Ebu Bekre babasından şunu aktarmıştır: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devesinin üzerine oturdu, bir kişi de devesinin yularını tutuyordu. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bu gün hangi gündür?" diye sordu. Biz bu güne başka bir isim vereceğini zannederek sustuk. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem). Kurban günü değil mi?" dedi. Biz: "Evet" dedik. Nebi s.a.v. şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki bu gününüzün, bu ayınızın, bu beldenizin haram olması gibi, canlarınız mallarınız, ırz ve namuslarınız aranızda haramdır. Burada olan olmayanlara tebliğ etsin. Burada olan, kendisinden daha iyi kavrayacak birine tebliğ etmiş olabilir. Tekrar:
105,
1741,
3197,
4406,
4662,
5550,
7078,
7447Amr İbn Ebu Hasen'den rivayet edildiğine göre, Abdullah Ibn Zeyd'e Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in nasıl abdest aldığı sordu. Abdullah İbn Zeyd de bir kap su istedi. Sonra onlara Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdest aldığı gibi abdest aldı. Şöyle ki: Kaptan eline su alarak ellerini iki kere yıkadı. Sonra elini kaba soktu, üç avuç su ile ağzına su verdi, burnuna su çekti ve sümkürdü. Sonra elini kaba soktu ve yüzünü üç kere yıkadı. Sonra kollarını dirseklere kadar yıkadı. Sonra elini kaba soktu ve başını meshetti. Ellerini bir kere öne ve arkaya götürdü. Sonra ayaklarını topuklara kadar yıkadı.
Ebu Bürde r.a. babasından şunu aktarmıştır: Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim. "Elindeki bir misvak ile dişini temizlerken bir yandan da kusuyor gibi ö' ö' diye ses çıkardığını gördüm."
İbrahim İbn Muhammed İbn Münteşir babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Ben bu konuyu Hz. Aişe'ye sordum. Bana şöyle cevap verdi: Allah Abdurrahman'ın babasına merhametîyle muamele etsin! Halbuki ben Neni (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e koku sürerdim. Sonra o, diğer hanımlarını dolaşırdı. Sabah olunca kendisinden güzel koku yayıldığı halde ihrama girerdi. Tekrar:
270.
İbrahim İbn Muhammed İbn el-Münteşir babasından şöyle nakletmiştir: "Âişe r.anha.'ya İbn Ömer'in "Benden güzel koku yayıldığı halde ihrama girmeyi İstemem" dediğini hatırlatıp bu konuyu sordum. Hz. Aişe şöyle dedi; "Ben Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e koku sürdüm. Sonra o, diğer hanımlarının yanına gidip (onlarla birlikte oldu). Daha sonra ise, İhrama girdi."
(Said) İbn Abdirrahman İbn Ebzâ'dan gelen rivayete göre babası, Hz. Ömer'in yanında bulunduğu bir sırada Ammar ona "biz bir seriyyedeyken cünup olduk" dedi. Sonra "avuçlarına tüh tüh! diyerek üfledi."
Ebu Bürde babasından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Camimizin veya pazarımızın bîr bölümünden okla geçen herkes, ok'unun ucuna sahip olsun! Okun ucunu tutmayarak bir müslüman'ı yaralamasın! Tekrar:
7075.
İbn Şihab'tan gelen bilgiye göre: Hamza İbn Abdullah'ın babasının şöyle dediği nakledilmiştir: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığının ilerlediği günlerin birinde namaza çıkması için ashabın hatırlatması üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ebu Bekir (r.a.)'e söyleyin insanlara namazı kıldırsın' buyurdu. Aişe (r.anha); 'Ebu Bekir pek yufka yürekli, hisli bir insandır, namaz kıldırırken Kur'an okumaya başladığında gözyaşlarına hakim olamayıp ağlar' deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem emrini tekrar etti. Aişe (r.anha) aynı şekilde mukabelede bulununca Nebiyy-i Muhterem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu; 'Söyleyin Ebu Bekir'e namazı kıldırsın, "Yusuf un başını derde sokan siz kadınlar değil misiniz zaten!?'
Abdullah İbn Ebi Katade el-Ensarî'nin babasından naklettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bazen uzun uzun namaz kılmak isteğiyle namaza duruyorum ve fakat bu sırada çocukların ağlama sesini işitince çocuğun annesine sıkıntı vermemesi için namazımı kısa tutuyorum."
Ebu Katâde (r.a.), Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Beni görünceye kadar ayağa kalkmayın ve üzerinizde tam bir vakar ve sükunet olsun."
Abdullah İbn Amir (r.a.) babasının naklettiği bir olayı anlatıyor: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gece yolculuk sırasında bineği üzerinde iken - binek ne tarafa yönelirse yönelsin - namaz kıldığını gördüm."
