Ebû Saîd el-Hudrî

Ebû Saîd · Sahâbî, Medine müftüsü

Sa'd b. Mâlik b. Sinân b. Ubeyd b. Sa'lebe b. Ubeyd…

Vefath. 74
KünyeEbû Saîd
Nisbeel-Ensârî, el-Hudrî, el-Hazrecî
TabakaKendisi ve babası sahâbîdir

Hakkında

Asıl adı Sa'd b. Mâlik b. Sinân olup Ebû Saîd künyesiyle tanınır; Medine'nin Hazrec kabilesine bağlı Hudre koluna mensup olduğu için el-Hudrî nisbesini almıştır. Babası Mâlik b. Sinân, Hendek Savaşı'nda şehid düşmüştür. Henüz on üç yaşındayken Uhud Savaşı'na katılmak istedi; babası ısrar etmesine rağmen Peygamber yaşının küçüklüğü sebebiyle ona izin vermedi. Sonraki yıllarda Hendek'ten başlayarak on iki kadar gazvede bulundu ve Bey'atürrıdvân'a katıldı.

Peygamber'in vefatından sonra Medine'de kalarak ilimle meşgul oldu. Genç sahâbîler içinde fıkhı en iyi bilen kişi olarak nitelendirildi; kendisine "imam" ve "Medine müftüsü" gibi sıfatlar yakıştırıldı. Mescid-i Nebevî'deki ders halkasında pek çok tâbiî yetişti; Hasan-ı Basrî ve Saîd b. Cübeyr gibi isimler onun talebeleri arasındadır. Rivayet ettiği hadisleri titizlikle nakletmesi ve gerektiğinde diğer sahâbîlerin rivayetlerini düzeltmesiyle tanınır.

Kendisinden 1.170 hadis nakledilmiştir; binden fazla hadis rivayet eden yedi sahâbîden biridir. Bu rivayetlerin kırk üçü Buhârî ile Müslim'in ortak olarak, on altısı yalnız Buhârî'nin, elli ikisi yalnız Müslim'in kitabında yer alır. Vefatı yaklaştığında kabri üzerine bir yapı yapılmamasını vasiyet etti. Hicrî 74 (m. 693-694) yılında Medine'de vefat etti ve Cennetü'l-bakî'a defnedildi; ölüm yılı için 63, 64 ve 65 gibi tarihler de zikredilmiştir.

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Sözün kaynağı olduğu hadisler

Bize Said b. Maıısûr rivayet etti. (Dediki): Bize Füleyh b. Süleyman, Sâlim'den, o da Ebû'n-Nadr'dan, o da Ubeyd b. Huneyn ile Büsr b. Said'den, onlar da Ebû Said-i Hudri'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün hutbe okudu... Râvi Mâlik'in hadisi gibi rivayet etmiştir.
Bize Mansûr b. Ebi Müzâhim rivayet etti. (Dediki): Bize İbrahim b. Sa'd, Salih b. Keysan'dan rivayet etti. H. Bize Züheyr b. Harb ile Hasan b. Ali El-Hulvâni ve Abd b. Humeyd de rivayet etti. Lâfız hepsinindir. (Dedilerki): Bize Ya'kub b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize babam Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Bana Ebû Ümame b. Sehl rivayet etti: Eiıû Said-i Hudri'yi şöyle derken işitmiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Bir defa ben uyurken insanların üzerlerinde gömlekleri olduğu halde hana arzolunduklarını gördüm. Gömleklerin bazıları memelere, bazıları da daha aşağı varıyordu. Ömer b. Hattab da geçti. Üzerinde bir gömlek vardı ki, onu sürüklüyordu.» buyurdular. Ashab : — Bunu neye te'vii ettin ya Resûlallah! dediler. «Dine!.,» buyurdu.
