İsrâîl b. Yûnus b. Ebû İshâk
- Künye
- Ebû İshâk es-Sebîî
- Nisbe
- el-Hâfız, es-Sebîî, el-Hemdânî, el-Kûfî
- Tabaka
- 7. tabaka
- Vefat kaydı
- h. 160 (bazı kaynaklarda 161, 162, 164)
Babası Yonus bin Abi Ishaq. Kardeşleri: 'Isa bin Yonus bin Abi Ishaq. Çocukları: Mahdi. Yaşadığı yerler: Hamadan, al-Kufa.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış, kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir; eşleşmeyen yazımlar ayrı kayıt olarak kalabilir.
Esved şöyle demiştir: İbnü'z-Zübeyr bana şöyle dedi: "Aişe sana çokça gizli şeyler söylerdi. Kabe konusunda sana ne söyledi?" Ben dedim ki: "Bana Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Ey Âişe! Kavmin küfürden daha yeni kurtulmuş olmasaydı, Kabe'yi yıkar ve ona insanların birinden girmesi, diğerinden çıkmast için iki kapı yapardım". Bunun üzerine Abdullah İbnü'z-Zübeyr böyle yaptı. Tekrar:
1583,
1584,
1585,
1586,
2368,
4484,
7243.
(Muhammed) ibni Sîrîn şöyle demiştir: Abîde'ye şöyle dedim: "Elimizde Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (saç veya sakal) kıllarından var. Biz Enes (veya Enes'in ailesi) aracılığı ile bunu elde ettik". Abide şöyle dedi: "Benim elimde O'ndan şefe bir kılın bulunması benim için dünyadan ve dünyadakilerden daha sevimlidir.
Berâ' İbn Âzib'den şöyle nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem on altı veya on yedi ay kadar (Kudüs'teki) beytu'I-makdise doğru namaz kıldı. Ama Ka'be'ye yönelmek onun hoşuna gidiyordu. Bu yüzden Allah Teâiâ şu ayeti indirdi: "Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu görüyoruz.[Bakara 144] Bundan böyle Allah Resulü Kabe'ye yöneldi. "Bu durum karşısında bir takım beyinsiz insanlar (Yahudiler) Yönelmekte oldukları kıblelerinden onlan çeviren nedir? dediler. De ki: Doğu da, batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir.[Bakara 142] Nebi s.a.v. ile birlikte bir adam namaz kıldı. Namazdan sonra çıktı ve ikindi namazını beyt-i makdise doğru kılan ensardan bir cemaatin yanına vardı. Onlara kendisinin Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte namaz kıldığını Allah Resûlü'nün Kabe'ye yöneldiğini bildirdi. Bunun üzerine cemaat, yön değiştirip Ka'be istikametine döndü." Müslümanlar, beyt-i makdise doğru, Medine'de namaz kılmaya başlamışlardı.
