkınca ilk aklına gelen şey dayak olan kocalara hitap etmekte ve onlara daha insani çözüm yolları önermektedir. Bu yollardan biri olan kadını yatağında yalnız bırakmak ancak çok eşlilik durumunda bir cezalandırma sayılacaktır. Tersi erkeğin kendisini cezalandırmasıdır. Dolayısıyla bu âyetteki önerilerin maksadı, ataerkil Arap toplumunda kusurlu eşine karşı ilk tepkisi dayak olan erkeklerin kadınlara şiddet uygulamalarının önüne geçmektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Erkekler kadınların üzerinde ziyâde kâimdirler. Çünkü Allah Teâlâ onların bazısını bazısı üzerine tafdil buyurmuştur. Ve mallarından infak etmektedirler. İmdi sâlih kadınlar itaatlidirler. Allah Te-âlâ'nın hıfzı sayesinde gaybı muhafazakardırlar. Serkeşliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince onlara nasihat veriniz, ve onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövünüz. Fakat size itaat ederlerse artık onların aleyhlerinde bir yol aramayınız, şüphe yok ki, Allah Teâlâ çok yücedir. Çok büyüktür.
Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah'ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir. O halde iyi kadınlar: itaatli olan ve Allah kendi haklarını nasıl korudu ise, kocalarının yokluğunda, onların hukuklarını koruyan kadınlardır. Dikbaşlılığından yıldığınız kadınlara gelince: Onlara evvela öğüt verin, vazgeçmezlerse yatakta yalnız bırakın ve bunlarla da yola gelmezlerse onları hafifçe dövün. Şayet size itaat ederlerse, onlara yüklenmek için bir sebep aramayın. Unutmayın ki üstünüzde çok yüce ve büyük olan Allah vardır. {KM, I Timote. 11, 12; I Korintos. 11, 3; Efes. 5, 22}
Kocasına itaatsizlikte direten ve onun haklarını korumayan kadına burada sayılan üç işlem uygulanabilir. Eğer bir uyarma kâfi geliyorsa, gerisini yapmak doğru değildir. Dövmeye izin verilse de bu, yüze yapılmamak ve yara bere bırakacak tarzda olmamak şartıyla caizdir. Hz. Peygamber (a.s.) isteksiz olarak, sırf aile nizamını temine vesile olsun diye dövmeye izin vermiştir. Yani, Hz. Peygamber, âyete getirdiği açıklamada, bu dövme işinin son derece sınırlı olduğunu bildiren çok sayıda talimat vermiştir. Bunlardan biri de: “Darben gayre muberrih” yani “şiddetli olmayan, hafifçe” olmasıdır ki, meali Hz. Peygamberin bu tefsirine göre verdik.
Süleyman Ateş
Allah, insanları birbirinden üstün kıldığı ve mallarından harca(yıp kadınların geçmini sağla)dıkları için erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Bundan dolayı iyi kadınlar ita'atkar olup, Allah'ın kendilerini korumasına karşılık (Allah'ın verdiği başarı ile) gizliyi korurlar (kocalarına asla ihanet etmezler). Hırçınlık, etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onlara sokulmayın, onları dövün. Eğer size ita'at ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür.
Erkekler, kadınların koruyucusudurlar. Bu, Allah'ın her birine diğerinden üstün özellikler vermesi ve erkeklerin mallarından (eşleri için) harcamaları[1] sebebiyledir. İyi kadınlar, Allah’a itaat edenler ve Allah'ın korumasına karşılık[2] yalnızken[3] kendilerini koruyanlardır.Boşanıp gitmesinden korktuğunuz kadınlarınıza[4] öğüt verin, yataklarından ayrılın[5] ve kendilerini rahat bırakın[6]. Sizi gönülden kabul ederlerse[7] onlara karşı başka bir yol aramayın (boşanmaya kalkmayın). Allah yücedir, büyüktür.
