Sahîh-i Buhârî 88. Kitâbu İstitâbeti'l-Mürteddîn ve'l-Muânidîn ve Kitâlihim (Mürtedler ve İnatçılar)

İpuçları: tırnak içindeki kelimeler zorunludur ("namaz vakti"); Arapça yazarak metinde arayabilirsiniz; sadece sayı yazarsanız o numaralı hadise gidilir.
كتاب استتابة المرتدين والمعاندين وقتالهم
Apostates
6918-6939. hadisler (22 hadis)
Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar"(En'am 83) ayeti inince bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerine ağır geldi ve "Hangimiz imanına zulüm karıştırmamıştır!" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, sizin düşündüğünüz zulüm değildir. Lokman Nebi'in 'Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür' ayetindeki sözünü bilmiyor musunuz?" buyurdu.
Abdurrahman b. Ebİ Bekre'nin babasından nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Büyük günahların en büyüğü Allah'a ortak koşmak, ana-babaya asi olmak ve yalan şahitliktir." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "yalan şahitliği" veya "yalan söz söyleme"yi üç kere tekrar etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü O kadar tekrar etti durdu ki nihayet biz "keşke sussa" dedik.
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî ← Kays b. Hafs ← İsmâil b. İbrâhîm ← Saîd el-Cüreyrî ← Abdurrahman b. Ebû Bekre ← Ebû Bekre
Abdullah b. Amr şöyle anlatmıştır: "Bir bedevi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve "Ya Resulallah! büyük günahlar nelerdir?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a ortak koşmaktır" buyurdu. Bedevi "Bundan sonra nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bundan sonra anaya-babaya asi olmaktır" buyurdu. Bedevi "Bundan sonra nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yalan yere yemindir (yeminü'l-ğamus)" buyurdu. Ravi diyor ki: Ben "yeminü'l-ğamus nedir?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yalandan yere yemin ederek Müslüman bir kimsenin malını elinden alan kimsenin yeminidir" buyurdu.
Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! Cahiliye döneminde işlediğimiz günahlardan dolayı ceza görecek miyiz?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanlıkta güzel hareket ederse cahiliye hayatında işlediği günah ile hesaba çekilmez. Fakat kim de İslami dönemde kötülük işlerse hem önceki (cahiliye dönemindeki) ameliyle, hem de sonra (Müslümanlıktaki
İkrime şöyle demiştir: Ali r.a.'e birkaç zındık getirildi de o da bunları yaktı. Bu olay İbn Abbas'ın kulağına gidince şöyle dedi: Ben olsaydım Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in AIlah'ın azabı ile azap etmeyin" yasaklamasından dolayı onlara yakma cezası uygulamazdım. Onları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Dinini değiştiren kimseyi öldürünüz!" emrinden dolayı öldürürdüm.
Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım. Yanımda Eş'arllerden iki adam vardı. Bunlardan biri sağımda, diğeri de solumda idi. Bu sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dişlerini misvaklıyordu. Yanımdaki iki kimse de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den iş istediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey Ebu Musa!" veya "Ey Abdullah b. Kays!" diye seslendi. Ebu Musa şöyle devam etti: Ben şöyle cevap verdim: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ediyorum ki bu iki kişi içlerinden geçen iş istemeyi bana bildirmediler, dolayısıyla ben onların böyle bir iş isteyeceklerini bilmiyordum. Bu sırada ben onun yukarı kalkmış olan du dağının altındaki misvakına bakıyordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İş isteyen kimseyi biz işimizde istihdam etmeyiz fakat sen ey EbU Musa -yahut ey Abdullah b. Kays- Yemen'e git!" buyurdu. Sonra ibn Abbas'ın arkasından Muaz b. Cebeloraya gitti. Muaz, Ebu Musa'nın yanına geldiği zaman Ebu Musa onun için bir yastık koydu ve ona "Bineğinden in!" dedi. Ebu Musa'nın yakınında bir bağla sıkıca bağlanmış bir adam bulunuyordu. Muaz, Ebu Musa'ya "Bu nedir?" dedi. Ebu Musa "Bu bir Yahudi idi, islam'a girdi, sonra da yine Yahudi oldu" dedi. EbU Musa, Muaz'a "otur" dedi. Muaz da üç kere "Allah'ın ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hükmü olarak (dininden dönen bu kişi) öldürülünceye kadar oturmam!" dedi. Akabinde Ebu Musa'nın emri üzerine o kişi öldürüldü. Bundan sonra Muaz ile Ebu Musa gece gelince, ben gece ibadeti yapar ve uyurum. ibadetimden umduğum sevabı uykumdan da umarım" dedi.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edip, Ebu Bekir halifelik görevine getirildiğinde ve Araplardan bazıları kafir olduğunda Hz. Ömer şöyle dedi: Ey Ebu Bekir! Bu insanlara karşı nasıl savaş açar, çarpışırsm? Halbuki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İnsanlarla la ildhe illallah deyineeye kadar savaşmakla emrolundum. Her kim bu 'la ilahe illallah'ı söylerse, haklı olmak hariç benden malını ve canını korumuş olur ve onun hesabı Allah'a aittir" buyurmuştu, dedi.
