Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2114, sondan 4123. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 85. ayetidir. İsrâ Suresi 85. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 54 ve toplam ebced değeri ise 2833 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ويسـلونك عن الروح قل الروح من امر ربي وما اوتيتم من العلم الا قليلا
Sözlükte ruh “can, nefes, güç” gibi anlamlara gelir. Terim olarak çoğunlukla “bedenin zıddı olan, yani insanın mânevî cevherini ve özünü oluşturan, onu insan yapan ve diğer bütün varlıklardan ayrı olmasını sağlayan soyut varlık” olarak anlaşılmıştır. Özellikle ilk dönemlerin kelâm âlimleri arasında ruhu “latîf bir cisim” şeklinde tanımlayanlar da olmuştur. Kelimenin Kur’an’da başlıca üç anlamda kullanıldığı söylenebilir: 1. Cebrâil anlamında (Bakara 2:87; Meryem 19:17; Şuarâ 26:193; Meâric 70:4; Kadr 97:4); 2. Vahiy anlamında (Nahl 16:2; Mü’min 40:15; Şûrâ 42:52); 3. Canlılarda hayat kaynağı olan güç, özellikle insanın mânevî cevheri ve özü anlamında (İsrâ 17:85; Enbiyâ 21:91; Tahrîm 66:12). Âyetteki ruh kelimesini “Cebrâil, bu ismi taşıyan özel bir melek, Îsâ, vahiy, Kur’an, yaratılış” gibi değişik şekillerde yorumlayanlar olmuşsa da müfessirlerin büyük çoğunluğu buradaki ruhu, “insanı canlı varlık yapan, bedeni yöneten mânevî cevher” olarak açıklamışlardır. Şevkânî, ruhun insanı insan yapan asıl ve öz varlık olduğunu; bir şeyin aslını ve özünü bilmek onun hallerini, niteliklerini bilmekten daha önemli olduğu için, soru sahiplerinin insan hakkında bilgi almak istemeleri sebebiyle sorularını ruh konusunda sorduklarını belirtir. Daha çok felsefe, kelâm ve ahlâk kitaplarında bu anlamdaki ruh için nefis kelimesi de kullanılmıştır. Bütün müslümanlar bu anlamda bir ruhun varlığına inanmakla birlikte İslâm bilgin ve düşünürleri ruhun mahiyeti konusunda farklı görüşler ileri sürmüşler; bazı kelâm âlimleri ruhu hava gibi “latîf bir cisim” kabul ederken başta filozoflar olmak üzere büyük çoğunluk, ruhun maddeden ve maddî niteliklerden bağımsız gerçek bir varlık olduğunu; her insanın, kendine özgü ferdiyeti olan bir ruhu bulunduğunu ve bireysel sorumluluğunun böyle bir bağımsız ruha sahip bulunmasının sonucu olduğunu belirtmişlerdir (ayrıca bk. Nisâ 4:1, 171).
İslâm düşünce tarihinde ruhun gerçek bir varlık olduğunu kanıtlamak üzere çeşitli deliller ileri sürülmüş olup başlıcaları şunlardır:
1. İnsanın bedeni değişmekte, gelişmekte, başkalaşmaktadır; halbuki onun kişiliği daima aynı kalmaktadır. Bu değişmeyen kişilik ruhun varlığının dışa yansımasıdır.
2. Herkes, insanın ahlâkî, hukukî yönden sorumluluğunu kabul eder. Eğer ruh olmasaydı sorumluluktan söz etmek anlamsız olurdu. Nitekim ruh taşımayan nesneler için böyle bir şey söz konusu edilmez. Şu halde bizim ahlâkî ve hukukî kişiliğimizi oluşturan varlığımız bize ait ruhumuzdur.
3. İnsandaki bilinç, irade, seçme özgürlüğü gibi yetenek ve kapasitelerin bedene ait özellikler olmadığı açıktır. Bu yeteneklere sahip olan ve bunlarla bedeni hareket ettiren, durduran vb. işlevleri gerçekleştiren güç ruhtur.
4. İnsanın sırf maddî ve bedensel varlığı açısından bakıldığında kendisinden çok daha güçlü olan varlıklardan daha üstün olmasını sağlayan da akıl, zihin, muhâkeme, irade, seçme ve karar verme özgürlüğü gibi ruha ait yeteneklerdir.
