Süleymân b. Harb

Ebû Eyyûb · 9. tabaka

Süleymân b. Harb…

Doğumh. 144
Vefath. 222
KünyeEbû Eyyûb
Nisbeel-Ezdî, el-Basrî, el-Kâdî el-Hâşimî
Yaşadığı yerlerMekke, Bağdat
Tabaka9. tabaka
Cerh-ta'dîlsika (güvenilir)

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Zincirde geçtiği hadisler

Cabir İbn Abdullah'ın şöyle dedıği nakledilmiştir: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yolculukta bulunmuştum. Medine'ye döndüğümüzde bana şöyle dedi: "İçeri gir ve iki rekat namaz kıl!"
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Sözünde durmayıp hıyanet eden herkes için kıyamet gününde hıyaneti ölçüsünde sancak dikilecektir." Tekrar: 6177,6178,6966 ve 7111
Ebu Cemra dedi ki: "İbn Abbas bize dedi ki: Size Ebu Zer' 'in Müslüman oluşunu anlatayım mı? Ebu Cemre dedi ki: Anlat, dedik. İbn Abbas da Ebu Zer' dedi ki: Ben Ğıfar'dan bir adam idim. Bize nebi olduğunu iddia eden bir adam'ın Mekke'de ortaya çıktığı haberi ulaştı. Kardeşime: Bu adamın yanına git, onunla konuş ve ona dair ondan bana haber getir, dedim. Kardeşim gitti, onunla karşılaştı, sonra geri döndü: Ne haber, diye sordum. O, Allah'a yemin ederim, ben hayrı emreden, kötülükten de alıkoyan bir adam gördüm dedi. Ben de ona, bu getirdiğin haber beni rahatlatmadı, dedim. Yanıma bir dağarcık ve bir asa aldım. Sonra da Mekke'ye doğru yola koyuldum. Ben onu tanımıyordum. Onun hakkında kimseye soru sormaktan da hoşlanmıyordum. Zemzem suyundan içiyor ve mescidde kalıyordum. (Ebu Zerr devamla) dedi ki: Ali yanımdan geçti. Bu adam sanki bir yabancı, dedi. Ben evet dedim. Haydi gel eve gidelim dedi. Ben de onunla birlikte yola koyuldum. O bana hiçbir şeye dair bir şey sormuyor, ben de ona söylemiyordum. Sabah olunca ona dair soru sormak üzere mescide gittim. Fakat onun hakkında bana haber verecek kimse yoktu. (Ebu Zer') dedi ki: Yine yanıma Ali geldi. Acaba bu adam henüz onun evini kendisine söyleyecek birisini bulamadı mı, dedi. Ben hayır dedim. Haydi benimle beraber yürü, dedi. Sonra bana senin halin ne? Bu şehre gelmenin sebebi ne, dedi. Ben de ona, eğer benim durumumu gizleyecek olursan sana haber veririm dedim. Dediğini yaparım diye cevap verdi. O zaman bende burada kendisinin bir nebi olduğunu iddia eden bir adamın ortaya çıktığına dair bize bir haber ulaştı. Kendisiyle konuşmak üzere kardeşimi gönderdim. Fakat geriye döndüğünde getirdiği haber beni rahatlatmadı. Kendim onunla karşılaşmak istedim, dedim. Ali ona dedi ki: Sen doğru yoldasın. İşte ben de onun yanına gidiyorum, sen de arkamdan gel. Benim gireceğim yere sen de gir, sana zarar vereceğinden korktuğum birisini görecek olursam ayakkabımı düzeltiyormuşum gibi duvarın yanında ayakta duracağım. Sen de yoluna devam et. Nihayet o gitti, ben de onunla birlikte yola koyuldum. O bir yere gitti, ben de onunla birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdim. Ona, Bana,İslaml arzet, dedim, o da arzetti. Olduğum yerde Müslüman oldum. Bana: Ey Ebu Zer', bu işi gizle ve şehrine geri dön. Bizim ortaya çıktığımız haberi sana ulaştığı takdirde geri gel, diye buyurdu. Ben dedim ki: Seni hak ile gönderene yemin ederim ki ben bunu onların arasında feryat ederek söyleyeceğim. Daha sonra Ebu Zer' mescide geldi. Kureyş de mescidde idi. Ey Kureyşliler topluluğu, dedi. Şüphesiz ki ben Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şahitlik ettiğim gibi Muhammed'in de onun kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim. Kureyşliler: Bu dinini terk edenin üzerine gidiniz, dedi. Hepsi birlikte ayağa kalktılar. Ölesiye bana vurdular. Abbas yetişip ve üzerime kapandı. Sonra da onlara dönerek dedi ki: Vay sizin halinize! Sizler Ğıfarlılardan birisini öldürecektiniz. Halbuki sizin ticaret yollarınız ve gidip gelişiniz Ğıfarlıların bulunduğu yerler üzerindendir. Bunun üzerine beni terk ettiler. Ertesi gün sabah olunca yine oraya döndüm, bir gün önce söylediğimin benzerini söyledim. Yine onlar da: Bu dininden dönene kalkınız deyip, bir gün önce bana yapılanların benzeri yapıldı. Yine Abbas bana yetişti, üzerime abandı ve bir gün önce söylediği sözlerin benzerini söyledi. (İbn Abbas) dedi ki: İşte Ebu Zer' 'in -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- ilk Müslüman oluşu böyle olmuştu." Tekrar: 3761 12. ZEMZEM KISSASI İLE ARAPLARıN CEHALETİ