Abdullah (bin Mes'ud r.a.)'dan şöyle nakledilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'nin yanında namaz'a durmuştu. Bu esnada Kureyşliler meclislerinde toplanmıştı. İçlerinden biri, (Allah Resûlü'nü kasdederek) 'şu gösteriş yapan adam'a baksanıza!' diye seslendi ve şöyle dedi: "Hanginiz falancaoğullarının kestiği deveye gidip, işkembesinde kalan pisliklerini, kanını ve döl eşini alıp buraya getirir, sonra secdeye gidinceye kadar bekler ve getirdiklerini onun omuzuna atar?" (Bunu gerçekleştirmek üzere) İçlerinden en bedbahtı hemen fırladı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem secdeye varınca getirdiklerini omuzuna koydu. Allah Resûlu (Sallallahu aleyhi ve Sellem) secdede öylesine kaldı Bu manzara karşısında Kureyş'liler gülmeye başladı. O kadar çok gülüyorlardı ki, gülmekten birbirlerinin üstüne yığıldılar. Bu arada biri koşup o sıralar henüz küçük olan Fatima (r.anha)'ya durumu haber verdi. Fatıma (r.anha) koşarak geldi. Üzerine konanları kaldırıncaya kadar, Allah Resulü kaldı. Hz. Fatıma Kureyşliler'e dönüp hakaret etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazını bitirince şöyle beddua etti: Ey ulu Allah'ım! Kureyş'i sana havale ediyorum. Ey ulu Allahım! Kureyşi sana havale ediyorum. Ey ulu Allah'ım! Kureyş'i sana havale ediyorum. Sonra isimlerini söyleyerek bedduasına devam etti: Ey ulu Allah'ım! Amr İbn Hişam'ı, Utbe İbn Rabîa'yı, Şeybe İbn Rabîa'yı, Velîd İbn Utbe'yi, Ümeyye İbn Halefi, Ukbe İbn Ebî Muayt'ı ve Umara İbn Velîd'i sana havale ediyorum. Abdullah rivayeti anlatmaya şöyle devam etmiştir: "Allah'a yemin olsun ki, Bedir savaşında bunların hepsinin leşinin yere serildiğini gördüm. Sonra hepsi, Kalîb'e yani Bedir'dekİ çukurlara sürüklenip atıldılar. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onlar hakkında: 'Kalîb'e/çukura atılanlar lanete uğradı' buyurdu.
Abdullah İbn Yezîd şöyle demiştir: Bana Bera İbn Azib - o kesinlikle yalancı biri değildir - Resûlullah ile birlikte kıldıkları namazı şu şekilde nakletti: "Biz Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında namaz kılardık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (semi' allahu limen hamideh) deyip alnını yere koyana kadar bizden hiç kimse belini bükmezdi."
Mesrûk Aişe (r.anha)'ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gece namazını sormuş o da şu cevabı vermiştir: "Onun gece namazı sabah namazının iki rekatı dışında yedi, dokuz ve on bir rekat olurdu."
Ebu'l-Cüveyriye'den nakledildiğine göre Ma'n İbn Yezîd şöyle anlatır: Ben, babam ve dedem Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at etmiştik. Beni O Sallallahu Aleyhi ve Sellem nişanladı ve nikahımı kıydı. Birgün Efendimiz'e bir dava arzettim. Babam (Yezîd), kendisi için tasadduk etsin diye mesciddeki bir adam'a bir miktar dinar verdi. Gittim, dağıtılan dinarlardan ben de aldım babamın yanına geldim. Babam, "Vallahi, ben onları senin için bırakmadım" dedi. Ben de bu olayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dava ettim. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ey Yezid! Sana niyetinin karşılığı (olarak sevap) vardır. Ey Ma'n! Aldığın da sana aittir" buyurdu.
Abdurrahman İbn Yezîd şöyle anlatır: "Abdullah îbn Mesud ile birlikte Mekke'ye doğru yola çıktık. Müzdelife'ye geldiğimizde iki namazı (akşam ve yatsı) her bir namaz İçin ayrı ezan ve ayrı kamet ile kıldı. Arasında da akşam yemeği yedi. Sabah namazını da fecir doğunca kıldı. Kimisi fecir doğdu, kimisi de doğmadı diyordu. Sonra Abdullah şöyle dedi: "Burada (Müzdelife'de) akşam ve yatsı namazlarının vakti normal vakitlerinden başka bir vakte alınmıştır. İnsanlar yatsı namazının son vakitleri girmeden Müzdelife'ye gelmesin. Sabah namazının vakti de fecrin doğup henüz herkese görünmediği bu zamandır. Sonra gün ağarıncaya kadar Müzdelife'de durdu ve "Halife şu an hareket etmiş olsa sünnete uygun hareket etmiş olur" dedi." Hz. Osman mı önce ayrıldı, yoksa İbn Mes'ûd mu bu sözü önce söyledi bilmiyorum. Daha sonra İbn Mes'ûd, Kurban bayramının birinci günü akabe cemresine taş atana kadar telbiye getirmeye devam etti."
