Tam adı Ebû Abdullah Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ûd el-Hüzelî'dir. Büyük Arap kabilelerinden Hüzeyl'e mensuptur; dedesi Utbe, meşhur sahâbî Abdullah b. Mes'ûd'un kardeşidir. Tâbiîlerin ikinci kuşağından olup Medine'nin önde gelen âlimleri arasında yer alır ve Saîd b. Müseyyeb, Ebû Seleme b. Abdurrahman, Urve b. Zübeyr gibi isimlerle birlikte Medine'nin yedi fakihinden sayılır. Kaynaklarda âmâ olduğu belirtilir; ancak gözlerini sonradan mı kaybettiği yoksa doğuştan mı görmediği açık değildir.
Babası Abdullah'ın yanı sıra Hz. Âişe, Ebû Hüreyre, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer, Ümmü Seleme, Fâtıma bint Kays ve Ammâr b. Yâsir gibi sahâbîlerden hadis aldı. Kendisinden Zührî, Ebü'z-Zinâd ve Sâlih b. Keysân gibi râviler rivayette bulundu; rivayetleri Kütüb-i Sitte'de yer alır. Emevî halifesi Ömer b. Abdülazîz ile Ali b. Hüseyin (Zeynelâbidîn) onun öğrencileri arasında anılır. Hadis ve fıkıhta imam kabul edilmiş, dürüstlüğü, zekâsı ve rivayetteki güvenilirliği övülmüştür. Dinî muhtevalı şiirler de söylediği için "fakihlerin en şairi, şairlerin en fakihi" diye nitelenmiştir.
Medine'de vefat etti. Ölüm yılı için h. 94 ile 102 arasında farklı tarihler verilse de çoğunluk h. 98 / m. 716 yılını tercih eder.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Ebu Hureyre'den ve Zeyd İbn Halid el-Cüheni'den nakledilmiştir: Bir bedevi gelerek "Ey Allah'ın Resulü! Aramızda Allah'ın kitabına göre hüküm ver" dedi. Diğeri de "Doğru söyledi. Aramızda Allah'ın kitabına göre hüküm ver" dedi. Bedevi şöyle anlattı: Oğlum bu adamın yanında işçiydi. Hanımıyla zina etmiş. Bana oğlumun recm cezasını hak ettiğini söylediler. Ben de oğluma karşılık . buna yüz koyun ve bir cari ye verdim. Sonra bilenlere sordum. "Oğlunun cezası yüz sopa ve bir yıl sürgündür" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Aranızda Allah'ın kitabına göre hüküm vereceğim. Cariye ve koyunların sana geri iade edilecektir. Oğluna da yüz sopa ve bir yıl sürgün cezası verilecektir. Üneys' Sen de yarın sabah o kadına git ve onu recm et" buyurdu. Ertesi sabah Üneys kadının yanına giderek onu recm etti.
Ebu Hureyre'den ve Zeyd İbn Halid el-Cüheni'den naklediImiştir: Bir bedevi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a and veriyorum. Allah'ın Kitabı'yla benim için hüküm vereceksin" dedi. Öteki şahıs -ki ilkinden daha anlayışlıydı- "Evet, aramızda Allah'ın Kitabı'na göre hüküm ver ve müsaade et, sözümü söyleyeyim" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Söyle" buyurdu. Adam dedi ki: "Oğlum bunun yanında işçiydi. Hanımıyla zina etmiş. Bana oğlumun recmedilmesi gerektiği haber verildi. Ben de onu kurtarmak için yüz koyun ve bir cariye verdim. Sonra bilenlere sordum. Onlar oğlumun cezasının yüz sopa ve bir yıl sürgün olduğunu, bunun karısının cezasının ise recmedilmek olduğunu söylediler." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, sizin aranızda Allah'ın Kitabı'na göre hükmedeceğim. Cariye ve yüz koyun sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa vurulacak ve bir yıl sürgün edilecek" buyurdu. Sonra "Üneys! Şu adamın karısına yarın sabah git ve sor: İtiraf ederse onu recm et" dedi. Uneys ertesi sabah kadının yanına gitti ve kadın zina ettiğini itiraf etti. Bunun üzerine kadın, Allah Resulü'nün emriyle recmedildi. Diğer tahric: Tirmizi Hudud; Müslim, Hudud