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensarı çağırdı ve: Aranızda sizden olmayan bir kimse var mı, diye sordu. Onlar: Hayır sadece bizim bir kızkardeşimizin oğlu var, dediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): Bir topluluğun kızkardeşlerinin oğlu onlardandır, diye buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Şu'be b. el-Haccâc ← Katâde b. Diâme ← Enes b. Mâlik
Enes r.a. dedi ki: "Elim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden daha yumuşak ne bir atlasa, ne bir ipeğe değmiş değildir. Burnum da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kokusundan daha hoş bir koku almış değildir."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Hammâd b. Zeyd ← Sâbit el-Bünânî ← Enes b. Mâlik
Amr b. Tağlib dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kıyamet gününden önce sizler kıldan ayakkabılar giyen bir kavim ile çarpışacaksınız. Yine sizler yüzleri kat kat deriden yapılmış kalkanları andıran bir kavim ile de savaşacaksınızdır."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Cerîr b. Hâzim ← Ebû Saîd ← Amr b. Taglib
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Mute'de şehit düştükleri) haberleri gelmeden önce Cafer ve Zeyd'in şehit düştüklerini söyledi. Bu arada gözlerinden yaş akıyordu."
Abdullah b. Ebi Muleyke dedi ki: Kufe halkı İbnu'z-Zubeyr'e dede(nin mirası) hakkında mektup yazdılar (ve sordular). O da dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in buyurduğuna gelince: "Eğer ben bu ümmetten bir halil edinecek olsaydım, elbette ki onu edinirdim dediği zat, onu (yani dedeyi) baba gibi değerlendirmiştir. " Kastettiği kişi Ebu Bekir'dir.
Enes r.a. dedi ki: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kıyamete dair soru sordu. Kıyamet ne zaman kopacaktır, dedi. Allah Resulü: Onun için ne hazırladın, diye sordu. Adam hiçbir şey, dedi. Ancak ben Allah'ı ve Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i seviyorum. Allah Resulü: Sen sevdiğin kimselerle berabersin, diye buyurdu." Enes dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: Sen sevdiğin kimselerle berabersin sözüne sevindiğimiz kadar hiçbir şeyden dolayı sevinmedik. Enes dedi ki: İşte ben de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i, Ebu Bekir'i ve Ömer'i seviyorum. Onlara olan sevgim sebebiyle -onların amelleri gibi amelde bulunamamış olsam dahi onlarla birlikte olmayı ümit ediyorum." Tekrar: 6167, 6171, 7153
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Hammâd b. Zeyd ← Sâbit el-Bünânî ← Enes b. Mâlik
Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bahçeye girdi ve bana bahçenin kapısında bekçilik yapmamı emretti. Bir adam geldi (içeri girmek üzere) izin istedi. Allah Resulü: Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Gelen Ebu Bekir idi. Daha sonra bir başkası gelip izin istedi. Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Gelen Ömer'di. Daha sonra bir diğeri gelip izin istedi. Bir süre sustuktan sonra şöyle buyurdu: Ona izin ver ve kendisine isabet edecek bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele. Gelen Osman b. Affan idi." Yine Ebu Musa'dan buna yakın rivayet gelmiş olup, o rivayette (ravilerinden) Asım şunu eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde su bulunan bir yerde diz kapaklarının -yahut diz kapağının- üzerlerini açmış olduğu halde oturuyordu. Osman girince de onu örttü."