Bera r.a. şunları anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zilkade ayında umre yaptı. Kureyşliler onun Mekke'ye girmesine izin vermediler. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kureyşliler ile ertesi yıl Mekke'ye silahlar kınında olarak girmek şartıyla antlaşma yaptı.
Bera İbn Azib (r.a) şöyle demiştir: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı orucu önceden şöyle tutardı: İçlerinden birisi oruçlu iken iftar vakti geldiğinde İftar etmeksizin uyuyacak olursa gece birşeyler yemediği gibi ertesi gün akşam'a kadar yine hiçbir şey yemezdi. Bir defasında Kays İbn Sırma el-Ensarî oruçlu idi. İftar vakti geldiğinde hanımına: "Yiyecek birşeyimiz var mı?" diye sordu. Hanımı: "Yok, fakat gidip senin için birşeyler isteyebilirim!" dedi ve çıktı. Ancak Kays gündüz ağır İşlerde çalıştığı için yorgunluktan uyuya kalmıştı. Hanımı döndüğünde onu bu halde görünce: "Vah sana yazık oldu!" dedi. Ertesi gün Kays günün yarısı geçtikten sonra açlıktan bayıldı. Bu durum Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlatıldıktan sonra: "(Ey kocalar), oruç tuttuğunuz günlerin gecelerinde, eşlerinize yaklaşmak size helal kılındı" ayeti indi. Müslümanlar bu ayetin inişine çok sevindiler. Ayrıca ayetin "Günün ağarması gecenin karanlığından fark edilinceye kadar yeyin için…"(Bakara 187) diye devam eden kısmı da nazil oldu." Diğer tahric: Tefsiru’l-Kur’an; Nesai, Siyam […]
Ebu Hureyre r.a'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Madenierin, kuyuların ve hayvanların verdiği zararlar tazmin edilmez. Rikazın beşte birini (humus) vermek gerekir."
Ebu Bekir r.a.'den rivayet edilmiştir: Yolda yürüyordum. Sürüsünü güden bir çobanla karşılaştım. "Sen kimin çobanısın?" diye sordum. "Kureyş'ten Falanca'nın çobanıyım" dedi. Adını söylediği kişiyi tanıyordum. "Kcyunların ın sütü var mı?" diye sordum. "Evet" dedi. "Benim için sağar mısın?" dedim. "Evet" dedi. İsteğim üzerine sürüden bir koyunu tuttu. Sonra koyunun memesine toprak serpmesini istedim. Sonra ellerini silkelemesini istedim. Ellerini birbirine vurarak şöyle silkeledi. Bir avuç süt sağdı. Allah Resulü'ne ikram etmek için ağzında bir bez parçası olan bir kap hazırlamıştım. Sütü ona koydum, kabın dibi.soğudu. Hz. Nebi'in yanına giderek "Ey Allah'ın Resulü! İçmez misiniz dedim. Hz. Nebi içti ve ben de memnun oldum. Tekrar:
3615,
3652,
3908,
3917 [Not:] Bu hadisin devamı ve etraflıca açıklaması "(6535. hadis)
Bera r.a.'dan şöyle nakledilir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zi'l-kade ayında Umre yapmak üzere yola çıkmıştı. Kureyşliler onun Mekke'ye girmesine müsaade etmediler. O da şehirde yalnızca üç gün kalmak üzere onlarla anlaşma yaptı. Sulh belgesini hazırlarken belgeye: "Bu, Allah Resulü Muhammed'in üzerinde anlaştığı şeydir" yazdılar. Mekkeliler: "Bunu kabul edemeyiz. Biz senin Allah'ın Resulü olduğunu bilsek zaten sana engelolmazdık. Sen yalnızca Abdullah'ın oğlu Muhammed'sin" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben Allah'ın Resuıüyüm. Ben Abdullah'm oğlu Muhammed'im" buyurdu. Sonra Ali'ye "-Allah'ın Resulü- ibaresini sil" buyurdu. Ali "Hayır, Allah'a yemin ederim ki ben, bunu asla silemem" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem belgeyi eline alarak (sildi) ve: "Bu, Abdullah'ın oğlu Muhammed'in anlaşmasıdır. Mekke'ye girerken kılıçları kınların'da olmak şartıyla girebileceklerdir. Mekke halkından herhangi bir kimse onun peşinden gelmek isterse Mekke'den dışarıya çıkartılmayacak. Onun arkadaşlarından herhangi biri Mekke'de kalmak isterse engel olunmayacak" diye yazdırdı. Mekke'ye girip süre dolduktan sonra Mekkeliler Ali'ye gelerek "Arkadaşına söyle de artık çıksın. Süre doldu" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'den dışarı çıktı. Hamza'nın kızı onların ardından koşup geldi. "Amca! Amca!" diyordu. Ali onun elinden tutarak Hz. Fatıma'ya: "Al, amcanın kızını sen taşı" dedi. Onu almak konusunda Ali, Zeyd ve Ca'fer anlaşamadılar. Ali "Onu almak benim hakkım. Çünkü o benim amcamın kızı. Teyzesiyle de evliyim" diyordu. Zeyd de: "Bu benim yeğenim" diyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun teyzesine verilmesine hükmederek "Teyze anne yerindedir" buyurdu.