Bize Ebû Hayseme Züheyr b. Harb ile Ahmed b. Abdete'd-Dabbi rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. (Dediki): Amr, Câbir'i, Ebû Saidi Hudri'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verirken işitmiş. (Şöyle buyurmuşlar): «İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek; insanlardan bir cemâat gaza edecekler de kendilerine: — İçinizde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gören var mı? denilecek. Onlar da : — Evet! cevâbını verecekler. Bunun üzerine kendilerine fetih müyesser kılınacak. Sonra insanlardan bir cemâat gaza edecek kendilerine: — İçinizde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sahâbilik etmiş bir kimseyi gören var mı? denilecek. — Evet! diyecekler. Yine kendilerine fetih müyesser kılınacak. Sonra insanlardan bir cemâat gaza edecek ve kendilerine : — İçinizde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sahâbilik eden bir kimsenin arkadaşını gören var mı? denilecek. Onlar da : — Evet! cevâbını verecekler. Bu sebeple kendilerine fetih müyesser kılınacaktır.»
Bana Said b. Yahya b. Said EI-Emevi rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Cüreyc, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti. (Demişki): Ebû Said-i Hudri zu'm edip dedi ki: Resûlullah [Sallallahii Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular «İnsanlar üzerine zaman gelecek; kendilerinden bir ordu gönderilecek do: — Bakın aranızda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından bir kimse bulabilecek misiniz? denilecek. Böyle bir zât bulunacak ve kendilerine onun sebebiyle fetih müyesser olacak. Sonra ikinci bir ordu gönderilecek yine : — Acaba bunların arasında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabını gören var mı? diyecekler ve onun sebebiyle kendilerine fetih müyesser olacak. Sonra üçüncü ordu gönderilecek ve : — Bakın aralarında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabını görenleri gören bulabilecek misin? denilecek. Sonra dördüncü ordu gönderilecek ve yine : — Baktn içlerinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabını gören, birini gören, birini gören, biri var mı? denilecek. Böyle bir zat da bulunacak ve kendilerine onun sayesinde fetih müyesser olacak.»
Bize İbnü Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Hâlid, Dâvud'dan rivayet elti. Lâfız onundur, H. Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Hayyan, Dâvud'dan, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Said'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Tebûk'den dönünce kendisine kıyameti sordular. Bunun üzerine Rfesûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Yüz sene gelmez ki, yeryüzünde bugün doğmuş bir nefis kalmış olsun!» buyurdular.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Müslim ← İbn Nümeyr ← Ebû Hâlid ← Dâvûd b. Ebû ← el-Mnzr b. Mâlik ← Ebû Saîd el-Hudrî
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ebû Usâme Velid b. Kesir'den, o da Muhammed b. Amr b. Ata'dan, o da Ata' b. Yesâr'dan, o da Ebû Saîd ile Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd ile Ebû Hureyre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işitmişler: «Mu'minİn başına sabit bir sızı veya bir meşakkat, bir hastalık, bir hüzün, hattâ kendini üzen bîr keder gelirse, onunla günahlarından bâzısı örtbas edilir.»
Bize Ahmed b. Yûsuf El-Ezdî rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Hafs b. Giyas rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû İshâk, Ebû Müslim El-Egar'dan rivayet etti. Ona da Ebû Saîd-i Hudrî ile Ebû'Hureyre rivayet etmişler. Demişlerki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İzz onun gömleği, kibriya da kaftanıdır. Benimle kim münazaa ederse, onu azab ederim.» buyurdular.
Bize Ebû Kâmil El-Cahderî Fudayl b. Hüseyn rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Avâne, Abdurrahman b. Esbahânî'den, o da Ebû Salih Zekvan'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Bir kadın Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: — Yâ Resûlallah! Erkekler senin hadîsini götürdü. Sen bize kendinden bir gün ayır da, onda sana gelelim. Bize Allah'ın sana öğrettiğinden öğretirsin, dedi. (O da): «Filân ve filân gün toplanın!» buyurdu. Ve kadınlar toplandılar. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de yanlarına gelerek Allah'ın kendisine bildirdiğinden onlara (bir şeyler) öğretti. Sonra şöyle buyurdu : «Sizden hiç bir kadın yoktur ki: (Gözü) 'Önünde çocuklarından üç tanesini (âhirete) göndersin de, bu çocuklar ona cehennemden bir perde olmasınlar.» buyurdu. Bunun üzerine bir kadın : — İkiyi de, ikiyi de, ikiyi de! dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dahi: «ikiyi de, ikiyi de, ikiyi de!» buyurdular.
