Mervân b. el-Hakem Râvi

Doğum: h. 2 · Vefat: h. 65
Mervân b. el-Hakem b. Ebü'l-Âs b. Ümeyye b. Abdüşems b. Abdümenâf b. Kusay
Künye
Ebû Abdülmelik
Nisbe
el-Kureşî, el-Emevî, el-Medenî
Tabaka
2. tabaka
Şehir
Tâif, Medine Şam, Mısır
Vefat kaydı
h. 65 (bazı kaynaklarda 66)
Cerh-ta'dîl
sahâbîdir

Babası al-Hakam bin Abi al-'As b. Umayya, annesi Amna bint 'Alqama al-Kanani. Eşi/eşleri: A'isha bint Mu'awiya bin al-Mughira, Layla bint Zaban, Qutiya bint Bash bin 'Amir, Umm Aban bint 'Uthman. Kardeşleri: Marwan bin al-Hakam bin Abi al-'As. Çocukları: 'Abdul Malik bin Marwan, Umm 'Amr, 'Abdul 'Aziz bin Marwan, Umm 'Utman, Aban, 'Ubaidullah, 'Abdullah, Ayoub, 'Uthman, Da'oud, Ramla, Muhammad bin Marwan. Yaşadığı yerler: Makkah, Medinah. Doğum yeri: Makkah. Vefat yeri: Medinah.

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış, kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir; eşleşmeyen yazımlar ayrı kayıt olarak kalabilir.

21 hadis
Mervân İbnü'l-Hakem şöyle demiştir:"Bir defasında Zeyd İbn Sabit (r.a.) bana şöyle demişti; Sen niye böyle davranıyorsun anlamıyorum; akşam namazında niçin kısa sûreler okuyorsun ki! Ben Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akşam namazlarında en uzun iki sûrenin uzun olanını okuduğunu işittim."
Mervan İbnü'l-Hakem şöyle demiştir: "Osman ve Ali ile ilgili şöyle bir olaya şahit oldum. Osman temettu haccı yaparak umreyle birlikte hac yapmaktan nehyediyordu. Ali bunu görünce umre ve haccı birlikte yapmak üzere ihrama girdi ve "Hiç bir kimsenin sözü sebebiyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetini terkedecek değilim" dedi."
Misver İbn Mahrame ve Mervan şöyle demişlerdir: " Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yıl, bir kaç onluk yüzer kişilik on civarında sahabî grubu ile birlikte yola çıkmıştı. Zu'l-Huleyfe'ye geldikleri zaman Resulullah kurbanlık hayvana gerdanlık takmış, bellik koymuş sonra da ihrama girmişti." 1694’ün Geçtiği diğer yerler: 1694, 1811, 2712, 2731, 4158, 4178, 4181. 1695’in geçtiği diğer yerler: 2711, 2732, 4157, 4179, 4180.
Misver İbn Mahrame ve Mervan şöyle demişlerdir: " Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı yıl, bir kaç onluk yüzer kişilik on civarında sahabî grubu ile birlikte yola çıkmıştı. Zu'l-Huleyfe'ye geldikleri zaman Resulullah kurbanlık hayvana gerdanlık takmış, bellik koymuş sonra da ihrama girmişti." 1694’ün Geçtiği diğer yerler: 1694, 1811, 2712, 2731, 4158, 4178, 4181. 1695’in geçtiği diğer yerler: 2711, 2732, 4157, 4179, 4180.
Mervan İbnü'l-Hakem ve el-Misver İbnü'l-Mahreme şöyle nakleder: Hevazin kabilesinden bir grup Müslüman olup da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek kendisinden, mallarını ve esirlerini iade etmesini istediklerinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara, "Bana en sevimli gelen söz, en doğrusudur. İkisinden birini seçin, ya esirler, ya da mallar. Aslmda ben (sizi) beklemiştim" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif'ten döndüğü zaman, (paylaştırmayı yapmadan önce) on küsür gece onları beklemişti. Resulullah'ın, onlara iki seçenekten yalnız birini geri vereceği ortaya çıkınca onlar, "Esirlerimizi geri almayı tercih ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a (C.C.) hamd ve senada bulunduktan sonra; "İmdi, bu kardeşleriniz tevbe ederek bize gelmişler. Ben de esirlerini geri vermeyi uygun gördüm, İçinizden, gönül hoşluğu ile ücretsiz olarak (bunlardan) alınan esiri vermek isterse hemen versin. Kim de kendisine düşen payı elinde tutmak isterse, ona, bize Allah'ın ihsan edeceği ilk ganimet malından ödemek üzere yine kendisinde bulunan esirleri versin" buyurdu. Sahabiler, "Allah Resulü için bunu seve seve yaparız" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Şimdi biz, kimin bu söylediğim şeye izin verip kimin vermediğini bilemiyoruz. Gidin, akıl danıştığınız insanlara durumu arzedin, bize son durumu onlar söylesin" buyurdu. Gidip durumu sözü geçer kişilerle konuştular ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndüler, gönül hoşluğu içinde esirleri geri vermeyi ve bu konuda rızalarının bulunduğunu haber verdiler. 2307 Tekrarı: 2539, 2607, 3131, 4318, 7176. 2308 Tekrarı: 2540, 2608, 3132, 4319, 7177.