Ebu Hureyre'den ve Zeyd İbn Halid el-Cüheni'den naklediImiştir: Bir bedevi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a and veriyorum. Allah'ın Kitabı'yla benim için hüküm vereceksin" dedi. Öteki şahıs -ki ilkinden daha anlayışlıydı- "Evet, aramızda Allah'ın Kitabı'na göre hüküm ver ve müsaade et, sözümü söyleyeyim" dedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Söyle" buyurdu. Adam dedi ki: "Oğlum bunun yanında işçiydi. Hanımıyla zina etmiş. Bana oğlumun recmedilmesi gerektiği haber verildi. Ben de onu kurtarmak için yüz koyun ve bir cariye verdim. Sonra bilenlere sordum. Onlar oğlumun cezasının yüz sopa ve bir yıl sürgün olduğunu, bunun karısının cezasının ise recmedilmek olduğunu söylediler." Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım elinde olan'a yemin ederim ki, sizin aranızda Allah'ın Kitabı'na göre hükmedeceğim. Cariye ve yüz koyun sana geri verilecek. Oğluna yüz sopa vurulacak ve bir yıl sürgün edilecek" buyurdu. Sonra "Üneys! Şu adamın karısına yarın sabah git ve sor: İtiraf ederse onu recm et" dedi. Uneys ertesi sabah kadının yanına gitti ve kadın zina ettiğini itiraf etti. Bunun üzerine kadın, Allah Resulü'nün emriyle recmedildi. Diğer tahric: Tirmizi Hudud; Müslim, Hudud
İbn Abbas r.a.'dan nakledilmiştir: Sad İbn Ubade Allah Resulü'ne danışarak "Annem adak borcu varken öldü" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onun adına öde" buyurdu. Tekrar 6698, 6959 Bu hadisten şu sonuçlar çıkarılabilir: 1- Ölen adına sadaka vermek caizdir. 2- Sadakanın sevabı ona ulaşır ve bunun faydasını görür. Özellikle ölenin çocuğu tarafından yapıldığında böyledir. Bu, "Kişiye kendi yaptığından başkasının yararı yoktur" [Necm 39] ayetinin kapsamını sınırlandırır/tahsis eder. Fıkıh bilginlerinin geneline göre onun adına köle azat etmek de sadaka gibidir. Malikı mezhebindeki meşhur görüş ise böyle değildir. Hac ve oruç gibi, sadaka dışındaki ibadetlerde ise görüş ayrılığı vardır. Bu görüş ayrılıklarından bir kısmı "Oruç" bölümünde geçmiştir. 3- Bu hadis, vasiyet etmemenin caiz olduğunu da gösterir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vasiyet etmediği için Sa'd'ın annesini kınamamıştır. Bu görüşü İbnü'l-Münzir savunur. Ancak bu sözü "Hz. Nebi'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu yaptığını kınaması, ölümünden dolayı imkansız olmuş ve yükümlülüğü kalkmıştır" denerek eleştirilmiştir. Bu eleştiriye şu cevap verilebilir: Hz. Nebi (s.a.v.) başkalarının ders alması için bunu yadırgadığını ifade edebilirdi. Onaylaması bunun caiz olduğunu gösterir. 4- Yine bu hadis, sahabenin dinı konularda Hz. Nebi'e 5- Kişinin kanaatine/zann-ı galibine göre hareket etmesinin caiz olduğunu gösterir. 6- Kişinin annesi hayattayken cihada katılmasının meşru olduğunu gösterir. Ancak bu, annesinden izin almış olduğu şeklinde yorumlanır. 7 - Birisi adına bir şey yapmayı/üstlenmeyi istemenin caiz olduğu anlaşılır. 8- Anne babaya iyilik etmek için gayret etmek gerekir. 9- Bazen sadakayı açıktan vermek gizli vermekten daha iyi olabilir ve bu, samimilik kesin olarak bilindiği zaman olur. 10- Hakim, mahkeme salonu dışında şahitliği yüklenebilir. Bu sonuçların çoğunu Ebu Muhammed İbn Ebu Cemre çıkarmıştır ve bunların bir kısmı tartışmaya açıktır.
Abdullah İbn Abbas, Ebu Süfyan İbn Harb'den nakletmiştir: Herakleus, Ebu Süfyan'a "Onunla savaşlarınız nasılolur, diye sordum. Savaşı bir onların, bir sizin kazandığınızı söyledin. Nebiler de böyledir. İmtihan edilirler ama neticede onlar kazanır" demişti.
Aişe r.anha'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yola çıkacağı zaman eşleri arasında kura çeker ve kura kime çıkarsa onu yanında götürürdü. Bir defasında savaş için yola çıkılacaktı. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda kura çekti ve kura bana çıktı. Ben bu savaşta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yola çıkmıştım. O zaman daha örtünme ayeti inmemişti."
