İbrâhîm en-Nehaî

Ebû İmrân · Tâbiî, Kûfe fıkıh ekolünün öncüsü

İbrâhîm b. Yezîd b. Kays b. el-Esved b. Amr b. Rebîa b. Zühl b. Rebîa b. Zühl b. Sa'd b. Mâlik b. en-Neha'

Vefath. 96
KünyeEbû İmrân
Nisbeen-Nehaî, el-Kûfî
Yaşadığı yerlerIrak, Kûfe
Tabaka5. tabaka

Hakkında

Ebû İmrân İbrâhîm b. Yezîd en-Nehaî, tâbiîn neslinin en büyük fakih ve muhaddislerinden biridir. Aslen Yemen'deki Mezhic kabilesinin Nehâ' koluna mensup olduğu için Nehaî nisbesiyle tanınır. Kûfe'de doğup yetişti ve hayatını orada geçirdi. Annesi Müleyke vasıtasıyla Kûfe'nin önde gelen âlimlerinden Alkame b. Kays ve Esved b. Yezîd ile akrabalık bağı vardı.

Başta Alkame, Esved ve Kâdî Şüreyh olmak üzere Abdullah b. Mes'ûd'un ilmini taşıyan Kûfeli hocalardan yetişti. Talebeleri arasında A'meş ve en meşhur öğrencisi Hammâd b. Ebû Süleyman bulunur. Hammâd aracılığıyla Ebû Hanîfe'nin fıkıh anlayışını derinden etkilemiş, Irak'taki ehl-i rey ekolünün kurucularından biri kabul edilmiştir. Zehebî onu takvada şaşırtıcı, ilimde önder ve şöhretten sakınan biri olarak tarif eder. Gerekmedikçe fetva vermekten kaçınır, sade bir hayat sürerdi; Emevî idarecileriyle de mesafeli durdu.

h. 96 yılının başlarında (m. 714) Kûfe'de vefat etti; ölüm yılı için h. 94 ve 95 de zikredilir.

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Zincirde geçtiği hadisler

Mesruk dedi ki: "Abdullah b. Amr'ın yanında Abdullah b. Mes'ud'un sözü edilince şöyle dedi: Bu adam hala sevdiğim ve seveceğim birisidir. (Çünkü) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kur'am'ı dört kişiden öğreniniz: Abdullah b. Mes'ud'dan -diyerek önce onu zikretti-, Ebu Huzeyfe'nin mevlası (azatlısı) Salim'den, Muaz b. Cebel'den ve Ubeyy b. Kalb'dan."
Abdullah r.a. dedi ki: "Daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e namazda olduğu halde selam veriyor, o da selamımızı alıyordu. Fakat Necaşi'nin yanından döndükten sonra ona selam verdik ama selamımızı almadı. Ey Allah'ın Resulü dedik, daha önce biz sana selam veriyorduk, sen de selamımızı alıyordun. Şöyle buyurdu: Şüphesiz namazda belli bir meşguliyet vardır." (Senedde yer alan ravilerden Süleyman dedi ki): "Ben İbrahim'e: Sen nasıl yapıyorsun, diye sordum. O da İçimden selamı alıyorum, dedi."
Alkame dedi ki: İbn Mes'ud ile birlikte oturuyorduk. Habbab gelerek: Ey Ebu Abdurrahman, şu gençler senin okuduğun gibi okuyabilirler mi diye sordu. İbn Mes'ud dedi ki: Eğer arzu edersen onlardan birisine sana okumasını emrederim. Habbab: Peki dedi. İbn Mesud: Oku ey Alkame dedi. Ziyad b. Hudeyr'in kardeşi olan Zeyd b. Hudayr: O aramızda en iyi okuyan kişi olmadığı halde Alkame'ye mi okumasını emrediyorsun, dedi. İbn Mes'ud: Sana gelince, eğer istersen sana senin kavmin ile onun kavmi hakkında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in neler söylediğini haber verebilirim. Ben (Alkame): Meryem suresinden 50 ayet okudum (dedi.) Abdullah: Nasıl buldun diye (Habbab'a) sordu. Habbab: Pek güzel dedi. Abdullah dedi ki: Ben ne okursam muhakkak onu Alkame de okur. Sonra Habbab'a doğru yöneldi. Habbab'ın üzerinde (elinde) altın bir yüzük vardı. Artık bu yüzüğün atılma zamanı gelmedi mi, diye sordu. Habbab: Sana şunu söyleyeyim ki bugünden sonra bu yüzüğü üzerimde asla görmeyeceksin deyip, o yüzüğü attı."
