Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdüssamed b. Abdîl vâris rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyin el-Muallim, îbni Eüreyde'den, o da Yahya b. Ya'mer'den, o da Ebu'l-Esved'den, o da Ebu Zerr'den, tahdis etti. Buna göre o Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Kendi babasını bildiği halde babasından başka birisinden olduğunu iddia eden bir kimse, mutlaka kafir olur. Kendisinin olmayan bir şeyi (kendisinindir diye) iddia eden bizden değildir. Cehennem ateşindeki yerine hazırlansın. Bir adamı -böyle olmadığı halde- kafir diye -yahut: Al/ah'ın düşmanı diye, dedi- çağıranın, o sözü mutlaka onun üzerine döner. "
Bana Ebu'r-Rabi' ez-Zehrani tahdis etti. Bize Hammad b. Zeyd tahdis etti, bize Hişam b. Urve tahdis etti. (H) Bize Halef b. Hişam da -lafız onun olmak üzere- tahdis etti. Bize Hammad b. Zeyd, Hişam b. Urve'den tahdis etti. O babasından, o Ebu Muravih el-Leysl'den, o Ebu Zerr'den şöyle dediğini nakletti: - Ey Allah'ın Rasulü, amellerin en faziletlisi hangisidir, dedim. O: ''Allah'a iman ve onun yolunda cihaddır" buyurdu. (Hürriyetine kavuşturmak için) köle ve cariyelerin hangisi daha faziletlidir, dedim. O: "Sahiplerine göre daha nefis ve daha değerli olanlarıdır" buyurdu. Ben: Eğer (bunu) yapamayacak olursam, dedim. O: "(Herhangi) bir iş yapan birisine yardım edersin ya da yapamayan için sen yaparsın" buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü, eğer bazı amelleri yapamayacak kadar güçsüz olursam (ne yapabilirim), dedim. O: "İnsanlara kötülük yapmaktan kendini alıkoyarsın. Bu senin kendine bir sadakandır" buyurdu.
Bana Muhammed b. Rafi' ve Abd b. Humeyd tahdis etti. -Bize Abdurrezzak (2/9a) -Abd haber verdi, dedi, İbn Rafi' tahdis etti, dedi-, bize Ma'mer, ez-Zührl'den haber verdi. O Urve b. Zubeyr'in azatlısı Habib'den, o Urve b. Zübeyr'den, o Ebu Muravih'den, o Ebu Zerr'den, O Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den hadisi buna yakın olarak nakletti. Ancak bu rivayetinde O: "(İş yapan anlamındaki lafzın başına elif lam getirerek): İş yapan birisine yardımcı olursun, yahut yapamayan adına sen yaparsın" buyurdu (diye nakletti)
Bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar tahdis etti. İbnu'l-Müsenna dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Bize Şube, Vasıl el-Ahdeb'den tahdis etti. O el-Ma'rur b. Suveyd'den şöyle dediğini nakletti: Ebu Zerr'i, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurdu diye tahdis ederken dinledim: "Cebrail (aleyhisselam) bana geldi ve ümmetimden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölen bir kimse cennete girer diye müjde verdi. Ben: ''Zina da etse, hırsızlık da etse de mi dedim. O: Zina da etse, hırsızlık da etse dedi. "
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ile Muhammed b. el-Müsennâ ve İbni Beşşâr rivayet ettiler. Dedilerid: Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be’den, o da Aliy b. Müdrik'den, o da Ebu Zur'a'dan, o da Hareşetü'bnü'l-Hurr'den, o da Ebu Zerr'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününde Allah üç kişi ile konuşmayacak, onlara bakmayacak, onları temize çıkarmayacak ve onlar için can yakıcı bir azap vardır." (Ebu Zerr) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu sözleri üç defa tekrar etti. Ebu Zerr: Bunlar zarara uğradılar, hüsrana uğradılar. Bunlar kimdir ey Allah'ın Resulü, dedi. Allah Resulü: "Elbisesini yere kadar sarkıtan, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yemin ile malını satmaya çalışan" buyurdu.
Bana Ebu Bekr b. Hallâd-i Bahili rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya —ki el-Kattandır— rivayet etti. (Dediki): Bize Süyfân rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman El-A'meş, Süleyman b. Müshir'den, o da Hareşetü'bnü'I-Hurr'dan, o da Ebu Zerr'den , o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet eyledi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Kıyamet gününde Allah üç kişi ile konuşmayacaktır: Her ne verirse mutlaka verdiğini başa kakan, yalan yemin ile malını satmaya çalışan ve elbisesini yerlere kadar sarkıtan. " dedi.
