Abdurrahman b. Ebû Leylâ

Ebû Îsâ · Tâbiî, Kûfe'nin âlimi ve kadısı

DoğumMedine
Vefath. 83
KünyeEbû Îsâ
Nisbeel-Ensârî, el-Medenî, el-Evsî, el-Kûfî
Yaşadığı yerlerKûfe
Tabaka2. tabaka

Hakkında

Ebû Îsâ künyesiyle bilinen Abdurrahman b. Ebû Leylâ, ensardan bir aileye mensuptur. Babası Ebû Leylâ, Hz. Peygamber'le birlikte pek çok gazveye katılmış bir sahâbîdir; adının Yesâr olduğu, ayrıca Bilâl ya da Dâvûd şeklinde de kaydedildiği nakledilir. Abdurrahman h. 17 / m. 638 yılında Medine'de dünyaya geldi, daha sonra Kûfe'ye yerleşti.

Hz. Ali, Abdullah b. Mes'ûd ve Enes b. Mâlik başta olmak üzere önde gelen sahâbîlerden ilim aldı; ensardan yüz yirmi kadar sahâbîye yetiştiği rivayet edilir. Kendisinden oğlu Îsâ, torunu Abdullah, Mücâhid, A'meş, Muhammed b. Sîrîn ve Sâbit el-Bünânî gibi isimler hadis rivayet etti. Zehebî onu Kûfe'nin âlimi olarak anar ve talebelerinin ona bir emîre gösterilen saygıyı gösterdiğini belirtir. Tâbiîn neslinin öne çıkan zâhidlerindendi ve evinde çok sayıda mushaf bulunduğu kaydedilir.

Haccâc b. Yûsuf döneminde kısa bir süre Kûfe kadılığı yaptı; Hz. Ali ve taraftarlarını kötülemesi için baskı görmesine rağmen buna yanaşmadı. h. 82 / m. 701'de Abdurrahman b. Muhammed b. el-Eş'as Haccâc'a karşı ayaklandığında pek çok âlim ve kurrâ ile birlikte onun safına katıldı ve Deyrülcemâcim savaşı öncesinde askerleri cesaretlendiren konuşmalar yaptı. Tercih edilen görüşe göre h. 83 / m. 702 yılında vefat etti; bu savaşta ya da İbnü'l-Eş'as ile Haccâc arasındaki başka bir çarpışmada öldüğü, bazı rivayetlere göre ise atından düşerek hayatını kaybettiği söylenir.

Ailesi

Babası
Abu Layla
Çocukları
'Isa bin 'Abdur Rahman bin Abi Layla, Muhammad bin 'Abdur Rahman bin Abi Layla