Muğire dedi ki: "Alkame Şam'a gitti. Mescide girdi. Allah'ım, bana beraber oturacağım salih bir arkadaş nasip et, diye dua etti ve Ebu'd-Derda'nın yanına oturdu. Ebu'd-Derda: Sen kimlerdensin diye sordu. Ben Kufe halkındanım, dedi. Peki başkasının bilmediği (Nebi efendimize ait sırları bilen şahıs olan) sır sahibi aranızda yok mu -yahut sizden değil mi-? Bununla Huzeyfe'yi kastediyordu. Ben: Evet vardır, dedim. Peki aranızda -yahut sizden- Allah'ın Nebiinin dili (ifade ettiği üzere) ile ateşten koruduğu kimse yok mu, dedi. -Kastettiği şeytandan koruduğu kimse olan Ammar'dır.- Ben: Evet dedim. Peki aranızda -yahut sizden- misvak ve yastığın -yahut da sirarin- sahibi (görevlisi) yok mu? Ben evet dedim. Peki, Abdullah (b. Mes'ud) "velleyli iza yağşa ve'n-nehari iza tecella ... : Örtüp bürüdüğü zaman geceye, aydınlattığı zaman gündüze ... andolsun"u nasıl okurdu? Ben: Ve'z-zekeri ve'l-unsa: Erkeğe ve dişiye (andolsun)" dedim. Dedi ki: Bunlar az kalsın beni Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den dinlemiş olduğum bir şeyden vazgeçirecek noktaya gelinceye kadar üzerime gelip durdular."
Mesruk dedi ki: Abdullah b. Amr'ın huzurunda Abdullah (b. Mes'ud)'un adı geçince dedi ki: "Bu, benim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Kur'an'ı şu dört kişiden öğreniniz, deyip önce Abdullah b. Mes'ud --diyerek saymaya başladığından beri-- sevdiğim ve sevmeye devam edeceğim kişidir." (Sonra saymaya şöyle devam etti): "Ebu Huzeyfe'nin mevlası Salim, Ubeyy b. Ka'b ve Muaz b. CebeL" (Abdullah b. Amr): Önce Ubeyy'i mi yoksa Muaz'ı mı saydı bilemiyorum, dedi. Bu Hadis 3760, 3806, 3808, 3999 numara ile gelecektir. Diğer tahric edenler: Tirmizî, menakÎb; Müslim, Fedail Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Huzeyfe" b. Utbe b. Rabia b. Abdi Şems"in mevlası (azatlısı) Salim'in menkıbeleri" Salim'in mevlası Ebu Huzeyfe b. Utbe, ashab-ı kiram'ın büyüklerinden idi. Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem ile Bedir'de bulunmuş, o günde babası kafir olarak öldürüldüğüne üzülmüş ve: "Ben onun akıllı birisi olduğunu gördüğümden dolayı Müslüman olacağını ümit ederdim, demiştir." Ebu Huzeyfe Yemame'de şehit düşmüştür. Salim de ilk Müslüman olanlardand!. Bu hadis ile onun Kur'an-ı Kerim'i bilen birisi olduğuna işaret edilmektedir. Daha önce Namaz bölümünde Mekke'den geldikleri sırada Kuba'da muhacirlere imamlık ettiği kaydedilmiş bulunmaktadır. Salim Bedir'e ve ondan sonraki gazvelere katılmıştır. Babasının adının Ma'kil olduğu söylenir. O ensardan bir kadının kölesi iken Ebu. Huzeyfe o kadın ile evlendikten sonra onu evlatlık edindiğinden ötürü Ebu. Huzeyfe'ye nispet edilmiştir. Buna dair açıklamalar da ileride Rada' (süt emme) bahsinde gelecektir. Salim de Yemame'de şehit düşmüştür
Abdurrahman b. Yezid dedi ki: "Biz, Huzeyfe'ye, (ashab arasında) güzel görünüşü ve gidişi itibariyle Nebie en yakın kişinin kim olduğunu -onu bilip öğrenelim diye- sorduk. Dedi ki: Ben güzel görünüşü, gidişi, şekli ve şemaili itibariyle İbn Ümmü Abd'den daha çok Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e 'yakın (benzer) kimse bilmiyorum." Bu Hadis 6097 numara ile gelecektir
Said b. Ebi Burde, babasından rivayetle dedi ki: "Medine'ye gittim. Abdullah b. Selam r.a. ile karşılaştım: Benimle gelmez misin? Sana sevik ve hurma yedireceğim ve bir evin içerisine girmiş olacaksın, dedikten sonra şunları ekledi: Sen ribanın yaygın olduğu biryerde bulunuyorsun. Bir kimseden bir alacağın var da o sana bir saman çöpü yahut bir arpa ağırlığı kadar bir şey ya da bir yük alaf hediye edecek olursa şüphesiz ki bu bir ribadır. " Tekrar: 7342
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Şu'be b. el-Haccâc ← Saîd b. Ebû Bürde ← babası
Abdullah r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necm (suresin)i okudu ve secde etti. Bir adam dışında, secde etmedik kimse kalmadı. Onun da bir avuç çakıl alarak (alnına doğru) kaldırdığını ve onun üzerine secde ettiğini gördü ve, bu kadarı bana yeter, dedi. Andolsun daha sonra onun Allah'ı inkar eden bir kafir olarak öldürülmüş gördüm."