5. Ölüm olayının gerçekleşmesinden önce ortada gerçek bir insan varken ölümle birlikte artık cesedin insan olarak varlığının son bulduğunu herkes kabul eder; bunun da sebebi ruhun bedeni terketmiş olmasıdır.
Bu tesbitlere rağmen ruhun varlığını bilimsel ölçülerle kanıtlamak ve mahiyetini tam olarak kavramak bugüne kadar mümkün olmamıştır. Nitekim âyette de ruh konusunda insanlara pek az bilgi verildiği belirtilmiştir. İnsana pek az bilgi verildiği ifadesini genel anlamda yorumlayarak, “Bütün insanlara her konuda az bir bilgi verildi” şeklinde açıklayanlar da vardır (bk. Taberî, XV, 157; Kurtubî, X, 331). Çünkü Allah’ın sınırsız ilmi dikkate alındığında insanın bilgisi daima az ve sınırlıdır.
Mehmet Okuyan
Sana [rûh]tan soruyorlar. De ki: “[Rûh], Rabbimin emrindendir.” (Bu konuda) size ancak az bir bilgi verilmiştir.
Burada geçen [rûh] ile kastedilen “Kur’an”, “insan ruhu” ve “Cebrail” olabilir. Kastedilen eğer vahiy ise “az bilginin verilmesi” vahyin indirilişinin henüz bitmemesi şeklinde yorumlanabilir. Dahası vahyin tamamı indirilmiş olduktan sonra da Kur’an Yüce Allah’ın [kelam] sıfatı olması itibariyle O’nun bu sıfatını insan idrakinin bütünüyle kuşatması kesinlikle söz konusu olamaz. Dahası Kehf 18:110’da ve Lokmân 31:27’de de “Allah’ın kelimelerinin sınırsız olduğu” belirtilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Sana rûh hakkında soru sorarlar. De ki: “Rûh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”[295]
1- Ruh; insanı yaşatan “can”, “vahiy,” ve “vahyin kaynağı” anlamlarına sahip bir sözcüktür. Bu ayetteki “ruh” sözcüğü, vahyin kaynağı, diğer bir deyimle “vahiy” demektir. Bir sonraki ayete bakıldığında da ruhun vahiy anlamına geldiği görülmektedir. 2- Rabb'imin emrindendir; O'nun bileceği bir şeydir.
Ahmet Akgül
(Ey Resulüm!) Sana Ruh'tan sorarlar; de ki: “Ruh, Rabbimin emrinden (hikmetli işinden, gizemli takdir ve tecellisinden) dir, size (ruhla ilgili) ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir. (Böyle kapasitenizi aşan konulara dalmayın.) ”
Sana ruhtan yani insanın ruhu, Cebrâil, vahyin gelişi ve Kur'ân'ın Allah'tan gelişi hakkında soruyorlar, de ki: “Ruh, Rabbimin emrindedir. Bu konuda size pek az bilgi verilmiştir.”
Sana ruh ile ilgili sorular soruyorlar.
“Ruh Rabbimin varettiği, koruduğu aslî düzenin bir bölümüdür. Size verilen azıcık ilimle çok az şeyi kavrayabilirsiniz.” de.
85.Buhari`nin Abdullah bin Mes`ud (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre yahudilerin Resulullah (a.s.)`a ruhun ne olduğunu sormaları üzerine bu ayeti kerime indirilmiştir. Tirmizi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu soruyu yahudilerin tavsiyesi ile müşrikler sormuşlardır. İbnu Hacer iki rivayetin birleştirilmesi için Resulullah (a.s.)`ın yahudilerin sorularına cevap vermediğinin, sonra müşriklerin soruyu tekrar etmeleri üzerine bu ayeti kerimenin indirildiğinin düşünülebileceğini söylemiştir. Suyuti ise Buhari`nin rivayetini tercih etmiştir.
Ali Bulaç
Sana ruh'tan sorarlar; de ki: 'Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.'
(Ey Rasûlüm) bir de sana rûh'dan, (Rûh'un hakîkatından) soruyorlar. De ki; rûh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.
