Tam adı Ebü'l-Hasan Ali b. Ebî Tâlib el-Kureşî el-Hâşimî'dir; Ebû Türâb künyesiyle de anılır. Hz. Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in oğlu, yani Resûlullah'ın amcasının oğludur; ayrıca kızı Fâtıma ile evlenerek damadı olmuştur. Yaklaşık m. 600 yılında Mekke'de doğdu ve beş yaşından itibaren Hz. Peygamber'in himayesinde büyüdü. İlk Müslümanlar arasında yer aldı; hicret gecesi Resûlullah'ın yatağında kalarak onun Mekke'den ayrılmasını kolaylaştırdı.
Fâtıma'dan Hasan ve Hüseyin adlı oğulları oldu. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen bütün gazvelere katıldı; cesareti ve sancaktarlığıyla tanındı. Hz. Osman'ın öldürülmesinin ardından m. 656'da halife seçildi. Halifeliği boyunca ağır iç sorunlarla uğraştı: önce Hz. Âişe'nin de bulunduğu grupla Cemel Vak'ası, ardından Muâviye ile Sıffîn Savaşı yaşandı; hakem olayının sonucunda ortaya çıkan Hâricîler onun konumunu daha da zorlaştırdı.
Kur'an, hadis ve fıkıh alanında ashabın en yetkin isimlerinden sayılır; yaklaşık beş yüz seksen altı hadis rivayet ettiği kaydedilir ve hukukî meselelerle diyetlere dair yazılı bir sayfa bulundurduğu bilinmektedir. H. 40 / m. 661'de Kûfe'de Hâricîlerden İbn Mülcem tarafından uğradığı suikast sonucu şehid edilmiştir.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ed-Dubba (kabak) ile el-müzeffet (zift ile sırlanmış, sıvanmış) denilen kapları kullanmayı nehyetti."
en-Nezzal b. Sebre'nin, Ali r.a.'dan tahdis ettiğine göre, "Ali r.a. öğle namazını kıldırdı. Sonra da insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere Kufe (mescidi)nin genişliğinde oturdu. Nihayet ikindi namazı vakti girdi. Sonra ona bir su getirildi. O sudan içti, yüzünü ve ellerini yıkadı. -Ravi başını ve ayaklarını da zikretti.- Sonra ayağa kalkıp, ayakta olduğu halde artanı içti. Sonra da: Bazı kimseler ayakta su içmeyi hoş görmüyorlar; ama şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim bu yaptığım gibi yapmıştır, dedi."
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ridasının getirilmesini istedi ve onu giyindi. Sonra da yürümeye koyuldu. Arkasından ben ve Zeyd b. Harise de gittik. Nihayet Hamza'nın içinde bulunduğu eve geldi. İçeri girmek için izin istedi. Onlara (Nebi ve beraberindekilere) izin verdiler ... "
Ali b. Ebi Talib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yollu olarak dokunmuş, siyera denilen bir kumaştan bir elbiseyi hediye olarak verdi. Ben de onu giyinip dışarı çıktım. Yüzünden kızdığını anladım, ben de bu sebeple onu etrafımdaki hanımlara parçalayıp böldüm."
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd 'dan başkasına 'anam babam sana feda olsun' dediğini işitmedim. Ben onu (Sa'd'a): Ok atı babam anam sana feda olsun, derken işittim. Bu sözü zannederim Uhud günü söylemişti."
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Bir cenazede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Bir sopa ile yere vurmaya koyuldu. Sonra: Aranızdan cennet ve cehennemde oturacak yeri tespit edilip de bitirilmemiş hiçbir kimse yoktur, buyurdu. Buna karşılık ashab: O halde (ameli bırakıp) tevekkül etmeyelim mi, dediler. Allah Rasulü: Amel ediniz. Çünkü herkese (ne için yaratılmışsa o doğrultuda amel etmek) kolaylaştırılmıştır. "Artık kim verir, takvalı olursa ... "(Leyl, 5) buyruğunu okudu."