Ebu Bekir şöyle cevap verdi: "VaIlahi ben namaz ile zekat arasını ayıran kimselerle çekinmeden savaşırım. Çünkü zekat mali bir haktır. Allah'a yemin ederim ki bunlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e veregeldikleri bir dişi oğlağı benden esirgerlerse bundan dolayı onlarla çarpışırım" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "VaIlahi şunu gördüm ki halifenin bu hükmü, Allah'ın Ebu Bekir'in gönlünde yarattığı genişliğin eseridir." Bu sayede onlarla savaş etmenin hak olduğunu öğrendim!
Enes b. Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Bir Yahudi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uğrayarak "es-Samu aleyke = ölüm üzerine olsun!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Ve aleyke= senin üzerine olsun!" diye mukabele etti. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunanlara "Sizler onun ne söylemekte olduğunu biliyor musunuz? O 'es-samu aleyke' dedi" diye ekledi. Sahabiler "Ya Resulallah! Onu öldürelim mi?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Kitap ehli olanlar size selam verdikleri zaman sizler de onlara 've aleykum' şeklinde söyleyiniz!" buyurdu.
Aişe şöyle anlatmıştır: Bir keresinde beş on kişilik Yahudi izin isteyip Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. Bunlar içeri girince (selam vermiş olmak için "ölüm üzerine olsun" demek olan) "es-Samu aleyke" dediler, Bunun üzerine ben "Sam da, lanet de sizin üzerinize olsun" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Ya Aişe! Allah yumuşaktır ve bütün işlerde yumuşaklığı sever" dedi. Ben de "Ne dediklerini duymadın 'mı?" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ve aleyküm (o sizin üzerinize olsun) dedim" dedi.
Abdullah b. Dinar'ın İbn Ömer r.a.'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yahudiler herhangi birinize selam verdikleri zaman ancak 'sam aleyke' derler. Bunun üzerine siz de 'aleyke = (senin üzerine de)' deyiniz!"
Şekik'in nakline göre Abdullah;b. Mesud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Nebilerden birinin başından geçenleri anlattığı an hala gözlerimin önündedir. Bu Nebii kavmi dövmüş ve kanını akıtmışlardı. O da yüzünden hem kanını siliyor, hem de "Ya Rab! Kavmimi bağışla! Çünkü onlar bilmiyorlar!" diyordu.
Rivayet zinciri: Buhârî ← Ömer b. Hafs ← babam ← Süleymân A'meş ← Ebû Vâil
Suveyd b. Ğafele'nin nakline göre Ali r.a. şöyle demiştir: Size Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bir hadis naklettiğimde yemin olsun ki gökten düşmem, bana onun dilinden yalan uydurmaktan daha sevimlidir. Kendi aramızda konuştuğumda ise "Savaş hileden ibarettir" taktiği geçerlidir. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle işittim: "Zaman'ın ahirinde yaşları küçük, akılları zayıf bir topluluk ve Sellem'in sözünden birşeyler söyleyeceklerdir. Fakat imanları boğazlarından öteye geçmeyecektir. Onlar okun avı {delip} çıkışı gibi dinden çıkacaklardır. Onlara nerede rastlarsanız öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevap vardır."