(*) Karakterlerden bahseden ayetten sonra ruhtan bahsedilmesi, buradaki ruhun biyolojik ruh olduğunu bildiriyor. Bir sonraki ayette ise vahiyden bahsedilmesi ve Kur’anın başka yerinde vahye ruh denilmesi, ruhtan kastın vahiy olduğu da ortaya çıkıyor. Fakat gerek biyolojik ruh gerekse vahiy, ikisi de aynı özelliğe sahiptirler. İkisi de Allah’ın emrinden geliyorlar. Biri maddi atom ve hücrelere düzen verir. Diğeri de fertlere ve ailelere düzen verir. Onun için ikisine de ruh denilmiştir.
Besim Atalay
Sana ruhtan soruyorlar, diyesin ki: «Ruh Tanrımın emrindendir, size bilgi ancak az verilmiştir!»
Bu âyet, insan için ruhun mahiyetini kavramanın imkânsız olduğunu ifade etmektedir. Nitekim «Ruh’un mahiyeti» problemi, asırlardır insanlığı en çok düşündüren konulardan biri olmakla beraber, halen meseleye nihaî bir çözüm getirilmemiştir ve öyle görülüyor ki, bundan sonra da getirilemeyecektir.
Edip Yüksel
Sana ruhtan (vahiyden) sorarlar. De ki: "Vahiy Rabbimden gelir. Size verilen bilgi ise pek azdır."
"Ruh" kelimesi Türkçe'de Yunan Felsefesinden aktarılan bir anlamda kullanılır. Kuran terminolojisinde "Ruh," vahiy ve Tanrısal bilgi demektir. Ölüm ve uyku anında vücuttan ayrılan şey ise "Nefs", yani bilinç ve kişiliktir (39:42). Vahyi iletmekle görevli olan melek Cebrail'in künyesi "Ruhul Kuds" (Kutsal Vahiy) dir (6:102). Tanrı, insan türünü özel bir vahiy ile bilinç ve kişilik sahibi kıldı (15:29; 38:72; 33:9). Şeytani virüsler ve kötü kullanım yoluyla dejenere olan bilinç ve kişiliğimizin programını Ruh adlı programı beynimize yerleştirerek düzeltebiliriz. Vahiy, genetik yapılarındaki orijinal ruhlarını kaybedenleri diriltir (6:122; 8:24).
Ölümle birlikte Tanrı'nın ana kaydına kopyalanan "nefis," fincanlarla veya benzeri ilkel metotlarla tekrar dünyaya getirilemez. "Ruh çağırma," safların inandığı ve şarlatanların istismar ettiği bir eğlenceden ibarettir.
Herhangi bir insanın beynindeki özgün nuron örgüsü ve hayat boyu hafızada biriktirilen bilgiler, ileri bir teknolojiyle organik olmayan bir materyale, örneğin, giga-giga bitelık bir kompüter diskine kaydedilebilir mi? Bir başka değişle, kişiliği, beynin organik maddesinden "bilgi" olarak soyutlayıp nakledebilir miyiz, koruyabilir miyiz, çoğaltabilir miyiz? Teknolojinin gelişimine bakılırsa, böyle bir şeyin olması olmamasından daha olağan gözüküyor. "Çürüyen kemikler mi diriltilecek miş?" diye dirilme olayını inkar eden ateistler, biyolojik ölüm olayıyla herşeyin kaybolmadığını ve insanın bir "bilgi" kümesinden oluştuğunu laboratuvarlarında gördükten sonra bu gerçeği binlerce yıldır elçiler yoluyla bildiren Yüce Tanrı karşısında secdeye varacaklarına, kibir ve gururla inkara devam edeceklerdir büyük olasılıkla... Kuşkusuz, bu gurur Saat ile son bulacaktır (10:24). Bak 15:29.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir."
(4)Ruh hakkında bakınız; (Sözler, 29. Söz, 190-193)
İlyas Yorulmaz
Sana Ruh hakkında soru soruyorlar. Deki “Ruh (vahy edilen Kur’an) Rabbimin emri ile meydana gelmektedir. (Vahyin indirilişi hakkında) Size az bir bilgi verilmiştir.
Ey Muhammed! Sana, vahiy meleği Cebrail’in mahiyetini ve vahiy olgusunu, yani Ruh’u soruyorlar. Onlara de ki: “Ruh, doğrudan doğruya Rabb’imin emrindedir ve ancak O’nun izniyle gelir. Fakat insanın sınırlı aklı, bunun mahiyetini tam olarak kavrayamaz. Çünkü size, pek az bilgi verilmiştir.” Bu vahiy olayı, tamamen Muhammed’in inisiyatifi dışında cereyan etmektedir.