Ali r.a. dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, ez-Zubeyr İbn el-Avvam'ı ve Ebu Mersed el-Ganevı'yi -ki hepimiz süvari idik- gönderip bize: Ravdatuhah denilen yere varıncaya kadar yola koyulun. Orada beraberinde Hatıb İbn Ebi Beltea'dan müşriklere yazılmış bir sahife bulunan müşriklerden bir kadın vardır, buyurdu. Ali r.a. dedi ki: Biz de onu bir devesi üzerinde yol alırken, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize dediği yerde yetiştik. Ona: Beraberindeki mektup nerede, diye sorduk. Kadın: Benimle birlikte mektup diye bir şey yoktur deyince, devesini çöktürdük, eşyasını araştırdık, hiçbir şey bulamadık. Diğer iki arkadaşım: Beraberinde mektup olduğu görüşünde değiliz, dediler. Ben: Andolsun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yalan söylemediğini biliyorum. Adına and olunana yemin ederek söylüyorum ki, ya mektubu çıkartırsın yahut seni çınlçlplak soyarım, dedim. Kadın benim ciddi olduğumu görünce, elini beline götürdü. Beline bir kumaşı peştamal şeklinde bağlamıştı. Oradan mektubu çıkardı. Ali devamla dedi ki: Mektubu alıp Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü k. Allah Rasulü: Ey Hatıb, seni yaptığın bu işe iten ne oldu, dedi. Hatıb: Ben sadece Allah'a ve Rasulüne iman eden birisiyim. Ne bir değişiklik yaptım, ne de değiştirdim. Ama onlara bir iyiliğim dokunsun ve Allah bu iyiliğim sayesinde aileme ve malıma gelecek zararı önlesin istedim. Senin ashabından orada Allah'ın kendileri vasıtasıyla ailesine ve malına gelecek zararı def edecek kimseleri bulunmayan hiçbir kişi yoktur, dedim. Allah Rasulü: Doğru söylüyor, ona hayırdan başka bir şey demeyiniz, buyurdu. Ali dedi ki: Bu sefer Ömer İbn el-Hattab: Şüphesiz ki o Allah'a, Rasulüne ve mu'minlere hainlik etmiştir. Beni bırak da boynunu uçurayım, dedi. Allah Rasulü bunun üzerine: Ey Ömer! Allah'ın Bedir'e katılanlara muttali olup: Dilediğinizi yapınız, size cennet vacip olmuştur, demediğini nereden biliyorsun, buyurdu. Ali r.a. dediki: Ömer'in gözleri yaşardı ve: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi."
Ebu Said'den rivayete göre; "Kureyzalılar Sa'd'in hükmünü kabul ederek kalelerinden indiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sebeple ona haber gönderdi, o da geldi. Gelince Allah Rasulü: Seyyidiniz için -yahut: en hayırlınız için, dedi- ayağa kalkınız, buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına oturdu. Allah Rasulü ona: Bunlar (Kureyzalılar) senin hükmünü kabul ederek kalelerinden indiler buyurdu. Sa'd İbn Muaz: Ben onların savaşçılarının öldürülmesine, kadın ve çocuklarının esir edilmesine hüküm veriyorum, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü: Andolsun sen me lik olan (Allah)ın vermiş olduğu hüküm ile hükmettin, buyurdu."
Abdullah İbn Abbas'tan rivayete göre, "Ali İbn Ebi Talib r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı ile sonuçlanan rahatsızlığı esnasında Nebiin yanından çıktı. İnsanlar: Ey Ebu'l-Hasen, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nasıl sabahladı, diye sordular. Ali: Allah'a hamdolsun iyileşmiş olarak sabahı etti, dedi. el-Abbas onun elinden yakalayarak: Sen onu görmüyor musun? Allah'a yemin ederim ki, sen üç gün sonra asanın kulu olacaksın. Allah'a yemin ederim ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu hastalığı sonunda vefat edeceği görüşündeyim. Çünkü ben Abdulmuttalib oğullarının ölümlerinin yaklaştığını yüzlerinin halinden anlarım. Haydi kalk, seninle Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gidelim de ona ondan sonra işin kimin hakkı olacağına dair soru soralım. Eğer bu iş bize ait olacaksa bunu öğrenmiş oluruz, eğer bizden başkasına ait olacaksa, ondan o kimselere hakkımızda tavsiyede bulunmasını isteriz, dedi. Ali: Allah'a yemin ederim eğer biz bu işi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorsak, o da bu işi bize vermeyecek olursa, insanlar da o işi bizi ebediyen vermeyecektir. Gerçek şu ki ben bu hususu ebediyen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sormayacağım, dedi."