Bunu bana Bişr b. Halid de tahdis etti. Bize Muhammed -yani b. Cafer- Şube'den tahdis etti. Ben Süleyman'! bu isnad ile rivayeti naklederken dinledim ve o şöyle dedi: ''Allah üç kişi ile konuşmayacak, onlara bakmayacak onları temize çıkarmayacak ve onlar için acıklı bir azap vardır. "
Bana Abdülhamid b. Beyân el-Vâsati de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid yani İbni Abdillâh, Yunus'dan, o da İbrâhim-i Teymi'den, o da Babasından, o da Ebu Zerr'den naklen haber verdi. Ki, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün: "Bu güneşin nereye gittiğini biliyor musunuz" dedi ve hadisi (bundan önceki) İbn Uleyye'nin hadisi ile aynı manada olmak üzere rivayet etti.
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Küreyb dahi rivayet ettiler. Lâfız Ebu Küreyb'indir. Dediler ki: Bize Ebu Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize EI-A'meş İbrahim et-Teymi'den, o da babasından, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr dedi ki: Mescide girdim, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oturuyordu. Güneş batınca: "Ey Ebu Zerr bunun nereye gittiğini biliyor musun" diye sordu. Ben: Allah ve Resulü en iyi bilir dedim. O: "O gider, secde etmek için izin ister. Ona izin verilir sonra da ona: Geldiğin yerden dön, denilir. Sonunda da battığı yerden doğar" buyurdu. (Ebu Zerr) dedi ki: Sonra (Allah Resulü) Abdullah'ın kıraatinde olduğu gibi: "Ve bu, onun için karar kılacağı bir yerdir" diye okudu.
Bize Ebu Said el-Eşec ve İshak b. İbrahim tahdis etti, İshak (2/60b) bize Vekl' haber verdi derken, el-Eşec tahdis etti dedi. Bize A'meş, İbrahim et-Teymi'den tahdis etti. O babasından, o Ebu Zerr'den şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Allah Teala'nın: "Güneş de kendisi için belirlenmiş bir karar yerine kadar akıp gider. " (Yasin, 38) buyruğu hakkında soru sordum. O: "Onun karar kıldığı yer Arşın altıdır" buyurdu
Bana Harmeletu'bnü Yahya et-Tücîbî de rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haber verdi dedi ki: Bana Yunus, İbni Şihaptan, o da Enes b. Malik'ten naklen haber verdi. Enes şöyle demiş: Ebu Zerr'in tahdis ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ben Mekke'de iken evimin tavanı açıldı. Cebrail (aleyhisselam) indi. Göğsümü açtı sonra onu Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra içi hikmet ve iman ile dolu altından bir leğen getirdi. O iman ve hikmeti göğsüme boşalttıktan sonra onu kapattı. Sonra elimden tutup, beni semaya yükseltti. Dünya semasına geldiğimizde Cebrail (aleyhisselam) dünya semasının bekçisine: Aç, dedi. O: Kim o dedi. Kendisi: Ben Cebrail'im dedi. Seninle birlikte kimse var mı, dedi. Cebrail: Evet, benimle beraber Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) var dedi. Bekçi: Ona (gelmesi için davet) gönderildi mi dedi. O: Evet deyince (kapıyı) açtı. 169 Dünya semasına çıktığımızda sağ tarafında karartılar, sol tarafında karartılar bulunan bir adam ile karşılaştık. Sağına baktı mı gülüyor, soluna doğru baktı mı ağlıyordu. O zat: Salih Nebi ve Salih oğluma merhaba, dedi. Ben: Ey Cebrail bu kimdir, dedim. O: Bu Adem'dir. Sağındaki ve solundaki bu karartılar ise onun çocuklarının ruhlarıdır. Sağdakiler cennetlik, sol tarafındaki karartılar ise cehhennemliktir. Bundan dolayı sağ tarafına baktı mı gülüyor, sol tarafına baktı mı ağlıyor, dedi. Sonra Cebrail beni yukarı çıkardı, nihayet ikinci semaya geldi. Semanın bekçisine: Aç, dedi. Oranın bekçisi de ona dünya semasının bekçisinin dediklerinin aynısını söyledi ve kapıyı açtı. " Enes b. Malik dedi ki: Ebu Zerr onun semalarda Adem'i, İdris'i, İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i -Allah'ın salatları hepsine olsun- bulduğunu zikretti ama onların yerlerinin nasıl olduğunu söylemedi. Sadece Adem (aIeyhisselam)'ı dünya semasında, İbrahim'i de altıncı semada