Bana Suveyd b. Said rivayet etti (Dediki): Bize Hafs b. Meysera rivayet etti. (Dediki): Bana Zeyd b. Eslem, Ata' b. Yesar'dan, oda Ebu Said-i Hudri'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ; ''Sizden öncekilerin yollarına karış karış ve arşın arşın mutlaka tabi olacaksınız. Hatta bir keler deliğine girseler, onların arkasından gideceksiniz. '' buyurdular. Biz: -- Ya Resulallah ! Yahudilerle Hıristiyanlara mı ? dedik. '' Ya kime ? '' buyurdular.
Bize arkadaşlarımızdan bir cemaatta Said b. Ebi Meryem'den rivayet ettiler. Demişki: Bize Ebu Gassan (bu zat Muhammed b. Mutarrif'dir), Zeyd b. Eslem'den naklen bu isnadla bu hadis'in mislini haber verdi.
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbn Beşşâr rivâyet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti. ki): Bize Şu'be rivâyet etti. ki): Ben Ebû İshâk'ı, Ebû Müslim El-Egar’dan rivâyet ederken dinledim. (Şöyle dedi): Ben Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd'i Hudrî aleyhine şehâdet ederim ki, kendileri Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğuna şehâdet etmişlerdir: kavm Allah (azze ve celle)'yi zikir için otururlarsa, onları melekler kuşatırlar, rahmet kaplar, üzerlerine sekinet iner ve onları Allah kendi nezdindekilere anar.»
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbn Beşşâr rivâyet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivâyet etti. ki): Bize Şu'be rivâyet etti. ki): Ben Ebû İshâk'ı, Ebû Müslim El-Egar’dan rivâyet ederken dinledim. (Şöyle dedi): Ben Ebû Hüreyre ile Ebû Saîd'i Hudrî aleyhine şehâdet ederim ki, kendileri Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğuna şehâdet etmişlerdir: kavm Allah (azze ve celle)'yi zikir için otururlarsa, onları melekler kuşatırlar, rahmet kaplar, üzerlerine sekinet iner ve onları Allah kendi nezdindekilere anar.»
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedikî): Bize Merhum b. Abdi'l-Aziz, Ebu Neamete's-Sa'dî'den, o da Ebu Osman'dan, o da Ebu Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Muaviye Mescidde bir halkanın yanına çıktı da: — Sizi (buraya) ne oturttu? diye sordu. — Allah'ı zikretmek için oturduk, dediler. — Allah aşkına mı; sizi ancak bu mu oturttu? dedi. — Vallahi bizi ancak bu oturttu, cevabını verdiler. — Beri bakın, ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den benden daha az hadîs rivayet etmek hususunda benim mertebemde hiç bir kimse yoktur. Gerçekten Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabından müteşekkil bir halkanın yanına çıktı da: «Sizi (buraya) no oturttu?» diye sordu. Ashab: — Allah'ı zikretmeye, bizi İslam'a hidayet buyurduğu ve onunla bize imtihanda bulunduğu için ona hamdetmeye oturduk, dediler. «Allah aşkına mı? Sizi ancak bu mu oturfiu?» buyurdu. — Vallahi bizi ancak bu oturttu, dediler. «Beri bakın! Ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Lakin şu var ki; bana Cibril geldi de Allah (Azze ve Celle)'nin sizinle meleklere iftihar ettiğini haber verdi.» buyurdular.
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b, Beşşâr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû Mesleme'den rivayet etti. (Demişki): Ebû Nadra'yı, Ebû Saîd'i Hudrî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken dinledim. Şöyle buyurmuşlar : «Şüphejiz dünya tatlı, yeşildir. Ve şüphesiz Allah sizi dünyaya halife kılmıştır. Ama ne yapacaksınız diye bakar. İmdi dünyadan korunun, kadınlardan da korunun! Çünkü Benî İsrail'in ilk fitnesi kadınlarda idi.» İbnû Beşşâr'ın hadîsinde: «Ne yapacağınıza bakmak için...» ibaresi vardır.