Ali r.a.'den aktarıldığına göre Hz. Fatıma el değirmeninin ellerini tahriş etmesinden şikayetlenerek bir hizmetçi istemek üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmiş; kendisini bulamayınca durumu Hz. Aişe'ye anlatmıştır. Kızının isteğini öğrenen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onların evine gelip yatmaya hazırlanan kızı ve damadının arasına oturmuş (bu esnada kalkmak isteyen Hz. Ali'ye izin vermemiş; ayrıca Hz. Ali Nebi efendimizin ayağının serin liğin i göğsünde hissetmiştir) ve onlara "Size hizmetçiden daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi? Yattığınız zaman 34 kere tekbir, 33 kere tesbih, 33 kere hamdedin" demiştir.
Ali İbn Ebi Talib r.a. şöyle demiştir: "Hendek savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanındaydık "Allah onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun. Güneş batana kadar ikindi namazını kıldırmadılar".
Ali r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Elinde bir sopa vardı, sopayı yere vurup iz çıkarıyordu. Sonra: "Aranızdan hiç kimse yoktur ki cennetlik ya da cehennemlik olacağı yazılmış olmasın" dedi. Bunun üzerine bir adam: "Ey Allah'ın elçisi, biz bu yazgıya dayanıp güvenmeyelim mi?" diye sordu. O da: "Hayır, siz amel edin. Zira bunların her biri kolaylaştırılır" dedi ardından da "Artık kim (infak edip) verir ve sakınırsa, o el-Hüsna'yı da doğrularsa; Biz de ona kolayolanı kolaylaştırınz. Amma kim cimrilik eder ve kendisini müstağni görür, o el-Hüsna'yı da yalanlarsa; Biz de ona en zor olanı (isyanı) kolaylaştırınz"(Leyl, 5-10) ayetlerini okudu.
İbrahim et-Teymi'nin babasından nakline göre Ali r.a. şöyle demiştir: "Bizim yanımızda -şu sahife hariç- okumakta olduğumuz Allah'ın kitabından başka yazılı bir kitap yoktur." İbrahim'in babası şöyle devam etti: Hz. Ali bundan sonra sözünü ettiği sahifeyi çıkardı. İçinde yaralamalara, diyet ve zekat develerinin yaşlarına dair birtakım hükümler yazılıydı. Bir de şunlar yazılmıştı: "Medine'nin Air dağı ile Sevr dağı arasında bulunan sahası haremdir. Kim Medine'nin bu haremi içinde (kitap ve sünnete aykırı) bir iş yapar yahut bid'atçiyi barındırırsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Ondan kıyamet günü hiçbir nafile ve farz kabul olunmaz. Her kim de kendi efendilerinin izni olmadan başka bir kavmi veli edinirse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların Ianeti onun üzerine olsun! Ondan kıyamet günü hiçbir nafile ve farz kabul olunmaz. Müslümanların emanı birdir. Onların (statü itibariyle) en aşağı olanları dahi bir harbıye eman verdiğinde o eman bütün Müslümanlarca geçerli olur. Kim bir Müslümanın verdiği ahdi bozarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Kıyamet günü ondan ne bir nafile, ne de bir farz kabul olunmaz.
