Tam adı Ebû Hamza Enes b. Mâlik b. en-Nadr el-Ensârî'dir; Medine'nin Hazrec kabilesine bağlı Neccâroğulları'ndandır. Milâdî 612 yılı dolaylarında, hicretten yaklaşık on yıl önce doğdu. Annesi Ümmü Süleym, üvey babası ise Ebû Talha el-Ensârî'dir; her ikisi de tanınmış sahâbîlerdendir. Peygamber Medine'ye hicret ettiğinde annesi, verecek bir hediyesi olmadığını söyleyerek on yaşındaki oğlunu onun hizmetine sundu. Enes bu tarihten Resûlullah'ın vefatına kadar on yıl boyunca yanından ayrılmadı ve "Hâdimü'n-nebî" (Peygamber'in hizmetçisi) diye anıldı.
Bu uzun beraberlik sayesinde Hudeybiye Antlaşması, Hayber Seferi, Mekke'nin fethi, Huneyn Savaşı ve Vedâ haccı gibi pek çok önemli olaya tanıklık etti. Hz. Ebû Bekir döneminde Bahreyn'e zekât tahsildarı olarak gönderildi; İran cephesindeki seferlere katıldı ve kısa bir süre Basra valiliğinde bulundu. Sonraki yıllarda Basra'ya yerleşerek burada hadis ve fıkıh öğretti; şehirdeki ilim hayatının kurucu isimlerinden biri oldu.
Rivayet ettiği hadis sayısı 2.286 civarındadır; binden fazla hadis nakleden yedi sahâbî arasında üçüncü sırada yer alır. Uzun ömrü, çok sayıda talebe yetiştirmesine imkân verdi. Hicrî 93 (m. 711-712) yılında, yüz yaşını aşmış olarak Basra'da vefat etti ve bu şehirde ölen son sahâbî kabul edildi. Bazı kaynaklar ölüm yılını 91 veya 92 olarak da kaydeder.
Ailesi
Babası
Malik ibn Nadr
Annesi
Umm Sulaym bint Milhan
Kardeşleri
al-Bara' bin Malik
Çocukları
al-Nadr bin Anas bin Malik, 'Abdullah bin Anas bin Malik, Abu Bakr bin Anas bin Malik, Musa bin Anas bin Malik
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dediki): Bize Hüseyni, Yahya b. Ebî İshâk'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdî. Enes şöyle demiş: Biz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikde Medine'den Mekke'ye (doğru yola) çıkdık da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tâ dönünceye kadar namazları ikişer rek'ât kıldı. (Yahya demiş ki): Enes'e: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke'de ne kadar kaldı?» diye sordum; — On gün! cevâbını verdi.
Bize, bu hadîsi Kuteybe dahî rivayet etti. (Dediki): Bize, Ebû Avâne rivayet etti. H. Bu hadîsi, bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Uleyye rivayet etti. Bunlar hep birden Yahya b. Ebî İshâk'dan, o da Enes'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Hüşeym'in hadîsi gibi rivayet etmişlerdir.
Bize, Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dediki): Bize, babam rivayet etti. (Dediki): Bize, Şu'be rivayet etti. (Dediki): Bana Yahya b. Ebi İshâk rivayet etti: Dediki: Ben, Enes b. Mâlik'i: «Biz, Medine'den Hacc için yola çıktık...» derken işittim; sonra yukarki hadîsin mislini söyledi.
Bize, îbnü Nümeyr de rivayet etti. (Dediki): Bize, babam rivayet etti. H. Bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize, Ebû Üsâme rivayet etti. Bunlar hep birden, Sevrî'den, o da Yahya b. Ebî İshâk'dan, o da Enes'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir. (Yalnız burada râvî) Hacc'i zikretmemişdir.
Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dediki): Bize Affân b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize, Hemmâm rivayet etti. (Dediki): Bize, Enes b. Sîrîn rivayet etti. Dediki: Enes b. Mâlik'i Şam'a gittiği vakit (donüşde) karşıladık; onunla Ayn-ı Temir denilen yerde karşılaştık. Kendisini bir merkep üzerinde namaz kılarken gördüm. Yüzü şu tarafa doğru idi (râvî Hemmâm kıblenin soluna işaret etmiş.) Ben, kendisine : «Seni kıbleden başka tarafa doğru namaz kılarken gördüm!» dedim. Enes (Radiyallahû anh): «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in böyle yaptığını görmemiş olsaydım, ben de yapmazdım.» cevâbını verdi.
