Usamah bin Zayd bin Aslm, 'Abdur Rahman bin Zayd bin Aslam, 'Abdullah bin Zayd bin Aslam
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At üç amaçla kullanılır. Buna göre ata sahip olmak kimisi için sevaptır, kimisi için hicaptır (örtüdür) ve bazıları için de azaptır. At şu kişi için sevaptır: Bu şahıs atı Allah yolunda kullanmak üzere bağlayıp besler; onun boynuna bir ip bağlayıp yere sabitledikten sonra otlaklara veya bahçelere salar. İşte atın bu otlaklarda veya bahçelerde ipe bağlı olarak yayıldığı sürece yediği her şeyonun için sevap olur. Eğer at ipini koparır da bir ya da iki tepeyi aşarsa pislemesi ve bıraktığı izler yine- sahibi için sevap olarak yazılır. At bir ırmağa gelip suyundan içerse atın sahibi onu sulamak amacı taşımasa bile aynı şekilde bundan dolayı sevap alır. Atın hangi durumda sahibi için bir günah aracı olduğuna gelince bu atıyla Müslümanlara karşı övünmek, caka satmak ve gösteriş yapmak için bağlanırsa sahibi için azap olur." Ashab-ı kiram merkeplerin de aynı hüküm kapsamına girip girmediğini sorunca Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu cevabı verdi: "Bu konuyla ilgili olarak bana vahyedilen en kapsamlı ve tek ayet şudur: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa bunun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onun karşılığını görür. " [Zilza! 7-8]
Zeyd İbn Eslem babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Mekke yolunda Abdullah İbn Ömer r.a. ile birlikte idim. Bu sırada kendisine hanımı Safiyye bnt Ebu Ubeyd'in ağır hasta olduğu haberi ulaştı. Bunun üzerine hızını artırdı ve şafak kayboluncaya kadar bu şekilde yola devam etti. Sonra bineğinden indi ve akşam ile yatsı namazlarını cem' ederek birlikte kıldı. Namazdan sonra da şöyle dedi: "Yolculuk sırasında acelesi olduğu zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tıpkı bu şekilde namaz kıldığını gördüm; akşam namazını geciktirir ve yatsı namazı ile birlikte kılardı."
Hz. Ömer r.a. şöyle demiştir: "Ben Allah yolunda cihadda kullanılması için bir at bağışlamıştım. Daha sonra bu atı elinde bulunduran kişinin onu sattığından haberdar oldum ve bağışladığım atı geri satın almak istedim. Ben adamın atı ucuz bir fiyata sattığını anladım. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek at'ı geri alıp alamayacağımı sordum. Bana şöyle dedi: "Bu atı bir dirheme de satlIsa geri alma! Çünkü verdiği sadakaya geri dönen bir kimse kusmuğunu tekrar yiyen köpeğe benzer."
Zeyd İbn Eslem babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Hz. Ömer Huneyy adında bir kölesini devlet arazilerinin idaresi için görevlendirmiş ve görevi başına giderken ona şu talimatı vermişti: "Ey Huneyy, Müslümanlara zulmetmekten sakın, ellerini onlara zulmetmekten uzak tut. Müslümanların bedduasından sakının. Zira Müslümanların duaları kabul olunan dualardandır. Küçük koyun ve küçük deve sürülerinin meralara girmelerine müsaade et, böyle küçük sürü sahiplerine imkan tanı. Fakat Abdurrahman İbn Avf ile Osman İbn Affan'ın çok fazla olan sürülerine karşı dikkatli ol, onları meralara asla sokmam. Çünkü bu ikisinin sürüleri açlıktan telef olacak duruma gelse bile hurmalıklarına ve ekili arazilerine dönerler. Fakat küçük sürü sahiplerinin hayvanları telef olmaya görsün bu kişiler hemen çoluk çocuğunu toplayıp karşıma dikilir ve: "Ey mu'minlerin emiri haydi bakalım derler." Behey babasız kalasıca, ben bunları böyle aç ve sefil mi bırakacağım! Su ve ot bulmak benim için her halde altın ve gümüş bulmaktan daha kolaydır. Sürülerini otlaklardan engellersem Allah'a yemin ederim ki, kendilerine zulmettiğimi düşünecekler. Gerçekten de buralar onların topraklarıdır; cahiliyye döneminde bu toprakları korumak için savaştılar ve İslam'ın hakim olduğu dönemde de bu topraklar üzerinde İslam'ı kabul edip Müslüman oldular. Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaş için kullanacağım hayvanları koruma ve besleme endişesi olmasaydı onların topraklarından bir karışı bile mera olarak belirlemezdim."