Ali r.a. şöyle demiştir: "Herhangi bir kimseye had cezası uygulayıp da onun ölmesi ile üzüntü duymazdım. Ancak böyle bir üzüntüyü içki içen kimse hakkında duyardım. İçki içen kimse had cezasından dolayı ölseydi, muhakkak onun diyetini verirdim. Bunun sebebi şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içki içenin cezası hakkında bize sabit bir sayı ile vurarak had uygulamamız konusunda kesin bir hüküm bildirmemiştir."
Hişam'ın babası vasıtasıyla nakline göre Aişe r.anha Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında hırsızın elinin ancak hacefe veya türs denilen kalkan değerinde bir mal çalındığında kesilirdi diye haber vermiştir.
el-Hasen ve Abdullah b. Muhammed b. Ali'nin nakillerine göre babaları Hz. Ali'ye "İbn Abbas kadınların mut'a nikahıyla nikah edilmesinde bir sakınca görmüyor" diye söylenir. Bunun üzerine Hz. Ali: "Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü mut'a suretiyle nikah yapmayı ve ehli eşek etini yemeyi yasakladı" demiştir. Birileri ise (Ebu Hanife) "Bir kimse hile yaparak mut'a nikahı ile o kadından faydalanırsa bu nikah fasiddir" demiştir. Onların bazıları ise "Bu nikah caizdir, fakat şart batıldır" demiştir.
Huzeyfe b. el-Yeman şöyle demiştir: Bugün zamanımızda münafıklar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanındaki münafıklardan daha beterdirler. Çünkü o zamanki münafıklar nifaklarını gizlerlerdi. Bugünküler ise bütün bütün açığa vuruyorlar.
Ali b. Ebi Talib şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seriyye gönderdi, başlarına ensardan birisini kumandan tayin etti ve askerlere kumandanlarına itaat etmelerini emretti. (Yolda) kumandan (maiyyetine) öfkelendi de "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana itaat etmenizi emretmedi mi?" diye sordu. Askerler "Evet, emretti!" dediler. Kumandan "Size kesin emrim şudur ki odun toplayacaksınıı, bir ateş yakacaksınız, sonra da ona gireceksiniz!" dedi. Askerler odun topladılar ve bir ateş yaktılar. Ateşin içine girmeye yöneldiklerinde durup birbirlerine baktılar. İçlerinden bazısı "Bizler Nebi'e ancak ateşten kaçmak için tabi olduk, (şimdi biz böyle iken) onun içine mi gireceğiz?" dediler. Onlar böyle iken ateşin alevi söndü ve kumandanın öfkesi geçti. Sonra bu olayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zikrettiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Eğer ateşe girselerdi, ondan dışarı çıkamazlardı. Çünkü itaat ancak makul ve meşru olan emirler hakkındadır" buyurdu.
Ali r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir askeri birliği hazırlayıp, başlarına birisini kumandan tayin etti. (Kişi) yolda odun toplatıp ateş yaktırdı ve askerlere "Bu ateşin içine girin!" dedi. Onlardan bir kısmı ateşe girmek istediklerinde diğerleri "Biz ateşten kaçıp (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sığınmış kimseleriz!)" dediler. Seferden dönüşte bu hadiseyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zikrettiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ateşe girmek isteyenler için "Eğer ateşe girmiş olsalardı, kıyamet gününe kadar onun içinde kalırlardı" buyurdu. Diğerlerine hitaben de "Masiyet konusunda kula itaat yoktur. İtaat ancak makul ve meşru olan emirler (maruf) hakkındadır" buyurdu.
Ali b. Ebi Talib şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece benimle ve kızı Fatıma'nın aleyhisselam ziyaretine geldi ve bize "Sizler namaz kılmaz mısınız?" diye sordu. Ali olayın devamını şöyle anlattı: Ben "Ya Resulallah! Nefislerimiz ancak Allah'ın elindedir. Bizi uyandırmak istediği zaman uyandırır!" dedim. Bu cevabım üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri döndü ve bana hiçbir cevap vermedi. Sonra dönüp giderken dizine vurarak "Tartışmaya en çok düşkün varlık insandır" ayetini okumakta olduğunu işittim. Ebu Abdullah Buhari şöyle dedi: İnsana gece gelen şeye "Tarık" denir. Işığı ile karanlığı deldiği için yıldıza "et-tarık" denilir. Işık saçtığı için de "es-sakib" denilir. Ateş yakacak kimseye emir fiili olarak "eskib nareke = ateşini yak" denilir.