Mervan İbnü'l-Hakem ve el-Misver İbnü'l-Mahreme şöyle nakleder: Hevazin kabilesinden bir grup Müslüman olup da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek kendisinden, mallarını ve esirlerini iade etmesini istediklerinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara, "Bana en sevimli gelen söz, en doğrusudur. İkisinden birini seçin, ya esirler, ya da mallar. Aslmda ben (sizi) beklemiştim" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif'ten döndüğü zaman, (paylaştırmayı yapmadan önce) on küsür gece onları beklemişti. Resulullah'ın, onlara iki seçenekten yalnız birini geri vereceği ortaya çıkınca onlar, "Esirlerimizi geri almayı tercih ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında ayağa kalktı, Allah'a (C.C.) hamd ve senada bulunduktan sonra; "İmdi, bu kardeşleriniz tevbe ederek bize gelmişler. Ben de esirlerini geri vermeyi uygun gördüm, İçinizden, gönül hoşluğu ile ücretsiz olarak (bunlardan) alınan esiri vermek isterse hemen versin. Kim de kendisine düşen payı elinde tutmak isterse, ona, bize Allah'ın ihsan edeceği ilk ganimet malından ödemek üzere yine kendisinde bulunan esirleri versin" buyurdu. Sahabiler, "Allah Resulü için bunu seve seve yaparız" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Şimdi biz, kimin bu söylediğim şeye izin verip kimin vermediğini bilemiyoruz. Gidin, akıl danıştığınız insanlara durumu arzedin, bize son durumu onlar söylesin" buyurdu. Gidip durumu sözü geçer kişilerle konuştular ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndüler, gönül hoşluğu içinde esirleri geri vermeyi ve bu konuda rızalarının bulunduğunu haber verdiler. 2307 Tekrarı: 2539, 2607, 3131, 4318, 7176. 2308 Tekrarı: 2540, 2608, 3132, 4319, 7177.
Urve'den rivayet edilmiştir: Ona Mervan b. Hakem ve Misver b. Mahreme haber vermişlerdir: Hevazin halkı Müslüman olup Hz. Nebi'e gelerek mallarını ve esirlerini kendilerine geri vermesini isteyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim yanımda gördüğünüz kimseler vardır. Ben sözün en doğrusunu severim. Bu iki gruptan birini seçin: ya esirler, ya mallar. Ben zaten sizi bekliyordum" buyurdu. -Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif seferinden dönüşünde onları on gece kadar beklemişti.- Hevazinliler: "Biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında doğrularak Allah'a layık olduğu biçimde sena etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz tövbe edip bize gelmişler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Bunu gönül hoşluğu ile yapacak olanlar yapsınlar. Her kim de payını almak isterse ona Allah'ın bize ganimet olarak vereceği ilk mallardan hakkını verelim" buyurdu. Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Biz gönül hoşluğu ile teklifini kabul ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Biz içinizden kimlerin izin verdiğini, kimlerin vermediğini bilemeyiz. Varın gidin de kararınızı bize sözcüleriniz bildirsin" buyurdu. Sonra Hz. Nebi'in yanına geri geldiler ve gönül hoşluğu ile esirlerin serbest bırakılmasına izin verdiklerini haber verdiler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur. Bu (yani Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur) sözü, Zührı'nin söylediği son sözdür. KİTABU’L-HİBE VE FADLİHA EK SAYFA – 1137-2 باب: من أهدي له هدية وعنده جلساؤه، فهو أحق. 24. YANINDA BAŞKALARI VARKEN BİRİNE BİR HEDİYE VERİLDİĞiNDE HEDİYEYE EN LAYıK KİŞİ ODUR ويذكر عن ابن عباس: أن جلساءه شركاء، ولم يصح. İbn Abbas'ın "Yanında başkaları varken" ifadesini "ortakları varken" diye açıkladığı nakledilmiştir. Ancak bu bilgi sağlam değildir.