Hz. Ömer şöyle demiştir: "Sonraki Müslüman nesilleri düşünmeseydim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi ben de fethettiğim her yeri savaşçılara anında paylaştırırdım."
Abdullah İbn Abbas r.a.'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Güneş ve ay Allah'ın birer ayetidir. Bunlar ne bir kimsenin ölümü ne de hayatı dolayısıyla tutulur. Eğer güneş ve ay'ın tutulduğunu görürseniz Allah'ı zikredin!"
Ebu Said r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden öncekilerin gittiği yolu karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz. Hatta onlar bir kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de ona gireceksiniz. Biz: Ey Allah'ın Resulü Yahudilerle, Hıristiyanları mı kastediyorsun, dedik. O: Başka kim olabilir ki, diye buyurdu." Tekrar: 7320
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "At üç kişi içindir: Bir adam için ecirdir, bir adam için setredicidir, bir adam için de vebaldir. Atın kendisi için ecre sebep olduğu kişiye gelince: Bir adam atı Allah yolunda bağlamış ve bir meradan ya da bir bahçeden ona uzun bir yular salmış. Bu atın o yuları uzunluğunda meradan ya da bahçeden yediği her bir şey, onun için hasenat olarak yazılır. Eğer yularını koparıp bir ya da iki tur atacak olur ise çıkaracağı pislikler onun için hasenat olur. Eğer bir ırmağa uğrayıp,ordan su içse kendisi ona su içirmek istemese dahi bu onun için hasenat olur. Bir adam da atı muhtaç olmamak, iffetini korumak için bağlar ve atın kendisinde ve sırtında Allah'ın hakkını unutmazsa bu at, aynı şekilde onun için setredici olur . Bir diğer adam atı övünmek, riyakarlık ve Müslümanlara düşmanlık için bağlayacak olursa o da bir vebal olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşeklere dair de soru sorulunca şöyle buyurdu: Onlar hakkında bana sadece şu eşsiz ve kapsamlı ayet indirilmiş bulunmaktadır: "Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görecektir, kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir."[Zilzal
Zeyd b. Eslem babasından şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İbn Ömer bana onun -yani Ömer'in- bazı durumları hakkında soru sordu. Ben de ona anlattım. (İbn Ömer) bunun üzerine dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra, onun ruhunun kabzedilmesinden sonra Ömer b. el-Hattab'dan daha gayretle çalışan ve daha cömert bir kimseyi -ömrümün sona erdiği zamana kadar- görmedim."
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetle dedi ki: "Ömer b. elHattab r.a. ile birlikte pazara çıktım. Genç bir kadın Ömer'e arkasından yetişerek dedi ki: Ey mu'minlerin emiri kocam öldü. Geriye de küçük çocuklar bıraktı. Allah'a yemin ederim bir koyun paçasını dahi pişiremezler. Ziraatleri de yok, davarları da yok. Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum. Ben de Hufaf b. Ima el-Gıfarı'nin kızıyım. Babam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunmuştu. Ömer onunla birlikte durmuş yürümemişti. Sonra: Nesebin bize yakın birisi olarak merhaba sana! dedi. Daha sonra evin avlusunda bağlı bulunan güçlü bir deveye yöneldi, onun üzerine yiyecekle doldurduğu iki heybe yükledi. İki heybe arasına da nafakaları için harcayacakları bir mal ve giyecek elbiseler yükledi. Sonra da devenin yularını kadının eline verdikten sonra şunları söyledi: Haydi, bu deveyi çek, götür. Daha bunlar bitmeden Allah'tan size hayırlar gelecektir . Bir adam: Ey mu'minlerin emiri, buna çok verdin.deyince, Ömer: Anan seni kaybedesice! Allah'a yemin ederim (şu anda) onun babasının ve kardeşinin bir süre bir kaleyi muhasara etmiş hallerini görüyor gibiyim. Daha sonra kaleyi fethettiler. Daha sonra artık biz o kaledeki paylarımızı şimdi almaya devam. ediyoruz."