Ebu Bürde babasından şunu aktarmıştır: Ömer r.a. yaralandığında Suheyb: "Vah kardeşim!" diyordu. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: Sen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini bilmiyor musun? "Şüphesiz ki ölü, diri'nin ağlaması sebebiyle azap görür."
Saîd el-Makburi babasından şunu rivayet etmiştir: Bir cenazede bulunuyorduk. Ebu Hureyre r.a. Mervan'ın elinden tuttu ve cenaze yere konulmadan önce ikisi yere oturdular. Ebu Said gelerek Mervan'ın elinden tuttu ve şöyle dedi: "Ayağa kalk. Vallahi bu (yani Ebu Hureyre) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize bunu yasakladığını bilmektedir." Ebu Hureyre de: "Doğru söylüyor" dedi. Tekrar:
1310. Diğer tahric: Tirmizî, Cenaiz; İbn Mâce, Cenaze
Ebu Musa babasından şöyle nakleder: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir dilenci geldiği ya da bir kimse bir talepte bulunduğu zaman şöyle buyururdu: "(Bu adam'ın ihtiyacının giderilmesi için) aracılık edin, yardımcı olun ki ecre nail olasınız. Allah, peygamberinin dili üzere dilediği şeye hükmedecektir. Tekrar:
6027,
6028 ve 7476
Salim, babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Ben Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i dağılmaması için saçlarına yapışkan bir madde sürmüş halde telbiye getirirken işittim." Tekrar:
1549,
5914,
5915.
Urve: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Fetih yılında Mekke'nin yüksek tarafından Kedâ'dan girdi, demiştir. Hişâm: Urve de ekseriya bu Kedâ'dan girer idi. Halbuki bu yol, kendi menziline iki yolun en yakını İdi
Ubeydullah b. Abdullah'ın babası İbn Ömer'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Resûlullah Mina'da (dört rekat olan farz namazları) iki rekat (olarak) kılmıştır. Ebu Bekir, Ömer ve halifeliğinin ilk döneminde Osman da böyle kılmıştır."
Abdullah İbn Ebu Katade, babasından şunu aktardı: Hudeybiye antlaşmasının yapıldığı yıl Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittik. O'nun ashabı ihrama girdikleri halde ben ihrama girmedim. Gayka denilen yere geldiğimizde, düşman birliğinin bulunduğu bize haber verildi. Onlara doğru yöneldik. Arkadaşlarım vahşi bir eşek (zebra) sürüsü gördüler. Birbiriyle gülmeye başladılar. Bunun üzerine ben de geriye bir baktım ve sürüyü gördüm. Atımı sürünün üzerine doğru sürdüm. Okumu fırlattım ve birini vurdum. Arkadaşlarımdan yardım istedim, yardım etmekten kaçındılar. Daha sonra onun etinden yedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşmak için yola çıktık. Düşmanın onunla aramıza girmesinden korktuk. Bu yüzden atımı bazen hızlı koşturuyor, bazen de yürütüyordum. Gece yarısı Gıfar kabilesinden bir adamla karşılaştım. Ona: "Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nerede ayrıldın?" diye sordum. Adam: "Ta'hin denilen yerde öğle uykusuna yattığı sırada ayrıldım" dedi. Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştım. Ona: "Ey Allah'ın Resulü arkadaşların sana selam söylüyorlar. Onlar, düşmanın seninle aralarına girmelerinden korktular. Onları bekle" dedim. Resulullah da bekledi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü biz vahşi bir eşek/zebra avladık. Yanımızda ondan bir parça da arttı" dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramlı olan ashabına "yiyiniz" buyurdu.
Ebu Katade'nin oğlu Abdullah babasından şunu aktarmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hac yapmak için yola çıktı. Ashabı da onunla birlikte çıktılar. Ebu Katade'nin de içinde bulunduğu bir grup topluluktan koptular. Ebu Katade "Resulullah'a kavuşmak için deniz sahiline doğru gidelim" dedi. Arkadaşları da deniz sahiline doğru yöneldiler. Yola çıkınca Ebu Katade dışındakiler ihrama girdi, o girmedi. İlerlerken yolda vahşi eşekler gördüler. Ebu Katade sürüye doğru hamle yaparak birini avladı. Arkadaşları bineklerinden inerek onun etinden yediler. Sonra da "ihramli iken av hayvanı mı yiyoruz?" dediler. (Ebu Katade dedi ki); Eşekten geriye kalan eti yanımızda taşıdık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına varınca şöyle dediler: "Ey Allah'ın Resulü! Biz ihramlı idik, Ebu Katade ise ihramlı değildi. Vahşi bir eşek sürüsü gördük. Ebu Katade sürüye hamle yaparak birini avladı. Biz de bineklerimizden inerek onun etinden yedik. Sonra da: İhramlı iken av hayvanı mı yiyoruz? dedik. Geriye kalan eti de yanımızda getirdik". Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: 'İçinizden herhangi biri ona (Ebu Katade'ye) saldırmasını emretti mi, yahut işarette bulundu mu?" Oradakiler: Hayır, dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Öyleyse etin geriye kalan kısmını da yiyiniz" buyurdu.