[*] Mehir sorumluluğu ve aieyi geçindirme sorumluluğu [*] Allah'ın kadını koruması,zina suçlamasına karşılık,iddia sahibi ve onun ayrıca 4 şahit getirme zorunluluğu,evi geçindirme sorumluluğunun erkeğe ait olması,kadının evlilik ve boşanma hukukunun mehir ile maddi güvence altına alınmış olmasıdır. [*] Yalnızken anlamı verdiğimiz kelime li'l-ğayb= للغيب 'dır, fî'l-ğeyb = في الغيب takdirindedir. Zinada dört şahit arandığı için (bkz.Nisa 4:15) kötü kadınlar bunu fırsat bilip ahlaksızlık yapabilirler. Ama iyi kadınlar yapmazlar. [*] "Gitmesinden" anlamı verdiğimiz kelime nüşûz =نُشُوزً'dur. Gideceği zaman kişinin oturduğu yerden hafifçe kalkmakması anlamındadır (el-Ayen).Bir âyet şöyledir: "Ey inanıp güvenenler! Size toplantılarda "Yer açın!" denince yer açın ki Allah da size yer açsın. "Nüşûz edin = Kalkın!" denince de kalkın ki Allah, içinizden inanıp güvenenler ile kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızın iç yüzünü bilir." (Mücadele 58:11)Kelime koca için kullanılınca "eşini terk etmesi yani boşaması" anlamında kullanılır. İlgili ^yet şöyledir: "Bir kadın, kocasının nüşûzundan/ayrılmasından veya yüz çevirmesinden korkarsa aralarında uzlaşmaları, ikisine de günah olmaz. Uzlaşmak iyidir. Nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi davranır ve Allah'tan çekinip kendinizi korursanız bilin ki Allah, yaptığınız şeylerin iç yüzünü bilir." (Nisa 4:128) Durum böyle olduğu için bu âyette de zorunlu olarak kadtının eşini terk etmesi, ayrılıp gitmesi anlamında kullanılmış olacaktır. [*5] Erkeğin yataktan ayrılması, hem kadının kararını gözden geçirmesini sağlar hem de ayrılmak istediği kocadan hamile kalmasını engeller. Bu süre içinde erkek eşini evden ayıramaz. [*6] "Rahat bırakma" anlamı verdiğmiz darb =ضرب kelimesi, bir şeyi bir şeyin üstüne vurmak veya sabitlemektir. (Müfredat) Hemen hemen her iş için kullanılan (el-Ayen) bu kelimesinin anlamı, vurulan veya sabitlenen şeye göre değişir. Burada kelimeye, erkeğin yatağı terk etmesinden sonra eşini rahatsız etmemesi anlamını vermek gerekir. Çünkü kadının ayrılma yetkisini kullanmaktan vazgeçmesi ancak kendi hür iradesiyle gerçekleşebilir. Bunu âyetin takip eden bölümü gösterir. [*7] "gönülden kabul etme" itaatın Arap dilindeki sözlük anlamıdır.Zıddı ikrahtır. (Müfredat) Bir işi dayak sonucu yapmak ikrâh altında yapmaktır. "Onları darb edin" emrinden sonra gelen "Size itaat ederlerse" ifadesi, darba, dövme anlamı vermeyi imkânsız hale getirir. Ona verilebilecek tek anlam, ayrılmak isteyen kadını evden çıkarmamak olur. Çünkü Allah Teala, kadınlara da erkekler gibi eşinden ayırla hakkı tanımıştır. (Bakz. Bakara 2:229)
Şaban Piriş
Allah'ın bir kısmını bir kısmına üstün kılması ve erkeklerin mallarından geçimi sağlamaları dolayısıyla, erkekler kadınlar üzerine yöneticidirler. İyi kadınlar, gönülden (Allah'a) boyun eğen, Allah'ın koruduğu gizlilikleri koruyanlardır. Kötü davranışlarından korktuğunuz kadınlara öğüt verin. Daha sonra yataklarında yalnız bırakın ve (sonunda) onları dövün. Eğer size itaat ederlerse onların aleyhine yol aramayın. Elbette Allah yücedir, büyüktür.
Allah'ın onlara fazladan vermiş olduğu nimetler ve mallarından yaptıkları harcamalar sebebiyle, erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyup gözeticidirler. Saliha kadınlar ise itaatkârdırlar;(17) Allah kendilerini nasıl korudu ise, onlar da kocalarının yokluğunda onların hukukunu korurlar. Geçimsizliğinden(18) korktuğunuz kadınlara öğüt verin; sonra onları yataklarında yalnız bırakın; sonra da hafifçe dövebilirsiniz.(19) Eğer size itaat ederlerse, artık onlara karşı bahane aramayın. Çünkü Allah herşeyden yüce, herşeyden büyüktür.