bulduğunu zikretti. (Devamla) dedi ki: Cebrail ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İdris'in yanına geldiklerinde -Allah'ın salavatı ona- Salih Nebi'ye ve Salih Kardeş'e merhaba, dedi. Sonra geçip gitti, ben: "Bu kim" dedim. Cebrail: Bu İdris'tir dedi. (Devamla) buyurdu ki: Sonra Musa (aleyhisselam)'ın yanından geçtim. O da: Salih Nebiye ve Salih Kardeşe merhaba dedi. Ben: Bu kim, dedim. Cebrail: Bu Musa'dır dedi. Sonra İsa'nın yanından geçtim. O da: Salih Nebiye ve Salih Kardeş'e merhaba dedi. Bu kim dedim, Cebrail: Bu Meryem oğlu İsa'dır dedi. Sonra İbrahim (aleyhisselam)'ın yanından geçtim, o: Salih Nebiye ve Salih Oğluma merhaba dedi. Ben: Bu kim dedim. Cebrail: Bu İbrahim'dir dedi.
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki', Yezid b. İbrahim'den, o da Katade'den, o da Abdullah b. Şaktk'ten, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e: Rabbini gördün mü, dedim. O: "(O) bir nurdur, onu nasıl görebilirim" buyurdu.
Bize Muhammed b. Beşşar rivayet etti. (Dediki): Bize Muaz b. Hişam rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. H. Bana Haccac b. eş-Şair de rivayet etti. (Dediki): Bize-Aftan b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmam rivayet etti. Bunların ikiside Katade'den, o da Abdullah b. Şakik'ten naklen rivayet etmişlerdir. Abdullah demiş ki: Ebu Zerr'e: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i görseydim ona muhakkak soracaktım, dedim. Ebu Zerr: Ona neyi soracaktın, dedi. Ben: Rabbini gördün mü diye soracaktım, dedi. Ebu Zerr: Ben ona (bunu) sordum. O: "Ben bir nur gördüm" buyurdu, dedi. Tahric bilgisi 442 ile aynı. DAVUDOĞLU VE 431 – 446
Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr tahdis etti. Bize babam tahdis etti, bize A'meş, Ma'rur b. Suveyd'den tahdis etti. O Ebu Zerr'den şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz ben cennetlikler arasında cennete en son girecek, cehennemlikler arasında da oradan en son çıkacak kişiyi biliyorum. Bu kıyamet gününde getirilip, kendisine şöyle denilecek olan bir adamdır: Ona sadece küçük günahlarını arzedin, büyük günahlarını üzerinden kaldırın. Bunun üzerine kendisine küçük günahları gösterilecek ve: Şu şu gününde şunu şunu işledin, filan filan günde de şunu şunu işledin, denilecek. O evet diyecek ve (hiçbir şeyi) inkar edemeyecek. Aynı zamanda kendisi büyük günahlarının da kendisine arz edilmesinden korkup, endişe edecek, sonra kendisine sana her bir günahın yerine bir hasene vardır, denilecek. O: Rabbim, ben birtakım şeyleri iş/emiş olduğum halde onları burada göremiyorum, diyecek." (Ebu Zerr dedi ki): Andalsun Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem}'in küçük azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm.
Bize İbn Numeyr de tahdis etti. Bize Ebu Muaviye ve Vekı' tahdis etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti, bize Vekı' tahdis etti. (H) Bize Ebu Kureyb de tahdis etti, bize Ebu Muaviye tahdis etti. Her ikisi (Veki' ile Ebu Muaviye) A'meş'ten bu isnad ile (hadisi rivayet etti).
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): İsmâil b. Uleyye rivayet etti. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize İsmail b. İbrahim, Yunus'dan, o da Humeyd b. Hilâl'dan, o da Abdullah b. Sâmid'den o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Biriniz namaz kılmaya kalktığı zaman önünde semerin arka kaşı kadar bir şey bulunursa o kendisine sütre olur. Eğer önünde semerin arka kaşı kadar bir şey bulunmazsa o kimsenin namazını eşek, kadın ve kara köpek (den birinin geçmesi) bozar.» buyurdular. Ben: «Yâ Ebâ Zerr' Siyah köpeğin, kırmızı köpekden, sarı köpekden farkı nedir ki?» dedim Ebu Zerr: — Ey kardeşim oğlu! senin bana sorduğun gibi bunu ben de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sordum da: «Kara köpek şeytandır.» buyurdular; dedi.