Abdullah İbn Abbas r.a.'ın naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kayser'e şöyle yazmıştır: "Eğer yüz çevirirsen, senin halkın olan çiftçilerin tamamının (Erisilerin) günahını da yüklenmiş olursun!"
Abdullah İbn Abbas r.a.'dan nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kisra'ya mektup göndermek maksadıyla birisini görevlendirmişti. Elçi bu mektubu Bahreyn kralına' götürecek, Bahreyn kralı da Kisra'ya ulaştıracaktı. Kisra ise mektubu alıp okuyunca yırtıp atmıştı." Ravi şöyle demiştir: Sanırım Said İbnü'l-Müseyyeb şöyle demişti: "Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların paramparça olup dağılmaları, yerle bir olmaları için dua etti."
Abdullah İbn Abbas r.a. anlatıyor: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kayser'e bir mektup yazarak onu İslam'ı kabul etmeye çağırdı. Bu mektubu Dihyetü'l-Kelbi ile gönderdi ve ona şu talimatı verdi: Mektubu Busra kralına vereceksin ve o da Kayser'e ulaştıracak. Kayser İran ordusuna karşı zafer kazanınca Allah'ın kendisine verdiği bu zaferi kutlamak (şükür) amacıyla Hıms'tan İliya'ya (Kudüs) doğru yürüdü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mektubu Kayser'e ulaştırıldı. Kayser de mektubu okuduktan sonra yanındakilere şu emri verdi: Bize onun kabilesinden birisini bulun getirin ve araştıralım bakalım bu Allah'ın elçisi kimmiş?"
Abdullah b. Abbas'tan rivayet edildiğine göre Ebu Süfyan şunları söylemiştir: "Hz. Nebi'in Kureyş kafirleri ile (Hudeybiye) antlaşmasını imzaladığı süre içinde Şam'a ticaret için giden bir Kureyş kervanında bulunuyordum. Kayser'in adamları bizi Şam'da buldular. Beni ve arkadaşlarımı alıp götürdüler. Bu şekilde İliya'ya (Kudüs) vardık ve Kayser'in huzuruna çıktık. Kayser'in başında bir taç vardı ve kraliyet makamında duruyordu. Yanında RumIarın ileri gelenleri de vardı. Kayser tercümanına şöyle dedi: Sor bakalım, Nebiyim diyen bu adama içlerinden hangisi soy olarak daha yakınmış? Bu soruya: O'na soy olarak en yakın benim, diye cevap verdim. Bana aranızdaki akrabalık ilişkisinin derecesi nedir diye sordu. Ben de amcamın oğlu olduğunu söyledim. O zaman aramızda benden başka Abdümenaf oğullarından birisi de yoktu. Kayser beni kasdederek onu bana yaklaştırın dedi. Daha sonra da arkadaşlarımın arkamda dizilmelerini emretti. Ardından tercümanına dönüp bu adamın arkadaşlarına de ki: Ben Nebilik iddiasında bulunan zat hakkında bu adama bazı şeyler soracağım. Bana yalan söylerse onu yalanlasınlar ve müdahale etsinler. Ebu Süfyan dedi ki: Vallahi arkadaşlarım yalan söylediğimi etrafta yayarlar diye utanmasaydım o gün bana soru sorulduğu zaman onun (Nebiin) hakkında yalan söylerdim. Fakat yalan söylediğimi etrafa yayarlar diye utandığım için her soruya doğru cevap verdim. Tercümanın aracılık yaptığı bu görüşmede Kayser ile aramızda şu konuşma gerçekleşti: Bu adamın soyu nasıldır, soyunu nasıl bilirsiniz? O gerçekten de çok asil bir soya sahiptir. İçinizden daha önce Nebilik iddiasında bulunan kimse var mıydı? Hayır, yoktu. Kendisinin Nebi olduğunu söylemeden önce onu yalan ile itham ettiğiniz olmuş mudur? Hayır, böyle bir itham olmadı. Ataları arasında hiçbir melik (kral) var mıdır? Hayır. Ona uyanlar, halkın önde gelenleri mi, yoksa güçsüz ve zayıf kimseler mi? Ona uyanlar güçsüzler ve zayıf kimselerdir. Ona uyanların sayısı gün geçtikçe artıyor mu yoksa azalıyor mu? Her geçen gün sayıları artıyor. Onun dinine girdikten sonra beğenmeyerek dininden dönenler var mıdır? Yoktur. Hiç anlaşmalarını bozar mı? Hayır bozmaz. Ancak biz şimdi onunla bir süreliğine ateşkes yaptık. Bu süre içinde ne yapacağını bilmiyoruz fakat anlaşmasına sadık kalmayacağından endişeleniyoruz. (Ebu Süfyan sözün burasında şöyle demiştir:) Nebi'i kötülemek adına araya katacak bundan başka bir söz bulamadım. Onunla hiç savaş yaptınız mı veya hiç O sizinle savaştı mı? Evet savaştık. Bu savaşlar nasıl sonuçlanıyor? Karşılıklıdır, bazen o yener, bazen de biz yeneriz. Size neyi emrediyor? Bize; Yalnızca Allah'a