Ömer b. Hattâb

Ebû Hafs · İkinci halife, Fârûk lakaplı sahâbî

Ömer b. Hattâb b. Nüfeyl b. Abdüluzzâ b. Riyâh b. Abdullah b. Kurt b. Rezâh b. Adî b. Ka'b b. Lüey b. Gâlib

Doğumh.ö. 41 · Mekke
Vefath. 23 · Medine
KünyeEbû Hafs
Nisbeel-Kureşî, el-Adevî
Yaşadığı yerlerMekke, Medine
TabakaSahâbî
Cerh-ta'dîlmakbûl

Hakkında

Tam adı Ebû Hafs Ömer b. el-Hattâb b. Nüfeyl el-Kureşî el-Adevî'dir. Hakkı bâtıldan ayırdığı için kendisine "Fârûk" lakabı verilmiştir. Mekke'nin ileri gelen ailelerinden birine mensuptu ve başlangıçta İslâm'a sert biçimde karşı çıkanlar arasındaydı. Peygamberliğin altıncı yılında, kız kardeşinin evinde okunan Kur'an âyetlerini işitmesinin ardından Müslüman oldu; onun katılımı Mekke'deki Müslüman topluluğu belirgin biçimde güçlendirdi. Kızı Hafsa'yı Hz. Peygamber'le evlendirdiği için Resûlullah'ın kayınpederi olmuştur.

Hz. Ebû Bekir'in vefatından sonra m. 634'te halife oldu ve on yıl bu görevi sürdürdü. Döneminde Irak, Suriye, Filistin ve Mısır fethedildi, Kudüs teslim alındı. Devlet teşkilâtı alanında kalıcı düzenlemeler yaptı: divan teşkilâtını kurdu, cizye, haraç ve öşür gibi vergi esaslarını belirledi, kadıları valilerden bağımsız biçimde tayin ederek yargıyı ayırdı ve h. 16 yılında hicreti esas alan takvimi yürürlüğe koydu. Mescid-i Nebevî'yi genişletti, sık sık vilâyetleri dolaşarak adaletin işleyişini denetledi.

Sert mizaçlı fakat sorumluluk duygusu çok güçlü bir kişilik olarak tasvir edilir; en yetkili konumdayken bile sade bir hayat sürmüştür. Fıkıhta re'y ile hüküm çıkarma yöntemini geliştirmiş, hem rey hem hadis ekollerini etkilemiştir. H. 23 / m. 644'te sabah namazını kıldırırken bir köle tarafından hançerlenerek şehid edildi ve Medine'de Hz. Peygamber'in yanına defnedildi.

Ailesi

Babası
Khattab ibn Nufayl
Annesi
Hantamah bint Hisham Makhzumi
Eşi
Zaynab bint Maz'un, Umm Kulthum bint 'Amr (Jarwal), Qaraybah bint Abi Umayyah al-Sugra, Jamila bint Thabit ibn Abi al-Aflah, 'Atikah bint Zayd, Umm Kulthum bint 'Ali bin Abi Talib, Umm Hakim, Umm Walad(Lihayyah), Umm Walad(Fakhihah)
Kardeşleri
Zayd ibn al-Khattab, Fatima bint al-Khattab, Safiyah bint al-Khattab
Çocukları
ibn Umar, Hafsa bint Umar, 'Abdur Rahman bin 'Umar (Akbar), 'Ubaidallah bin 'Umar, Zayd bin 'Umar, 'Asim bin 'Umar, 'Iyad bin 'Umar, Zaid (older) bin 'Umar, Ruqayyah bint 'Umar, Fatima bint 'Umar, 'Abdur Rahman(middle), 'Abdur Rahman(younger), Zainab bint 'Umar

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.