Bize Abdullah b. Muhammed b. Esma' Ed-Dubaî ile Şeybân b. Ferrûh rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Mehdi b. Meymûn rivayet etti. (Dediki) Bize Ebu Uyeyne'nin azatlısı Vâsıl, Yahya b. Ukayl'den o da Yahya b. Ya'mer'den, o da Ebu'l-Esved Ed-Dili'den, o da Ebu Zerr'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Efendimiz «Ümmetimin bütün âmelleri — iyisi, kötüsü — bana arzolundu. İyi amellerinin içinde yoldan atılan eziyet verici şeyleri gördüm. Kotü amellerinin içinde ise mescidde tükürülüp de gömülmeyen balgamı gördüm.» buyurmuşlar.
Bana Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dediki): Ben Muhacir Ebu'I-Hasen'i, Zeyd b. Vehb'den, o da Ebu Zerr'den işitmiş olarak rivayet ederken dinledim. Ebu Zerr şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini öğle ezanını okumak istedi de, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Serinliğe bırak, serinliğe bırak!» yahut: «Bekle, bekle! Çünkü sıcağın şiddeti, cehennemin kükremesindendir. Sıcak şiddetlendi mi, namazı serinliğe bırakın!» buyurdular. Ebu Zerr: «Tâ biz tepeciklerin gölgelerini görünceye kadar (bekledi.) »demiş.
Bize Halef b. Hîşâm rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H. Bana Ebu'r-Rabi' Ez-Zehrânî ile Ebu Kâmil El-Cahderî de rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Hammâd, Ebu îmrân El-Cevnî'den, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr şöyle demiş: Bana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ye Sellem) : «Sana namazı vaktinden geri bırakan yahut vaktinden (çıkararak) namazı öldüren emirler, âmir olunca acaba hâlin nice olacak?» buyurdular. Ben: — Bana ne emir buyurursun dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Namaz'ı vaktinde kıl! Eğer ona o emirlerle birlikde yetişirsen tekrar kıl! Çünkü bu senin için nafile olur.» buyurdu. Halef: «Vaktinden» sözünü zikretmedi.
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Ca'ler b. Süleyman, Ebu İmrân El-Cevnî'den, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen haber verdi. Ebu Zerr şöyle demiş: Bana Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Yâ Ebâ Zerr! Hiç şüphe yok ki benden sonra namazı öldüren bir lakım emirler gelecekdir. Ama sen namazı vaktinde kıl! Eğer vakti içinde o namazı (tekrar) kılarsan bu senin için nafile olmuş olur; tekrar kılamazsan sen namazını ihraz etmiş olursun.» buyurdular.
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki) : Bize Abdullah b. İdrîs, Şu'be'den, o da Ebu İmrân'dan, o da Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr şöyle demiş: Halîlim, bana (başımdaki âmirim) elleri ayakları kesilmiş bir köle de olsa (onu) dinleyip, kendisine itaat etmemi ve namazı vaktinde kılmamı tavsiye buyurdu. (Şunu da ilâve etti) : «Eğer cemaata namazlarını kıldıkdan sonra yetişirsen, sen namazını ihraz etmiş olursun. Böyle olmaz da onların namazına yetişirsen bu, senin için bir nafile olur.»
Bana Yahya b. Habîb El-Harisi rivayet etti. (Dediki) : Bize Hâlid b. El- Haris rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Büdeyl'deri rivayet etti. Demişki: Ben Ebu'l-Aliye'yi, Abdullah b. Sâmit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet ederken işittim. Ebu Zerr şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uyluğuma vurarak: «Namazı vaktinden geri bırakan bir kavmin içinde kaldığın zaman acep hâlin nasıl olacak?» buyurdu. Ebu Zerr: — Sen ne buyurursun? dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Namazı vaktinde kıl! sonra işine git! Şayet sen mescidde iken namaza ikaamet getirilirse, sen de kıl!» buyurdular.