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetle dedi ki: "Ömer b. elHattab r.a. ile birlikte pazara çıktım. Genç bir kadın Ömer'e arkasından yetişerek dedi ki: Ey mu'minlerin emiri kocam öldü. Geriye de küçük çocuklar bıraktı. Allah'a yemin ederim bir koyun paçasını dahi pişiremezler. Ziraatleri de yok, davarları da yok. Sırtlanın onları yiyeceğinden korkuyorum. Ben de Hufaf b. Ima el-Gıfarı'nin kızıyım. Babam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hudeybiye'de bulunmuştu. Ömer onunla birlikte durmuş yürümemişti. Sonra: Nesebin bize yakın birisi olarak merhaba sana! dedi. Daha sonra evin avlusunda bağlı bulunan güçlü bir deveye yöneldi, onun üzerine yiyecekle doldurduğu iki heybe yükledi. İki heybe arasına da nafakaları için harcayacakları bir mal ve giyecek elbiseler yükledi. Sonra da devenin yularını kadının eline verdikten sonra şunları söyledi: Haydi, bu deveyi çek, götür. Daha bunlar bitmeden Allah'tan size hayırlar gelecektir . Bir adam: Ey mu'minlerin emiri, buna çok verdin.deyince, Ömer: Anan seni kaybedesice! Allah'a yemin ederim (şu anda) onun babasının ve kardeşinin bir süre bir kaleyi muhasara etmiş hallerini görüyor gibiyim. Daha sonra kaleyi fethettiler. Daha sonra artık biz o kaledeki paylarımızı şimdi almaya devam. ediyoruz."
Zeyd b. Eslem, babasından rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinden birisinde (geceleyin) yol alırken -ki Ömer b. el-Hattab geceleyin onunla birlikte yol alırdı- Ömer b. el-Hattab ona bir hususa dair soru sordu. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona cevap vermedi. Sonra yine ona soru sordu, yine ona cevap vermedi. Ömer b. el-Hattab (kendi kendine) dedi ki: Anan seni kaybedesice ey Ömer! Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ısrarla üç defa soru sorduğun halde her seferinde o sana cevap vermedi. Bunun üzerine devemi harekete geçirdim. Sonra da Müslümanların önüne geçtim. Hakkımda Kur'an nazil olur diye korktum. Aradan fazla zaman geçmeden birisinin yüksek sesle beni çağırdığını işittim. (Kendi kendime) andolsun hakkımda bir Kur'an ineceğinden korkmuştum dedim. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Ona selam verdim. Dedi ki: Andolsun bu gece bana öyle bir sure indirildi ki ben onu üzerinde güneşin doğduğu her şeyden daha çok seviyorum diye buyurdu. Sonra da: "Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih nasibettik. ''' [Feth, 1] okudu. Bu Hadis 4833 ve 5012 numara ile gelecektir. Hadisin metninin şerhi yüce Allah'ın izniyle ileride Fetih suresinin tefsirinde (4833. hadiste) gelecektir. Diğer tahric eden: Tirmizi Tefsirul Kur’an)
Ömer b. el-Hattab r.a. dedi ki: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, eğer sonradan gelecek insanları büsbütün yoksul bırakmayacak olsaydım fethi nasip olan her bir kasabayı mutlaka Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştırırdım. Fakat ben onu (fethettiğim yerleri) Müslümanlara, aralarında paylaştıracakları bir hazine olarak bırakacağım."
Ömer r.a. dedi ki: "Eğer sonradan gelecek Müslümanlar olmasaydı, onlara bir kasabanın fethi nasip oldukça mutlaka onu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i paylaştırdığı gibi paylaştıracaktım."
Ebu Saıd el-Hudrı'den nakledildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönemindeki münafıklardan bir grup Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cihada çıktığı zaman, İslam ordusundan geride kalırlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e muhalefet etmelerinden dolayı da pek sevinirlerdi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cihad'dan dönünce ona mazeret beyan edip [doğru söylediklerine dair] yemin ederlerdi. Yapmadıkları işler ile övülmek isterlerdi. Bunun üzerine: "Sanma ki ettik/erine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır," ayeti nazil oldu.