Sözün kaynağı olduğu hadisler

Bana Muhammed b. Hatim de tahdis etti. Bize Yahya b. Said el-Kattan tahdis etti. Bize Osman b. Ğiyas tahdis etti. Bize Abdullah b. Bureyde, Yahya b. Ya'mer'den ve Humeyd b. Abdurrahman'dan şöyle dediklerini tahdis etti. Abdullah b. Ömer ile karşılaştık. Kaderi ve (yeni görüş ortaya atanların) kader hakkında söylediklerini zikrettik. O da hadisi onların naklettikleri gibi Ömer (radiyallahu anh)'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bize rivayet etti, ama onda biraz fazlalık ve bir parça eksik lafızlar bulunabilir.
Bana Haccac eş-Şair de tahdis etti. Bize Yunus b. Muhammed tahdis etti. Bize el-Mutemir babasından tahdis etti. O Yahya b. Ya'mer'den, o İbn Ömer'den, o Ömer'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den adı geçen ravilerin hadisi naklettiklerine yakın rivayet etti.
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Hâşim b. El-Kaasim rivayet etti. (Dedi ki): Bize İkrimetübnü Ammâr rivayet eyledi. (Dediki): Bana Simak el-Hanefi Ebu Zümeyl rivayet etti. (Dediki): Bana Abdullah b. Abbas tahdis etti. Bana Ömer b. el-Hattab tahdis edip dedi ki: Hayber gününde Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından birkaç kişi gelerek filan şehittir, filan şehittir deyip durdular. Sonunda bir adamın yanından geçerken, filan şehittir dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Asla, şüphesiz ben onu ganimetten çaldığı bir hırka ya da bir aba sebebiyle cehennemde gördüm" buyurdu. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hattab'ın oğlu, git ve insanlar arasında yüksek sesle: Cennete müminlerden başkası girmeyecektir diye seslen" buyurdu. (Ömer) dedi ki: Ben de çıktım ve yüksek sesle: "Şunu bilin ki müminlerden başka kimse cennete girmeyecektir" diye seslendim.
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Hâlid yânı Süleyman b. Hayyân, Sa'd b. Târik'dan, o da Ribi' bin Hiraş'tan, o Huzeyfe'den şöyle dediğini nakletti: Ömer'in yanında idik. Hanginiz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i fitnelerden söz ederken dinledi, dedi. Birkaç kişi: Onu biz duyduk, dediler. Ömer: Muhtemelen siz kişinin ailesi ve komşusu hakkındaki fitnesini kastediyorsunuz, dedi. Onlar: Evet diye cevap verdi. Ömer: O fitneye namaz, oruç ve sadaka kefaret olur ama hanginiz Nebi {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i deniz dalgaları gibi dalgalanan fitneleri sözkonusu ederken dinledi, dedi. Huzeyfe: Meclistekiler sustular, dedi. Ben: Ben (işittim) dedim. Ömer: Seni doğuran babaya aşk olsun, dedi. Huzeyfe dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Fitneler kalplere hasır(ın dokunduğu gibi) çubuk çubuk arzedilir. Onlar hangi kalbe içirilirse o kalpte siyah bir leke oluşur. Hangi kalp onları reddederse o kalpte de beyaz bir leke oluşur. Nihayet iki kalbe yerleşirler. (Bu kalplerin) biri dümdüz bir taş gibi bembeyazdır, gökler ve yer devam ettiği sürece hiçbir fitnenin ona bir zararı olmaz, diğeri ise alacalı siyahtır, ters yüz olmuş bir testi gibidir. -Kendisine hevasından içirilen dışında- ne bir marufu bilir, ne de bir münkeri reddeder." Huzeyfe dedi ki: Ben ona seninle onun arasında neredeyse kırılmak üzere olan kapalı bir kapının bulunduğunu da söyledim. Bu sefer Ömer: Kırılacak mı dedin? Hay Allah iyiliğini versin eğer açılmış olsaydı belki o tekrar kapanabilirdi, dedi. Ben: Hayır, kırılacak, dedim sonra ona bu kapının öldürülecek yahut ölecek bir adam olduğunu anlattım. Ben bunu mugalata olarak değil, apaçık bir söz olarak söyledim. Ebu Halid dedi ki: Sa'd'a: Ey Ebu Malik alacalı siyah ne demektir dedim. O: Siyah içinde ileri derecede beyazlıktır, dedi. Ben: Peki baş aşağı dönmüş testi nedir, dedim. O: Başı aşağı eğilmiş demektir, dedi.