Bize Âsim b. Nadr Et-Teymî de rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. El-Haris rivayet etti, (Dediki): Bize Şu'be, Ebu Neâme'den, o da Abdullah b. Sânıit'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Namazı vaktinden te'hîr eden bir kavmin içinde kaldığın vakit acep hâlin (yahut acep hâliniz) ne olacak? Ama sen namazı vaktinde kıl! Sonra o namaza (tekrar) ikaamet getirilirse cemaatla beraber yine kıl!i Çünkü namaz hayır ziyâdesidir.» buyurdular.
Bize Abdullah b. Muhammed b. Esma' Ed-Dubai rivayet etti. (Dediki): Bize, Mehdî (yâni İbni Meymûn) rivayet etti. (Dediki): Bize, Ebû Uyeyne'nin âzâdlısı Vâsıl, Yahya b. Ukayl'den, o da Yahya b. Ya'mer'den, o da Ebû'l-Esved-i Düelî'den, o da Ebû Zerr'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiki, şöyle buyurmuşlar : «Her birinizin, her bir mafsalına karşı, bir sadaka vardır. Her tesbîh, bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tahlîl bir sadakadır. Her tekbîr bir sadakadır. İyiliği emretmek, kötülükden nehî'de bulunmak da bir sadakadır. Bütün bunlar nâmına kişinin kılacağı iki rek'ât kuşluk namazı, kâfidir.»
Bana Muhammed b. Rafi' rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrazzâk rivayet etti. (Dediki): Bize Sevrî ile Ma'mer, İsmâil b. Ümeyye'den bu isnâdla İbni Mehdî ve Yahya b. Âdem hadîsi gibi haber verdi. Yalnız o «Hurma» yerine «Yemiş» demiştir.
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Marur b. Suveyd'den, o da Ebu Zerr'den naklen rivayet etti. Ebu Zerr şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım, Kabe'nin gölgesinde oturuyordu. Beni görünce: — «Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki, zarar edenler kendileridir.» buyurdular. Ben, gelip oturdum. Amma yerimde karar kılamayıp, hemen kalktım ve: — «Ya Resûlallah! Annem babam sana feda olsun... Bunlar kimlerdir?» dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)-- —«Onlar: Malları çok olanlardır, —önüne, arkasına, sağına ve soluna işaretle— ancak şöyle şöyle ve şöyle yapanlar müstesnadır... Ama onlar da azdır. Zekâtını vermeyen hiç bir deve, sığır ve koyun sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bu hayvanlar olduklarından daha iri ve daha semiz gelerek onu boynuzları ile süsmesin, tırnakları ile ezmesinler. Mezkûr hayvanların sonu (geçip) bittikçe öndekileri tekrar iade edilecek (bu hâl) taa İnsanlar arasında hüküm bitinceye kadar devam edecektir.» buyurdular.
Bize, bu hadisi Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ'da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ma'rûr'dan, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti. Ebû Zerr şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım, Kabe'nin gölgesinde oturuyordu...» Ma'rür müteakiben Vekî'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş ancak o şunu da söylemiş: «Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki. yeryüzünde hiç bir kimse yoktur ki, ölürken zekâtını vermediği deve, sığır veya koyun bıraksın da... buyurdular.»