kulluk edin, hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Atalarınızın inanıp söyledikleri şeyleri terk edin, diyor. Namazı, doğruluğu, iffeti, sözümüzde durmayı, emanete ihanet etmemeyi ve akraba ile ilişkiyi sıkı tutmayı emrediyor. Bunun üzerine Herakleios tercümanına dedi ki: Ona söyle: Soyunu sordum, içinizde yüksek bir soya sahip olduğunu söyledin. Nebiler de zaten böyle toplumlarının içindeki en asil soylardan gönderilirler. Aranızda daha önce Nebilik iddiasında bulunan olup olmadığını sordum, olmadığını söyledin. Daha önce böyle birisi olsaydı, bu adam da kendisinden önce dile getirilen bir iddiaya uyup giden bir kimsedir derdim. Nebilik iddia etmeden önce onun yalan söylediğini duydunuz mu diye sordum, duymadığınızı söyledin. Ben ise biliyorum ki önceden halka yalan söylememiş bir kimse sonradan Allah'a yalan söylemeye cüret etmez. Ataları içinde hiçbir hükümdar / kral gelip geçti mi diye sordum, gelmediğini söyledin. Ataları arasında bir hükümdar gelmiş olsaydı, bu da babasının krallığını geri almaya çalışıyor, derdim .. O’na tabi olanlar önde gelenler midir, zayıflar mıdır, diye sordum. Zayıfların ona bağlandığını söyledin. Nebilerin bağlıları da zaten zayıf kimselerdir. O’na uyanlar artıyor mu azalıyor mu diye sordum, arttığını söyledin. İman işi de böyledir; tamamlanıncaya kadar hep artarak gider. O’nun dinine girenlerden, bu dini beğenmeyerek dönenlerin olup olmadığını sordum, yoktur dedin. İman da zaten böyledir; imanın tadı ve neşesi kalplere yerleşince artık onun beğenilmemesi mümkün değildir. Hiç anlaşmalarını bozar mı diye sordum, bozmadığını söyledin.Nebiler de böyledir, anlaşmalarını bozmazlar. O’nunla aranızda savaş olup olmadığını sordum, onunla savaştığınızı söyledin ve ekledin: Savaşları kimi zaman biz kazanırız kimi zaman da o. İşte Nebilerin durumu da böyledir. Onlar zaman zaman ağır imtihanlardan geçerler fakat sonuçta başarılı olanlar ve zafer elde edenler onlardır. Size ne emrediyor diye sordum. Yalnız Allah'a kulluk edip, ona hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrettiğini, atalarınızın taptığı putlara kulluğu yasakladığını, namazı, doğruluğu, iffeti, sözde durmayı ve emanete ihanet etmemeyi emrettiğini söyledin. İşte bunlar benim öteden beri çıkacağını bildiğim Nebiin özellikleridir. Ancak onun sizin içinizden olacağını tahmin etmezdim. Senin bu söylediklerin doğruysa şu ayaklarımın bastığı yerlere yakında O zat sahip olacaktır. Onun yanına varabileceğimi bilsem, onunla buluşmak için her türlü zahmete katlanırdım. Yanında olsaydım ayaklarını yıkardım! Ondan sonra Herakleios, Dıhye'nin elçiliği ile Busra emirine gönderilen (ve onun tarafından Kayser'e ulaştırılan) Nebi'in mektubunu istedi. Getiren adam onu Herakleios'a verdi, o da okudu. Mektupta şunlar yazılmıştı: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın kulu ve resulü Muhammed'den, Rumların büyüğü Herakleios'a. Selam hidayete tabi olanlara olsun. Seni İslam'a davet ediyorum. İslam'a gir ki selamete eresin! Müslüman ol ki Allah mükafatını iki kat versin. Eğer kabul etmezsen (senin halkın olan) çiftçilerin günahı senin boynunadır. "Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir kelimeye gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rab edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse deyiniz ki: Şahit olun, biz muhakkak Müslümanlarız. "[Al-i İmran 64] (Ebu Süfyan dedi ki:) Herakleios sözünü söyledikten ve mektubu bitirdikten sonra yanında bulunan ileri gelenlerin sesleri yükseldi, homurdanmalar başladı. Onların ne söylediklerini anlayamadım. Bu kargaşa içinde bizim dışarı çıkarılmamız emredildi ve biz de görevliler tarafından çıkarıldık. Dışarı çıkıp arkadaşlarımla yalnız kalınca onlara dedim ki: Ebu Kebşe'nin oğlunun işi gerçekten büyüyor. Baksana bu Rumların kralı bile ondan korkuyor. Ben de Allah İslam'ı kalbime yerleştirinceye kadar hoşuma gitmese de Allah'in Resulü'nün bu davasında galip olacağına kesin olarak inanmaya devam ettim."