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Zincirde geçtiği hadisler

Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân haber verdi. Yine İshâk b. İbrahim (Dediki): Bize Muâz b. Hişâm haber verdi. (Dediki): Bana babam haber verdi. Her iki râvî İbni Ebî Necîh'dan, o da Mücahid'den, o da İbni Ebî Leylâ'dan, o da Alî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayette bulunmuşlardır. İkisinin hadisinde de kasap ücreti yoktur.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Müslim ← İshâk b. İbrâhîm ← Süfyân
Bana Muhammed b. Hatim b. Meymûn ile Muhammed b. Merzûk ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Abd (bize haber verdi) tâbîrini kullandı. Ötekiler : Bize Muhammed b. Bekr rivayet etti dediler. (Muhammed Demişki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Hasen b. Müslim haber verdi, ona da Mücâhid, Mücâhid'e de Abdurrahman b. Ebî Leylâ, ona da Aliyyu'bnü-Ebî Tâlib haber vermiş ki : Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) develerine bakmasını ve bütün develerinin etlerini, derilerini, çullarını fakirlere taksim etmesini, bunlardan kasaplık hakkı olarak bir şey vermemesini kendisine emir buyurmuş.»
Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Bekr rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Abdülkerim b. Mâlik El-Cezerî haber verdi. Ona da Mücâhid haber vermiş. Ona da Abdurrahman b. Ebî Leylâ, ona da Aliyyü'bnü Ebî Tâlib haber vermişki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine yukarki hadîsdekinin mislini emir buyurmuş.
Bana Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Ca'fer Er-Rakkî rivayet etti. (Dediki): Bize Ubeydullah b. Amr, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş : «Ebû Talha, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kendisine has olmak üzere yemek yapmasını Ümmü Süleym'e emretti. Sonra beni ona gönderdi...» Ve râvi hadîsi nakletmiştir. Bu hadîste şöyle de demiştir: «Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elini koydu ve onun üzerine besmele çekti. Sonra : «On kişiye izin ver!» dedi. Ebû Talha da onlara izin vererek girdiler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yeyin ve besmele çekin!» dedi. Onlar da yediler. Bunu seksen kişiye yaptı. Bundan sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile ev sahipleri yediler. Ve artık bıraktılar.»
Bize Efaû Bekr b- Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Şebâbe b. Sevvâr rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Muğîre Sabitten, o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Mikdad'dan naklen rivayet etti. Mikdâd (şöyle demiş); Ben ve iki arkadaşım yoldan geldik. Açlıktan gözlerimiz, kulaklarımız gitmişti. Kendimizi Resûlullah ($allallahu Aıeyhi ve Sellenı)'in ashabına arzetmeye başladık. Ama onlardan hiç biri bizi kabul etmiyordu. Derken Nebi ($allallahu Aıeyhi ve Sellenı)'e geldik, bizi hanesine götürdü, bîr de baktık üç keçi!.. Nebi ($allallahu Aıeyhi ve Sellenı): «Şu sütü aramızda (paylaşmak üzere) sağın!» buyurdu. Artık sütü sağıyor ve bizden her birimiz nasibini içiyordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e de nasibini takdim ediyorduk. O geceleyin gelerek öyle bîr selâm veriyordu ki. uyuyanı uyandırmak, fakat uyanık olana îşîttirirdi. Sonra mescide gelir. Namaz kılar. Sonra sütünün başına gelerek içerdi. Derken bir gece hana şeytan geldi. Tam nasibimi içmiştim. (Dediki): — Muhammed ensâra geliyor, ona hediye veriyorlar, onların yanında hissemend oluyor. Onun bu bir yudum süte ihtiyacı yoktur! Bunun üzerine ben sütün başına gelerek onu içtim. Karnıma yerleştiği ve onu çıkarmaya bir çare olmadığını anladığım vakit şeytan bana pişmanlık verdi. Ve : — Yazık sana! Ne yaptın seni Muhammed'in sütünü nıü içtin? Bir gelir de onu bulamaz ve sana beddua ederse helak olursun, dünyan da, âhirelin de (heba olup) gider, dedi. Üzerimde bir peştemal vardı, onu ayaklarıma koyarsam Başım meydana çıkar; başıma koyarsam ayaklarım meydana çıkardı. Uykum gelmemeye başladı. İki arkadaşım ise uyudular; onlar benim yaptığımı yapmadılar. Derken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geıerek eskiden verdiği gibi selâm verdi. Sonra mescide geldi ve namaz kıldı. Sonra sütünün başına