Urve'den rivayet edilmiştir: Ona Mervan b. Hakem ve Misver b. Mahreme haber vermişlerdir: Hevazin halkı Müslüman olup Hz. Nebi'e gelerek mallarını ve esirlerini kendilerine geri vermesini isteyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim yanımda gördüğünüz kimseler vardır. Ben sözün en doğrusunu severim. Bu iki gruptan birini seçin: ya esirler, ya mallar. Ben zaten sizi bekliyordum" buyurdu. -Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Taif seferinden dönüşünde onları on gece kadar beklemişti.- Hevazinliler: "Biz esirlerimizi seçiyoruz" dediler. Bunun üzerine Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanların arasında doğrularak Allah'a layık olduğu biçimde sena etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kardeşleriniz tövbe edip bize gelmişler. Ben esirlerini kendilerine geri vermeyi uygun görüyorum. Bunu gönül hoşluğu ile yapacak olanlar yapsınlar. Her kim de payını almak isterse ona Allah'ın bize ganimet olarak vereceği ilk mallardan hakkını verelim" buyurdu. Ashab: "Ey Allah'ın Resulü! Biz gönül hoşluğu ile teklifini kabul ediyoruz" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Biz içinizden kimlerin izin verdiğini, kimlerin vermediğini bilemeyiz. Varın gidin de kararınızı bize sözcüleriniz bildirsin" buyurdu. Sonra Hz. Nebi'in yanına geri geldiler ve gönül hoşluğu ile esirlerin serbest bırakılmasına izin verdiklerini haber verdiler. Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur. Bu (yani Hevazin esirleri hakkında bize ulaşan bilgi budur) sözü, Zührı'nin söylediği son sözdür. KİTABU’L-HİBE VE FADLİHA EK SAYFA – 1137-2 باب: من أهدي له هدية وعنده جلساؤه، فهو أحق. 24. YANINDA BAŞKALARI VARKEN BİRİNE BİR HEDİYE VERİLDİĞiNDE HEDİYEYE EN LAYıK KİŞİ ODUR ويذكر عن ابن عباس: أن جلساءه شركاء، ولم يصح. İbn Abbas'ın "Yanında başkaları varken" ifadesini "ortakları varken" diye açıkladığı nakledilmiştir. Ancak bu bilgi sağlam değildir.
Allah Resu!ü'nün ashabından nakledilmiştir: Süheyl İbn Amr o gün (Hudeybiye günü) anlaşma imzaladığında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koştuğu şartlardan biri de şuydu: "Biz'den biri sana geldiğinde, senin dininden olsa bile onu bize iade edeceksin ve onunla bizim aramıza girmeyeceksin." Mu'minler bu şarttan rahatsız oldular ve öfkelendiler. Ama Süheyl bu şartta ısrarcı oldu. Hz. Nebi o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl İbn Amr'a iade etti ve anlaşma süresince kendisine her kim geldiyse Müslüman olanlar da dahil hepsini iade etti. Sonra mu'min kadınlar hicret ederek Hz.Nebi'in yanına geldiler. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe İbn Ebı Muayt da bu gelen kadınlar arasında bulunuyordu. Henüz genç bir kızdı. Ailesi gelerek kızlarını kendilerine teslim etmesini istediler. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu onlara teslim etmedi. Çünkü Allah (c.c.): "Ey iman edenler! Mu'min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar"[Mümtehine 10] ayetini indirmişti. [-2713-] Urve şöyle anlatır: Aişe bana, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kadınları şu ayete göre imtihan ettiğini bildirmişti: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman, bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" [Mümtehine 12] Urve, Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bu şartları kabul edenlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece sözle "Senden bey'at aldım" diyordu. Allah'a yemin ederim ki, bey'at alırken O'nun eli hiçbir kadının eline dokunmamıştı.
Allah Resu!ü'nün ashabından nakledilmiştir: Süheyl İbn Amr o gün (Hudeybiye günü) anlaşma imzaladığında Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e koştuğu şartlardan biri de şuydu: "Biz'den biri sana geldiğinde, senin dininden olsa bile onu bize iade edeceksin ve onunla bizim aramıza girmeyeceksin." Mu'minler bu şarttan rahatsız oldular ve öfkelendiler. Ama Süheyl bu şartta ısrarcı oldu. Hz. Nebi o gün Ebu Cendel'i babası Süheyl İbn Amr'a iade etti ve anlaşma süresince kendisine her kim geldiyse Müslüman olanlar da dahil hepsini iade etti. Sonra mu'min kadınlar hicret ederek Hz.Nebi'in yanına geldiler. Ümmü Gülsüm bint-i Ukbe İbn Ebı Muayt da bu gelen kadınlar arasında bulunuyordu. Henüz