Abdullah İbn Abbas'ın naklettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ramazan ayında yola çıktı ve Mekke'ye yakın bir yer olan el-Ked'e varınca iftar etti.
İbn Abbas r.a.'ın Ebu Süfyan'dan naklettiğine göre Bizans İmparatoru Herakleios Kudüs'te iken Ebu Süfyan'ı ve arkadaşlarını yanına getirtmişti. Ebu Süfyan'ın söylediğine göre: "Herakleios daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gönderdiği mektubu okudu ve mektubu bitirdikten sonra yanında bulunan ileri gelenlerin sesleri yükseldi, homurdanmalar başladı. Onların ne söylediklerini anlayamadım. Bu kargaşa içinde biz dışarı çıkarıldık. Dışarı çıkıp arkadaşlarımla yalnız kalınca onlara dedim ki: Ebu Kebşe'nin oğlunun işi gerçekten büyüyor. Baksana bu Rumların kralı bile ondan korkuyor."
İbn Abbas, Sa'b İbn Cessame'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebva'ya - veya Veddan'a - uğradığında ben de oradaydım. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem düşman topraklarında uyumakta olan müşriklere gece baskını yapıldığı takdirde kadınların ve çocukların da ölebileceği söylenince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Onlar da o müşriklerin bir parçasıdır." Ben Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Allah ve Resulü'nün himayesinden başka bir himaye (koruma altına alma yetkisi) yoktur" dediğini duydum .
İbn Abbas'ın Sa'b'dan naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onlar da o müşriklerin bir parçasıdır" buyurmuş Amr İbn Dinar'ın dediği gibi: "Onlar da babalarının bir parçasıdır" dememiştir.
Nebi Efendimizin eşi Hz. Aişe şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı iyice ağırlaşınca diğer eşlerinden benim evimde kalmak için izin istedi. Onlar da izin verdiler."
Abdullah İbn Abbas, Ebu Süfyan'ın kendisine anlattığı kıssayı şöyle nakletmiştir: " Mekkeli Müşriklerin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Şam'da bulunuyordu. Herakleios bir elçi göndererek Ebu Süfyan ve arkadaşlarını yanına çağırttı."
Abdullah İbn Abbas r.a.'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cebrail, (Kur'an'ı) bana bir harf üzere okuttu. Fakat ben bunu artırmasını talep ettim ve nihayet yedi harfe kadar çıkıp orada kaldı. " Tekrar: 4991
Abdullah İbn Abbas r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en cömerdi idi. Hele Ramazan girip Cebrail (A.S.) ile buluştuğunda daha da cömert olurdu. Cebrail (A.S.), Ramazan ayında her gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile buluşurdu ve onunla birlikte Kur'an'ı mütalaa ederdi ......... İşte Cebrail (A.S.), Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile buluştuğu zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem rüzgarlar gibi cömert olurdu." Ebu. Hureyre ve Hz. Fatıma bu hadisteki bir bölümü şöyle rivayet etmişlerdir: "Cebraiı, onunla birlikte Kur'an'ı karşılaştırmalı olarak okurdu..........."
Abdullah İbn Abbas r.a.'in Ebu Talha'dan dinlediğine göre Ebu Talha, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu duymuştur: "Melekler, içinde köpek ve suret / resim bulunan eve girmezler. " Tekrar: 3322, 4002, 5949, 5958
Ebu Talha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İçinde köpek ve resim (suret) bulunan eve melekler girmez."