Muaz b. Rifaa b. Rafi --ki (babası) Rifaa Bedir'e katılanlardandı-- (onun da babası) Rafi' -Akabe'de bulunanlardandı- oğluna şöyle derdi: Akabe yerine Bedir'de bulunmuş olmak beni daha çok sevindirmez. Rafi': Cibril Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordu ... deyip, bu hadisi zikretti.
Ka'b b. Ucre r.a. dedi ki: "Hudeybiye zamanında bitler (başımdan) yüzüme saçılıp dökülürken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma gelerek: Başındaki haşereler seni rahatsız ediyor mu, diye sordu. Ben: Evet dedim. Şöyle buyurdu: O halde saçlarını traş et, üç gün oruç tut yahut altı yoksula yemek yedir ya da bir kurban kes." Eyyub dedi ki: "Bunların hangisi ile (söze) başladığını bilmiyorum."
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'e yakın bir yerde sabahın erken saatlerinde sabah namazını kıldıktan sonra: Allahu ekber, harap oldu Hayber! Şüphesiz biz bir kavmin düzlüğüne indik mi artık inzar edilenlerin sabahı çok kötü olur, diye buyurdu. Onlar da evlerinden dışarıya çıkıp yollarda koşmaya başladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşçıları öldürdü, kadın ve çocuklarını esir aldı. Alınan esirler arasında Safiyye de vardı. Dıhye el-Kelbi'nin payına düştü. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in payı oldu. Allah Resulü onu azad etmeyi mehri olarak saydı." (Ravilerden) Abdulaziz b. Suhayb, Sabit'e: Ey Muhammed'in babası, Enes'e sen mi: Ona ne mehir verdi, diye sordun, dedi. Sabit ona: Evet manasına başını salladı.
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Hammâd b. Zeyd ← Sâbit el-Bünânî ← Enes b. Mâlik
Cabir b. Abdullah r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü eşek etlerini yasakladı, at etlerine ruhsat verdi." Bu Hadis 5520 ve 5524 numara ile gelecektir.
Said b. Cubeyr, İbn Abbas r.a.'tan rivayetle dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı (Mekke'ye) geldiklerinde müşrikler: Sizin yanınıza, Yesrib hummasının güçlerini tükettiği bir heyet geliyor, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ilk üç şavtta remel yapmalarını, iki rükün arasında da yürümelerini emretti. Onlara tavafın bütün şavtlarında remel yapmalarını emretmesini engelleyen, sadece onların güçlerini korumalarını istemesi olmuştu." İbn Seleme, Eyyub'dan, o Said b. Cubeyr'den, o İbn Abbas'dan rivayetle şöyle dediğini de eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem güvenlik (içerisinde umre yapmak) için teminat aldığı yıl gelince, müşrikler gücünüzü görsünler diye remel yapınız, diye buyurdu. Müşrikler de o sırada Kuaykı'€m dağı tarafında bulunuyorlardı. "
Amr b. Selime dedi ki: "(Eyyub dedi ki): Ebu Kılabe bana: Onunla (yani Amr b. Seleme ile) karşılaşıp da ona sormaz mısın? (Amr) dedi ki: Bizler insanların geçip gittiği bir yerde idik. Binekliler bizim yanımızdan geçer, biz de onlara insanların durumu nedir, bu adam neyin nesidir diye sorar, onlar da: Bu adam Allah'ın kendisine risalet verdiğini, Allah'ın kendisine vahyettiğini yahut da Allah'ın ona bunu vahyettiğini söylüyor, diyorlardı. Ben de o sözleri ezberliyordum. Sanki kalbime iyice yerleştiriliyordu. Araplar ise Müslüman olmayı geciktiriyor ve: Onu kavmiyle baş başa bırakınız, diyorlardı. Eğer onlara karşı muzaffer olursa o doğru sözlü bir nebi demektir. her bir kavim Müslüman olmak için elini çabuk tuttu. Benim babam da kavminden önce elini çabuk tutarak Müslüman oldu. Geri döndüğünde dedi ki: Allah'a yemin ederim, yanınıza gerçekten Nebi oIan birisinin yanından geIiyorum.• O (bize) dedi ki: Şu namazı şu vakitte klIınız, şu namazı şu vakitte klIınız. Namaz vakti girdiğinde biriniz ezan okusun, aranızda en çok Kur'an bileniniz de size imam oIsun. Benden daha çok Kur'an bilen kimse yoktu. Çünkü ben gidip geIen kafiIeIer iIe karşılaşıyordum. Bu sebepIe beni önIerine (imam oIarak) geçirdiler. O sırada da altı yahut yedi yaşındaydım. Üzerimde bir eIbise vardı. Fakat secdeye vardığımda kenarları düşüyor, üzerim açılıyordu. Kabileden (cemaate geIen) bir kadın: Şu Kur'an okuyucunuzun edep yerini görmeyelim diye örtmeycek misiniz, dedi. Bunun için bana bir gömIek biçtiler. O gömIeğe sevindiğim kadar hiçbir şey için sevinmiş değilim.