Avn İbn Ebu Cuhafe babasından şunu nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Selman ile Ebu Derda'yı r.a. birbirine kardeş kıldı. Selman bir gün Ebu Derda'yı ziyaret etti. Ümmü Derda'nın üzerinde eski püskü elbiseler görünce ona "bu halin de neyin nesi?" diye sordu. Ümmü Derda: "Kardeşin Ebu Derda'nın dünyaya ihtiyacı yok" dedi. Ebu Derda gelince, ona yemek yapıp önüne koydu. Selman: "buyur ye" dedi. Ebu Derda: "Ben oruçluyum" dedi. Selman: "Sen yemedikçe ben de yemeyeceğim" dedi. Bunun üzerine Ebu'd-Derda yedi. Gece olunca Ebu Derda namaza kalkmak İstedi. Selman ona "uyu" dedi, Ebu'd-Derda uyudu. Bir süre sonra yine kalkmak istedi, Selman yine "uyu" iedi. Ebu'd-Derda da uyudu. Gecenin sonuna doğru gelince Selman "şimdi kalk" dedi. İkisi birlikte kalkıp namaz kıldılar. Selman, Ebu Derda'ya: "Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde hakkı vardır, ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Her hak sahibine hakkını ver" dedi. Ebu Derda, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek durumu ona anattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Selman doğru söylemiş" buyurdu. Tekrar:
6139 Diğer tahric: Tirmizi Zühd
Sa'd, babasının şöyle dediğini nakletmiştir: Abdurrahman İbn Avf, Suheyb'e şöyle dedi: "Allah'tan kork ve babandan başkasına ait olduğunu iddia etme." Bunun üzerine Suheyb, "Benim bu yönde söylediklerim elbette benim çok hoşuma giden şeyler değil. Fakat ben küçükken çalınmışım" dedi.
Ka'b İbn Malik r.a.'den şöyle nakledilmiştir: Ka’b'ın, Sel' dağında güdülen bir koyun sürüsü vardı. Cariyemiz, içlerinden bir koyunun ölmek üzere olduğunu görmüştü. Cariye, hemen bir taşı kırdı ve bununla koyunu kesti. Bunun üzerine Ka'b onlara, "Durumu Resulullah'a soruncaya -ya da sorması için birini gönderinceye kadar- sakın o koyunu yemeyin" dedi. Daha sonra durumu Resulullah'a sordu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de, koyundan yenilmesini emretti. Ravi Ubeydullah, "O çobanın bir cariye olması ve koyunu kesmesi hoşuma gitti" demiştir. Tekrar:
5501,
5502,
5504Salim'in babasından naklettiğine göre: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Kişi başkasıyla ortak olduğu köleyi azat ettiğinde zenginse kölenin değerini ortağına öder, sonra köle azat olur" buyurmuştur.
Abdullah b. Ebu Katade es-Sülemi'den nakledilmiştir: Babası Ebu Katade şöyle anlatmıştır: Bir gün Mekke'ye giderken bir konaklama yerinde Hz. Nebi'in ashabından bir grup ile birlikte oturduk. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizim biraz ilerimizde konaklamıştı. Orada bulunan herkes ihramlı idi, ben ise değildim. Bu sırada yabani bir eşek (zebra) gördüler. Ben ayakkabımı onarmakla meşguldüm. Bana yabani eşek gördüklerini sezdirmediler ama görmemi arzulamışlardı. O tarafa doğru yöneldim ve zebrayı gördüm. Hemen atıma koşup onu eyerleyip sırtına atladım, kırbacımı ve mızrağımı yerde unutmuştum. "Bana kırbacımı ve mızrağımı uzatsanız" dedim. "Hayır, sana kesinlikle yardım edemeyiz" dediler. (Zira ihramlıydılar) Öfkelendim, inip kendim aldım ve tekrar bindim. Sonra zebranın üzerine yürüdüm ve onu avladım. Alıp getirdiğimde ölmüştü. Hemen yemeye üşüştüler. Sonra ihramlı iken bunu yiyip yiyemeyecekleri konusunda kuşkulandılar. Hz. Nebi'e yöneldik. Ben avımm bir budunu yanıma alıp saklamıştım. Hz. Nebi'e yolda yetiştik ve bunun hükmünü sorduk. Hz. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Yanınızda ondan hiçbir şey kaldı mı?" diye sordu. Ben de elimdeki budu kendisine uzattım. İhramlı iken onu yiyip bitirdi.