İbn Abbas'tan rivayete göre kendisi el-Hurr b. Kays el-Fezari ile Musa'nın arkadaşı hakkında tartıştı. İbn Abbas: O, Hızır'dır dedi. Yanlarından Ubeyy. b. Ka'b geçti. İbn Abbas (onu) çağırarak dedi ki: Ben ve bu arkadaşım Musa'nın nasıl kendisi ile karşılaşabileceğini sorduğu arkadaşı hakkında tartıştık. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i ona dair bir şey zikrederken dinledin mi? Ubey: "Evet, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Musa İsrailoğullarından ileri gelen bir grup kimse ile birlikte bulunuyorken bir adam gelerek: Senden daha alim birisinin olduğunu biliyor musun, diye sordu. O, hayır dedi. Bunun üzerine yüce Allah Musa'ya: Aksine, kulumuz Hızır var, diye ona vahyetti. Musa onunla nasıl görüşebileceğini sordu. Bu iş için ona alamet olarak balık verildi ve kendisine şöyle denildi: Balığı kaybettiğin takdirde geri dön, onunla karşılaşacaksın. Ondan dolayı denizde balığın peşini takip ediyordu. Beraberindeki genç delikanlı Musa'ya dedi ki: Hani biz kayanın yanında dinlenmiştik ya! İşte ben balığı (orada) unuttum, onu sana söylemeyi de şey tandan başkası bana unutturmadı. Bunun üzerine Musa dedi ki: İşte bu bizim aradığımızdı. Böylelikle izlerini takip ederek gerisin geri döndüler ve Hızır'ı buldular. Ondan sonra da yüce Allah'ın Kitabında anlattıkları şeyler başlarından geçti
Ömer r.a.'dan rivayete göre, minber üzerinde dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Hıristiyanların Meryem oğlu (İsa) hakkında ileri derecede hak olmayan bir şekilde onu tazim edip övdükleri gibi siz de beni olmadık şekilde tazim edip övmeyiniz. Ben ancak onun kuluyum. Bu sebeple bana Allah'ın kulu ve Resulü deyiniz."
Aişe ve İbn Abbas r.a. dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölüm hastalığında ağırlaşınca yüzünü bir hamisa (denilen çizgili siyah kumaş) ile örtmeye koyuldu. Canı sıkılınca bu örtüyü yüzünden çekiyordu. O bu halde iken şöyle buyurdu: Yahudilerle Hıristiyanlara Allah lanet etsin. (Çünkü) onlar nebilerinin kabirlerini mescit edindiler. O bununla
Aişe ve İbn Abbas r.a. dediler ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölüm hastalığında ağırlaşınca yüzünü bir hamisa (denilen çizgili siyah kumaş) ile örtmeye koyuldu. Canı sıkılınca bu örtüyü yüzünden çekiyordu. O bu halde iken şöyle buyurdu: Yahudilerle Hıristiyanlara Allah lanet etsin. (Çünkü) onlar nebilerinin kabirlerini mescit edindiler. O bununla
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanlara borç veren bir adam vardı. O yanındaki görevliye şöyle diyordu: Ödeme zorluğu çeken birisine gidecek olursan onun borcunu affet. Belki Allah da bizi affeder. (Allah Resulü) buyurdu ki: Allah'ın huzuruna çıktı ve onu affetti."
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu dönem ise Ramazanda Cibril aleyhlsselam'ın onunla karşılaştığı zamandı. Cibril aleyhisselam Ramazanın her gecesi onunla karşılaşıyor ve onunla karşılıklı Kur'an'ı okuyordu. Bu sebeple Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayır hususundaki cömertliği, insanlar için türlü faydalarla esen rüzgardan daha çoktu."
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını alnı üzerine sarkıtırdı. Müşrikler ise saçlarını ayırırlardı. Kitap ehli de saçlarını alınları üzerine sarkıtırlardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine herhangi bir emir verilmemiş olan hususlarda kitap ehline muvafakat etmeyi severdi. Fakat daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ayırdı. " Tekrar: 3944 ve 5917
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Bazı•hasletler vardır ki, cahiliye dönemi hasletlerindendir: Neseblere dil uzatmak, ölüler için ağıt yakmak. (Senetteki ravilerden Ubeydullah) üçüncüsünü unuttu. (Yine senetteki ravilerden) Süfyan dedi ki: Derler ki, o, yıldızların konakları vasıtası ile yağmur dilemektir."