Bize, Kuteybetü'bnü Saîd rivâyet etti. (Dediki): Bize, Mufaddai (yâni İbni Fadâle) Ukayl'den, o da İbni Şihâb'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes, Şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gün devrilmeden önce yola çıkarsa öğleyi, ikindi vaktine te'hîr eder, sonra (hayvanından) inerek, ikisini birden kılardı. Yola çıkmadan önce gün devrilirse öğle namazını kılar sonra (hayvanına) binerdi.»
Bana, Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dediki): Bize, Şebâbetü'bnü Sevvâr El-Medâyinî rivayet etti. (Dediki): Bize, Leys b. Sa'd, Ukayl b. Hâlid'den, o da Zührî'den, o da Enes'den naklen rivayet: etti. Enes şöyle demiş: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seferde iki namazı birden kılmak istediği vakit öğle'yî, ikindinin ilk vakti girinceye kadar te'hîr eder, sonra ikisini birden kılardı.»
Bana Ebû't-Tâhîr ile Amr b. Sevvâd dahi rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Câbir b. İsmail, Ukayl'den, o da İbni Şihâb'dan, o da Enes'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiki: «Efendimiz sefere acele ettiği zaman öğle'yi, ikindinin ilk vaktine kadar te'hîr eder; Müteakiben aralarını cem' eylermiş. Akşam namazını da te'hîr eder tâ şafak kaybolduğu vakit, onu yatsı ile beraber kılarmış.
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize, Vekî', Süfyân'dan, o da Süddî'den, o da Enes'den naklen rivayet ettiki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sağ tarafından kalkıp gidermiş.
Bize, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize, İbni Uleyye rivayet etti. H. Bana, Züheyr b. Harb dahî rivayet etti, (Dediki): Bize, İsmail, Abdülazîz b. Suhayb'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescide girdi, (mescidde) iki direk arasına bir ip gerilmişdi. «Bu ne?» diye sordu; Ashâb : — Zeyneb'indir! (burada) namaz kılar; yorulduğu yahut gevşeklik hissettiği zaman buna tutunur., dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj: «Çözün onu!. Sizden biriniz zinde olduğu müddetçe namazını kılsın! Yorulduğu veya gevşediği zaman oturur...» buyurdu. Züheyr'iıı rivayetinde «Otursun!» kaydı vardır.
Bize, bu hadîsi Şeybân b. Ferrûh dahî rivayet etti. (Dediki): Bize, Abdülvâris, Abdülâzız'den, o da Enes'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.
Bize Kuteybetü'bnü Saîd ile Ebu Kamil-i Cahderî, ikisi birden Ebu Avane'den rivayet ettiler. Kuteybe Dediki: Bize Ebu Avane, Katade'den, o da Enes'den, o da Ebu Muse'I-Eş'arî'den naklen rivayet etti. Ebu Musa şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Kur'an okuyan mü'minin misali portakal gibidir, ki kokusu güzel, tadı hoştur. Kur'an okumayan mü'minin misali de hurma gibidir. Kokusu yoktur fakat tadı lezzetlidir. Kur'an okuyan münafığın misali, kokusu güzel fakat tadı acı olan fesleğen gibidir. Kur'an okumayan münafığın misali ise kokusu bulunmayan: tadı da acı olan Ebu Cehil karpuzu gibidir.» buyurdular.
Bize Heddâb b, Hâlid rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmâm rivayet etti. (Dediki): Bize Katâde, Enes b. Mâlik'den naklen rivayet ettiki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ubeyy b. Kâ'b'a : «Gerçekden bana Allah sana Kur'ân okumamı emretti.» demiş. Ubeyy: — Benim adımı sana Allah mı andı? dîye sormuş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Evet! Senin ismini bana Allah andı.» buyurmuş. Râvî demiş ki: «Bunun üzerine Ubeyy ağlamaya başladı.»
Bize Muhammedü'bnii'I-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dediler ki : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. Dediki: Katâde'yi, Enes'den naklen rivayet ederkeı dinledim. Enes şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ubeyy b. Kâ'b'a : «Gerçekden bana Allah, sana (Lem yekûn)} [ Beyyine ] sûresini okumamı emir buyurdu.» dedi. Ubeyy: — Benim ismimi sana andı mı? diye sordu. Resûlullah (Sallallah Aleyhi ve Sellem): «Evet!» cevâbını verince Ubeyy ağladı.