Ebu Seleme ve Ata b. Yesar, Ebu Said el-Hudrl'ye gelerek ona Haruriyye'yi sormuşlar ve "Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Haruriyye'den söz ettiğini işittin mi?" demişlerdir. Ebu Said şöyle cevap vermiştir: "Ben Haruriyye'nin kimler olduğunu bilmem. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu: "Bu ümmetin içinde -bu ümmetin içinden demedi- bir kavim çıkar ki onların namazlarını karşısında kendi namazlarınızı hor görürsünüz. Onlar Kur'an okurlar fakat Kur'an boğazlarından yahut " hançerelerinden öteye geçmez. Onlar okun avı delip çıkışı gibi dinden çıkarlar. Okun atıcısı okuna, temrenine, onun yukarsına sarılan sargıya bakar sonra avcı şüphelenerek fuka denilen kiriş yerine kandan bir şey bulaşıp, bulaşmadığına bakar (orada da kan izi göremez)!"
Abdullah b. Ömer, r.a. Harurilerden söz ederek şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar okun avı delip çıkışı gibi İslam dininden çıkarlar!" buyurmuştur.
Rivayet zinciri: Buhârî ← Yahyâ b. Süleymân ← İbn Vehb ← Ömer b. Hattâb ← babası ← İbn Ömer
Ebu Said şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet taksimi yaparken Abdullah b. zi'l-Huveysıra et-Temımı geldi ve "Adil ol Ya Resulallah!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona "Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil olmazsam kim adil olur?" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer "Müsaade et şunun boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Onu bırak! Şüphesiz onun birtakım arkadaşları vardır ki onların namazıarı karşısında kendi namazınızı, oruçları karşısında kendi orucunuzu küçük görürsünüz. Onlar okun avı (delip) çıkışı gibi dinden çıkacaklardır. (Avı delip geçen) okun tüyüne bakılır. Orada kandan hiçbir eser bulunmaz. Sonra demirine bakılır, orada da hiçbir şey bulunmaz. Sonra okun yaya giriş yerine bakılır. Orada da bir şey bulunmaz. Sonra oku n ağaç kısmına bakılır, orada da bir şey bulunmaz. Ok avın işkembesi içindeki şeylere ve kana girip çıkmış fakat onlardan hiçbir şey oka 'yapışıp kalmamıştır. Onların alameti, iki elinden biri -veya iki memesi dedi- kadın memesi gibi -ya da öteye beriye gidip gelen büyük bir et parçası gibi dedi- olan bir adamdır. Aralarında öyle biri olacaktır). Onlar, insanlar arasında bir tefrika olduğu zaman ortaya çıkarlar!" Ebu Said şöyle dedi: Ben şehadet ediyorum ki bu hadisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim ve yine şehadet ediyorum ki Hz. Ali bunlarla savaşmıştır ve ben de onun maiyetindeydim. Sonunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in anlattığı nitelik üzere bir adam getirildi. Ebu Said "Onlardan sadakaların (taksimi) hususunda seni ayıplayanlar da vardır. Sadakalardan onlara da (bir pay) verilirse razı olurlar, şayet onlara sadakalardan verilmezse hemen kızarlar"(Tevbe 58) ayeti bunun hakkında indi, dedi.
Yuseyr b. Amr şöyle demiştir: Sehl b. Huneyfe " Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Haricıler hakkında herhangi bir şey söylerken işittin mi?" diye sordum. Sehl şöyle cevap verdi: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den elini Irak tarafına doğru uzatarak şöyle buyurduğunu ışittim: "Bu taraftan bir kavim çıkacak, onlar Kur'an okurlar, Kur'an onların köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Onlar atılan bir okun avı delip çıkması gibi İslam'dan çıkarlar."