gelerek onu açtı. Ama kabın içinde bir şey bulamadı. Bunun üzerine başını semaya kaldırdı. Ben (içimden): Şimdi bana beddua ediyor ve helak oluyorum, dedim, (Halbuki) O: «Allahıml Bana yiyecek verene, sen de yiyecek ver! Su verene, sen de su ver!» dedi. ben peştemala dönerek onu üzerime bağladım. Ve bıçağı alarak keçilerin yanına gittim. Hangisi semiz ise onu Resülullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kesecektim. Bir de baktım keçinin sütü toplanmış. Baktım hepsinin sütleri toplanmış. Bunun üzerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ailesinin bîr kabını ele geçirdim. Onun içine süt sağmaya tama' etmezlerdi, İçine sağdım. Hattâ südün üzerine köpük çıktı. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. «Bu akşam sütünüzü içtiniz mi?» dedi. Ben; — Yâ Resûlallah iç! dedim. İçti, sonra bana verdi. Ben (yine) : — Yâ Resûlallah iç! dedim, içti, sonra bana verdi. Nebi ((Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kandığını ve duasına nail olduğumu anlayınca güldüm. Hattâ yere düştüm. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu senin yaramazlıklarından biri (olacak) yâ Mikdad!» dedi. Ben de — Yâ ResûlalIah! Halim şöyle idi, ben de şöyle yaptım, dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu Allah'ın rahmetinden başka bir şey değildir. Sen benden izin istesen de arkadaşlarımızı uyandırsak. onlar da bu sütten nasibedâr olsalardı ya!» buyurdu. Ben: — Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin olsun ki, ondan sen ve seninle beraber ben de nasibedar olduktan sonra, insanlardan kimin ondan nasibedar olacağına aldırış etmem, dedim.
Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dediki): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. (Dediki): Bize Süleyman b. Muğîre bu isnadla rivayette bulundu.
Bana Abdü'l-Cebbar b. Alâ' dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Ebî Necih evvelâ Mücâhid'den, o da İbni Ebî Leylâ'dan, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti, sonra (Dediki): Bize Yezîd rivayet etti, o da bu hadîsi İbni Ebî Leylâ'dan, o la Huzeyfe'den naklen rivayet etti; sonra (Dediki): Bize Ebû Ferve rivâyet etti. (Dediki): Ben İbni Ukeym'den dinledim. Ve zannettim ki, İbni Ebî Leylâ onu ancak İbni Ukeym'den dinlemiştir. İbni Ukeym şöyle demiş: «Huzeyfe ile beraber Medâin'de idik...» Râvi yukarki hadîs gibi rivayet etmiş, yalnız «Kıyamet gününde.,.» dememiştir.
Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî dahî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Hakem'den rivayet etti. o da Abdurrahman'dan (yâni İbni Ebî Leylâ'dan) dinlemiş. Abdurrahman şunu söylemiş: Ben Huzeyfe Medâin'de su isterken yanında idim. Ona bir insan gümüşten bir kabla geldi... Râvi bu hadîsi İbni Ukeym'in Huzeyfe'den rivayet ettiği hadîs mânâsında nakletmiştir.
Bize İshâk b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir Mansûr'dan naklen haber verdi. H. Bize Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Ebî Adiyy, İbnî Avn'den rivayet etti. Her iki râvi Mücâhid'den, o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Huzeyfe'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ı\en naklen yukarda söylediklerimizin hadîsi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Bize Muhanımed b. Abdillah b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki); Bize Seyf rivayet etti. (Dediki): Mücâhid'i şunu söylerken işittim, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'yı dinledim. (Şöyle dedi): Huzeyfe su istedi de ona bir Mecûsi gümüş bir kabtan su verdi. Bunun üzerine Huzeyfe şunları söyledi: Ben ResûluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i dinledim : «İpeği ve dibayı giymeyin! Altın ve gümüş kablardan içmeyin! Onların sahanlarından da yemeyin! Çünkü bunlar dünyada onlarındır.» buyuruyordu.