İbrahim, el-Esved'den rivayetle dedi ki: "Aişe'nin huzurunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali'ye vasiyette bulunmuş olduğundan sözedilinee:' Bunu kim söyledi? Andolsun ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i göğsüme dayamış olduğum halde gördüm. Bir leğen getirilmesini istedi ve akabinde kucağımda bütün vücudu sarkıverdi. Ölmüş de ben fark etmemiştim. Nasıloldu da Ali'ye vasiyet etti, dedi."
Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde zırhı bir yahudinin elinde otuza yani bir sa' arpaya karşılık olarak rehin bulunuyordu."
Alkame'nin Abdullah [İbn Mes'tld]dan naklettiğine göre, bir defasında Eş'as Abdullah'ın yanına gelmişti. O esnada Abdullah yemek yiyordu. Bunun üzerine Eş'as ona, 'Bugün aşura günüdür,' dedi. Abdullah İbn Mes'tld da şöyle karşılık verdi: Aşura orucu Ramazan orucu farz kılınmadan önce tutulurdu. Ramazan orucu farz kılınınca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu.
el-Esved'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Biz Abdullah İbn Mes'ud'un ders halkasında idik. Bu sırada Huzeyfe İbnu'l-Yeman çıkageldi. Yanıbaşımızda durup bize selam verdi. Sonra şöyle dedi: Yemin ederim ki, sizden daha hayırlı bir toplum münafıklıkla imtihan edilmişti. [Huzeyfenin bu sözüne hayret eden] Esved, Subhanallah! Allah Teala kitabında 'Şüphe yok ki münafıklar Cehennemin en alt katındadırlar, i buyuruyor, dedi. Abdullah İbn Mes'ud ise Huzeyfe'nin söylediği doğru söze tebessüm ile karşılık verdi. Sözünü bitirdikten sonra Huzeyfe camiin bir köşesine geçip oturdu. Bir müddet sonra Abdullah İbn Mes'ud kalktı. Onun arkadaşları da dağıldı. Huzeyfe bana bir çakıl taşı attı. Ben de yanına gittim. Bana şöyle dedi: Abdullah İbn Mes'ud "Sizden daha hayırlı bir toplum münafıklık ile imtihan edildi. Sonra onlar tevbe ettiler ve Allah da tevbelerini kabul etti," sözümü anladığı halde sadece gülmek ile yetindi. Buna hayret ettim.
Rivayet zinciri: Buhârî ← Ömer b. Hafs ← babam ← Süleymân A'meş ← İbrâhîm en-Nehaî ← el-Esved b. Yezîd
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "İmanlarına herhangi bir haksızlık karıştırmayanlar" ayeti indiği zaman, Hz. Nebi'in ashabı: "Hangimiz zulmetmedi ki?" dedi. Bunun üzerine, "Kuşkusuz şirk, büyük bir haksızlıktır, "Lukman 13 ayeti nazil oldu.