(17) Allah’a itaat eder, kocalarının haklarını gözetirler.(18) Nüşuz. Bu kelime 128’inci âyette de kocalar hakkında kullanılmıştır. Bir sonraki dipnotunda gelecek olan Tirmizî hadisinde ise, “apaçık bir ahlâksızlık” deyimi geçmektedir.(19) İnsanlar arası ilişkilerin bir hukuk, bir de fazilet yönü vardır. 2:237’de işaret edildiği gibi, Kur’ân bir yandan hukuku belirlerken, bir yandan da insanlara bunun daha ötesini göstererek onları bir fazilet yarışına çağırır ki, dünya hayatının asıl amacı da, böylece, kimin daha güzel işler yapacağını belirlemektir. Âyette, erkeğin ve kadının karşılıklı sorumlulukları belirtilirken, bu sorumlulukların bir aile yuvasını tehdit edecek ölçülerde ihlâl edilmemesi için önlemler de aşamalı olarak belirtilmiştir. Bu aşamaların en başında güzelce öğüt vermek vardır. Ancak öğüt fayda vermez de iş inatlaşmaya giderse, bu defa yatağını ayırma şeklinde bir önlem devreye girecek, o da sonuç vermezse, en son çare olarak, hafifçe dövmeye başvurulabilecektir. Bu önlemler, meselenin vahamet kazandığı ve yuvayı tehdit etme istidadı taşıdığı yerde devreye girebilecek ve son derece dikkatle, hakka tecavüz etmeden ve Allah’tan korkarak başvurulacak olağanüstü önlemlerdir; yoksa aile içi ilişkilerde kocanın karısını dövmesini esas alan bir uygulama değildir. Bu, işin hukuk tarafıdır. Bundan önceki ve sonraki âyetlerle birlikte konu bir bütün olarak incelendiğinde görülecektir ki, Kur’ân’ın aile hayatında gerek erkeğe, gerekse kadına gösterdiği hedefler, karşılıklı hukuka riayet etmenin de ötesinde, bir fazilet yarışı niteliğini taşımaktadır. Bu yarışta örnek alınacak ise, hiç kuşkusuz, Kur’ân’ın canlı timsali olan Peygamber Efendimizdir ki, onun hayatı boyunca bir kadına el kaldırmak bir yana dursun, kalp kırıcı bir söz söylediğini dahi gören olmamıştır. Onun tavsiye ve buyrukları da hep kadınlara iyi muamele yönünde olmuştur. Peygamberimizin bu konudaki yakınmaları az değildir. Bir hadislerinde “Sizden birisi, karısını köle döver gibi dövmeye kalkışıyor; halbuki akşam onunla aynı yatakta yatacaktır” (Buhârî, Tefsir: 91; Müslim, Cennet: 49) buyuran Peygamberimiz, başka bir defa da “Birçok kadın Muhammed ailesine gelerek kocalarını şikâyet ediyor. Kadınlarını döven o kimseler sizin hayırlınız değildir” (Ebû Davud, Nikâh: 42) şeklindeki sözleriyle, konunun ciddiyetine karşı ümmetini uyarmıştır. “Mü’minlerin imanca en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır; hayırlılarınız da kadınlarına karşı hayırlı olanlardır” (Tirmizî, Radâ’: 11) buyruğu da Peygamberimizin iyi bilinen hadislerindendir. Ünlü Vedâ Hutbesinde ise, Peygamber Efendimiz, bu âyeti tefsir ederek uygulanmasına açıklık getirirken, aynı zamanda, kadınlara karşı iyi davranmayı da vurgulamıştır: “Ashâbım! Size, kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü onlar sizin himayenize verilmişlerdir. Apaçık bir ahlâksızlık işlemedikleri takdirde, onlar üzerinde zorbalığa hakkınız yoktur. Eğer apaçık bir ahlâksızlık işleyecek olurlarsa, onları yataklarında yalnız bırakın, sonra da acıtmayacak şekilde dövün. Size itaat ettikleri takdirde, artık onlara karşı bahane aramayın.” (Tirmizî, Radâ’: 11.)
Yaşar Nuri Öztürk
Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.
erenler gey durıcılardur 'avratlar üzere andan ötürü kim artuķ eyledi Tañrı bir nicesini anlaruñ bir nice üzere daħı andan ötürü kim nafaķa eylediler māllarından. pes eyü işlü 'avratlar muŧį'lardur ya'nį erenlerine śaķlayıcılardur gizlüyi andan ötürü kim śaķladı Tañrı daħı anlar kim ķorķarsız boyun virmegini anlaruñ, pes ögütleñ anları daħı ayrıluñ anlardan yatacaķ yirlerde daħı urun anları. pes eger boyun vireler size istemen anlaruñ üzere yol ya'nį dögmek. bayıķ Tañrı, oldı yüce, ulu.