Ebu Saıd el-Hudrı'den rivayet edildiğine göre, bazı insanlar asrı saadette Hz. Nebi'e gelip: Ey Allah'ın Elçisi! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz? diye sordular. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de şöyle buyurdu: - Evet. Bulutsuz bir havada ışık saçan güneşi gün ortasında görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ashab-ı kiram "Hayır," cevabını verince, bu defa Hz. Nebi şöyle buyurdu: Peki bulutsuz bir dolunay gecesi gökyüzünde parlayan ayı görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar verir misiniz? Ashab-ı kiram yine "Hayır," cevabını verdi. Bunun üzerine Hz. Nebi şöyle buyurdu: Kıyamet günü de Allah'ı görmek için tartışıp itişip kakışarak birbirinize zarar vermeyeceksiniz. Allah'ı görme konusuda, güneş ve ayı görme hususunda birbirinize verdiğiniz zarardan başka zarar vermeyeceksiniz. Kıyamet günü bir tellal çıkıp "Her millet kendisine ibadet ettiğinin peşine düşsün!" diye ilan edecektir. İşte o an Allah 'ın dışında putlara ve dikili taşlara ibadet eden herkes Cehenneme dökülecektir. Nihayet Allah'a ibadet eden iyi ve kötü insanlarla ehl-i kitabın son temsilcileri kalacak. Sonra Yahudiler çağırılacak. Onlara: Kime tapıyordunuz? diye sorulacak. Yahudiler: - Biz Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapıyorduk, cevabını verecek. Bunun üzerine onlara şöyle denilecek: Yalan söylediniz! Zira Hak Teala ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Şimdi [söyleyin bakalım] ne istiyorsunuz? Yahudiler: Ey Rabbimiz! Çok susadık. Bizi suya kandır, diye yalvaracaklar. - Onlara işaret yoluyla "Hadi su başına buyurun" denecek. Sonra Cehenneme sürülecekler. Serap görecekler ve yalımları birbirine çarpan Cehennem ateşini su zannedecekler. Bu yüzden birbirlerinin peşi sıra Cehenneme atlayacaklar. / Sonra Hıristiyanlar çağırlacak. Onlara da; - Kime tapıyordunuz? sorusu sorulacak. Hıristiyanlar: Allah'ın oğlu Mesih'e tapıyorduk, cevabını erecekler. Bunun üzerine onlara da: Yalan söylüyorsunuz! Zira Allah ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Sonra onlara: Şimdi ne istiyorsunuz? diye sorulacak. Daha sonra Yahudilerin başlarına gelen onların da başına gelecek. Geride, Allah'a ibadet eden iyi ve kötü kimselerden başkası kalmayacak. Bu sırada alemlerin Rabbi, müminlerin daha önceden öğrendiği vasfına yakın bir surette gelip onlara; Ne bekliyorsunuz? Her ümmet ibadet ettiği ilaha tabi oldu, buyuracak. İnsanlar da şöyle cevap verecekler: Dünyada iken kendilerine en fazla ihtiyaç duyduğumuz konularda bile onlardan aynıdık. Asla onlarla birlikte olmadık. Şimdi biz, taptığımlZ Rabbimizi bekliyoruz. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ben sizin Rabbinizim," buyuracak. İnsanlar da iki ya da üç kez "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayız," diyecektir. AÇiKLAMA : İmam Buhari! bu hadisi şefaat konusunda da zikretmişti. Bu hadisin geniş açıklaması, "Kitabu'r-rikak"ta
Zeyd İbn Eslem babasından şöyle nakletmiştir: Bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem düzenlediği seferlerden birinde yürüyordu. Hz. Ömer de onunla birlikte yürüyordu. Bu sırada Hz. Ömer ona bir soru sordu. Ancak Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Hz. Ömer bir daha sordu, Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonra Hz. Ömer bir daha sordu, Hz. Nebi yine cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ömerlin annesi oğluna ağıtlar yaksını [Ey Ömer] Üç defa Nebi'e ısrarla soru sordun, üçünde de Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana cevap vermedi. .. " dedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şu şekilde devam etti: Sonra bineğimi hareket ettirdim ve insanların önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an inmesinden korkuyordum. Çok geçmeden birinin bana seslendiğini işittim. 'Korkarım hakkımda ayet indi,' dedim ve Hz. Nebi'in yanına gidip ona selam verdim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Bu gece bana bir sure indirildi. Bu sure, üzerine güneşin doğduğu her şeyden bana daha sevim/idir," buyurdu ve Fetih SuresiIni okudu
Ebu Saıd'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Allah Teala sakını açar. Bütün inanan kadınlar ve erkekler hemen O'nun için secdeye kapanırlar. Dünyada gösteriş ve nam için secde edenler ise secde edemezler. Secde etmeye yeltenirler ancak bellerini bir türlü eğemezler.