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Davaları bir olduğu halde iki topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır" buyurmuştur. Bu hadisin geniş bir açıklaması inşallah Fiten bölümünde gelecektir. Hadiste sözü edilen "el-fieteyn = iki topluluk"dan maksat, Ali r.a. ile Muaviye r.a. taraftarlarıdır. "Dava" kelimesinden maksat ise tercih edilen görüşe göre İslam'dır.
Rivayet zinciri: Buhârî ← İbn Hucr ← Süfyân b. Uyeyne ← Ebü'z-Zinâd ← Abdurrahman b. Hürmüz ← Ebû Hureyre
Ömer (bin el-Hattab r.a.) şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatta olduğu günlerden birinde Hişam b. Hakim'in Furkan suresini okuduğunu işittim. Hişam'ın kıraatini dinledim, bir de ne göreyim bu sureyi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana okutmadığı birtakım lehçelerle okuyordu. Az kalsın namazın içinde üzerine atılacaktım. Fakat selam verinceye kadar bekledim. Sonra selam verince ridasını -yahut ridamı- göğsünün üzerinde toparlayıp "Bu sureyi sana kim okuttu?" diye sordum. Hişam "Bu sureyi bana Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem okuttu" dedi. Ona "Yalan söylüyorsun. Valiahi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sureyi bana senin okumakta olduğundan başka türlü okuttu!" dedim ve onu yakasından tutarak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanma götürdüm ve "Ya Resulallah! Ben bunun Furkan suresini senin bana okutmadığın birtakım lehçelerle okurken işittim. Halbuki Furkan suresini bana bizzat sen öğretmiştin" dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hişam 'ın yakasını bırak Ey Ömer!" buyurdu. Ona da: "Hişam! Oku" diye emretti. Hişam da ona karşı benim kendisinden okuduğunu işittiğim kıraatle okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sure böyle indirildi" buyurdu. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana da " Ömer oku!" diye emretti. Ben de okudum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sure böyle indirildi" buyurdu. Bundan sonra da "Şüphesiz bu Kur'an yedi lehçe üzerine indi. Bundan hangisi kolayınıza gelirse, onu okuyunuz!" buyurdu.
Abdullah b. Mes'ud r.a. şöyle demiştir: "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır"(En'am 82) ayet-i kerimesi indiğinde bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerine ağır geldi ve "Hangimiz nefsine zulmetmiyor ki!" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu sizin zannettiğiniz gibi değildir. O ancak Lokman'ın oğluna 'Yavrucuğum Allah'a ortak koşma! Doğrusu şjrk. büyük bir zulümdür"(Lokman 13) buyurduğu zulümdür" dedi.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî ← İshâk b. İbrâhîm ← Vekî' ← Süleymân A'meş ← İbrâhîm en-Nehaî ← Alkame b. Kays ← Abdullah b. Mes'ûd
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî ← Yahyâ b. Mûsâ ← Vekî' ← Süleymân A'meş ← İbrâhîm en-Nehaî ← Alkame b. Kays ← Abdullah b. Mes'ûd
İtban b. Malik r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem gün yükseldiği vakit bana geldi. Evimin bir tarafında bize namaz kıldırdt. Bizimle birlikte namaz kılanlardan biri: "Malik b. Duhşun nerede?" dedi. Aramızdan bir kişi: "O AIlah'ı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sevmeyen bir münafıktır!" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ona böyle demeyiniz! O 'la ilohe Wallah' diyor ve ununla da Allah'm rızasını istiyor" buyurdu. İtban için o sözü söyleyen kimse: "Evet öyledir" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Şu muhakkak ki kıyamet günü tevhid ile gelecek herbir kul üzerine Allah ateşi elbette haram kılmıştır" buyurdu.