Enes dedi ki: "Mekke fethedildiği günde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Kureyşliler arasında bazı ganimetIeri paylaştırdı. Ensar öfkelendi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Diğer insanların dünyalık alıp giderken sizler Resulullah saIlaIl&hu aleyhi ve sellem ile birlikte gitmeye razı değil misiniz? Onlar: Razıyız, deyince: Sair insanlar bir vadiden yahut bir dağ yolundan geçecek olsa şüphesiz ben ensarın gittikleri vadiden yahut onların dağ yolundan giderim, buyurdu."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Şu'be b. el-Haccâc ← Ebü't-Teyyâh ← Enes b. Mâlik
Amr b. Meymun'dan rivayete göre "Muaz r.a. Yemen'e ulaşınca onlara sabah namazını kıldırdı: "Allah İbrahim'i Halil edindi. "[Nisa, 125] buyruğunu okudu. Cemaat arasından bir adam: İbrahim'in anasının gözü aydın olmuştur, dedi." Muaz (b. Muaz el-Basri), Şube'den, o Habib'den, o Said'den, o Amr'dan şu fazlalığı zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Muaz'ı Yemen'e gönderdi. Muaz sabah namazında Nisa süresini okudu. "Allah İbrahim'i Halil edindi" buyruğunu okuyunca arkasından bir adam: İbrahim'in anasının gözü aydın olmuştur, dedi."
Ebu Cemra'den dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken dinledim: "Abdu'l-Kayslıların heyeti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Ey Allah'ın ResQlü bizler Rabialılardanız, bizimle senin aranda da Mudar kafirleri bulunmaktadır. O bakımdan biz senin yanına ancak haram kendilerine (uymaya) davet edeceğimiz bazı hususları emir buyur, dediler. Allah ResQlü şöyle buyurdu: Size dört husus emrediyorum ve size dört husl\su nehyediyorum: (Emrettiklerim) Allah'a iman etmek -Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek- (deyip eliyle) bir diye bağladı, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve aldığınız ganimetierin beşte birini Allah için vermektir. Size kabak kaplarda, oyulmuş kaplarda, sırlı testilerde ve ziftlenmiş testilerde (yapılmış şaraplar)ı da nehyederim."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Hammâd b. Zeyd ← Abdülazîz b. Suheyb ← İbn Abbâs
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim evimde, benim nöbet günümde ve (başı) gerdamm ile göğsüm arasında bulunduğu halde vefat etti. Hastalandığı vakit bizden herhangi birisi ona bir dua okurdu. Ben de ona dua okumaya koyulunca, başını semaya kaldırarak: Refiku'I-A'la arasında diye buyurdu. Bu esnada (kardeşim) Abdurrahman b. Ebi Bekr elinde soyulmuş nemli bir ağaç parçası bulunduğu halde geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona baktı. Onun o soyulmuş ağaç parçasına ihtiyacının olduğunu anladım. Onu alıp, uç tarafını çiğnedim ve onu yumuşatarak ona verdim. Allah Resulü onunla daha önce dişlerini misvaklayarak temizlediği en güzel şekilde misvakladı. Sonra onu bana uzattı. Eli düştü -ya da misvak elinden düştü.- Böylelikle Allah onun dünyadaki son günü ile ahiretteki ilk gününde benim tükürüğümü, onun tükürüğü ile bir araya getirmiş oldu."
Enes dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca sık sık bayılmaya başladı. Fatıma aleyhesselam: Vay babamın ızdırabına, dedi. Allah Resulü ona: Bugünden sonra baban için bir ızdırap kalmayacaktır, diye buyurdu. Allah Resulü vefat edince: Vay babacığım! Kendisini çağıran Rabbinin davetine icabet etti. Vay babacığım! Firdevs cennetinde barınağı vardır. Vay babacığım! Ölüm haberini Cibril'e veriyoruz, diye ağıt yaktı. Allah Resulü defnedildikten sonra Fatıma aleyhesselam: Ey Enes, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerine toprak dökmeye gönlünüz nasıl elverdi, diye sordu."