Ebu İshak dedi: Bera' İbn Azib'in şöyle dediğini işittim: "Demir maske giymiş bir adam Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip: "Ey Allah'ın Resulü savaşayım mı yoksa Müslüman mı olayım?" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Önce Müslüman ol sonra savaş!" deyince adam İslam'ı kabul ettiğini söyledi ve savaşmaya başladı. Bu savaşta da öldürüldü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun hakkında şöyle buyurdu: "Az iş yaptı fakat çok fazla ecir aldı!."
"Birisi Bera ibn Azib'e gelerek: "Ey Ebu Umare, siz Huneyn savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'İ bırakıp kaçtınız mı?" diye sorunca Bera şu cevabı verdi: "Fakat Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem asla düşmandan kaçmadı. Bu sırada Ebu Süfyan ibnü'l-Haris, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ib katırının yularını tutuyordu. Müşrikler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafını sardıkları halde O Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle sesleniyordu: "Yalan yok, ben Nebiyim. Ben Abdülmuttalib'in oğlu Muhammedim." İşte o gün insanlar içinde ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den daha cesuru görülmedi."
Alkame anlatıyor: "Şam'a gelmiştim. Mescidde iken birisi geldi. Onun kim olduğunu sorduğumda: Ebü'd-Derda diye cevap verdiler. Ebü'd-Derda bana: İçinizde Allah tarafından şeytandan korunduğu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diliyle bildirilen zat yok mu? dedi." Ravilerden Muğire ed-Dabbı'nin naklettiğine göre ayrıca Ammar'ı kasdederek: "O, Allah tarafından korunduğu Resulullahlın Sallallahu Aleyhi ve Sellem diliyle bildirilen kişidir" demiştir. Tekrar:
6223,
6226Abdullah İbn Mes'ud anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir mağarada iken, Mürselat suresi nazil oldu. Biz inen ayetleri, O'nun ağzından öğrenirken, birden bir yılan yuvasından çıkıverdi. Hemen onu öldürmek üzere atıldık. Fakat yılan hızlı davranıp yuvasına kaçtı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: 'Siz onun zararından / şerrinden korunduğunuz gibi, o da sizin zararınızdan / şerrinizden korundu!' buyurdular." Bu rivayet Abdullah İbn Mes'ud'dan: "Ayetleri okuduğu sırada ağzındaki ıslaklık daha kurumamıştı ki, (bir yılan çıkıverdi)" şeklinde de nakledilmiştir.
Abdullah (b. Mes'ud)'dan dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: "O halde var mı ibret alıp, düşünen ?"[Kamer, 15] buyruğunu okurken dinledim.
İbn Abbas r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İsa'yı, Musa'yı ve İbrahim'i gördüm. İsa kırmızı tenli, dalgalı saçlı, geniş omuzlu idi. Musa esmer, iri yapılı, saçları düz, Zut adamlarından birisi imiş gibiydi."
Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yanaklarına vuran, yakalarını yırtan, cahiliye davasını güden kimseler bizden değildir."
Vehb, Ebu Cuhayfe es-Sevai'den rivayetle dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Onun alt dudağının altında beyazlaşmış saçlar da gördüm.
Bera' r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü bindörtyüz kişi idik. Hudeybiye, bir kuyunun adıdır. O kuyudan su çektik ve nihayet orada tek bir damla dahi su bırakmadık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuyunun başında oturdu. Su getirilmesini istedi. Suyu ağzında çalkaladıktan sonra kuyuya püskürttü. Aradan fazla zaman geçmeden kuyudan su çektik. Biz de suya kandık, bineklerimiz de suya kandı." Tekrar:
4150 ve 4151
Abdullah (b Mes'ud) dedi ki: "Bizler ayetleri (harikulade olayları) bir bereket sayıyorduk. Sizler ise bunları korkutan şeyler olarak sayıyorsunuz. Bir yolculukta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Su azaldı. Bana bir miktar artık su arayın, diye buyurdu. İçinde az bir miktar su bulunan bir kap getirdiler. Elini o kaba soktu, sonra: Haydi bu mubarek su'ya geliniz, dedi. Bereket Allah'tandır. Andolsun ben suyun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Andolsun bizler yemeğin yenilirken tesbih getirciğini duyardık."
Adiy b. Hatim dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında iken ona bir adam gelerek kendisine fakirliğinden şikayette bulundu. Sonra ona bir başkası geldi. O da kendisine çaresizlikten şikayet etti. Allah Resulü: Ey Adiy Hire'yi gördün mü, diye sordu. Ben: Hayır onu görmedim ama onun hakkında bana haber verildi, dedim. Şöyle buyurdu: Eğer ömrün uzarsa andolsun sen yola koyulan bir kadının Hire'den yola çıkacağını, Ka'be'ye kadar gelip tavaf edeceğini ve Allah'tan başka kimseden de korkmayacağını göreceksin. -Ben kendi kendime dedim ki: Peki her tarafı fitne ateşiyle yakan Tay'lıların kötü adamları nerde olacak?- Andolsun eğer hayatın uzarsa, Kisra'nın hazineleri de fethedilecektir (ve bunu sen göreceksin.) Ben: Hürmüz'ün oğlu Kisra mı, dedim. O: Hürmüz'ün oğlu Kisra, dedi. Yine: Andolsun hayatın uzarsa bir adamın avuç dolusu altın veya gümüş ile dışarı çıkıp bunu kendisinden kabul edecek birisini arayacağını fakat ondan bunu kabul edecek kimseyi bulamayacağını da göreceksin. Yemin ederim ki, sizden herhangi biriniz, Allah'ın huzuruna çıkacağı gün, Rabbi ile arasında tercümanlık yapacak bir kimse bulunmaksızın ona şöyle diyecektir: Ben sana, sana tebliğde bulunan bir Resul göndermedim mi? O: Evet diyecek. Ben sana mal verip çokça lütufta bulunmadım mı diyecek, kul yine: Evet diyecek. Sağına bakacak cehennemden başkasını görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başkasını görmeyecek." Adiy dedi ki: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bir hurmanın yarısı ile dahi olsa kendinizi ateşten koruyunuz. Bir hurmanın yarısını bulamayan bir kimse güzel bir söz ile (korunsun). Adiy dedi ki: Ben bir kadının Hire'den çıkıp Allah'tan başkasından korkmaksızın gelip Ka'be'yi tavaf ettiğini gördüm. Hürmüz'ün oğlu Kisra'nın hazinelerini fethedenler arasında idim. Andolsun ömrümüz uzayacak olursa Nebi Ebu'I-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi, adamın avuç dolusu (altın ve gümüş) ile çıkacağını (ve kimsenin ondan bu sadakayı kabul etmeyeceğini) da göreceksinizdir."