Bize Yahya b. Habîb El-Hârisî rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid (yânî İbni'I-Hâris) rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katade'den rivayet etti. Demişki: Ben, Enes'i şöyle derken işittim: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ubeyy'e buyurdular ki...» (diye başlayarak) yukarki hadîsin mislini rivayet etti.
Bize Şeyban b. Ferruh rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvaris, Abdülaziz (yani İbni Suheyb)'den, o da Enes b. Malik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş : «Medine'de bulunuyorduk. Müezzin akşam namazı için ezan okudunu ashâb direklerin yanına koşar; (orada) ikişer rek'ât namaz kılardı. Hattâ (bazen) yabancı bir kimse mescide girerde -nafile kılanların çokluğundan- farz kılınmış zannederdi.» İzah Enes hadîsini Buhârî «Kitâbu'l-Ezân» ile «Kitâbü's-Salât» da; Ebû Dâvûd ve Nesâî dahî «Kitâbu's-Salât» da muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Hadis’in Buharî'deki lafzı şöyledir: Enes Dediki : — Müezzin ezanı okudumu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından bâzı kimseler mescidin direklerine koşarlar; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza çıktığı vakit onları böyle akşam namazından önce iki rek'ât nafile kılarken bulurdu. Ezân'la ikaamet arasında bir şey yoktu.» Nesâî'nin rivayetinde, akşam namazından önce nafile kılmak için mescidin direklerine koşan zevatın ashabın büyükleri olduğu bildirilmektedir. Direklere koşmanın hikmeti: Namaz kılarken önlerinden kimse geçmesin diye onları kendilerine siper edinmek içindir. Babımız hadîslerinde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde ashâb-ı kiram'ın güneş kavuştukdan sonra akşam namazının farzından önce mutlaka ikişer rek'ât nafile kıldıkları bildiriliyor. Buhârî'nin rivayetinde buna, ezanla ikaamet arasında onları biribirinden ayıracak hiç bir şey yapılmadığı ilâve ediliyor. Hâlbuki bundan sonra göreceğimiz hadîsde her iki ezan arasında bir namaz olduğu bildiriliyor. Hadîsler zahiren biribirine muarız göründükleri için rivayetlerin arası cem' edilmiş; bu husûsda bâzıları: «Mutlak sûretde ezanla ikaamet arasında namaz veya benzeri bir fiil yapılmadığını bildiren rivayet mubâlegaya hamledilir. Namaz kılındığını bildiren rivayet hakikate yorulur.» demişlerdir. Kirmânî'ye göre rivayetlerin arası şöyle cem' edilir: Nafile namaz kılındığını bildiren rivayet, akşam namazına mahsûsdur. Öteki rivayetler ise âmm'dir. Âmm ile hâss tearuz ederlerse ŞâfiîIer'e göre Hâss, âmm'ı tahsis eder. Bu rivayetler, güneş kavuştukdan sonra akşam namazından önce iki rek'ât nafile namaz kılmanın müstehab olduğuna delildir. Nevevî diyor ki: «Bu mes'elede ulemâmızın iki kavli vardır. Meşhur olan kavle göre güneş kavuştuktan sonra nafile kılmak müstehab değildir. Muhakkak ulemâ tarafından esah görülen kavle göre ise müstehabdır. Delilleri babımızın hadîsleridir. Bu mes'elede selef iki mezhebe ayrılmışlardır. Sahabe ve Tabiîn 'den bir cemâat ile İmam Ahmed ve İshâk bu namazı müstehab addetmiş; ashab-ı kiram 'dan Ebû Bekir, Ömer, Osman, Alî (Radiyallahû anhûm) ile diğer bâzı zevat, İmam Mâlik ve ekseri fukahâ müstehab olmadığını söylemişlerdir. Hattâ İbrahim Nehai'ye göre: bu namaz bid'atdır. Mezkûr zevatın delilleri: Akşam namazının farzından önce kılınacak iki rek'ât nafilenin akşam namazını biraz geciktirmesidir...» MâIikiler'den bâzıları islâmiyetin ilk zamanlarında akşam namazından önce iki rek'ât nafile kılındığını, sonradan bunun neshedildiğini söylemişlerdir. Nevevi nesh davasını kabul etmemiş: «Muhtar olan kavle göre mezkûr iki rek'ât namaz müstehabdır. Buradaki sahîh ve sarih hadîsler buna delâlet etmektedir.» demişdir. Ancak Ebû Dâvûd 'un, Tâvûs'dan naklettiği rivayet neshi iddia edenlerin kavlini te'yîd eder. Çünkü bu rivâyetde Tâvûs : « İbni Ömer'e akşam namazından önce kılman iki rek'ât nâfile soruldu da, o: ResûluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde ben bn namazı kılan hiç bir kimse görmedim., cevâbını verdi.» demektedir. Ebû Bekir İbnü'l- Arabî dahî: «Bu mes'elede ashâb ihtilâf etmiş, onlardan sonra bu işi kimse yapmamışdır.» demişdir.