Ali b. Ebi Talib'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece kendisini ve kızı Fatıma'yı ziyarete gelip, onlara hitaben "Sizler gece namazı kılmaz mısınız?" buyurmuştur. Ali olayın devamını şöyle anlattı: Ben "Ya Resulallah! Nefislerimiz Allah'ın elindedir. bizi uyandırmak istediği zaman uyandırır" dedim. Bu cevabım üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri döndü ve bana hiçbir cevap vermedi. Sonra dönüp giderken dizine vurarak "ve kane'l-insanu eksera şey'in cedela=Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır"(Kehf 54) ayetini okuduğunu işittim.
Ali r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazede bulundu. Orada eline bir değnek aldı, onunla yere vurup çizmeye başladı ve "Aranızdan cennetteki veya cehennemdeki yeri takdir edilip yazılmamış hiç kimse yoktur!" dedi. Sahabiler "Öyle ise (ameli terk edip) bu takdir ve yazıya dayanamaz mıyız?" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" Sizler çalışınız! Çünkü herkes yaratılmış olduğu şeye kolaylaştırılıp, hazırlanmıştır!" buyurdu ve şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora hazırlarız."(Leyl 5- 10)
Bize Yahya b. Eyyub tahdis etti. Bize İbn Uleyye tahdis etti. Bize Said b. Ebi Arube, Katade'den şöyle dediğini tahdis etti: Bize Rasulullah (s.a.v.)'in huzuruna Abdulkays'den gelen heyet ile karşılaşan birisi tahdis etti. Said dedi ki: Katade'de bu hadisi rivayetinde Ebu Nadra'nın, Ebu Said el-Hudri'den (1I48a) naklen; Abdulkayslılardan bir grup kimse Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna gelip: Ey Allah'ın Nebisi, biz Rabia'dan bir kabileyiz. Bizimle senin aranda Mudar kafirleri vardır. Senin yanına ancak haram aylarda ulaşabiliriz. Bu sebeple sen bize arkada bıraktıklarımıza emredeceğimiz ve kendisini yerine getirdiğimiz takdirde onunla cennete gireceğimiz bir emir buyur, dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Size dört şeyi emrediyar, dört şeyi yasaklıyorum: Allah'a ibadet edin, ona hiçbir şeyi ortak koşmayın, namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, ramazanı tutun, ganimetIerin beşte birini verin. Size (şu) dört şeyi de yasaklıyorum: Dubba'yı, hantem'i, müzeffet'i ve nakir'i." Heyetlekiler: Nakir'i de biliyor musun, dediler. O: "Evet, nakir sizin oyduğunuz bir ağaç kütüğünün adıdır, onun içine küçük hurmaları bırakırsınız." Said dedi ki: Yahut: -Küçük hurma türünü- dedi. "Sonra da içine su koyarsınız. Nihayet kaynaması (köpürmesi) dinince onu içersiniz. Hatta sizden biriniz -yahut onlardan biri- amcasının oğlunu kılıçla vurur. " (Ebu Said) dedi ki: Heyettekiler arasında bu şekilde bir yara almış bir adam da vardı. O adam dedi ki: Ben onu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den utandığım için o yarayı gizliyordum. Ey Allah'ın Rasulü peki hangi kaplarda içelim, dedim. O: "Ağızları bağlanabifen deri kaplarda (için)" buyurdu. Heyettekiler: Ey Allah'ın Nebisi! Bizim topraklarımızda çokça sıçan var ve orada deri su kırbaları kalmaz, dediler. Allah'ın Nebisi: "İsterse sıçanlar onları yesin, isterse sıçanlar onları yesin, isterse sıçanlar onları yesin" buyurdu. (Ebu Said) dedi ki: Allah'ın Nebisi Abdulkays'ın Eşec'ine: "Şüphesiz sende Allah'ın sevdiği iki haslet vardır. Bunlar vakar ve ağırbaşlılıktır" buyurdu. Bu hadisi yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 4375
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' ile Ebu Muaviye ve Hüşeym, A'meş'den o da Münzir b. Ya'la'dan -ki bu zat Ebu Ya'la künyesini taşır- o da İbni'l Hanefiyye'den, o da Ali'den şöyle dediğini nakletti: Ben çokça mezisi gelen bir adam idim. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e de kızı zevcem olduğundan ötürü (hükmünü) sormaktan haya ederdim. Bu sebeple Mikdad b. Esved'e emrettim, o da O'na hükmünü sorunca: "Erkeklik organını yıkar ve abdest alır" buyurdu.