Ca'fer İbn Amr İbn Ümeyye ed-Damri'nin naklettiğine göre babası şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir budu tutup ısırarak yediğini gördüm. Bu sırada namaza çağırıldı ve abdest almadan namazı kıldırdı." Zühri'nin naklettiği rivayette şöyle bir ek bilgi vardır: "Bıçağı attı."
Ebu Bürde şöyle demiştir: "Babamdan (Ebu Musa el-Eş'ari'den) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Şu üç kişinin sevabı iki defa verilir: 1. Bir kimsenin cariyesi vardır. Cariyesine öğretilmesi gerekenleri en güzel şekilde öğretmiş ve ahlakı eğitimini de en iyi tarzda vererek yetiştirmiştir. Sonra da bilgi, edep ve ahlak öğrettiği bu cariyeyi azat ederek kendisiyle evlenmiştir. Bu kişi iki defa sevap alır. 2. Ehl-i kitaptan olan birisi iman edince iki defa ecir alır. Bu kişi zaten daha önce mümindir ve son Nebie de iman etmiştir. 3. Allahım hakkı olan görevleri gereği gibi yerine getiren ve efendisine karşı olan sorumluluklarını aksatmayan köle de iki defa sevap alır." Hadisin ravilerinden Şa'bi bu hadisi kendisinden alan Salih İbn Hayy'a şöyle demiştir: "Ben sana bu bilgiyi senden herhangi bir karşılık almaksızın verdim. Ben bundan daha önemsiz bilgileri alabilmek için Medıne'ye gelen birçok insan olduğunu biliyorum."
Ebu Bekir İbn Abdullah İbn Kays el-Eş'ari'nin babası Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'den naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet çadırlarından her biri göğe doğru otuz mil uzanan yüksekliğe sahip içi boş bir inci tanesi gibidir. Bunun her köşesinde mu'min için bir eş (ehl) bulunur. Onları başkaları göremez." Ebu Imran'dan nakledilen rivayette ise: " ... altmış mil ... " diye geçmektedir .
Avn b. Ebi Cuhayfe, o babasının şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abtah denilen yerde bir çadırda bulunuyor iken öğle sıcağında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna çıkarıldım. Bilal dışarı çıktı ve namaz için ezan okudum. Daha sonra içeri girdi, akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest suyundan artanı dışarı çıkardı. İnsanlar onun üzerine atılarak o su'dan aldılar. Daha sonra tekrar içeri girip, perdeyi alıp dışarı çıktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de çıktı. Halen onun iki baldırının parıltısını görür gibiyim. Harbeyi yere sapladı, sonra da öğle namazını iki rekat, ikindi namazını da iki rekat kıldı. Önünden (bu halde iken) eşek de, kadın da gidip geliyordu."
Ebu Hazim'in babasından rivayet ettiğine göre: "Bir adam Sehl b. Sa'd'ın yanına gelerek dedi ki: Bu --Medine emırini kastediyor-- filankes minberin yakınında Ali'yi (alışılmadık bir şekilde) çağırıyor. Sehl: Ne diyor diye sordu. Adam: Ona Ebu Turab diyor dedi. Sehl bundan dolayı güldü ve dedi ki: Allah'a yemin ederim bu adı ona Nebiden başkası vermedi. Onun da ondan daha çok sevdiği bir adı yoktu. Bunun üzerine ben de Sehl'den bana olayı anlatmasını isteyerek: Ey Abbas'ın babası bu nasılolmuştu, diye sordum. Dedi ki: Ali, Fatıma'nın yanına girip çıktı. Sonra da mescide gidip yattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Amcanın oğlu nerededir, diye sordu. Fatıma: Mesciddedir dedi. Onun yanına çıkıp gidince üzerindeki ridasının sırtından düşmüş olduğunu ve sırtına da toprağın yapışmış olduğunu gördü. Sırtından toprakları silerken ona -iki defa-: Otur ey Ebu Turab, diyordu
Hişam'ın, rivayetine göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalığında hanımlarının evlerini dolaşıyor ve Aişe'nin evine (bir an önce) sıra gelmesi arzusu ile: Yarın neredeyim, diye soruyordu. Aişe, benim günümün sırası gelince rahat etti, dedi."