Abdullah b. Mes'ud r.a dedi ki: "Sa'd b. Muaz umre yapmak üzere yola koyuldu. Umeyye b. Halef, Ebu Safvan'ın yanına misafir oldu. Umeyye de Şam'a gittiği vakit yolu Medine'ye uğradığında Sa'd'ın yanına misafir olurdu. Umeyye, Sa'd'a dedi ki: Hele gün ortası gelene kadar ve insanlar seni fark etmeyecekleri vakte kadar bir bekle. O zaman gider tavaf edersin. Sa'd tavaf etmekte iken Ebu Cehil ile karşılaştı. Ka'be'nin etrafında tavaf eden bu kişi kim, dedi. Sa'd: Ben Sa'd'ım dedi. Ebu Cehil: Sizler Muhammed'i ve onun ashabını barındırdığınız halde güvenlik içerisinde Ka'be'nin etrafında tavaf mı ediyorsun deyince, Sa'd: Evet dedi. Kendi aralarında tartıştılar. Umeyye, Sa'd'a: Ebu'I-Hakem'e sesini yükseltme, dedi. Çünkü o bu vadidekilerin efendisidir. Daha sonra Sa'd dedi ki: Allah'a yemin ederim eğer Beyt'in etrafında tavaf etmekten beni engelleyecek olursan andolsun senin Şam ile olan ticaretini keserim. (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki: Umeyye, Sa'd'a: Sesini yükseltme, demeye koyuldu ve onu tutmaya çalıştı. Fakat Sa'd kızarak: Beni bırak, çünkü ben Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i seni öldüreceğini söylerken dinledim, dedi. Beni mi, diye sordu. Sa'd: Evet dedi. Bunun üzerine Umeyye: Allah'a yemin ederim, Muhammed konuştu mu yalan söylemez deyip, hanımının yanına döndü ve dedi ki: Yesribli kardeşimin bana ne söylediğini bilmiyor musun? Hanımı: Ne söyledi diye sordu. Umeyye dedi ki: Onun söylediğine göre o Muhammed'i beni öldüreceğini söylerken dinlemiş. Hanımı dedi ki: Allah'a yemin ederim Muhammed yalan söylemez. (Abdullah b. Mes'ud) dedi ki: (Mekkeliler) Bedir'e gitmek üzere çıkıp da Bedir için savaş çağrısı yapıldığında hanımı ona: Yesribli kardeşinin sana söylediğini hatırlamadın mı, dedi. Umeyye savaşa çıkmak istemedi Fakat Ebu Cehil ona: Sen bu vadinin şereflilerindensin. Bir ya da iki gün yola devam et, dedi. O da onlarla iki gün yola gitti ve Allah canını aldı." Tekrar:
3950Bera' (b. Azib) dedi ki: "Ebu Bekir r.a. (babam) Azib'den onüç dirheme bir eğer aldı. Ebu Bekir, Azib'e: Bera'ya söyle de bu eğeri (takımını) benim için taşısın, dedi. Azib ise: Hayır, sen bize Mekke'den çıkıp da müşrikler arkanızdan sizi takip ettikleri vakit Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte neler yaptığınızı anlatmadıkça kabul etmem, dedi. Ebu Bekir dedi ki: Mekke'den yola çıktık. Gece boyunca ve ertesi gün öğle vaktine kadar yolumuza devam ettik. Etrafa sığınacağım bir gölge görür müyüm diye bir göz attım. Bir kaya görüverdim, yanına gittim. Onun gölgelendirdiği bölüme baktım ve orayı hazırlayıp düzenledim. Daha sonra orada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir yer açtım. Ona: Ey Allah'ın Nebisi yat, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yattı. Sonra etrafıma bakmaya gittim. Acaba takip eden birisini görür müyüm diye. Önündeki koyunları kayaya doğru süren bir çoban görüverdim. O da bizim kayadan yararlandığımız gibi yararlanmak istiyordu. Ona: Delikanlı, sen kimin için çalışıyorsun diye sordum, o da Kureyş'ten adını verdiği bir kişi için çalıştığını söyledi. O dediği kişiyi tanıdım. Koyunlarında süt var mı, diye sordum. Evet, dedi. Peki bizim için süt sağabilir misin, diye sordum. Yine: Evet dedi. Ona süt sağmasını söyleyince, koyunlarından birisini yakaladı. Daha sonra ona memesindeki tozları silkelemesini emrettim. Sonra da ellerini silkelemesini emrettim. -O da şöyle yaptı deyip, ellerinin birini diğerine vurdu.