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Atlar şu üç kimseye aittir; bir kimse için sevap, bir kimse için engel, bir kimse için de günah olur. Atın kendisi için sevab olduğu kimseye gelince; o atını Allah yolunda (cihad için) bağlamıştır, atın ipini de bol otlu geniş bir çayırlıkta veya bahçede uzatmıştır. Atın bu bol otlu çayırlıktan veya bahçeden uzun ipi sayesinde yediği her ot, sahibi için bir iyilik olur. Eğer bu at, bir de ipini koparıp şahlanarak sağa sola koşsa, bu esnada onun yerde toynakları ile bıraktıgı izleri ve gübreleri de sahibi için iyilik olur. Şayet at bu arada bir nehre uğrayıp da su içse -sahibi onu sulamak istememiş olsa bile- bu su da sahibi için iyilikler haline gelir. İşte bu at, sahibi için büyük bir sevaba dönüşür. Bir kimse de atını başkalarına muhtaç olmamak ve isteme zahmetinde bulunmamak için bağlar, sonra onunla ilgili (zekat, cihad vs. gibi konularda) Allah'ın hakkını unutmazsa, bu at da o kimse için fakirliğe karşı bir perde olur. Bir kimse de atını öğünmek için, gösteriş için ve Müslümanlara düşmanlık için bağlarsa, bu hayvan da ona büyük bir günah olur. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e merkeplerin durumu soruldu, o da şöyle cevap verdi: Onlar hakkında Allah Teala bana kapsamlı ve eşsiz olan şu ayetten başka birşey indirmedi: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. " (Zilzal 7-8)
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eşekler hakkında sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur: Onlar hakkında Allah Teala bana kapsamiz ve eşsiz olan şu ayetten başka birşey indirmedi: "Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. "(Zilzal 7-8) AÇiKLAMA: Ebu Ubeyde.bi enne Rabbeke evha leha ayeti hakkında şöyle demiştir: "Accac bu ayeti şu 'şekilde açıkladı: Allah Teala yeryüzüne durmasını vahyetti, o da durdu." Buhari burada Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu rivayetin açıklaması "Kitabu'l-cihad"da yapılmıştı. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1760-5 ADİYA, KARİA, TEKASUR VE ASR SURELERİ ADİYAT SURESİ:. Mücahid şöyle demiştir: Kenud (Adiyat 6) "nankör" anlamına gelir. Feesarne bihi nek'a (Adiyat 4) "Ve tozu dumana katanlara" şeklinde açıklanmıştır. Lihubbi'l-hayr"(Adiyat 8) "mal sevgisi yüzünden" anlamına gelir Leşedid ' cimridir" demektir. Zira cimri birine şedid denir. Hussile (Adiyat 10) "ayrıldı" anlamına gelir. AÇiKLAMA: Adiyat/koşanlar kelimesinden maksat atlardır. Bu kelime ile develerin kastedildiği de söylenmiştir. Taberani, Ebu Ümame kanalıyla şu hadisi nakletmiştir: "KenCıd, tek başına yiyen, yardımını esergeyen ve kölesini döven kimsedir." feesarne bihi nek'a (Adiyat 4) "Ve tozu dumana katanlara" şeklinde açıklanmıştır. 'Bu yorum Ebu Ubeyde'ye aittir. O bu konuda şöyle demiştir: Sabah vakti hücuma kalkan atlar, ortalığı toz dumana katar. İbn Merdııye bu rivayetten daha sahih bir senet ile İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: Bir adam bana "Adiyat"ın ne anlama geldiğini sordu. Ben de ona "Atlar" anlamına geldiğini söyledim. Sonra adam Hz. Ali'ye gidip aynı soruyu sormuş ve benim cevabımı da ona iletmiş. Bunun üzerine Hz. Ali beni yanına çağırıp "Adiyat, Arafat'tan Müzdelife'ye giden develer anlamına gelir," dedi. Said İbn Mansıır, Harise İbn Midrab kanalıyla Hz. Ali'nin "Adiyattan maksat, develerdir," İbn Abbas'ın da "Adiyattan maksat atlardır," dediğini nakletmiştir. İkrime'nin onlardan naklettiği rivayette de şöyle geçmektedir: "Adiyat, hac döneminde develer, cihadda atlar anlamına gelir." Sahih bir senetle Abdullah İbn Mes'ııd'un şöyle söylediği nakledilmiştir: "Adiyat develer demektir." Yine sahih bir senetle İbn Abbas'ın şöyle söylediği nakledilmiştir: "Soluk soluğa koşmak sadece köpeklere ve atlara muhsustur." KARİA SURESİ: Ke'l-feraşi'l-mebsus (Karia 4) "Birbiri üzerine binen çekirge sürüsü gibi" anlamına gelir. O gün insanlar, çekirge sürüsü gibi birbirlerinin istikametinde dolaş ır dururlar.Ke'l-ihn (Kaıria 5) "yünün renkleri gibi" anlamına gelir. Abdullah İbn Mes'ud bu kelimeyi ke's-suf şeklinde okumuştur. AÇiKLAMA: Kıyamet günündeki insanların kelebeklere benzetilmesi birçok güel münasebetle olmuştur. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: Şaşkın şaşkın dolaşmak, yayılmak, çok olmak, zayıflık, basitlik, geri dönüşü olmayan yola girmek, seslenene yönelmek, acele etmek, birbirinin üzerine çıkmak ve ateşe doğru uçuşmak. TEKASUR SURESİ:. İbn Abbas şöyle' demiştir: Tekasur (Tekasur 1) "mal ve evlat çokluğu"nu ifade eder. ASR SURESİ:. Yahya şöyle demiştir: Asr "zaman" demektir. Allah Teala ona yemin etmiştir.
Zeyd İbn Eslem babasından onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinin birinde gece vakti yürüyordu. Hz. Ömer de ona eşlik ediyordu. Derken Hz. Ömer ona bir şey sordu. Fakat Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Sonra tekrar sordu. Yine cevap vermedi. Bir kez daha sordu. Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonunda Hz. Ömer şöyle dedi: Anan seni kaybetsin, sana ağıtlar yaksın Ömer! Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e üç defa ısrarla soru sordun. Üçünde de sana cevap vermedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Devemi hızlandırdım ve ordudaki herkesin önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an ayetinin inmesinden endişe ediyordum. Çok geçmeden bir adamın beni çağırdığını duydum. Kendi kendime, 'korktuğum başıma geldi hakkımda ayet nazil oldu galiba' dedim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelip ona selam verdim. O da selamımı aldı ve şöyle buyurdu: Bu gece bana bir sure indirildi. Kuşkusuz bu sure, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevimlidir. Sonra inna fetehna leke fethan mübina diye başlayan Fetih suresini okudu."
İbn Ömer'den, dedi ki: "Şark tarafından iki adam gelip hutbe okudular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz beyanın bir kısmı da bir büyüdür, diye buyurdu.'' Bu Hadis 5767 numara ile gelecektir
Abdullah İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde güneş tutuldu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beraberinde insanlar da bulunduğu halde namaz kıl{dır)dı. Bakara slıresi okunacak kadar uzunca bir süre kıyamda durdu. Daha sonra uzunca bir rüklı' yaptı, sonra başını rüklı'dan kaldırdı ve uzun bir süre ayakta durdu; ama bu ilk ayakta duruşundan daha az idi. Sonra bir daha rüklı'a vardı, bu da ilk rüklı'dan daha kısa sürdü. Sonra başını rüklı'dan kaldırdı, secdeye vardı. Daha sonra uzunca bir kıyamda durdu, bu da ilk kıyamdan daha az sürdü. Sonra uzunca bir rüklı' yaptı, bu da ilk rüklı'dan daha az sürdü. Sonra başını kaldırıp uzunca kıyamda kalarak ayakta durdu, ama bu da birinci kıyamdan daha az sürdü. Sonra uzunca bir rüklı' yaptı ve bu da ilk rüklı'dan daha az sürdü. Sonra başını kaldırdı, sonra secde yaptı. Sonra da namazdan Çıktı. Güneş de açılmış bulunuyordu. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Şüphesiz güneş ve ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Herhangi bir kimsenin ölümü ya da hayatı dolayısıyla tutulmazlar. Böyle bir şey gördüğünüz takdirde hemen Allah'ı zikrediniz. Ey Allah'ın Rasulü, dediler, biz bu esnada ayakta dururken bir şeyalmak üzere elini uzattığını gördük, sonra geriye doğru çekildiğini gördük. Şöyle buyurdu: "Ben cenneti gördüm -ya da bana cennet gösterildi-, oradan elimi bir salkıma uzattım. Onu almış olsaydım, dünya kaldığı sürece ondan yiyip duracaktımz. Cehennemi de gördüm. Fakat bugün gördüğüm manzara gibisini asla görmüş değilim Cehennem ahalisinin çoğunun da kadınlar olduğunu gördüm. "Neden ey Allah'ın Rasulü", diye sordular. O: "Küfürleri sebebiyle", diye buyurdu. Ona: "Allah 'a mı kafir oluyorlar" diye sorulunca, şöyle buyurdu: "Hayır, onlar kocalarına karşı kafirlik (nankörlük) ve iyiliğe karşı kafirlik (nankörlük) ediyorlar. Zaman durdukça onlardan birisine ihsan da bulunsan, sonra da senden (hoşlanmadığı) bir şey görecek olursa, senden en ufak bir hayır görmedim, der."