genç bir kızdı. Ailesi gelerek kızlarını kendilerine teslim etmesini istediler. Ama Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu onlara teslim etmedi. Çünkü Allah (c.c.): "Ey iman edenler! Mu'min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar"[Mümtehine 10] ayetini indirmişti. [-2713-] Urve şöyle anlatır: Aişe bana, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kadınları şu ayete göre imtihan ettiğini bildirmişti: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman, bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir" [Mümtehine 12] Urve, Aişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: Bu şartları kabul edenlere Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece sözle "Senden bey'at aldım" diyordu. Allah'a yemin ederim ki, bey'at alırken O'nun eli hiçbir kadının eline dokunmamıştı.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Misver İbn Mahreme ve Mervan'dan nakledilmiş ve her ikisi de birbirinin sözünü doğrulamıştır: Hudeybiye gününde Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkmıştı. Bir yol ayrımına geldiklerinde "Halid İbn Velid, Kureyş'in atlı birlikleriyle Gamfm mevkiinde bulunuyor. Sağdan gidelim" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki Halid, bir anda Müslüman ordusunun çıkardığı toz bulutuyla karşılaştı. Kureyş'i uyarmak için hemen atlarını topukladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yoluna devam ederek Mekke'ye inilen tepeye gelince devesi çöktü. Ashab deveyi yerinden kaldırmaya çabaladılar ama başaramayıp "Kusva yorulmuş" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kusva yorulmaz, bu onun yapageldiği bir şey değil. Fil ordusunu Mekke'ye sokmayan güç onu da sokmadı" buyurdu. Sonra: "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, Allah'ın Mukaddes kıldığı mekanlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurdu. Sonra devesini çekip kaldırdı. Topluluktan ayrılıp küçük bir su birikintisinin bulunduğu bir eşiğe indi. Ashabı da oradan azar azar su alıyorlardı. Derken ne kadar su varsa hepsini çekip bitirdiler. Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e susuz olduklarını ilettiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sadağından bir ok alıp onu su'yun çıktığı yere koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki onlar tamamen su'ya kanıncaya kadar su kaynamaya devam etti. Onlar bu halde iken Huzaalı Büdeyl İbn Zerka, kavminden bir grupla çıkageldi. Bunlar, Tihame halkından Hz. Nebi'in güvendiği kişilerdi. Dedi ki: "Ben geride Ka'b İbn Luey'i ve Amir İbn Luey'i gördüm. Hudeybiye’deki su kaynaklarını tutmuşlar, yanlarında da yeni doğum yapmış süt!ü develeri var. Seninle savaşacaklar ve Mekke'ye girmene izin vermeyecekler" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz buraya kimseyle savaşmak için gelmedik. Umre yapmak amacıyla geldik. Kureyş savaşmaktan yoruldu ve zayıf düştü. Dilerlerse bir süreliğine onlarla anlaşma yapalım ve benimle insanları baş başa bıraksınlar. Ben başarısız olursam, onlar insanların girmek istediği bu dine girmek isterlerse girerler. Yok eğer istemezlerse de bu süre zarfında dinlenmiş olurlar. Bu anlaşmayı kabul etmeyecek olurlarsa canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki başım bedenimden ayrılıncaya kadar bu dava uğruna onlarla savaşırım. Kuşkusuz Allah davasını yürütecektir" buyurdu. Büdeyl, "Bu sözünü onlara ileteceğim" diyerek ayrılıp Kureyş'le görüşmek üzere gitti. Kureyş'e şöyle dedi:. "Biz şu adamın yanından geliyoruz, bazı sözler söylediğini duyduk. İsterseniz duyduklarımızı size söyleriz" dedi. Kureyş'ten ayak takımından kimseler: "Onlar hakkında bize bir haber vermenize gerek yok" dediler. Ancak Kureyş'in akıllı ve tecrübelileri: "Duyduklarını söyle bakalım" dediler. O da "Şöyle şöyle diyor" diyerek Hz. Nebi'in sözünü onlara aktardı. Bunun üzerine Urve İbn Mesud es-Sakafi: "Kavmim!" dedi, "Siz beni baba gibi sevmez misiniz?" "Elbette" dediler. "Ben sizin iyiliğinizi isteyen oğlunuz yerinde değil miyim?" dedi. "Elbette" dediler. "(Görüşümü söylersem) beni suçlar mısınız?" dedi. "Hayır" dediler. "Bilmez misiniz ki ben Ukazlıları savaşa davet etmiştim de onlar katılmaktan kaçınmışlardı. Ben de ailemi, çocuklarımı ve