Abdullah'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ben Hz. Nebi'le bir bahçede idim. O sırada Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurma dalından yapılmış bir değneğe yaslanıyordu. Derken Yahudiler geldi ve onlardan biri diğerlerine; "Ona ruh hakkında soru sorun!" dedi. Bunun üzerine içlerinden biri: "Bunu ona sormaya ne dersiniz?" diye sordu. Bir diğeri: "O, size hoşunuza gitmeyecek bir cevap vermez," dedi. Akabinde birbirlerine; "O'na sorun!" dediler. Nihayet Hz. Nebi'e ruhu sordular. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir müddet sustu. Onlara hiç cevap vermedi. Bu durumdan ona vahiy geldiğini anladım ve yerimden kalktım. Vahiy geldikten sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu ayeti okudu: Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size acak az bir bilgi verilmiştir.
Abdullah [İbn Mes'udJ'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar [var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır, ]" (En'am 82) ayetinin nazil olması, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına ağır geldi. "Hangimiz imanına zulüm bulaştırmıyar ki?" dediler. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu, zannettiğiniz gibi değildir. LukmAn'ın oğluna 'Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, '(Lukman 13) şeklinde yaptığı nasihati hiç işitmediniz mi?" imam Buhari ibn Mes'ud'dan nakledilen bu hadisi "inanıp Da imanlarına Herhangi Bir Zulüm Bulaştırmayanlar" ayetinin tefsirinde zikretmişti. Bu hadisin geniş açıklaması ise, "Kitabu'l-ıman"
Abdullah r.a.'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Yahudi alimlerinden biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip "Ey Muhammed! Bizim sahip olduğumuz bilgiye göre Allah Teala gökleri bir parmağına, yerleri diğer parmağına, ağaçları öteki parmağına, suyu ve toprağı bir başka parmağına ve diğer bütün mahlukatı da bir parmağına yerleştirip 'Ben kralım!' der." dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O alimin bu sözünü doğrulayıp arka dişleri gözükecek kadar güldü. Sonra şu ayeti okudu: Onlar Allah'! hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. 0, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir. Hadisin geçtiği diğer yerler: 7414, 7415, 7451, 7513.
Abdullah [İbn Mes'ud]'un "Ando/sun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü," ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Hz. Nebi ufku kaplayan yeşil ipek bir örtü gördü.
İbn Mes'ud r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde ay, bir parçası dağın üst kısmında, bir parçası da onun alt tarafında olmak üzere ikiye ayrıldı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şahid olun!" dedi.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala dövme yaptıran, dövme yapan, yüzlerindeki kılları alan, güzel görünmek için dişlerinin arasını ayrık hale getiren ve Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etmiştir." Onun bu sözü Esed kabilesinden Ümmü Ya'kub adındaki bir kadının kulağına gitti. Bunun üzerine Ümmü Ya'kub ona gidip "Bana senin şu, şu kadınlara la'net okuduğun haberi geldi," dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in lanetlediği ve Allah'ın kitabında lanetlenmiş olan insanları benim lanetlememde ne var ki?" Buna karşılık olarak kadın: "Yemin ederim ki, Mushaf'ın iki kapağı arasındaki ayetleri okudum. Ancak senin söylediğini Kur'an'da bulamadım," diyerek itiraz etti. İbn Mes'ud: "Şayet Kur'an'ı baştan sona okuduysan, benim söylediğimi Kur'an'da görmüşsündür. Allah Teala: 'Nebi size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının,' buyurmuyar mu?" dedi. Kadın: "Elbette buyuruyor," şeklinde cevap verdi. İbn Mes'ud: "Hz. Nebi bütün bunları yasaklamıştır," dedi. Bu defa kadın: "Ben senin eşinin de bunları yaptığını gördüm" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud: "Git bak bakalım" dedi. Kadın gitti, ancak aradığını bulamadı. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: "Eğer eşim bunlardan birini yapsaydı, onunla birlikte olmazdım!" Hadisin geçtiği diğer yerler: 4887, 5931, 5939, 5943, 5948.
Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala başkasının saçını kendi saçına ekleyen kadına lanet etmiştir." Hadisin ravilerinden Abdurrahman şöyle demiştir: "Bu sözü, ravilerden Mansur'un rivayetindeki gibi Abdullah İbn Mes'ud'dan naklen Ümmü Ya'kub adında bir kadından işittim."