Bize Ebû Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Ebî Bükeyr, Şu'be'den, o da Sâbİt'den, o da Enes'den naklen rivayet etti. Demişki: «Ben, Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i dua esnasında ellerini ta koltuklarının beyazı görününceye kadar kaldırırken gördüm.» 7 - (895)
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Hasen b. Mûsâ rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme, Sabit'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet ettiki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yağmur duası yapmış ve ellerinin arkası ile gökyüzüne işaret etmişdir. İzah Bu hadis îmam Müslim'in usulüne göre rütbeden sonra geldiği için rakkamlarda takdim te'hir yapılmıştır. Ulemâ yağmur duasında el kaldırmanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Çünkü bu duâ Allah'a teslimiyet ve niyazdan ibarettir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Şüphesiz ki, Allah haya sahibidir. Kul ellerini kaldırdığı vakit onları boş çevirmekten İstlhya eder.» buyurduğu rivayet olunur. İmam Mâlik, yağmur duasında ellerin içleri yere, arkaları semâya bakmak şartıyle yukarıya kaldırılmasına kail olmuştur. Korku zamanında böyle hareket edilir. Rağbet ve istek zamanında ise ellerin içi semâya doğru çevrilerek kaldırılır. Allahu Teâlâ'nın Bize rağbet ve korku halinde duâ ederler.» âyet-i kerîmesinden murâd: İstek zamanında avuçların içi, korku ânında ise avuçların dışı semâya kaldırılır, diye tefsir edilmişdir. Nevevi diyor ki: «Bizim ulemâmız ile başkalarından müteşekkil bir cemâat kıtlık gibi bir belânın defi için yapılan dualarda eller kaldırılarak, avuçların sırtları semâya çevrilmesi, istek duasında bulunulduğu zaman ise avuçların içinin gökyüzüne çevirilmesi sünnetdir demişlerdir.» Nitekim bir hdisde: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir şey istediği zaman avuçlarının içini, bir şeyden Allah'a sığındığı zaman ise avuçlarının dışını semâya çevirirdi.» denilmişdir. İbni Abbâs (Radiyallahu anh)'ın dahi: -Allah'dan avuçlarınızın içini açarak dileyin; dışı ile istemeyin!» dediği rivayet olunmuşdur. Gerçi bu haber zayıfdır. Fakat yine de Hz. Enes hadîsi ile araları bulunmuş ve: «îbni Abbâs hadisi istek hâline mahsûsdur.» denilmişdir
5 ten sonra gelen 6 nolu Hadis 896 nolu sayfada, konu bütünlüğü için takdim te’hir yapılmış. Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Ebi Adiyy ile Abdül a'lâ, Said'den, o da Katade'den, o da Enes'den naklen rivayet ettiki, Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Selhm) istiskadan başka hiçbir duasında ellerini kaldırmaznuş. İstiska da koltuklarının beyazı görününceye kadar ellerini kaldırırmış. Yalnız Abdüla'lâ; «Koltuğunun beyazı görününceye kadar...» yahut «koltuklarının beyazı görününceye kadar...» demiş.