Bana Ubeydullah b. Muaz El-Anberî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti. O da Ukbe b. Abdil-Câfiri şöyle derken işitmiş: Ben Ebû Saîdi Hûdri'yi Nebi (Sallallahu Aleyhi've Sellem)'den rivayet ederken dinledim: «Sizden öncekilerden bir adama Allah mal ve çoluk-çocuk vermişti. O adam çocuklarına : Ya benim emrettiğimi yaparsınız, yahut mirasımı sizden başkasına vaisyet ederim! Ben öldüğüm vakit beni yakın (zannederim şöyle dedi). Sonra beni ezin ve rüzgâra savurun. Çünkü ben Allah nezdınde hiç bir hayır biriktirmedim. Şüphesiz ki, Allah beni azab etmeye kadirdir, demiş, onlardan söz almıştı. Onlar da, Rabbim hakkı için kendisine bunu yaptılar. Bunun üzerine Allah : — Seni bu yaptığına sevkeden nedir? diye sordu. O da: Senden korkum! cevabını verdi. Onu bu sözden başka telafi eden olmadı.»
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dediki): Bana babam, Katâde'den, o da Ebû's-Sıddık'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar : «Sizden öncekiler içinde bir adam vardı ki, doksan dokuz insan öldürmüştü. Bu sebeple dünya insanlarının en âlimi kim olduğunu sordu. Ona bir râhib gösterdiler. O da rahibe gelerek kendisinin doksan dokuz kişi öldürdüğünü söyledi, tevbesi kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Râhib: Hayır! cevabını verdi. Adam onu da öldürdü ve bununla yüzü tamamladı. Sonra yeryüzü halkının en âlimini sordu. Ona âlim bir zat gösterdiler. Adam ona (da giderek) kendisinin yüz kişi öldürdüğünü, Icvbesinin kabul edilip edilmeyeceğini arzetti. O : — Evet! (Kabul edilir.! Seninle tevben arasına kim girebilir? Filân yere git. Orada Allah'a ibâdet eden insanlar vardır. Onlarla birlikte Allah'a ibâdet et! Memleketine dönme! Çünkü orası kötü yerdir, dedi. Adam gitti. Yolun yarısına varınca eceli geldi. Bu sefer onun hakkında rahmet melekleriyle azab melekleri münakaşa ettiler. Rahmet melekleri : — Bu adam tevbe ederek kalbiyle Allah'a yönelerek geldi, dediler. Azab melekleri ise : — O hiç bîr hayır işlemedi, dediler. Bunun üzerine yanlarına insan suretinde bir melek geldi. Onu aralarında hakem yaptılar. O da : — İki yerin arasını ölçün, hangi yere daha yakınsa bu adam oralıdır, dedi. O yeri ölçtüler ve adamsn gitmek istediği yere daha yakın buldular. Bunun üzerine ruhunu rahmet melekleri kabzetti.» Katâde demiş ki: «Hasen şunu söyledi: Bize anlatıldığına göre, bu adam ölüm kendisine gelince göğsüyle (o tarafa doğru) ilerlemiş.»
Bana Ubeydullah b. Muaz El-Anbcrî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti. O da Ebû's-Sıddîk En-Nâcî'yi, Ebû Saîd-i Hudrî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken dinlemiş ki: «Bir adam doksan dokuz kişi öldürmüş de, tevbesi kabul edilip edilmeyeceğini sormaya başlamış. Derken bir rahib'e gelerek ona da sormuş. Râhib: — Senin için tevbe yoktur, demiş. Adam rahibi de öldürmüş. Sonra sormağa başlamış. Sonra bir köyden çıkarak içerisinde iyi insanlar bulunan bir köye gitmek üzere yola çıkmış. Yolun bîr kısmını aldıktan sonra eceli gelmiş. Adam göğsüyle ilerlemeye çalışmış, sonra ölmüş. Bu sefer onun hakkında rahmet melekleriyle azab melekleri münakaşa etmişler. Neticede iyi yere ötekinden bir karış daha yakın bulunmuş ve o yer halkından sayılmış.» buyurmuşlar.
Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti, (Dediki): Bize İbni Ebî Adiy rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Katâde'den bu isnadla Muâz b. Muâz'ın hadîsi gibi rivayette bulundu. O bu hadîse şunu da ziyâde etmiştir: «Bunun üzerine Allah beriki meleklere: Uzaklasın! Ötekilere de: Yaklaşın! dîye vahy buyurdu.»
Bize Hasen b. Ali El Hulvânî ile Muhammed b. Sehl Et-Temîmî rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize İbni Ebi Meryem rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. (Dediki): Bana Zeyd b. Eslem, Atâ' b. Yesar'dan, o da Ebû Saîdî Hudri'den naklen haber verdi ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında münafıklardan bir takım adamlar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gaza'ya çıkınca ondan ayrılırlar. Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hilâfına (evlerinde) oturduklarına sevinirlermiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geldiği vakit ondan özür dilerler; yemin ederler ve yapmadıkları bîr şeyle övülmelerini isterlermîş. Bunun üzerine ; «Sakın yaptıklarına sevinenleri ve yapmadıklarıyla övülmek isteyenleri zannetme. Evet, bunları sakın azabdan kurtulacak zannetme!» [Al-i İmran 188] âyet-i kerîmesi inmiş.
Bize Abdu'I-Melik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demişki): Bana Hâlid b. Yezid, Saîd b. Ebî Hilâl'den, o da Zeyd b. Eslem'den, o da Atâ' b. Yesâr'dan, o da Ebû Saîdi Hudrî'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar : «Kıyamet gününde yer bir çörek olacak. Onu Cebbar kendi yed-i kudretiyle sizden birinizin seferde çöreğini elden ele çevirdiği gibi, cennetliklere ikram olmak üzere çevirecektir.» Ebû Saîd demişki: Az sonra yahudilerden bir adam gelerek: —Rahman olan Allah sana bereket versin ey Eba'l-Kaâsım. Kıyamet giınünde cennetliklerin ağırlanacağı şeyi sana haber vereyim mi? dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hay hay!» buyurdular. Yahudi: (Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi) : — Yer bir çörek olacak, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize baktı, sonra güldü, hattâ yan dişleri göründü. Yahudi: — Sana onların katığını haber vereyim mi? dedi. «Hay hay!» buyurdular. Yahudi: — Onların katıkları bâlâm ile nûn'dur, dedi. (Oradakiler) : — Bu ne demektir? diye sordular. —Öküzle balıktır. Onların ciğerlerinin kenarından yetmiş bin kişi yiypcektir, dedi.
Bize Muhammed b. Abdirrahman b. Selim rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Mübarek rivayet etti. (Dediki): Bize Mâlîk b. Enes haber verdi. H. Bana Harun b. Saîd El-Eylî de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Mâlîk b. Enes, Zeyd b. Eslem'den, o da Ata' b. Yesar'dan, o da Ebû Saîd-î Hudrî'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Şüphesiz ki, Allah cennetliklere: Ey cennetlikler! diyecek. Onlar da: Sana iki defa icabet ederiz ey Rabbimiz! Seni iki defa tes'îd eyleriz. Hayır senin yed-i kudretindedir, cevabını verecekler. Bunun üzerine : — Razı oldunuz mu? diye soracak. Onlar : — Neden razı olmayacakmışız yâ Rab! Bize mahlukatından hiç birine vermediğini verdin, diyecekler. Teâla Hazretleri : — Size bundan daha kıymetlisini vereyim mi? diyecek. Onlar : — Yâ Rabbi! Bundan daha kıymetli ne olabilir, mukabelesinde bulunacaklar. O da : — Size rıdvanımı helâl kılıyorum, ondan sonra sîze ebediyyon gazab etmem, buyuracaktır.»