Fulan (Sa'd b. Ubade) şöyle anlatmıştır: Ebu Abdurrahman ile Hibban b. Atiyye birbiriyle çekişti. Ebu Abdurrahman, Hibban'a hitaben Hz. Ali'yi kastederek: "Yemin olsun, senin arkadaşlarını Müslüman kanı dökmeye cüretlendiren şeyin ne olduğunu -Hz. Ali'yi kastediyordu- biliyorum" dedi. Hibban "Neymiş o hadi söyle" dedi. Ebu Abdurrahman "Söylerken işittiğim bir şey" dedi. Hibban "Neymiş o?" dedi. Ebu Abdurrahman şöyle cevap verdi: Hz. Ali dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, ZUbeyr' i ve Ebu Mersed'i -ki üçümüz de süvari idik- (bir göreve) gönderdi. Bize "Hac bahçesine kadar gidiniz" buyurdu. -Ebu Seleme dedi ki: Ebu Avane bu kelimeyi cim harfi ile birlikte "hac" şeklinde telaffuz etti.- "Çünkü o bahçede bir kadın bulacaksınız ki onunt-fcJnında Hatıb b. Ebi Beltea tarafından Mekke'deki müşriklere yazılmış bir sahifş vardır. O sahifeyi bana getiriniz!" buyurdu. Ali r.a. şöyle devam etti: Bizler atlarımızı koşturarak süratle gittik. Sonunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize söylemiş olduğu yerde devesi üzerinde yol almakta olan bir kadına yetiştik. Hatıb, Mekkelilere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine doğru yürüyeceğini bildiren bir mektup yazmıştı. Kadına "Yanında bulunan mektup nerede?" dedik. Kadın "Bende hiçbir mektup yoktur!" diye inkar etti. Biz kadının devesini çöktürüp, eşyası arasında mektubu aradık, fakat hiçbir şey bulamadık. İki arkadaşım "Biz bu kadında hiçbir mektup görmüyoruz" dediler. Hz. Ali dedi ki: Ben de onlara "Yemin olsun ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hiç yalan söylemediğini biliyoruz" dedim. Bundan sonra Ali yemin ederek "Adına yemin edilen Allah'ın adı üzerine yemin ederim ki ya bu mektubu çıkarırsın ya da elbiseni üzerinden çıkarıp, seni çırılçıplak soyarım" dedi. Bunun üzerine kadın elini kuşanmakta olduğLL izannın bağına doğru uzattı ve oradan mektubu çıkarttı. Ali ile arkadaşları bu mektubu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdiler. Ömer "Ya Resulallah' Bu zat Allah'a, Resulüne ve mu'minlere hiyanet etmiştir. Müsaade et bunun boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Hatıb' Bunu neden yaptın sebebi nedir?" buyurdu. Hatıb "Ya Resulallah! Ben AlIah'a ve Resulüne iman etmeyen bir kişi değilim. Fakat Kureyşlilerin yanında kendim için ailemi ve malımı korumama yarayacak bir minnettarlık eli olmasını istedim. Senin arkadaşların içerisinde herbir kişinin orada kendi kavminden ailesini, mallarını muhafaza edecek kimsesi olmayan yoktur dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hatıb doğru söyledi, onun hakkında hayırdan başka bir söz söylemeyiniz!" buyurdu. (Ali şöyle devam etti): Ömer, Hatİb hakkındaki sözünü tekrarladı ve "Ya Resulallah! O, Allah'a, Resulüne ve mü minlere hıyanet etmiştir, müsaade et de boynunu vurayım!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Hatıb, Bedir'e katılanlardan değil midir? Ne biliyorsun belki Allahu Teala Bedir ehline muttali olmuştur. (Bundan sonra) dilediğinizi yapınız, ben sizler için cenneti vacip kılmışımdır buyurmuştur" dedi. Bu söz üzerine Hz. Ömer'in iki gözü yaşa boğuldu ve "Doğruyu en iyi Allah ve Resulü bilir" dedi.
Rivayet zinciri: Buhârî ← Mûsâ b. İsmâil ← Ebû Avâne ← Husayn b. Abdurrahman ← Fülen