sözümü tutanları alıp sizin yanınıza gelmiştirn" dedi. "Bilmez olur muyuz?" dediler. "Bu adam size güzel bir öneri sunuyor. Dediğini kabul edin ve bana müsaade edin de onun yanına bir gideyim" dedi. "Var git" dediler. (Gitti ve) Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büdeyl'e söylediğine yaklaşık şeyleri ona da söyledi. O zaman Urve: "Muhammed!" dedi, "Diyelim ki kavminin kökünü kazıdın. Araplardan hiç kimsenin kavminin kökünü kazıdığını duydun mu? Şayet diğeri olursan ki Allah'a yemin ederim ben burada tanıdık yüzler göremiyorum. Kaçacak ve seni ortalık yerde bırakacak kalabalıklar görüyorum" dedi. Ebu Bekir, kendini tutamayarak "lat'ın bilmem neresini somurasıca! Biz hiç kaçar da onu ortalık yerde bırakır mıyız?" deyiverdi. Urve, "Bunu söyleyen de kim!" dedi. "Ebu Bekir" dediler. Urve "Şayet sana minnet borçlu olduğum iyiliğin olmayaydı senin cevabını verirdim" dedi ve Hz. Nebi'le konuşmaya devam etti. Bir şey söyledikçe sakalını tutuyordu. Muğire İbn Şu'be de, kılıcı elinde ve başında miğfer Hz. Nebi'in yanı başında duruyordu. Urve, elini Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sakalına uzattıkça Muğire kılıcın kınını onun eline vurarak "Elini Allah Resulü'nün sakalından çek" diyordu. Urve başını kaldırarak "Bu da kim?" dedi. "Muğire İbn Şu'be" dediler. Urve "Seni gaddar!" dedi, "Başın dara düştüğünde sana yardım eden ben değil miydim?" (Muğire, Müslüman olmadan önce bir toplulukla birlikte yolculuk etmiş ve onları öldürerek mallarını almıştı. Sonra da gelip Müslüman olmuştu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Müslümanlığını kabul ederim ama borcun için yapacağım bir şey yok" buyurmuştu.) Sonra Urve, Hz. Nebi'in arkadaşlarını gözüyle şöyle bir süzdü. Allah'a yemin olsun ki Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor, o da onu yüzüne ve derisine sürüyordu. Bir şey yapmalarını emretse hemencecik yapıveriyorlardı. Abdest alsa abdest suyu için birbiriyle neredeyse kavgaya tutuşuyorlardı. Onun yanında konuştuklarında seslerini kısıyorlardı ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlardı. Urve, arkadaşlarının yanına döndü ve "Ey kavmim!" dedi, "Bir çok kralın yanında elçi olarak bulundum, Kayser'in, Kisra'nın ve Necaşi'nin yanında bulundum. Ama Allah'a yemin olsun ki, Muhammed'in arkadaşlarının Muhammed'i yücelttiği gibi, hiçbir hükümdarın kendi adamlarından böylesine saygı gördüğünü ve yüceltildiğini görmedim. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed tükürse tükürüğü onlardan birinin eline düşüyor ve onu yüzüne ve derisine sürüyor. Onlara bir emir verdi mi derhal yapıyorlar. Abdest aldığı zaman abdest suyu için neredeyse birbirini çiğneyecek oluyorlar. Onun yanında konuşurlarken seslerini kısıyorlar ve O'na duydukları saygıdan dolayı yüzüne bakamıyorlar. O size güzel bir anlaşma önermiş. Bana kalırsa onun bu teklifini kabul edin." Kinane oğullarından biri "Müsaade edin de ben de gidip bir göreyirn" dedi. "Git bakalım" dediler. Hz. Nebi'e ve arkadaşlarına gözükünce Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu falanca kişidir. Bunun kavmi kurbanlık deveye saygı duyar. Ona şu deveyi gönderin" buyurdu. Deve gönderildi ve insanlar onu telbiyelerle karşıladılar. Adam bunu görünce "Subhanallah, Allah Allah!" dedi, "Bunların Beytullah'tan alıkonulması doğru değiL." Arkadaşlarının yanına dönünce "Develerin kurban edilmek için işaretlendiğini gördüm. Ben bunların Beytullah'tan alıkonulmasını uygun bulmuyorum" dedi. Aralarından Mikrez İbn Hafs adında bir adam ayağa kalkarak "Bana da müsaade edin. Bir de gidip ben göreyirn" dedi. "Haydi, sen de git" dediler. Adam onlara gözükünce Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bu Mikrez. İşe yaramaz biridir" dedi. Adam Hz. Nebi'le konuşmaya başladı. Onlar konuşurlarken Süheyl İbn Amr çıkageldi. Süheyl gelince Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İşiniz kolaylaştı" buyurdu. Zührı'nin rivayetine göre "Süheyl gelince "Gelin aramızda bir barış anlaşması imzalayalım" dedi." Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yazıcıyı çağırdı ve "Bismillahirrahmanirrahim yaz" dedi. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki, ben Rahman'ın ne olduğunu bilmem. Bunun yerine, bizim yazdığımız gibi Bismikellahümme! (Allahım! Senin adınla) yaz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar "Allah'a yemin ederiz ki biz "Bismillahirrahmanirrahim'den başka bir şey yazmayız" dediler. Hz. Nebi "Öyle olsun, Bismikellahümme! yaz" buyurdu. Sonra Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in anlaşmasıdır" buyurdu. Süheyl, "Allah'a yemin olsun ki, biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bileydik seni Beytullah'tan alıkoymaz ve seninle savaşmazdık. Sen bunun yerine Abdullah'ın oğlu Muhammed, yazdır" dedi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a yeminle söylüyorum ki ben Allah'ın Resulü'yüm. Siz yalanlasanız da" buyurdu ve yazıcıya "Abdullah'ın oğlu Muhammed" yazmasını emretti. Zührı'nin şöyle dediği kaydedilir: Hz. Nebi'in onların bu isteklerini kabul etmesi, "Canım elinde olana yemin ederim ki, Allah'ın haramlarını yücelttikleri her ne isterlerse onlara vereceğim" buyurmuş olmasından dolayıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Süheyl'e: "Beytullah'ı tavaf etmemize izin vermeniz şartıyla" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin ederim ki, Arapların bizim baskına uğradığımızı konuşmaları doğru olmaz. Bu ancak gelecek yıl olabilir" dedi. Bu da böyle yazıldı. Süheyl, "Bizden biri sana gelirse, senin dininden dahi olsa onu bize iade edeceksin" dedi. Müslümanlar "Allah Allah! Müslüman olup gelen kişi müşriklere nasıl iade edilir!" dediler. Tam bu sırada Ebu Cendel İbn Süheyl İbn Amr ayağındaki bukağılarla kuş gibi sekerek geliverdi. Mekke'nin aşağısından çıkmış ve kendini Müslümanların kucağına atıvermişti. Süheyl "İşte Muhammed!" dedi, "Bize iade etmeni istediğim ilk kişi bu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Biz anlaşmayı henüz sonuçlandırmadık" buyurdu. Süheyl "O taktirde seninle kesinlikle anlaşamam" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Buna benim için izin ver" buyurdu. Süheyl "Allah'a yemin olsun ki buna izin veremem" dedi. Hz. Nebi "Hayır, bunu yapabilirsin" buyurdu. Süheyl"A1lah'a yemin olsun ki yapamam" dedi. Mikrez, "Hayır, biz buna senin için izin veriyoruz" dedi. Ebu Cendel, "Ey Müslümanlar!" dedi, "Müslüman olup gelmişim. Yine müşriklerin eline mi bırakılacağım. Ne halde olduğumu görmüyor musunuz?" dedi. Ebu Cendel'e Allah için ne işkenceler etmişlerdi! Ömer İbnü'I-Hattab bu sahneyi şöyle anlatıyor: Hz. Nebi'in yanına geldim ve "Sen Allah'ın Nebi'i değil misin?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette" buyurdu. "Öyleyse dinimizi niye böyle alçaltıyoruz?" dedim. "Ben Allah'ın Resulü'yüm ve asla O'na karşı çıkacak değilim. O bana yardım edecektir" buyurdu. "Bizim Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydun?" dedim. "Elbette. Ama ben sana bu yıl geleceğiz, demiş miydim?" buyurdu. "Hayır" dedim. "(Yinesöylüyorum), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" buyurdu. Sonra Ebu Bekir'in yanına gittim ve "Ebu Bekir! Bu, Allah'ın Nebi'i değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Biz hak yolda, düşmanlarımız batıl yolda değil mi?" dedim. "Elbette, öyle" dedi. "Öyleyse biz dinimizi niye böyle alçaltıyoruz" dedim. Bunun üzerine Ebu Bekir "Yahu!" dedi, "O Allah'ın Nebiidir. Ona asla karşı çıkmaz. Allah Ona yardım edecektir. Sen onun eteğine tutun. (Gerisini merak etme) Allah'a yemin ederim ki, O hak yoldadır." "Bize Beytullah'a gelip onu tavaf edeceğimizi söylemiyor muydu?" dedim. "Sana bu yıl geleceğini söyledi mi?" dedi. "Hayır" dedim. "(Kuşkun olmasın), Sen Beytullah'a gelecek ve onu tavaf edeceksin" dedi. Sonra ben bu yaptığımın bağışlanması için ne ibadetler ettim! Anlaşmaya konu olan yazı metnini bitirdikten sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına "Kalkıp kurban kesin ve saçlarınızı tıraş edin" buyurdu. Allah'a yemin ederim ki, onlardan tek bir kişi bile yerinden kalkmadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözünü tam üç kez tekrarladı. Hiç kimse yerinden kalkmayınca Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme'nin yanına girip olanları ona anlattı. Ümmü Seleme, "Ey Allah'ın Nebii! Bunu gerçekten istiyor musun? Dışarı çık ve kurbanını kesip berberini çağırarak saçını tıraş ettirinceye kadar kimseyle