Yine Ebu Katade'den, benzeri bir rivayet nakledilmiş bulunmaktadır. Ancak oradaki rivayete göre Allah Rasulü: "Beraberinizde onun etinden bir şey kaldı mı" diye sordu.
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Doğu tarafından iki adam gelip hutbe verdiler. İnsanlar onların beyanlarına (açık seçik konuşmalarına) hayret ettiler. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz beyanın bir kısmı bir sihirdir -yahut şüphesiz beyanın bazısı- bir sihirdir, buyurdu." Diğer tahric edenler: Tirmizi Birr; Ebû Dâvûd, Edeb
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah saç ekleyen kadına da, saçına saç ekleten kadına da, döğme yapan kadına da, döğme yaptıran kadına da lanet etmiştir."
Ömer İbnu'l-Hattab r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna (Hevazin kabilesinden alınmış) esirler getirildi. Esirler arasından bir kadın memesinden süt sağıyor, çocuklara içiriyordu. Esirler arasında küçük bir çocuk buldu mu onu alıp hemen göğsüne yapıştırıp, ona süt emziriveriyordu. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Sizin görüşünüze göre bu kadın kendi çocuğunu ateşe atar mı, diye sordu. Biz: Hayır, eğer onu atmayacak gücü kendisinde bulabilirse onu asla atmaz, dedik. Bu sefer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Andolsun ki Allah'ın kullarına olan merhameti bu kadının çocuğuna olan merhametinden fazladır, buyurdu."
Ebu Said el-Hudri r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Yollarda oturmaktan sakınınız. Ashab: Ey Allah'ın Resuıü, bizim için oralarda oturmaktan başka çare yok. Biz oralarda oturup konuşuyoruz, dediler. Bu sefer Allah Rasulü: Madem sizin için oralarda oturmanın kaçınılmaz olduğunu söylüyorsunuz, o halde yolun hakkını veriniz, buyurdu. Ashab: Yolun hakkı nedir, ey Allah'ın Rasulü, deyince, o: Gözü harama bakmaktan sakınmak, yolda rahatsızlık verecek şeyleri kaldırmak, verilen selamı almak, marufu emredip münkerden alıkoymaktır, buyurdu."
Ebu Said el-Hudri, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Sizin için en çok korktuğum şey Allah'ın yeryüzünün bereketlerini çıkarmasıdır." Bunun üzerine ashap yeryüzü bereketlerinin ne olduğunu sordular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Dünyanın güzellikleridir" diye cevap verdi. Bir adam: "Hayır, şer mi getirir?" diye sordu. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sustu. Ben ona vahiy geldiğini düşündüm. Daha sonra alnındaki terleri sildi ve "Soru soran nerede?" dedi. Adam: "Benim" dedi. Ebu Said: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, adama sorusundan ötürü kızmayarak cevap verdiği için hamdettik" demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hayır yalnızca hayır getirir. Dünya malı yeşildir, tatlıdır. Baharda yeşeren bitkiler çok yemelerinden ötürü hayvanları öldürür ya da perişan eder. Çimenler hariç. Hayvan çimenleri yer, yan dönüp yatar, güneşe döner, geviş getirir, pisler. Daha sonra döner tekrar yer. Tatlı olan mala gelince, onu hakkıyla alan ve hakkını veren kişi ne iyi kişidir. Ancak hakkı olmayan bir malı alan kişi yiyip de doymayan kimse gibidir."