Bana Yahya b. Habib el-Harisı de tahdis etti. Bize Halid -yani b. Haris- tahdis etti. Bize Şu'be tahdis etti. Bana Süleyman haber verip dedi ki: Ben Münzir'i, Muhammed b. Ali'den, o Ali'den şöyle dediğini naklederken dinledim: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Fatıma'dan dolayı mezi hakkında soru sormaktan haya ettim. Bundan dolayı Mikdad b. Esved'e söylemem üzerine o O'na sordu, Allah Resulü: "Ondan dolayı abdest gerekir" buyurdu.
Bana Harun b. Said el-Eyll ve Ahmed b. İsa da tahdis edip dediler ki: Bize İbn Vehb tahdis etti. Bana Mahreme b. Bukeyr babasından haber verdi. O Süleyman b. Yesar'dan, o İbn Abbas'tan şöyle dediğini nakletti: Ali b. Ebi Talib (r.a.) dedi ki: Mikdad b. Esved'i Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gönderdik. O da O'na insandan çıkan mezi hakkında, bundan dolayı nasıl yapmalıdır, diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: ''Abdest al ve fercini yıka" buyurdu.
Bize Züheyr b. Harb'da rivayet etti, dediki: Bize Yahya b. Said, Hişam b. Urveden rivayet etti. (Demişki): Bana Vehb b. Keysan, Muhammed b. Amr b. Ata 'dan o da İbnİ Abbas'dan naklen haber verdi. H. Bana Zührî de Ali b. Abdillah b. Abbas'dan, o da İbni Abbas'dan naklen rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Ali dahi babasından, o da İbni Abbas'dan naklen rivayet ettiki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Etli bir kemik yahut et yemiş, sonra namaz kılmış fakat abdest almamış; suya da el değdirmemiş... İzah 359 nolu Hadiste.
Bana Ebu’t-Tahir ve Harmele rivayet ettiler (Dedilerki): Bize İbni Vehb Yunus’tan haber verdi Yunus, ibn-i Şihab’dan (Dediki): Bana İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn, babasından rivayet etti, o da Alî b. Ebî Tâlib'i şöyle derken işitmiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni rüku veya secde de Kur'an okumaktan nehyetti.» demiş.
Bize Ebu Kureyb Muhammed b. El-Alâ' rivayet etti. (Dediki): Ebu Usame, Velid (yâni ibn-i Kesir) den rivayet etti. (Demişki): Bana İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn, babasından rivayet etti, o da Alî b. Ebî Tâlib'i şöyle derken işitmiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni rüku veya secde halinde Kur'an okumaktan nehyetti.»
Bana Ebu Bekir b. îshâk da rivayet etti. (Dediki): Bize ibn-i Ebî Meryem haber verdi. (Dediki): Bize Muhammed b. Câ'fer haber verdi. (Dediki): Bana Zeyd b. Eslem, İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn'den, o da babasından, o da Alî b. Ebî Tâlib'den naklen haber verdiki, şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüku ve sücudda Kur'an okumaktan beni nehyetti. Sizi nehyetti demiyorum.»