Bana Muhammed b. Ebî Bekr el-Mukaddemi İle Züheyr b. Harb da rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Yahya -ki İbni Saîd'dir- Ubeydullah'tan rivayet etti H. Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ile İbni Nümeyr dahî rivayet ettiler. Lafız onlarındır. İbni Nümeyr: Bize babam rivayet etti dedi. Ebu Bekr ise: Bize Ebu Usame rivayet etti dedi. Her ikisi: Bize Ubeydullah, Nafi'den, o da İbni Ömer'den, o da (babası) Ömer'den naklen rivayet etti dediler. Ömer: Ey Allah'ın Resulü bizden bir kimse cünüp olduğu halde uyuyabilir mi, dedi. Allah Resulü: ''Abdest alması halinde evet" buyurdu.
Bize Muhammed b. Rafi'de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrezzak, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Nafi', İbni Ömer'den naklen haber verdi ki: (babası): Ömer, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den fetva sorarak: Bizden bir kişi cünüp olduğu halde uyuyabilir mi, dedi. Allah Resulü: "Evet (ama önce) abdest alsın, sonra -dilerse- gusledinceye kadar uyusun" buyurdu.
Bize Muhammed b. Mihrân er-Râzi rivayet etti. (Dediki): Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Evzâî, Abde'den naklen rivayet ettiki: Ömerü'bnü'l Hattâb şu kelimeleri aşikâr okurmuş: Sübhaneka'llahumme ve bi hamdike ve tebarekesmuke ve teala ceedduke ve la ilehe ğayruke (Evzâî) Katâde'den de rivayet etmiş ki: Katâde kendisine Enes b. Mâlik'den naklen şu haberi yazmış: Enes Dediki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekr, Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım, bunların hepsi namaza El hamdu lillahi Rabbi'l Alemin ile başlarlar, kırâetin evvelinde ve âhirinde [ Bismillahi'r-Rahmani'r-Rahim ] söylemezlerdi.
Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Âbdurratıman b. Mehdi rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebu Avn'dan.rivayet etti. Demişki: Ben Câbir b. Semura'dan dinledim. Şöyle dedi: Ömer Sa'd'a: «Küfeliler seni namaza varıncaya kadar her şeyde şikâyet ettiler» demiş. Sa'd şu mukabelede bulunmuş: «Bana gelince; Ben namazın ilk iki rek'âtında kıraati uzun tutuyor; son rek'âtlarda kısa kesiyorum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in namazına uyarak kıldığım namazımda bir kusur işlemiyorum.» Bunun üzerine Ömer: «Zâten senden bu beklenir» yahut «Senin hakkında zannım zâten budur!» demiş.
Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Hişâm rivayet etti. (Dediki): Bize Katâde, Salim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o da Ma'dân b. Ebu Talha'dan naklen rivayet ettiki: Ömerü'bnü'l-Hattâb cum'â günü hutbe okuyarak Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekir'i anmış. (Sonra) şöyle demiş; Ben rü'yâmda bir horozun bana üç gaga vurduğunu gördüm. Ben bunu ancak ecelimin gelmesiyle te'vîl ediyorum. Bâzı kimseler bana halîfe bırakmamı emrediyorlar. Ama hiç şüphe yoktur ki Allah ne dînini, ne hilâfetini, ne de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile gönderdiğini zayi' edecek değildir. Şayet bana acele bir hâl vâki olursa hilâfet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kendilerinden