Bize Yahya ile Yahya b. Eyyûb, Kuteybe ve İbni Hucr rivayet ettiler. Yahya: Bize haber verdi, tâbirini kullandı; ötekiler: Bize îsmâil b. Cafer, Şerik b. Ebî Nemîr'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. dediler. (Enes demiş ki). Cum'a günü Darü'l-Kaza tarafındaki bir kapıdan mescide bir adam girdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayakta hutbe okuyordu; onun karşısına dikildi. Ve: — Yâ Resûlallah! Mallar helak oldu. Yollar kesildi. Binâenaleyh duâ et de, Allah bize yağmur versin, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ellerini kaldırdı ve şöyle duâ etti: «Allah'ım! Bize yağmur ver! Allah'ım! Bize yağmur ver! Allah'ım! Bize yağmur ver!» Enes demiş ki: «Vallahi gökyüzünde ne bir bulut görüyorduk; ne de bir bulut paresi. Bizimle Sel' dağı arasında hiç bir ev ve bina yoktu. Derken dağın ardından kalkan şeklinde bir bulut belirdi. Bu bulut semânın ortasına gelince yayıldı. Sonra yağmur yağdı. Vallahi bir hafta güneşi göremedik. Ertesi cum'a yine o kapıdan bir adam girdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayakta hutbe okuyordu. Gelen zât karşısına dikilerek: — «Yâ Resûlallah! Mallar helak oldu; yollar kesildi. (Ne olur) Allah'a duâ ediver de, artık bu yağmuru bizden dindirsin.» dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yine ellerini kaldırdı ve: «Allah'ım! Üzerimize değil; etrafımıza (yağdır.) Allah'ım! Dağlara, tepelere, vâdî içlerine ve ormanlara...» diye duâ etti. Müteakibin yağmur dindi; biz de güneşe karşı çıktık, gittik. Şerik demiş ki: «Enes b. Mâlik'e: — Bu zât ilk gelenmiydi? diye sordum; — Bilmiyorum, cevâbını verdi.»
Bize, Dâvûd b. Ruşeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Velîd b. Müslim, Evzâî'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana İshâk b. Abdillâh b. Ebî Tâlha; Enesü'bnu Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında halk'a kıtlık isabet etti. Bir cum'a günü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minberde cemaata hutbe okurken birden Bedevinin biri ayağa kalkarak: — «Yâ Resûlallah! Mallar helak oldu; çoluk çocuk aç kaldı.» dedi. Râvî bu hadîsi de yukarkinin mânasında rivayet etmişdir. Bu hadîsde: «Allah'ım! Üzerimize değil; etrafımıza!..- dedi. Eli ile ne tarafa işaret ederse, o taraf hemen açılıyordu. Nihayet Medine'yi bir alanda imiş gibi gördüm. Kanat vadisi bir ay (mütemadiyen) aktı. Ne taraftan biri gelse, bol bol yağmur yağdığını haber veriyordu. İfadesi de vardır.
Bana Abdüla'lâ b. Hammâd ile Muhammed b. Ebî Bekir El-Mukaddemi rivayet ettiler. Dedilerki: Bize, Mu'temir rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah, Sâbit-i Bünâni'den, o da Enesü'bnu Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir cum'a günü hutbe okuyordu, derken halk ona doğru kalkarak seslendiler ve: «Yâ Nebiyallah! Yağmur yağmaz oldu, ağaçlar kıpkırmızı kesildi; hayvanlar helak oldu.» dediler. Râvî, hadîsi (böylece) rivayet etmişdir. Bu hadîsin Abdüla'lâ rivayetinde şu cümleler de vardır: -Derken Medine'nin üzeri açıldı, yağmur etrafa yağmaya başladı. Medine'ye bir damla bile düşmüyordu. Medine'ye baktım; bir tac'a bürünmüş gibi duruyordu.»
Bu hadîsi, bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme, Süleyman b. Mugîra'dan, o da Sâbit'den, o da Enes' den yukarki hadisin mislini rivayet etti. Şunu da ziyâde etti: «Müteakiben Allah bulutu yatıştırdı. Biz (bir hayli) bekledik. O derece ki, kuvvetli bir adamın ailesi nezdine dönebilmesi başına dert olduğunu gördüm.»
Bize, Hârûn b. Said El-Eylî rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Usâme rivayet etti; ona da Hafs b. Ubeydillâh b. Enes b. Mâlik rivayet etmiş. Hafs da Enesü'bnu Mâlik'i şöyle derken işitmiş: «Bir cum'a günü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minberde iken ona bir bedevi geldi...» Ve râvî hadîsi (böylece) rivayet etti. Şunu da ziyâde eyledi: «Bulutun, dürülü çarşafın yayıldığı gibi dağılıp gittiğini gördüm.»