- Benim için bir miktar süt sağdı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ağzını bir bezle kapattığım bir matara ayırmıştım. Dibi soğuyuncaya kadar sütün üzerine (o mataradan su) döktüm. Onu alıp, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdüm. Uyanmış olduğunu gördüm. İç ey Allah'ın Resulü dedim. Ben hoşnut olana kadar içti. Sonra da: Ey Allah'ın Resulü, yola koyulma zamanı geldi mi, diye sordum. Evet, diye buyurdu. Bunun üzerine yola koyulduk. Onlar (Mekkeliler) de bizi takip ediyorlardı. Atı üzerinde (bizi takip eden) Süraka b. Malik b. Cu'şum dışında onlardan kimse bize yetişemedi. Ey Allah'ın Resulü, işte bizi takip eden birisi bize yetişti dedim. O: Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir dedi." (Nahl, 6. ayet-i kerime'de geçen) "turihun" akşam getirişiniz, "tesrahun" sabahleyin salıverişiniz, demektir.
Alkame'den dedi ki: Şam'a geldim. İki rekat namaz kıldıktan sonra dedim ki: Allah'ım, bana yanımda oturacak salih bir kimseyi nasip et. Sonra bir topluluğun yanına gittim, onların yanında oturdum. Derken yaşlıca bir adam çıkageldi ve nihayet yanımda oturuverdi. Bu kimdir, diye sordum. Onlar: Ebu'd-Derda'dır dediler .. Ona: Ben yüce Allah'a salih bir insanın yanıma gelip oturması için dua etmiştim ve senin yanıma oturmanı nasip etti, dedim. Kimlerdensin dedi. Ben: Kufe ahalisindenim dedim. O,şöyle dedi: Yanınızda (Nebi efendimizin) nalınlarının, yastığının ve taharet suyunun görevlisi Ümmü Abd'in oğlu yok mu? Yüce Allah'ın şeytandan koruduğu -Nebiinin dili ile (ifade ettiği üzere) demek istemektedir- kişi aranızda yok mu? Aranızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sır sahibi -ki o sırları ondan başkası bilmez- olan yok mu? (Devamla): Abdullah (b. Mes'ud), "Velleyli iza yağşa: Örtüp bürüdüğü zaman geceye andolsun" buyruğunu nasıl okur? Diye sordu. Ben de ona: "Ve'l-leyli iza yağşa, ve'n-nehari iza tecella, vezzekeri ve'l-unsa: Örtüp bürüdüğü zaman geceye, aydınlandığı zaman gündüze, erkeğe ve dişiye andolsun" diye okudum. Dedi ki: Allah'a yemin ederim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu bana kendi ağzından, benim ağzıma (vasıtasız olarak) okutmuştur."
Tarık b. Şihab'dan dedi ki: "İbn Mes'ud'u şöyle derken dinledim: Ben el-Mikdad b. el-Esved'in bir konumuna şahit oldum ki o konumda bulunmuş olmayı, ona denk görülen daha başka konumlara tercih ederim. Müşriklere beddua ederek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Ve dedi ki: Biz Musa'nın kavminin dedikleri gibi: "Sen ve Rabbin gidiniz ve savaşınız" demeyiz. Aksine bizler senin sağında, solunda, önünde, arkanda savaşırız. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünün aydınlandığını ve onun --bu sözlerinin-- onu sevindirdiğini gördüm." Tekrarı:
4609Bera' dedi ki: "Bizler yani Muhammed'in ashabı kendi aramızda şöyle konuşurduk: Bedir ashabının sayısı Talut ile birlikte nehri aşıp geçenlerin sayısı kadardı. Onunla beraber mu'min olmayan bir kimse nehri aşmış değildir. Sayıları da üçyüz on küsur idi."