Rivayet zinciri (2. tarîk): Müslim ← Hârûn b. Saîd el-Eylî ← İbn Vehb ← Mâlik b. Enes ← Zeyd b. Eslem ← Atâ b. Yesâr ← Ebû Saîd el-Hudrî
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Ya'kub (yâni; İbni Abdirrahman El-Kaârî) Ebû Hâzim'den, o da Sehl b. Sa'd'dan naklen rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hiç şüphe yok ki, cennetlikler cennette köşkleri sizin semâda yıldızı gördüğünüz gîbi göreceklerdir.» buyurmuşlar
Rivayet zinciri (2. tarîk): Müslim ← Hârûn b. Saîd el-Eylî ← İbn Vehb ← Mâlik b. Enes ← Safvân b. Süleym ← Atâ b. Yesâr ← Ebû Saîd el-Hudrî
Bize îshak b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfız İshak'ındır. (Dedilerki); Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dediki): Sevrî şunu söyledi: Bana da Ebû îshak rivayet etti ki, kendisine Egar, Ebû Saîd-i Hudrî ile Ebû Hureyre'den, onlar da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmişler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar : «Bir dellal: Gerçekten sizin için sağlamlık vardır. Artık ebediyyen hasta olmayacaksınız. Sizin için hayat vardır. Artık ebediyen ölmeyeceksiniz. Sizin için gençlik vardsr. Artık ebediyyen ihtiyarlamıyacaksınız. Sizin için nimetpezîr olmak vardır. Artık ebediyen fakirlemeyeceksiniz diye nida edecektir.» Allah (Azze ve Celle)'nin : «Kendilerine, İşte size cennet! Siz ona amellerinizle mirasçı oldunuz.» [A'raf 43] âyet-i kerîmesinin mânâsı budur.
Bize Osman b. Ebi Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Saîd-i Huclrî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Cennetle cehennem münâkaşa ettiler...» buyurdu. Râvî: «Her ikinize de dolusu doluya vereceğim...» cümlesine kadar Ebû Hureyre hadîsi (2846) gibi nakletmiş, ondan sonraki ziyâdeyi anmamıştır
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. Lâfızları birbirine yakındır. (Dedilerki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Demişki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular : «Kıyamet gününde ölüm sanki bakla bir koçmuş gibi getirilecek. (Ebu Kureyb şunu ziyade etti): Ve cennetle cehennemin arasında durdurulacak (Hadîsin kalan kısmı hususunda ittifak ettiler.) Ve Ey cennetlikler, bunu biliyor musunuz? denilecek. Onlar başlarını kaldırarak bakacaklar: -- Evet, bı ölümdür! diyecekler ve : — Ey cehennemlikler bunu biliyor musunuz? denilecek. Onlar da başlarını kaldırarak bakacaklar ve : — Evet, bu ölümdür! diyecekler. Müteakiben emir verilerek koç kesilecek. Sonra : — Ey cennetlikler, size ebediyet... Artık ölüm yok ve : -— Ey cehennemlikler, size de ebediyet!.. Artık ölüm yok, denilecektir.» «Onları hesabın görüleceği hasret günüyle korkut! Halbuki onlar gaflette idiler. İman etmezlerdi.» [Meryem 39] âyetini okudu ve eliyle dünyaya işaret etti.
Bize Osman b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Demişki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme konulduğu vakit: — Ey cennetlikler! denilecek...» Sonra râvî Ebû Muâviye hadîsi mânâsında rivayette bulunmuştur. Yalnız o: «İşte Allah (Azze ve Celle)'nin kavli budur.» demiş. «Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) okudu.» dememiştir. «Eliyle de dünyaya İşaret etti.» cümlesini dahi anmamıştır
Bize Yahya b. Eyyûb ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe hep birden îbni Uleyye'den rivayet ettiler. İbni Eyyûb dediki: Bize İbni Uleyye rivayet etti. (Dediki): Bize de Saîd El-Cûreyrî, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den, o da Zeyd b. Sâbit'ten naklen haber verdi. Ebû Saîd demiş ki: Ben bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işitmedim. Lâkin onu bana Zeyd b. Sabit rivayet etti, (Dediki): Bir defa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) biz de beraberinde olduğumuz halde bir katırının üzerinde Benî Neccâr'ın bir bahçesinde iken anîden hayvan onu yoldan saptırdı, az daha düşüyordu. Bir de ne görelim, altı veya beş yahut dört kabir! (Râvî, Cüreyrî böyle diyordu, demiş.) Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu kabirlerin sahiplerini kim biliyor?» diye sordu. Bir adam: — Ben (biliyorum), dedi. «Öyleyse bunlar ne zaman öldüler?» dedi. Adam : -- Onlar şirk içerisinde öldüler, cevabını verdi. Müteakiben Nebi (Sullallahu Aleyhi ve Sellem): «Gerçekten bu ümmet kabirlerinde imtihan olunuyor. Eğer defnetmemeniz endişesi olmasaydı, kabir azabından benim işitmekte olduğumu, size de işittirmesi İçin Allah'a dua ederdim.» dedi. Sonra yüzünü bize dönerek: «Cehennem azabından Allah'a sığının!» buyurdu. Ashab: -- Biz cehennem azabından Allah'a sığınırız, dediler. (Bu sefer) : «Kabir azabından Allah'a sığının!» buyurdu, Ashab: — Biz kabir azabından Allah'a sığınırız, dediler. «Fitnelerin açığından, kapalısından Allah'a sığının!» buyurdu. Ashab: — Biz fitnelerden, onların açığından, kapalısından Allah'a sığınırız, dediler. «Deccal'ın fitnesinden Allah'a sığının!» buyurdu. Ashab: — Biz Deccal'ını fitnesinden Allah'a sığınırız! dediler.