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'fer b. Süleyman, Sâbit-i Bünânî'den, o da Enes'den naklen haber verdi. Demişki: Enes şunları söyledi; «Bir def'â biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber iken yağmura tutulduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elbisesini çıkardı hattâ yağmurdan ıslandı. Biz: — Yâ Resulullah! Neden böyle yaptın? dedik. — Bu yağmur Rabbi Teâlâ tarafından yeni geliyor da onun için! cevâbını verdi.»
Bize Muhammed b. Beşşâr El-Abdî rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed yâni ibni Ca'fer rivayet etti. (dediki): Bize Şu'be, Sâbit'den naklen rivayet etti. Demişki: Ben Enes b. Mâlik'i şöyle derken işittim: Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Seliem): «Sabır (musibet) ilk başa geldiği andadır.» buyurdular.
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Osmân b. Ömer rivayet etti. (dediki): Bize Şu'be, Sâbit-i Bünânî'den, o da Enes b. Mâlik'den naklen haber verdiki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuğuna ağlayan bir kadının yanına uğramış da, ona: — «Allah'dan kork ve sabret.» buyurmuş. Kadın: «— Sen, benim musibetime aldırış etmezsin.» demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (oradan gidince) kadına: — Bu zât Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem) idi.» demişler. Bu sefer kadının içine «ölüm acısı» gibi bir şey çökmüş. Bunun Üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kapısına gelmiş. Fakat onun kapısında kapıcı filân bulamamış ve. — «Yâ Resulullah! Ben, seni tanıyamadım» diyerek özür beyân etmiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Sabır ancak (musibet) ilk başa geldiği andadır.» yahut «Musibetin başa geldiği ilk andadır.» buyurmuşlar.
Bana Amrü'n-Nâkıd rivayet etti. (Dediki): Bize Afgânü'bnü Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâdü'bnü Seleme, Sâbit'den, o da Enes'den naklen rivayet ettiki, Ömerü'bnü'l-Hattâb yaralanınca (kızı) Hafsa yas ederek, ağlamış. Bunun üzerine Ömer şunları söylemiş: — Yâ Hafsa! Sen Resûlullah (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem)'i --«Üzerine feryâd edilen kimse azöb görür.» buyururken işitmedin mi? dedi. Ömer İçin Suheyb de feryâd etti; Ömer ona dahi: — «Ey Suheyb! Bilmezmisinki üzerine feryâd edilen kimse azâb olunur.» dedi.
Bize Yahya b. Eyyub ile Ebü Bekir b. Ebi Şeybe, Züheyr b. Harb ve Aliyyu'bnu Hucr Es-Sa'di hep birden İbni Uleyye'den rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (dediki): Bize İbni Uleyye rivayet etti. (dediki): Bize Abdülaziz b. Suheyb, Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Demişki; Bir cenaze geçirilirken, onu hayırla yâdedenler oldu. Bunun üzerine Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Vacib oldu; vacib oldu; vacib oldu.» buyurdular. Başka bir cenaze geçirilirken onu da şerle yâdedenler oldu. Nebiyyullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (yine): «Vacib oldu; vâcib oldu; vâcib oldu.» buyurdular. — Annem babam sana feda olsun. Bir cenaze geçirilirken cenaze hayırla yâdolundu; sen: «Vâcib oldu; vâcîb oldu; vacib oldu.» dedin; başka bir cenâze şerle yâdolundu. sen yine «Vâcib oldu; vâcib oldu; vâcib oldu.» buyurdun? dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'- «Siz kimi hayırla yâdederseniz ona cennet, kimi şerle yâdedersenîz ona da cehennem vâcib olur. Zira sizler yer yüzünde Allah'ın şahitlerisiniz; sizler yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz; sizler yer yüzünde Allah'ın şahitlerisiniz.» buyurdular.
Bana Ebû'r-Rabî* Ez-Zehrânî rivayet etti. (dediki): Bize Hammâd yâni îbni Zeyd rivayet etti. H. Bana Yahya b. Yahya da rivayet etti. (dediki): Bize Ca'fer b. Süleyman haber verdi. Bu râvîlerin ikisi birden Sâbit'den, o da Enes' den naklen rivayette bulunmuşlardır. Râvî: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ln yanından bir cenaze geçirdiler...» diyerek hadîsi Abdülaziz'in, Enes'den rivayet ettiği gîbi rivayette bulunmuştur. Şu kadar ki, Abdülazîz'in hadisi daha tamamdır.