Rivayet zinciri: Buhârî ← Süleymân b. Harb ← Hammâd b. Zeyd ← Sâbit el-Bünânî ← Enes b. Mâlik
İbn Ebi Müleyke'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas "Erkekler, kadınlar ve çocuklardan (gerçekten) aciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenıer. " ayetini okudu ve: "Ben ve annem, Allah'ın mazur gördüğü bu kimseler arasındaydık," dedi. İbn Abbas'tan şu yorumlar nakledilmiştir: Hasirat "daralmak,"(Nisa 90) telvu"şahitlik ederken dilinizi eğip bükmek"(Nisa 135) anlamına gelir. Başka bir müfessir ise şöyle demiştir: el-Murağamu "gidilecek yer" manasına gelir.(Nisa 100) Ragamtü demek, "Kavmimi terk ettim," manasını ifade eder. Mevkuten de "onlar için zamanları belirlenmiş" manasını taşır. (Nisa
Ebu İshak'tan şöyIe dediği rivayet edilmiştir: Bera İbn Azib şöyIe dedi: En son inen sure, "Tevbe suresi," en son inen ayet ise "Senden fetva isterler. De ki: Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin mİrası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor ... " ayetidir./
[Hadisin ravilerinden Amr İbn Mürre Ebu Vail'e] "Sen bu sözü Abdullah [İbn Mes'ud'dan] işittin mi?" diye sormuş. oda şöyle cevap vermiş: Evet. Hem de o, bu sözü Nebi s.a.v.'e nispet etti. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Kulları Allah'tan daha çok kötülüklerden koruyan yoktur. Bu yüzden O, açık ve gizli bütün kötülükleri haram kılmıştır. Allah'tan daha çok övülmeyi seven de yoktur. Bu yüzden O, bir çok ayette kendisini övmüştür.
İbn Abbas'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir konuşma,yaptı ve şöyle buyurdu: "Siz yalın ayaklı, çıplak ve sünnetsiz olarak Allah'ın huzurunda bir araya getirileceksiniz. 'Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vadettiğimizi) yaparız.' Sonra kıyamet günü ilk giydirilen Hz. İbrahim olacak. Bakın, buna dikkat edin! Ümmetimden bazı insanlar getirilecek. Akabinde sol tarafa doğru götürülecekler. Bunun üzerine; 'Ya Rabbi! Onlar benim ashabım!' diyeceğim. Bana; 'Onların seniri ardından hangi bid'atleri çıkardığını bilmiyorsun,' denecek. Ben de salih kulun söylediği gibi 'İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin,' diyeceğim. O vakit şöyle denecektir: Bunlar, sen onları terk ettikten sonra gerisin geri ökçeleri üzerine dönmeye devam ettiler." İmam Buhari bu başlık altındaİbn Abbas'tan nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması "Kitabu'r-rikak"ta yapllacaktır inşallah. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1715-4 HAC SURESİ. İbn Uyeyne şöyle demiştir: Muhbitin (Hacc 34) "mutmain olanlar" anlamına gelir,. İbn Abbas iza temenna elka'ş-şeytanu fl ümniyyetih "(Hacc 52) ayeti hakkında şöyle demiştir: Konuştuğu zaman şeytan onun konuşmasına bir şeyler karıştırır karıştırmaz Allah Teala şeytan ın karıştırdıklarını iptal etti ve ayetlerini sapasağlam yaptı. Umniyyetuhu ifadesi "okuyuşu" şeklinde izah edilmiştir. İlla emaniyye (Bakara 78) ifadesi "okuyan fakat yazamayan insanlar" hakkında söYIenmlştir. Mücahid şöyle demiştir: Meşidun bi'l-kassati (Hacc 45) "kireçlenmiş" anlamına gelir.:. Bir başka müfessir de şöyle demiştir. yestune (Hacc 72) "saldırmak kökünden türemiş olup "saldırıda aşırı giderler," anlamına gelir." yestune (Hacc 72) "şiddetle saldırmak," ve hudu ile'ttayyib mine'l-kavI (Hacc 24) de "kendilerine güzel ilham edildi" şeklinde izah edilmiştir. İbn Ebi Halid ise Tayyib kelimesini "Kur'an," Sırat-ı hamid'i ise "İslam" olarak açıklamıştır. AÇiKLAMA:.Umniyyetuhu ifadesi "okuyuşu" şeklinde izah edilmiştir.