BİR DE, sana ilahî esinlenme 101[nin mahiyeti] hakkında soru soruyorlar. De ki: “Bu esinlenme Rabbimin buyruğuyla [cereyan etmekte]dir; ve [ey insanlar, siz bunun mahiyetini anlıyamazsınız, çünkü] bu konuda size pek az bilgi verilmiştir”.
[2324] Rûh hayatın sırrıdır. 21 kez kullanılan ruh, “vahiy” (16:2, not 5) “vahiy meleği” (26:193) ve insanın beşerliğinin üzerine insanlığını ilave eden Allah’ın emrinden ilâhî bir sır (15:29; 38:72; 66:12; 32:9) olarak geçer. Yani ruh insanı diğer canlılardan ayıran niteliktir ki, bu da insanın akletme melekesine tekabül eder. Bu âyetin öncesi insan ve onun ayırıcı niteliği olan akılla, sonrası ise vahiyle ilgilidir. Bu bizi, âyette geçen rûhun hem vahiy hem insan için kullanılan ortak bir kavram olduğu sonucuna götürür. Bu da Allah tarafından insana “üflenen ruhun” (15:29) doğal bir sonucu olarak Allah’la insan, ilâhî kelâm ile insani kelâm, ilâhî irade ile insani irade, vahiy ile akıl, ilâhî ahkâm ile beşeri hüküm ve muhakeme arasındaki kopmaz bağlantıyı ifade eder. Âdem’in yaratılışı bahsinde geçen “isimlerin öğretilmesi” (2:31) işte bu ilişkinin bir sonucudur. Vahiy, Allah’ın insana öğretme sürecinin bir parçasıdır. Yeryüzünde yaratılış amacına uygun bir hayat inşâ etmek amacıyla yaratılan insan, hayatın özüne/ruhuna sadık kalacaksa, bunu ancak kendi özünü/ruhunu vahyin özü/ruhu olan anlamıyla inşâ ederek gerçekleştirebilir. Bir çok müfessir buradaki ruhu “Kur’an” olarak anlamıştır (Taberî; Râzî vd.) Fakat Kur’an “akıl sır ermez işlerden olmadığı gibi, “sınırlanan” bir bilgi kaynağı da değildir. O hâlde bu ruh bir sonraki âyetin de îmâ ettiği gibi, Kur’an’dan da öte, vahyin gerçekten insan idrakine kapalı sırlarla dolu “kaynağıyla” ilgili olsa gerektir. Çevirimiz, bu mülahazalara dayanmaktadır. Mevdudi de bu ibareyi “vahyin kaynağı” şeklinde anlamıştır (Tefhimu’l-Kur’an). Sözün özü ruh, varlıkların anlamını temsil eder. Onu üflemek, varlığa anlam vermektir. Elbette Allah en doğrusunu bilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Sana ruhtan sual ederler. De ki: «Ruh Rabbimin emrindendir. Size ise ilimden ancak az birşey verilmiştir.»
Bu âyetteki ruh, genellikle “İnsanın ruhu, canı” olarak anlaşılır. Kur’ân’da Cebrail (a.s.) hakkında da kullanılır. Âyetin, Kur’ân vahyinden bahsedilen bir siyak içinde yer alması, Cebrail’in de vahyi getiren melek olması karineleriyle, bazı müfessirler burada ikinci tefsir üzerinde dururlar. “Vahyi Cebrail getiriyor.” cevabını alan müşrikler onun hakkında bilgi istemiş olabilirler.
Süleyman Ateş
Sana ruhtan sorarlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir."
Rûh, Allah'ın emrinden, yani O'nun yaratma işlerindendir. O'nun mâhiyetini ancak Allah bilir. Rûhun kendisini göremiyorsak da varlığını, yaptığı işlerden anlıyoruz. Allah'a en yakın yaratık rûhtur. Rûh, hayât kaynağıdır, herşeye canlılık veren odur. Burada Rûh'un, peygamber'e vahiy getiren Cebrâîl olması daha güçlü bir olasılıktır.
Süleymaniye Vakfı
Sana ruhu soruyorlar. De ki “Ruh Rabbinizin emridir. Size (bu konuda) verilmiş olan bilgi pek azdır.”