razı olarak dünyâ'dan gittiği şu altı zât arasında şûra olacakdir. Ben pek âlâ biliyorum ki bâzı kimseler bu işe dil uzatacaklardır. Bunlar benim şu elimle islâm'a kattığım kimselerdir. Eğer bunu yaparlarsa bunlar ancak Allah'ın düşmanlarıdır; kâfirlerdir; sapıklardır. Sonra (şunu bilmiş olun ki) Ben öldükden sonra kendimce kelâle mes'elesînden daha mühim birşey bırakmıyorum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kelâle mes'elesinde olduğu kadar hiç bir şey'de müracaat etmemişimdir. O da bana bu bâbda, olduğu kadar hiçbir şeyde haşîn davranmamışdır. Hattâ parmağı ile göğsüme dokunarak: «Yâ Ömer, sana Nisa sûresinin sonundaki sayf âyeti yetmiyor mu?>: buyurdu gerçekden eğer yaşarsam kelâle hususunda öyle bir hüküm vereceğim ki o hükmü Kur'ân'ı okuyanlar da, okumayanlar da verecek!.. Ömer sonra şunları söylemiş: «Allahım! seni şehirlerin valileri üzerine şahit kılıyorum. Ben onları o yerler halkı üzerine ancak adalet göstersinler, halk'a dinlerini ve Peygamberleri (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetini öğretsinler: aralarında ganimetlerini taksim etsinler; müşkil işlerini bana arzetsinler diye göndermîşimdir! Sonra, siz ey cemaat! Benim ancak habis gördüğüm iki sebzeyi yiyorsunuz. Şu soğanla sarımsağı... Vallahi ben, Resûlul\ah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)*i mescidde bir kimsede bunların kokusunu duyduğu vakit emrederek o kimseyi bakîa çıkarttığını görmüşümdür. Binaenaleyh eğer bir kimse bunları yiyecekse (hiç olmazsa) pişirmek suretiyle onların (kokularını) öldürsün!»
Bana Ebu Gassân El-Mismaî ile Muhammed b. El-Sennâ, Muâz b. Hişâm'dan rivayet ettiler. Ebu Gassân Dediki: Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dediki): Bana babam, Yahya b. Ebi Keslr'den naklen rivayet etti. Demişki: Bize Ebu Selemete'bnü Abdirrâhmân, Câbir b. Abdillâh'dan, naklen rivayet etti, ki: Hendek harbinde Ömerülmö*l-Hattâb Kureyş kâfirlerine sövmeye başlamış ve: — Yâ Resûlâllah! Güneş kavuşmak üzeredir. Vallahi ben hâlâ ikindiyi kılamadım!., demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Vallahi onu ben de kılmadım!» buyurmuşlar. (Ömer demiş ki) Bunun üzerine Buthân vadisine indik; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hemen abdest aldı; biz de abdestlendik. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gün kavuştuktan sonra evvelâ ikindiyi, sonra onun arkasından akşam namazını kıldı.»
Bize, Hârûn b. Ma'rûf rivayet etti. (Dediki): Bize, Abdullah b. Vehb rivayet etti. H. Bana, Ebû't-Tâhir ile Harmele dahî rivayet ettiler. Dedilerki: Bize İbni Vehb, Yûnus b. Yezîd'den, o da İbni Şihâb'dan, o da Sâib b. Yezîd ile Ubeydullah b. Abdillâh'dan naklen haber verdi. Onlar da Abdurrahmân b. Abdilkaarî'den naklen haber vermişler. Abdurrahmân şöyle demiş: Ben, Ömeru'bnu'l-Hattâb'i şöyle derken işittim: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bir kimse hizbini yahut onun bir cüz'ünü okumadan uyur da, onu sabah namazı ile öğle namazı arasında okursa, kendisine onu gece okumuş gibi (sevap) yazılır.» buyurdular.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Müslim ← Hârûn b. Ma'rûf ← İbn Vehb