İlla emaniyye ifadesi "okuyan fakat yazamayan insanlar" hakkında söyıenmiştfr. Bu yorumlar Ferra'ya aittir. O bu konuda şöyle demiştir: "Ayette (Hacc 52) geçen.temenna fiil'i 'tilavet etmek' anlamına gelir. (İçlerinde bir takım ümmfler vardır ki, Kitab'ı (Tevrat'l) bilmezler.' Bütun bildikleri kulaktan dolrr:a şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunuyorlar,) ayetinde geçen.emaniyye kelimesi 'uyduruk sözler' anlamına gelir. Ümmi kimseler bu tür sederi büyüklerinden dinlerlerdi, Allah'ın kitabından okumazlardı.Temenna fiilinin bu anlama geldiğini gösteren delillerden biri de şu beyittir:.Gecenin başında Allah'ın kitabını okudu DavD.d'un Zebur'u elçilere okuduğu gibi." Ayrıca Ferra şöyle de demiştir: "Temenna kelimesi, kişinin içinden geçirdiği söZ/düşünceler anlamına da gelir." Ebu Ca'fer en-Nuhhas "Maani'l-Kur'an" adlı eserinde Ali İbn Talha kanalıyla İbn Abbas'tan gelen rivayeti verdikten sonra "Bu izah, ayetin yorumu hakkında yapılan en güzel, en iyi ve en ideal açıklamadır," demiş, ardından da senetli olarak Ahmed İbn Hanbel'in şöyle söylediğini aktarmıştır: "Mısır'da Ali İbn Ebi'. Talha'nın naklettiği tefsirle ilgili bir sahi'fe var. Şayet biri bu sahife için kalkıp Mısır'a gitse, bu çok görülmez." Bu nüsha (sahife) Leys'in katibi Ebu Salih'in yanında idi. Ebu salih bu sahifeyi Muaviye İbn Salih ve Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla İbn Abbas'tan nakletmiştir. İmam Buhari', Ebu Salih nüshasını kullanmıştır. Yeri geldikçe işaret ettiğimiz gibi kitabının bir çok yerinde buna itimat etmiştir. İmam Taberi', İbn Ebi' Hatim ve İbnu'l-Münzir ise bu nüshayı Ebu Salih'ten sonra gelen raviler aracılığı ile nakletmişlerdir. Sai'd İbn Cübeyr'den gelen açıklama, İbn Abbas'ın bu yorumuna göre değerlendirilir. İbn Ebi' Hatim, Taberi' ve İbnu'l-Münzir, Şu'be ve Ebu Bişr kanalıyla onun şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de iken 'Necm' suresini okudu. 'Şimdi baksanıza şu Lat'a, Uzza'ya. Ve bir de şu geride o/an üçüncü/eri Menat'a, '(Necm 19-20) ayetini okuduğu zaman, şeytan onun sözlerine 'Onlar yüce garanikler / kuğulardır. Elbette onların şefaati umulur,' ifadelerini karıştırdı. Bunun üzerine müşrikler, 'Muhammed, bugünden önce ilahlarımızı hiç iyilikle anmamıştı, i dediler. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem secde etti. Müşrikler de onunla birlikte secdeye vardı. İşte bunun üzerine bu ayet indi." [ĞARANİK OLAYI] Alimler bu konuda çeşitli görüşler benimsemişlerdir: 1- Bir görüşe göre, Hz. Nebi uyuklama esnasında farkında olmadan bu sözleri söylemiştir. Bunu öğrenince ise, Allah Teala ayetlerini sağlamlaştırmıştır. Bu yorumu Taberi' Katade'den nakletmiştir. Kadı Iyaz bunu reddetmiştir. Gerekçe olarak da Hz. Nebi'den böyle bir şeyin asla sadır olamayacağını ve uykuda bile şeytanın ona musallat olmasının mümkün olmadığını göstermiştir. 2- Bir başka görüşe göre, şeytan, Hz. Nebi'in kendi isteği olmadan ona bu sözleri söyletmiştir. İbnu'l-Arabi', Allah Teala'nın şeytandan aktardığı "Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu, "(İbrahim 22) sözünü gerekçe göstererek bunu reddetmiş ve şöyle demiştir: "Eğer şeytanın buna gücü yetseydi, hiç kimsenin itaat edecek kuvveti kalmazdı." 3- Bir diğer görüşe göre ise, müşrikler ilahlarından bahsettikleri zaman bu şekilde söz ediyorlardı. Bu ifadeler Hz. Nebi'in bilincine yerleşmişti. Bundan dolayıdır ki, ayette onların tanrılarından bahsederken, sehven dilinden bu ifadeler dökülmüştü. Kadı Iyaz bu görüşü gayet güzel biçimde reddetmiştir. 4- Bu konudaki bir başka görüşe göre ise, Hz. Nebi bu sözleri kafirleri paylamak için söylemiştir. Bu konuda Kadı lyaz şöyle demiştir. Hz. Nebi'in bunu kastettiğine dair bir karinenin bulunması durumunda, bu yorum doğru olabilir. Özellikle o dönemde namazda konuşmanın caiz olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır." Bakıllani, bu görüşe meyletmiştir. 