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe İbni Nümeyr ve Ebû Kureyb hep birden Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. Yahya Dediki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Zeyd b. Vehb'den, o da Ebû Zerr'den naklen haber verdi. Ebû Zerr şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Medine'nin Harra'sında yatsı zamanı hem yürüyor hem Uhud dağına bakıyorduk. (Bir ara) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana: — «Yâ Ebâ Zerr!» dedi; ben: — «Lebbeyk, yâ Resûlallah!» cevâbını verdim. — «Şu Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü bir geceyi ondan bende bir dinar bulunduğu hâlde geçirmemi istemem. Yalnız borç İçin hazırladığım dînâr müstesna olur. —Önüne, sağına ve soluna birer avuç saçma işareti yaparak— onu Allah'ın kullarına şöyle, şöyle ve şöyle dağıtmak isterim» buyurdu. Sonra (biraz) yürüdük. Yine: — «Yâ Ebâ Zerr!» dedi. Ben: — «Lebbeyk, yâ Resûlallah!» dedim; — «Hiç şüphe yokki malı çok olanlar kıyamet günü sevabı en az olanlardır. Yalnız şöyle, şöyle ve şöyle yapanlar müstesna...» buyurdu. Ve ilk defâki gibi işarette bulundu. Sonra bir az daha yürüdük. (Yine): — «Yâ Ebâ Zerr! Ben gelinceye kadar olduğun yerde dur.» buyurdu. Ve oradan ayrılarak gözümden kayboldu gitti. Ben bir gürültü ve bir ses İşittim. (Kendi kendime): — «Gâlibâ Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e cinler musallat oldu.» diyerek arkasından .gitmeyi düşündüm. Sonradan onun (bana): «Ben gelinceye kadar buradan ayrılma.» dediğini hatırlayarak kendisini bekledim. Geldiğinde işittiğim şeyleri ona anlattım. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)-. Şöyle buyurdu: — «O, Cibril idi! Bana geldi de: (Ümmetinden her kim Allah'a şirk koşmayarak ölürse cennete girecektir.) dedi.» Ben, — «Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı?» dedim. — (Evet) zina etse de, hırsızlık yapsa da buyurdular
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Cerîr, Abdülaziz'den —ki îbni Rufey'dir.—, o da Zeyd b. Vehb'den, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti. Ebû Zerr şöyle demiş: Gecelerden birinde dışarı çıktım, bir de baktım Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yalnız başına yürüyor, yanında kimse yok. Zannettim ki: Beraberinde bir kimsenin yürümesini istemiyor; ben de ay'ın gölgesinde yürümeye başladım. Derken bakınarak beni gördü ve: — «Kim o!» dedi. Ben: — «Ebû Zerr'îm! Allah, beni sana feda kılsın.» dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Yâ Ebâ Zerr! Gel...» *dedi. Bunun üzerine ben de bir müddet onunla beraber yürüdüm. Müteakiben şöyle buyurdu: «Hiç şüphe yok ki çok mal sahipleri kıyamet gününde (sevabı) az olanlardır. Ancak Allah kendisine mal verip de, o malı sağına, soluna, önüne, arkasına saçan ve onu hayıra sarfeden msütesnâ.» Onunla bir müddet daha yürüdüm. Nihayet: — «Şuraya otur!..» dedi. Ve beni etrafı taşlık bir yere oturttu. Sonra bana: — «Burada, ben dönüp gelinceye kadar otur.» dedi. Sonra Harra'ya doğru gözümden kayboluncaya kadar gitti. Orada epeyi durdu ve beni bekletti. Sonra sesini işittim. Hem geliyor hem de: — «Hırsızlık da yapsa, zina da etse...» diye söyleniyordu. Yanıma gelince sabredemedim: — «Yâ Nebiyyallah! Allah, beni sana feda kılsın. Harra tarafında kiminle konuşuyordun? Ben hiç bir kimsenin sana cevap verdiğini işitmedim.» dedim; — «O, Cibrîl idi. Harra tarafında karşıma çıkarak: (Ümmetine müjdele ki: Her kim Allah'a bir şey'i şerik koşmıyarak ölürse cennete girecektir.) dedi. Ben: Yâ Cibrîl! Hırsızlık yapsa da» zina etse de mi dedim; Cibril: (Evet.) cevâbını verdi. Hırsızlık etse de, zina yapsa da mı? dedim. — Evet! cevâbını verdi. Ben, yine: — Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi? diye sordum. — Evet, şarap bile içse! cevâbını verdi,» buyurdular
Bize Abdullah b. Muhammed b. Esma Ed-Dubaî rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Uyeyne'nin azatlısı Vâsıl, Yahya b. Ukayl'den, o da Yahya b. Ya'mer'den, o da Ebû'1-Esved-i Dîlî'den, o da Ebû Zerr'den nalken rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından bâzı zevat, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e, — «Yâ Resûlallah! Servet sahipleri sevapları alıp gittiler. (Zîrâ) bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar. (Fakat) onları mallarının fazlalarını tesadduk ediyorlar.» demişler. Resûlullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Size Allah tesadduk edecek bir şey vermemiş mî? Her tesbîh mukabilinde bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, her tahmîd bir sadaka, her tehlil bir sadaka, emr-İ bil ma'rûf sadaka, kötülükten nehiy sadakadır. Birinizin cinsî münâsebetinde bile sadaka vardır.» buyurmuşlar. Ashâb: — «Yâ Resûlallah! Birimiz şehvetini kaza eder de, onda da ecir mi olur?» diye sormuşlar. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Ne dersiniz, o kimse şehvetini haramla tatmin ederse, ona günâh olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği zaman da ona sevap olur.» buyurmuşlar.