Bera b. Azib dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Yahudi Ebu Rafi"e Ensardan birkaç kişiyi gönderdi. Onların başlarına da Abdullah b. Atik'i kumandan tayin etti. Ebu RMi' Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet ediyor ve ona karşı (düşmanlara) yardım ediyordu. Hicaz'da kendisine ait bir kalede kalıyordu. --Güneşin battığı ve insanların davarları ile birlikte geri döndükleri bir sırada-- yanma yaklaştıklarında Abdullah arkadaşlarına: Yerinizde oturunuz. Ben kapıcmın yanma gidip içeri girebilirim ümidiyle onunla güzelce konuşacağım, dedi. Sonra kapıya yaklaşıncaya kadar yürüdü. Daha sonra bir ihtiyacını gideriyormuş gibi elbisesine büründü. Herkes içeri girmiş bulunuyordu. Kapıcı kendisine: Ey Allah'ın kulu, eğer içeri girmek istiyorsan haydi gir,. Çünkü ben kapıyı kapatmak istiyorum, dedi. Ben de içeri giriverdim ve saklandım. Herkes içeri girdikten sonra kapıcı kapıyı kapattı, sonra da anahtarları bir direğe astı. (Abdullah b. Atık) der ki: Kalkıp anahtarları aldım, kapıyı açtım ve Ebu Rafi"in yanmda -ki kalenin üst taraflarında bir yerde olurdu- geceleyin sohbet yapılırdı. Gece sohbet arkadaşları yanından ayrılıp gidinceonun yanma çıkmaya. başladım. Her bir kapı açtıkça onu içeriden üzerime kapatıyordum. Kendi kendime: Eğer kavmi beni fark edecek olsalar dahi onu öldürmeden benim yanıma ulaşamazlar, diye düşündüm. Nihayet onun yanına vardım. Karanlık bir odada ailesi arasında bulunuyordu .. Fakat onun odanın neresinde olduğunu bilemiyordum. 'Ebu Rafi" diye seslendim. Bu kim, dedi. Ben de sesin olduğu tarafa atıldım ve kılıcımla ona ilk darbeyi indirdim .. Fakat dehşet içinde olduğumdan o darbem bir işe yaramadı. Ebu Rafi' feryadı bastırdı. Ben de odadan dışarıya çıktım. Fazla uzağa gitmeden geri dönüp yine yanına girdim. Bu sefer: Ey Ebu Rafi', bu ses ne oluyor, dedim. 'Vay senin ananın haline bundan önce bir adam bu odada bana bir kılıçla bir darbe indirdi' dedi. (Abdullah b. Atık) dedi ki: Ben de ona bir darbe daha indirdim, ağır yaralamakla birlikte tam öldüremedim. Daha sonra kılıcın keskin tarafını karnına sapladım ve sırtına kadar ulaştı. Böylece onu öldürdüğümü anladım. Kapılan teker teker açmaya (ve kaçmaya) başladım. Nihayet ben basamaklar bitmiş, yere varmış olduğumu zannedip ayağımı uzatırken son basamak olduğunu bilmediğimden ayın etrafı aydınlattığı o gecede düştüm ve baldırımı kırdım. Hemen bir sank ile onu sardım, sonra yürüdüm ve nihayet kapının önünde oturdum. Onu öldürüp öldürmediğimi anlayıncaya kadar bu gece çıkmayacağım, dedim. Horoz ötmeye başlayınca, ölümü ilan eden kişi, surun üzerine dikilerek: Hicaz halkının tüccan Ebu Rafi"in ölümünü ilan ederim, dedi. Ben de arkadaşlarımın yanına giderek: Haydi koşunuz,Allah Ebu Rafi"i katletti, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım, ona olanları anlattım. Bana: Ayağını uzat, dedi. Ben de ayağımı uzattım (eliyle) onu sıvazladı. Sanki hiç ağnsını duymamış gibi oldum […]