Abdullah ibn Mes'ûd (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Bizler Rasûlüllah'ın beraberinde idik. Kendisine "Vel-murselâti" Sûresi indirildi. Biz de hemen bu sûreyi O'nun ağzından almağa çalışıyorduk. Bu sırada bir yılan çıktı. Biz hemen onu öldürmeğe koşuştuk, fakat yılan bizleri geçti ve kovuğuna girdi. Bunun üzerine Rasûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem): "Sizler onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korundu" buyurdu
Buhârî burada bu Abdullah ibn Mes'ûd hadîsinin rivayet edildiği ayrı ayrı beş senedi tam olarak vermiş, metin vermemiştir
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî ← Abde b. Abdullah ← Yahyâ b. Âdem ← İsrâîl b. Yûnus ← Mansûr b. el-Mu'temir
4931. hadisin kaynakta aynı numara altında verilen, farklı senedle gelen 2. rivayetidir.
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte mağarada idik. Bu esnada Mürselat Suresi indi. Bu sureyi onun ağzından öğrendik. Hz. Nebi bu sureyi daha yeni bitirmişti ki, birden bir yılan peyda oldu. BUnun üzerine Allah Reslilü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onu öldürmeniz gerekir" dedi. İbn Mes'ud olayı anlatmaya şöyle devam etti: Hemen yılanı öldürmek için harekete geçtik. Ancak yılan bizden hızlı çıktı. İbn Mes'ud şöyle devam etti: Hz. Nebi şöyle buyurdu: "Siz yılanın şerrinden korunduğunuz gibi, yılan da sizin şerrinizden korundu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hakim sahih bir senede Ebu Hureyre'nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: .......... Ve'l-murselati urfen ayeti "iyilikle gönderilen meleklere yemin olsun" anlamına gelir. Mücahid ............elem nec'ali'l-erda kifata ayetinde (Mürselat 25) geçen .........kifat kelimesi hakkında şöyle demiştir: Insanlar yeryüzünde yaşarlar ve ölünce de oraya gömülürler. Yine Mücahid şöyle demiştir: .........Furata (Mürselat 27) "tatlı su," .....cimalat (Mürselat 33) ise "köprü halatı" anlamına gelir. Bu son açıklamayı Firyabi, Ebu Nüceyh kanalıyla Mücahid'den senetli olarak nakletmiştir. İbnu't-TIn ise şöyle demiştir: "Mücahid şöyle dedi: ..........Cimalat kelimesi hem cim harfinin dammesi, hem de kesresi ile okunur ve "siyah develer" anlamına gelir. Bu kelime ...........cimale'den türemiştir. ...........Cimale de ....cemel kelimesinin çoğuludur. Tıpkı .....hacer kelimesinin çoğulunun ........hicara olması gibi." Bu kelimeyi ............cimalat şeklinde çoğulokuyanlar, bunun anlamının "kalın ip" olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Nitekim Mücahid ............hatta yelice'l-cemelu fi semmi'l-hiyat ayetinde (A'raf 40) geçen ........cemel kelimesini "gemi halatı" olarak açıklamıştır. Ferra da bu kelimenin "kalın ip" anlamına geldiğini söylemiştir. Abd İbn Humeyd, Ali İbn Zeyd kanalıyla Ebu'd-Ouha'nın şöyle söylediğini nakletmiştir: Nafi' İbn Erzak ile Atıyye, İbn Abbas'a gelip "Bize ......la yentikun, (Mürselat 35) ........sümme innekum yevme'l-kıyameti ınde Rabbikum tahtesimun,(Zümer 31) .............vallahi Rabbina ma kunna müşrikin (En'am 23) ve ...........vela yektumunallahe hadısa ayetlerini açıkla" dediler. İbn Abbas da şöyle cevap verdi: Yazıklar olsun sana İbn Erzak! Kıyamet günü uzun bir gündür. Bu günde çeşitli