konuşma" dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı ve bunları yapıncaya kadar kimseyle konuşmadı. Kurbanını kesip saçını tıraş ettirdi. İnsanlar onu görünce kalkıp kurbanlarını kestiler ve birbirinin saçlarını kestiler. Üzüntüden neredeyse birbirini çiğneyeceklerdi. Sonra mümin kadınlar geldi ve Allah Teala, "Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size geldiği zaman onları imtihan edin ... " [Mümtehine 10] ayetini indirdi. Ömer İbnü'I-Hattab, o gün müşrikken evli olduğu iki hanımını boşadı. Onlardan biriyle Muaviye İbn Ebu Süfyan; diğeriyle de Safvan İbn Ümeyye evlendi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine'ye döndü. Ardından Kureyşten Ebu Basir adında bir kişi Müslüman olarak geldi. Kureyşliler onu istemek için iki kişiyi Medine'ye gönderdiler. Adamlar "Bize verdiğin sözü hatırla" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Basir'i onlara teslim etti. Onu yanlarına alıp yola koyuldular: Zülhuleyfe'ye vardıklarında kendilerine ait bir hurmalıktan yemek için konaklamışlardı. Ebu Basir, adamlardan birine" Senin kılıcın bayağı keskin galiba" dedi. Diğeri kılıcı kınından çekerek "Evet, Allah'a yemin olsun ki çok keskindir. Ben bunu nice defalar birilerinde denedim" dedi. Ebu Basir "Hele ver bir bakayım" dedi. Adam kılıcını onun eline verdi. Ebu Basir kılıcı aldığı gibi adamın boynunu vurdu ve adam oracıkta buz kesiliverdi. Öteki de kaçıp Medine'ye gitti. Koşarak mescide girdi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce "Bu korkunç bir şey görmüş" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelince "Allah'a yemin ederim ki arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürüleceğim" dedi. Ebu Basir gelerek "Ey Allah'ın Nebisi! Allah senin sözünü tutmanı sağladı. Beni onlara verdin. Sonra Allah beni onların elinden kurtardı" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Vay be bu yaman biri! Savaş başlatan adam. Bir de destekçisi olsa." buyurdu. Ebu Basir O'nun bu sözünü duyunca kendisini onlara iade edeceğini anladı ve çıkıp Seyfülbahr denilen yere giderek yerleşti. Ebu Cendel İbn Süheyl de onların elinden kaçarak Ebu Basir'e katıldı. Artık Kureyş'ten kim Müslüman olup çıksa Ebu Basır'e katılıyordu. Böylelikle onlar büyük bir grup oluşturdular. Kureyşlilerin Şama gidecek bir kervanlarının haberini aldıklarında önünü kesip kervandakileri öldürüyor ve mallarını alıyordular. Bunun üzerine Kureyş Hz. Nebi'e "Allah aşkına şunlara haber gönder de kim sana gelirse güvende olsun" diye haber yolladılar. Gerçekten Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara birini gönderdi ve Allah (c.c.) "O sizi onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin içinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan Haram'! ziyaretinizi ve bekletilen kurbanlarınızrn yerlerine ulaşmasını engelleyenlerdir ... O zaman inkar edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi." [feth 24-26] ayetlerini indirdi. Onların taassubu Hz. Nebi'in gerçek Nebi olduğunu itiraf etmemeleri, Bismillahirrahmanirrahim'i tanımamaları ve Müslümanların Beytullah'ı tavaf etmelerine engel olmalarıydl.
Mervan b. Hakem dedi ki: "Osman b. Affan r.a.'ın, Ruaf (burun kanaması) yılı diye bilinen yılda aşırı derecede burnu kanadı. O kadar ki hacca gitmesini engelledi ve vasiyetini yaptı. Kureyş'ten bir adam onun yanına girerek, yerine halife göster, dedi. Osman (r.a.): Bu sözü söylediler mi, diye sordu. O: Evet dedi. Peki kimi, diye sorunca, sustu. Yanına bir başka adam -zannederim el-Haris- girdi. O da: Yerine halife göster dedi. Osman, kim olsun dediler mi, diye sordu. Evet, dedi. Peki, o dedikleri kimdir, diye sordu, fakat el-Haris sustu. Osman: Onların söyledikleri Zubeyr olmalıdır, dedi. O, evet dedi. Osman dedi ki: Nefsim elinde olana yemin ederim ki bildiğim kadarıyla o, onların en hayırlılarıdır ve şüphesiz o aralarında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği kişi idi." Tekrar: 3718
Yine Mervan b. Hakem dedi ki: "Osman'ın yanında idim. Ona bir adam gelerek: Yerine halife göster dedi. O, bu söylendi mi, diye sordu. Evet, Zubeyr (olsun, diyorlar), dedi. Osman: Allah'a yemin ederim, siz de biliyorsunuz ki o sizin en hayırlılarınızdır, dedi ve bu sözlerini üç defa tekrarladı."