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedikî): Bize Şu'be, Hakem'den rivayet etti. (Demişki): Ben İbni Ebi Leylâ'dan dinledim. (Dedikî): Bize Ali rivayet etti. Ki: Fâtıme elindeki değirmen taşından duyduğu rahatsızlıktan şikâyet etmiş. Derken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e esirler gelmiş. Fâtıme ona gitmişse de bulamamış ve Âişe'ye rastlayarak ona haber vermiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelince Âişe, Fatıme'nin ona geldiğini kendisine haber vermiş. Ali demiş ki: Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımıza geldi. Biz döşeklerimize yatmıştık. Hemen kalkmaya davrandık. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). «Yerlerinizde kalın!» buyurdu. Ve aramızda oturdu. Hattâ göğsümün üzerinde ayağının soğukluğunu hissettim. Sonra şöyle buyurdular: «Size istediğinizden daha hayırlısını öğreteyim ni? Döşeklerinize yattığınız vakit Allah'a otuz dört defa tekbir, otuz üç defa tesbih, otuz üç defa da tahmid getirmelisiniz. Bu sizin için hizmetçiden daha hayırlıdır.»
Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. (Dedikî): Bize babam rivayet etti. H. Bize İbni Mûsenna dahi rivayet etti. (Dedikî): Bize İbni Ebi Adiy rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Şu'be'den bu isnadla rivayet etmişlerdir. Muaz'ın hadîsinde : «Geceleyin her ikiniz yatağınıza yattığınızda...» cümlesi vardır.
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedikî): Bize Süfybn b. Uyeyne, Ubeydullah,b. Ebî Yezîd'den, o da Mücâhid'den, o da İbni Ebî Leylâ'dan, o da Ali b. Ebî Tâlib'den naklen rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr ile Ubeyd b. Yaîş dahi Abdullah b. Numeyr'den rivayet ettiler. (Demişki): Bize Abdû'l-Melik Atâ' b. Ebî Rebah'dan, o da Mücâhid'den, o da İbni Ebî Leylâ'dan, o dal Alî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Hakem'in, İbni Ebî Leylâ'dan rivayet ettiği hadîs gibi rivayette bulundu. Bu hadîsde o şunu da ziyâde etti: «Ali dediki: Ben bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işiteli beri terketmedim. Kendisine: — Sıffın gecesinde de mi? dediler. — Sıffın gecesinde de! cevâbını verdi.» Atâ'nın Mücâhid'den, onun da İbni Ebî Leylâ'dan rivayet ettiği hadîsde: «Eavi dediki: Ona : -- Sıffın gecesinde de mi? dedim...» cümlesi vardır
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. H. Bize Ebû Bekr h. Ebî Şeybe de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Gunder, Şu'be'den, o da Katâde'den, o da Azra'dan, o da Hasen El-Uranî'den, o da Yahya b. Cezzâr'dan, o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Ubey b. Ka'b'dan naklen, Allah (Azze ve Celle)'nin şu âyeti hakkında rivayette bulundu: «Büyük azabdan başka biz onlara mutlaka yakın azabdan da tattıracağız.» [Secde 21] Râvî demiş ki: (Yakın azab) dünya musibetleri, rum, batşe yahut dumandır. (Batşe mi yoksa duman mı? dediğinde şekkeden Şu'be'dir.)
Bize Heddâb b, Hâlid El-Ezdî ile Şeyban b. Ferrûh hep birden Süleyman b. Muğîra'dan rivayet ettiler. Lâfız Seyban'ındır. (Dediki): Bize Süleyman rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Suhayb'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) Resulullah Salîallahu Aleyhi ve Sellem: «Mü'minin işine şaşarım. Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. bu mü'minden başka hiç bir kimsede yoktur. Kendisine varlık isabet ederse şükreyler, bu onun için hayr olur. Darlık isabet ederse sabreyler, bu da onu için hayr olur.» buyurdular.
Bize Heddâb b. Hâlid rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmad b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Abdurrahman b. Ebi Leylâ'dan, o da Suhayb'dan naklen rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem} şöyle buyurmuşlar : «Sizden öncekiler arasında bir hükümdar vardı. Bu hükümdar'ın bîr sihirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara : — Ben ihtiyarladım, imdi bana bir çocuk gönder de, sihri ona öğreteyim, dedi. O da öğretmek için kendisine bir çocuk gönderdi. Çocuk yoluna çekildiği vakit bir rahibe tesadüf etfi. Hemen yanına oturarak konuşmasını dinledi ve beğendi. Artık sihirbazın yanına giderken rahibe uğrar, yanında otururdu. Sihirbaza geldiğinde ise, sihirbaz kendisini döverdi. Çocuk bunu ruhibe şikâyet elti. Ruhib şunu söyledi : — Sihirbaz'dan korktuğun vakif, beni âilem salmadı de! Ailenden korktuğun vakitte beni o sihirbaz salmadı deyiver! Çocuk bu minval üzere devam ederken büyük bir hayvanın üzerine geldi. Bu hayvan insanları hapsetmişti. (Kendi kendine) Sihirbaz mı efdal, yoksa râhib mi bugün anlayacağım, dodi. Ve bir taş alarak : — Allahım! Eğer rahibin işi senin indinde sihirbazın