merhaleler olacaktır. Bir an gelecek mü şrikler konuşamayacak, sonra onlara müsaade edilecek, onlar da davalaşacaklar. Ardından Allah dilerse yemin ve inkar edecekler. Bunu yaptıkları zaman Allah Teala onların ağızlarını mühürleyecek. Bundan sonra organlarına emredilecek, onlar da kendilerinin yaptığı amellere şahitlik edecekler. Sonra dilleri kendilerinin yaptıklarını aleyhlerine şahitlik ederek söyleyecek. İşte bu durum; 'Allah'tan hiçbir haberi gizleyemezler, '(Nisa 42) ayeti ile açıklanmıştır
Abdullah (İbn Mes'ud)'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir mağarada idik. Bu esnada Mürselat suresi indi. Hz. Nebi okuyor, ben de onun ağzından bu sureyi öğreniyordum. Hz. Nebi sureyi daha yeni bitirmişti ki, birden üzerimize bir yılan sıçradı. Hz. Nebi: "Onu öldürün!" dedi. Hemen onu öldürmeye koyulduk. Ancak yılan kaçtı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Siz onun şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin şerrinizden korunmuştur." Ömer İbn Hafs İbn Gıyas şöyle demiştir: Babamdan bu rivayeti "Minadaki bir mağarada" şeklinde ezberlemiştim
Alkame'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Mes'ud'un ashabından bir grup ile birlikte Şam'a gittim. Ebu'd-Oerda bizim geldiğimizi duymuş. Bunun üzerine yanımıza geldi ve: "İçinizde Kur'an okuyan var mı?" diye sordu. Biz de "Evet," diye cevap verdik. Bunun üzerine o; "Hanginiz en iyi okur?" diye sordu. Orada bulunanlar beni işaret ettiler. Bunun üzerine Ebu'd-Oerda "Oku!" dedi. Ben de Leyl Suresi'ni .............. ve'l-leyli iza yağşa ve'n-nehari iza tecella ve'z-zekeri ve'l-unsa şeklinde okumaya başladım. O "Sen hocandan bunu böyle mi öğrendin?" diye sordu. Ben de; "Evet," dedim. Ebu'd-Oerda; "Ben de bu sureyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağzından bu şekilde öğrendim. Ancak bu insanlar [Şam halkı] bu kıraati kabul etmeye yanaşmıyorlar," dedi.
Mesruk'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Abdullah İbn Amr, Abdullah İbn Mes'ud'dan bahsetti. Sonra şöyle dedi: Hala onu seviyorum. Çünkü Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle derken işittim: Kur'an'ı şu dört kişiden öğrenin: Abdullah İbn Mes'ud, Salim, Muaz ve Ubey İbn Ka'b"
Alkame'den şöyle söylediği nakledilmiştir: "Biz Hıms'ta idik. İbn Mes'ud Yusuf suresini okudu. Adamın biri çıkıp, 'bu sure bu şekilde nazil olmadı' diye itiraz etti. İbn Mes'ud da şöyle cevap verdi: Ben bu sureyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e okudum, bana 'aferin' dedi. Bu esnada İbn Mes'ud adamdan şarap kokusu geldiğini fark etti. Bunun üzerine, 'hem Allah'ın kitabını yalanla, hem de şarap iç, öyle mi!' diye tepki gösterdi. Sonra da adama had cezası uyguladı."
Ebu Mes'ud Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim bir gecede Bakara suresinin sonundaki iki ayeti okursa, bu iki ayet ona yeter."
Ebu Said el-Hudrı'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına: "İçinizden biri bir gecede Kur'an'ın üçte birini okuyabilir mi?" diye sordu. Kur'an'ın üçte birini okumak onlara zor geldi ve: "Ey Allah'ın Resulü! (s.a.v.) Hangimiz buna güç yetirebilir" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah tektir, Samed'dir, (İhlas Suresi) Kur'an'ın üçte biridir."