5- Bu konudaki bir diğer görüşe göre ise, müşrikler, ayette isimleri geçen ilahlarının ardından onları kötüleyen bir ifadenin gelmesinden endişe ettiler ve hemen bunların peşinden bu sözü söyleyip Hz. Nebi'in insanlara okuduğu ayetlerin arasına bu sözü karıştırdılar. Çünkü onlar, "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınızf" diyorlardı. Böyle bir şey yapmaya onları şeytan sevkettiği için de bu durum, şeytana nispet edilmiştir. Ya da buradaki "şeytan" ile şeytanlaşmış insanlar kastedilmiştir. 6- "Yüce garanik / kuğular" ifadesi ile "melekler"in kastedildiği söylenmiştir. Çünkü Mekkeli müşrikler: "Melekler, Allah'ın kızlarıdır," deyip onlara ibadet ediyordu. "Erkek evlatlar size, kızlar O'na olsun, öyle mi?" (Necm 21) ayeti ile onların bu inançlarını yıkmak için meleklerin tamamından bahsedildi. Müşrikler bu ayeti işitince bu hükmü, ilahlarının tamamına şamil kıldılar ve "Muhammed ilahlarımızı yüceltti," deyip bundan dolayı memnun oldular. Bunun akabinde Allah Teala bu iki ayeti [Onlar yüce garanik / kuğulardır. Elbette onların şefaati umulur.] neshetti ve diğer ayetlerini muhkem olarak bıraktı. 7 - Nebi s.a.v. Kur'an okurdu. Şeytan ise okuyuşu esnasında onun duracağı yerleri kollardı. [Hz. Nebi okuyuşu esnasında durduğu bir sırada] şeytan, sesini onun sesine benzeterek bu ifadeleri telaffuz etti. Bunun üzerine Hz. Nebi'in yakınında bulunan kimseler bu sözlerin Hz. Nebi'den çıktığını zannedip etrafa bunu yaydılar. Bu son görüş, bu konudaki en güzel yorumdur. Konunun başında İbn Abbas'tan ".temenna 'okudu' demektir," şeklinde yapılan nakil de bunu desteklemektedir. İbnu'l-Arabi de bu yorumu güzel bulmuş, bu görüşünü belirtmeden önce de şöyle demiştir: "Bu ayet, Hz. Nebi'in kendisine nispet edilen şeylerden beri olduğu konusunda bizim görüşümüz için bir nastır. Ayette geçen.fi ümniyyetihi "ok'uyuşuna" anlamına gelir. Bu ayette Allah Teala, Nebileri hakkındaki şu sünnetini açıklamıştır: Nebiler bir şey söyledikleri zaman şeytan o söze kendi kafasına göre ilave de bulunur. Bu da gayet açık biçimde göstermektedir ki, şeytan, bu sözü Hz. Nebi'in kelamına eklemiştir. Hz. Nebi asla bu sözü söylememiştir. Bizden daha önce kadri yüce, ilmi pek derin ve araştırmacı yönü çok güçlü olan İmam Taberi bu görüşü tercih etmiştir. Bu yorumun doğru olduğunu belirtip bunun üzerinde yorumlar yapmıştır. Ebu Ubeyde ".yekadune yestune" ayeti hakkında şöyle demiştir:.Yestune "saldırmak" kökünden türemiş olup "saldırıda aşırı giderler" anlamına gelir. Ferra ise şöyle demiştir: Kureyşli müşrikler bir Müslümanın Kur'an okuduğunu işittikleri zaman neredeyse onlara saldıracak hale gelirlerdi. Bu açıklama Taha suresinde geçmişti. İbnu'l-Münzir, Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla İbn Abbas'ın.yestune fiilini "şiddetle saldırmak' şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. Abd İbn Humeyd, Ebu İshak ve Temi'mi kanalıyla İbn Abbas'ın Hac suresinin 15. ayeti hakkında şöyle söylediğini senetli olarak nakletmıştir: "Her kim Allah'ın Muhammed'e dünya ve ahirette yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, evinin tavanına bir ip bağlasın ve kendini assın!.ve hüdu ile't-tayyib mine'l-kavl (Hacc 24) "kendilerine güzel ilham edildi" anlamına gelir ifadesi, Nesefi' nüshasında.ve hudu ile't-tayyib "kendilerine güzel ilham edildi" anlamına gelir, şeklinde geçmiştir. İbn Ebi' Halid'in "güzel sözüKur'an,sırat-ı hamidili de "İslam" olarak açıklaması gerçek bir araştırmanın sonucudur. İmam Taberi', Ali İbn Ebi' Talha kanalıyla İbn Abbas'ın.ve hudu ile't tayyib mine'l-kavl [ayetinde geçen hudu kelimesini] "kendilerine ilham edildi" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. İbnu'l-Münzir ise Süfyan ve İsmail kanalıyla İbn Ebi' Halid'in "güzel sözüKur'an,sırat-ı hami'd"i de "İslam" olarak açıkladığını nakletmiştir. Ebu Ubeyde.tezhelu kullu murdia (Hacc 2) [ayetinde geçen.tezhelu fiilini] "umitrnak" şeklinde açıklamıştır. ZühCılün korku yüzünden bir şey ile meşgulolmayı bırakmak anlamına geldiği de ileri sürülmüştür.