Bize Nasr b. Ali El-Cahdamî rivayet etti. (Dediki): Bize Bişr (yâni; İbni Mufaddal) rivayet etti. H. Bize Ali b. Hucr Es-Sa'dî de rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail (yâni; îbni Uleyye) rivayet etti. Her iki râvi Saîd b. Yezîd'dcn, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etmişlerdir. Ebû Saîd (şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Sizin halifelerinizden bir halife malı avuçla avuçlayacak, adetle saymayacaktır.» buyurdular. ibni Hucur'un rivayetinde (yahsû yerine) yahsî denilmiştir.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Müslim ← Nasr b. Ali ← Bişr b. el-Müfaddal ← Ebû Mesleme ← el-Mnzr b. Mâlik ← Ebû Saîd el-Hudrî
Rivayet zinciri (2. tarîk): Müslim ← İbn Hucr ← İsmâil b. İbrâhîm ← Ebû Mesleme ← el-Mnzr b. Mâlik ← Ebû Saîd el-Hudrî
(Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivâyet etti. ki): Bize Ebû Muâviye, Dâvud b. Ebî Hind'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen bu hadîsin mislini rivâyet etti. Câbir rivâyetinin izahı biraz yukarda 2896 numaralı hadîsde geçmişti. Diğer rivâyetlerdeki halîfenin kim olduğu bildirilmemişse de, Tirmizî ile Ebû Dâvud bunun Mehdi olduğunu söylemişlerdir, Tirmizî'nin rivâyet ettiği bir hadîsde: benim ehl-i beytimden ismi ismime uygun bir adam hükmetmedikçe kıyâmet kopmayacaktır.» buyurulmuştur. Tirmizî: «Bu hadîsi hasen sahihdir.» demiştir. Aynı hadisi Ebû Dâvud da rivâyet etmiştir. Onun rivâyetinde: zulümle nasıl doldurulduysa, o da doğruluk ve adaletle dolduracaktır.» ziyâdesi vardır. ve «Yahsî» fiilleri avuçla almak mânâsına gelirler. Halîfenin malı saymadan avuçla vermesi, mal ve ganimetlerin çokluğundan ve kendisinin cömertliğinden olacaktır
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Salim b. Nuh, Cüreyrî'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): İbni Sayyâd'a Resulullah (Sallalluhu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr ve Ömer, Medine'nin bir yolunda tesadüf eltiler, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Benim Resulullah olduğuma şehâdet eder misin?» dedi. O da: — Benim Resûlullah olduğuma şehâdet eder misin? mukabelesinde bulundu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Ben Allah'a, meleklerine ve kitaplarına imân ettim. Ne görürsün?» dedi. İbni Sayyad : — Suyun üzerinde bir taht görüyorum, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Denizin üzerinde iblisin tahtını mı görüyorsun? (Daha) Ne görüyorsun?» dedi. — İki doğrucu bir yalancı, yahut iki yalancı bir doğrucu görüyorum! cevabını verdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Karıştırdı, bırakın onu!» buyurdular