Ebu Mes'ud el-Ensari Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Her kim Bakara Suresi'nin sonunda bulunan iki ayeti bir gecede okursa, bu ayetler ona yeter."
Abdullah İbn Mes'ud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bana kuran oku!" dedi. Ben hayretle, "kuran sana inmişken ben mi sana kuran okuyacağım!" dedim. O da, "Evet" dedi. Nihayet en-Ni'sa suresini okumaya başladım. Derken "Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!"(Ntsa 41) ayetine geldim. Hesulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şimdilik yeter" buyurdu. Ona döndüğüm zaman birden göz yaşlarının boşandığını fark ettim.
5051. hadisin kaynakta aynı numara altında verilen, farklı senedle gelen 2. rivayetidir.
Süfyan şöyle demiştir: "İbn Şübrüme bana şöyle dedi: Bir kişiye ne kadar kuran okumanın yeteceği konusunda kuran'a baktım, üç ayetten daha az bir sure bulamadım. Ben de ona "Birinin üç ayetten daha az okuması uygun değildir," dedim. Alkame'den şöyle nakledilmiştir: "Ka'be'yi tavaf ettiği bir sırada Ebu Mesudlla karşılaştım. O, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'her kim Bakara suresinin sonunda bulunan iki ayeti okursa, bu ayetler ona yeter' buyurduğunu zikretti."
Abdullah'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Bana kuran oku!' dedi. Ben hayretIe, kuran sana indirildiği halde ben sana kuran mı okuyayım?' diye sordum. Buna karşın şöyle buyurdu: Ben onu başkasından duymayı arzu ediyorum." Bunun üzerine Nisa suresini okumaya başladım. "Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri nice olacak!"(Nlsa 41) ayetine gelince 'yeter' veya 'dur' dedi. Ona baktığım zaman (mübarek) gözyaşlarının aktığını gördüm."
Rivayet zinciri (1. tarîk): Buhârî ← Sadaka b. el-Fadl ← Yahyâ b. Saîd ← Süfyân ← Süleymân ← İbrâhîm ← Abîde es-Selmânî ← Abdullah b. Mes'ûd
Rivayet zinciri (2. tarîk): Buhârî ← Yahyâ b. Saîd ← Amr b. Mürre ← İbrâhîm en-Nehaî ← Abîde es-Selmânî ← Abdullah b. Mes'ûd
Rivayet zinciri (4. tarîk): Buhârî ← Süleymân A'meş ← Amr b. Mürre ← İbrâhîm en-Nehaî ← Abîde es-Selmânî ← Abdullah b. Mes'ûd
Rivayet zinciri (5. tarîk): Buhârî ← Süleymân A'meş ← Amr b. Mürre ← babası ← Ebü'd-Duhâ ← Abdullah b. Mes'ûd
Abdullah İbn Mes'ud'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana, 'Bana kuran oku!' dedi. kuran sana indirildiği halde ben sana kuran mı okuyayım?' diye hayretimi ifade ettim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Ben onu başkalanndan işitmeyi seviyorum."
Alkame'den, dedi ki: "Abdullah İbn Mes'ud ile beraber idim. Mina'da onunla Osman (İbn Affan) karşılaştı ve: Ey Ebu Abdurrahman! Sana ihtiyacım var dedi. Sonra birbirleriyle baş başa kaldılar. Osman: 'Ey Ebu Abdurrahman, daha önce bildiğin gençliğini sana hatırlatmak üzere seni bakire bir kızla evlendirmemize ne dersin ?' dedi. Abdullah onun böyle bir şeye ihtiyacı olmadığını görünce, bana işaret ederek: 'Ey Alkame' dedi. Ben de onun yanına vardığımda Osman'a şunları söylüyordu: Sen madem böyle diyorsun, andolsun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şöyle demişti: "Ey gençler topluluğu, sizden evlenebilen kimse evleniversin. Evlenmeye gücü yetmeyen kimse ise oruç tutmaya baksın. Çünkü oruç tutmak, oruç tutan kimse için şehveti kıran bir şeydir."