Rivayet zinciri: Buhârî Ubeyd b. İsmâil Ebû Üsâme Hişâm babam Mervân b. el-Hakem
Zühri, Urve'den, o da Mervan ve Misver b. Mahreme'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hudeybiye yılı ashabından onbin küsur kişi ile çıktı. Zülhuleyfe'ye varınca hediy kurbanlıklarına gerdanıık taktı, onları işaretledi ve oradan ihrama girdi. Ben bu hadisi Süfyan'dan kaç defa dinlemiş olduğumu sayamıyorum. Nihayet onu şöyle derken dinledim: Ben Zühri'den işaretlemeyi ve gerdanlık takmayı ezberlemiş, bellemiş değilim. Ancak ben bu sözleriyle işaretleme ve gerdanlık takma yerini mi kastettiğini yoksa hadisin (bundan sonraki bölümünün) tamamını mı kastettiğini bilemiyorum." (Parantez arası bu ibare Fethu'l-Bari, VII, 519'daki açıklamalardan hareketle eklenmiştir. )
Zühri, Urve'den, o da Mervan ve Misver b. Mahreme'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hudeybiye yılı ashabından onbin küsur kişi ile çıktı. Zülhuleyfe'ye varınca hediy kurbanlıklarına gerdanıık taktı, onları işaretledi ve oradan ihrama girdi. Ben bu hadisi Süfyan'dan kaç defa dinlemiş olduğumu sayamıyorum. Nihayet onu şöyle derken dinledim: Ben Zühri'den işaretlemeyi ve gerdanlık takmayı ezberlemiş, bellemiş değilim. Ancak ben bu sözleriyle işaretleme ve gerdanlık takma yerini mi kastettiğini yoksa hadisin (bundan sonraki bölümünün) tamamını mı kastettiğini bilemiyorum." (Parantez arası bu ibare Fethu'l-Bari, VII, 519'daki açıklamalardan hareketle eklenmiştir. )
Urve b. Zübeyr'den rivayete göre o Mervan b. el-Hakem ile Misver b. Mahreme'yi Hudeybiye umresinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili haberlerden bir haberi naklederken dinlemiştir. Urve'nin bana (İbn Şihab'a) ikisinden haber verdiğine göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye günü Suheyl b. Amr ile barış süresi hakkında yazışınca Suheyl b. Amr'ın koştuğu şartlar arasında şu hususlar da vardı: Bizden herhangi bir kimse sana gelecek olursa senin dinin üzere olsa dahi onu bize geri vereceksin ve bizi onunla başbaşa bırakacaksın. Suheyl bu şart olmaksızın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile anlaşmak istemedi. Mu'minler bundan hoşlanmadı, bu onlara çok ağır geldi ve bu hususta (görüşlerini beyan için) konuştular. Suheyl, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bu olmadan antlaşmayı kabul etmeyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla (bu şartı kabul ederek) yazıştı. Resulullah o gün Suheyl'in oğlu Ebli Cendel'i babası Suheyl b. Amr'a geri iade etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu süre zarfında Müslüman dahi olsa gelen her bir erkeği de mutlaka geri çevirdi. Mu'min kadınlar da hicret ederek geldiler. Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Külsum da henüz yeni ergenlik yaşına girmişken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına çıkıp geldi. Yakınları gelerek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den onu kendilerine geri vermesini istediler. Nihayet yüce Allah mu'min kadınlar hakkında o indirdiği buyruklarını indirdi."
Urve b. Zübeyr'den rivayete göre o Mervan b. el-Hakem ile Misver b. Mahreme'yi Hudeybiye umresinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili haberlerden bir haberi naklederken dinlemiştir. Urve'nin bana (İbn Şihab'a) ikisinden haber verdiğine göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hudeybiye günü Suheyl b. Amr ile barış süresi hakkında yazışınca Suheyl b. Amr'ın koştuğu şartlar arasında şu hususlar da vardı: Bizden herhangi bir kimse sana gelecek olursa senin dinin üzere olsa dahi onu bize geri vereceksin ve bizi onunla başbaşa bırakacaksın. Suheyl bu şart olmaksızın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile anlaşmak istemedi. Mu'minler bundan hoşlanmadı, bu onlara çok ağır geldi ve bu hususta (görüşlerini beyan için) konuştular. Suheyl, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bu olmadan antlaşmayı kabul etmeyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla (bu şartı kabul ederek) yazıştı. Resulullah o gün Suheyl'in oğlu Ebli Cendel'i babası Suheyl b. Amr'a geri iade etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu süre zarfında Müslüman dahi olsa gelen her bir erkeği de mutlaka geri çevirdi. Mu'min kadınlar da hicret ederek geldiler. Ukbe b. Ebi Muayt'ın kızı Ümmü Külsum da henüz yeni ergenlik yaşına girmişken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına çıkıp geldi. Yakınları gelerek Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den onu kendilerine geri vermesini istediler. Nihayet yüce Allah mu'min kadınlar hakkında o indirdiği buyruklarını indirdi."
Ubey İbn Ka'b'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Şüphesiz şiirin bir kısmı hikmettir" buyurmuştur.
Urve b. Zübeyr'in Mervan b. el-Hakem ile Misver b. Mahreme'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlar Hevazin esirlerinin hürriyete kavuşturulması hususunda kendilerine izin verdikleri zaman şöyle buyurdu: "İçinizden izin veren/e vermeyeni bilmiyorum. Şimdi siz geri dönün ve içinizdeki otoriteler durumunuzu bize arz etsin." Bunun üzerine insanlar geri döndüler. Kabilelerinin otoriteleri kendileriyle konuştu. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip, her biri (esirlerini geri vermekten) memnun olduklarını ve buna izin verdiklerini bildirdiler.
Urve b. Zübeyr'in Mervan b. el-Hakem ile Misver b. Mahreme'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslümanlar Hevazin esirlerinin hürriyete kavuşturulması hususunda kendilerine izin verdikleri zaman şöyle buyurdu: "İçinizden izin veren/e vermeyeni bilmiyorum. Şimdi siz geri dönün ve içinizdeki otoriteler durumunuzu bize arz etsin." Bunun üzerine insanlar geri döndüler. Kabilelerinin otoriteleri kendileriyle konuştu. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip, her biri (esirlerini geri vermekten) memnun olduklarını ve buna izin verdiklerini bildirdiler.