işinden daha mekbul ise, bu hayvanı öldür de, insanlar işlerine gitsinier, dedi. Ve taş'ı attı. Hayvanı öldürdü. insanlar da işlerine gittiler. Arkacığından rahib'e gelerek (hâdiseyi) ona haber verdi. Râhib ona : — Ey oğulcuğum! Bugün sen benden daha faziletlisin. Senîn halin gördüğüm raddeye ulüşmıştır. Sen muhakkak imtihan olunacaksın. Şayet imtihan olunursan, benîm nerede olduğumu söyleme, dedi. Çocuk körlerle abraşları düzeltiyor, sair ilâçlardan insanları tedavi ediyordu. Derken hükümdarın maiyyetinde bulunanlardan kör olmuş birisi bunu işiiti. Ve kendisine birçok hediyyeler getirerek : — Eğer beni düzeltebilirsen, şuradaki şeylerin hepsi senin olsun! dedi. Çocuk : — Ben hiç bir kimseyi düzeltemem. Şifayı ancak Allah verir. Eğer sen Allah'a iman ediyorsan, ben Allah'a dua ederim. O da şifa verir, dedi. Adam Allah'a iman etti. Allah da şifasını verdi. Müteakiben hükümdar'ın yanına gelerek eskiden oturduğu gibi oturdu. Hükümdar ona : — Senin gözünü kim iade etti? diye sordu. Adam : — Rabbim! cevâbını verdi. — Senin benden başka Rabbin var mı? dedi. (Adam) : — Benim Rabbim de, senin Rabbin de Allah'tır cevûbını verdi. Bunun üzerine hükümdar onu tevkif eiti. Ve kendisine işkenceye başladı. Nihayet o adam çocuğun yerini söyledi. Çocuğu da getirdiler. Hükümdar ona : — Ey oğulcuğum! Sihrin körleri ve abraşları düzeltecek ve şöyle şöyle yapacağın dereceyi bulmuş, dedi. Çocuk: — Ben hiç bir kimseyi düzeltemem! Şifayı veren ancak Allah'dır, dedi. Bunun üzerine hükümdar onu da tevkif etti. Ve ona işkenceye başladı. Nihayet çocuk rahibin yerini söyledi. Rahibi de getirdiler. Kendisine : — Dininden dön! denildi. O razı o!mad: Derken hükümdar bir testere istedi ve onu başının ortasına koyarak yardı. Hattâ iki parçası yere düştü. Sonra hükümdarın maiyetî odamı getirildi. Ve kendisine : — Dininden dön! denildi. O da razı olmadı. Hemen testereyi başının ortasına koyarak, başını onunla yardı hattâ iki parçası yere düştü. Sonra çocuk getirildi. Ona da : — Dininden dön! denildi. Fakat o da kabul etmedi. Bunun üzerine çocuğu maiyyetinden bazı kimselere vererek: Bunu filân dağ'a götürün. Dağın üzerine çıkarın. Zirvesine ulaştığınızda dininden dönerse ne âlâ! Dönmezse aşağı atın, dedi. Çocuğu götürdüler ve dağa çıkardılar. Çocuk : — Allahım! Bunlar hakkında bana dilediğin şeyle kifayet et! dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve (aşağı) düştüler. Derken yürüyerek hükümdar'a geldi. Hükümdar ona : — Arkadaşların sana ne yaptı? diye sordu. Çocuk : — Onlar hakkında Allah bana kâfi geldi, dedi. Hükümdar onu yine maiyyetinden birkaç kişiye vererek : — Bunu götürün, bir gemiye yükleyerek denizin ortasına varın. Eğer dininden dönerse ne âlâ! Aksi takdirde denize atın! dedi. Çocuğu götürdüler. (O yine) : — Allahım! Bunlar hakkında bana dilediğin şeyle kifayet et! diye dua etti. Hemen gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdar'a geldi. Hükümdar ona : — Arkadaşların sana ne yaptı? diye sordu. Çocuk : — Onlar hakkında Allah bana kâfi geldi, dedi. Ve hükümdar'a şunu söyledi : — Sana emredeceğim şeyi yapmadıkça, sen beni öldüremezsin! Hükümdar : — Nedir o? diye sordu. — Halkı bir yere top!arsın ve beni bir ağaca asarsın. Sonra torbamdan bir ok al! Bu oku yayın ortasına koy. Sonra bu çocuğun Rabbi olan Allah'ın ismiyle diyerek bana at. Bunu yeparsan boni öldürürsün, dedi. Hükümdar hemen halkı bir yere topladı ve onu bir ağaca astı. Sonra torbasından bir ok aldı ve ok'u yayın ortasına koydu. Sonra: Bu çocuğun Rabbi olan Allah'ın ismiyle diyerek çocuğa attı. Ok çocuğun şakağına isabet etii. Çocuk elini şakağına, okun vurduğu yere koydu ve öldü. Bunun üzerine halk : — Çocuğun Rabbine iman ettik! Çocuğun Rabbine iman ettik! Çocuğun Rabbine iman ettik! dediler. Ve hemen hükümdar'a gidilerek : — Ne buyurursun, korktuğun vallahi başına geldi. Halk iman etti, denildi. Bunun üzerine hükümdar yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Ve kazıldı. Ateşler de yakıldı. Ve : — Kim dininden dönmezse, onu buraya atın! dedi. Yahut hükümdar'a sen at, denildi. Bunu da yaptılar. Nihayet beraberinde çocuğu olan bîr kadın geldi. Kadın oraya düşmekten çekindi. Bunun üzerine çocuk ona : - Ey anneciğim, sabret! Çünkü sen hak üzeresin! dedi.»