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. Dediki: Bize İbni Vehb rivayet etti. Dediki: Bana Yûnus İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. Demişki: Bana Salim b. Abdillâh, babasından naklen rivayet ettiki, Ömeru'bnü'l-Hattâb bir cuma günü cemaata hutbe okurken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından biri (mescide) girmiş. Ömer ona : — Bu saat hangi saatdir diye nida etmiş. Gelen zât: — Ben, bu gün çalıştım, evime dönemeden ezanı işittim de abdest almakdan fazla bir şey yapamadım; cevâbını vermiş. Ömer: — Abdestle yetinmen de öyle! Bilirsin ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yıkanmayı emrederdi., demiş.
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. dediki: Mâlik'e Damratü'bnu Said-i Maziniden dinlediğim, onun da Ubeydullah b. Abdillah'dan rivayet ettiği şu hadisi okudum: Ömer b. el-Hattâb, Ebû Vâkıd-ı Leysi'ye: — «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ramazan ve Kurban bayramı namazlarında ne okuyordu?» diye sormuş; o da: — «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlarda sûre-i Kaat ile sûre-l İnşikaak'ı okurdu.» cevâbını vermiş.
Bize, İshak b. îbrâhim rivayet etti. (dediki) Bize, Ebû Amiri Akadî haber verdi, (dediki) Bize Füleyh, Damratü'bnu Said' den, o da Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbe'den, o da Ebû Vâkıd-ı Leysi den naklen rivayet etti. Ebû Vâkıd şöyle demiş: «Ömerü'bnü'l-Hattâb, bana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bayram namazında neyi okuduğunu sordu; ben de. — «Sûre-l inşikaak ile Süre-l Kaaf'ı dedim.»
Bize Muhammedü'bnü Beşşâr rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammedü'bnü Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be rivâyet etti. (Dediki): Ben Katâde'yİ, Saîdü'bnü'l-Müseyyeb'den, o da ibni Ömer'den, o da Ömer'den o da Peygamber (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken dinledim; Efendimiz: «Ölen kimse kendisine yapılan âh-u zar sebebi ile kabrinde azâb görür.» buyurmuşlar.
Bize, bu hadisi Muhammedü'bnül-Müsennâ da rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Ebî Adiyy, Said'den, o da Katâde'den, o da Saîdü'bnü'l-Müseyyeb'den, o da ibni Ömer'den, o da Ömer'den, o da Peygamber (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti: Efendimiz: «Ölen kimse, kendisine yapılan âh-u zâr sebebiyle kabrinde azâb görür.» buyurmuşlardır.» dedi.
Bana Alîyyü'bnü Hucr Es-Sa'dî rivayet etti. (Dediki): Bize Aliyyü'bnü Müshir, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da ibni Ömer'den naklen rivayet etti. ibni Ömer şöyle demiş: Ömer yaralandığı vakit bayıldı. Hemen yanında yaygara kopardılar; ayıldığı vakit: «Siz bilmezmisiniz ki Resûlullah (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem): Gerçekten ölü, dirinin ağlaması yüzünden azâb görür, buyurmuşlardır.» dedi.
Rivayet zinciri: Müslim ← İbn Hucr ← Ali b. Müshir ← Süleymân A'meş ← Ebû Sâlih ← İbn Ömer ← Ömer b. Hattâb
Bana Aliyyü'bnü Hucr rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Yahya Şuayb b. Safvân, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Ebû Bürdete'bnü Ebî Musa'dan, o da Ebû Musa'dan naklen haber verdi. Demişki: Ömer vurulduğu vakit Suheyb evinden geldi ve Ömer'in yanına girdi. Onun yanında durarak, ağlamağa başladı. Bunun üzerine Ömer: — Ne ağlıyorsun? Bana mı ağlıyorsun? dedi. Suheyb: — Evet. Vallahi sana ağlıyorum, ey mu'mirilerin emîri, cevabını verdi. Ömer: — Vallahi sen pek âlâ bilirsin ki Resûlullah (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem), «Üzerine ağlanan kimse azâb görür» buyurmuşlardır; dedi. (Râvi Abdülmelik diyor ki:) «Ben, bunu Mûsâ b. Tâlha'ya söyledim de, o: — (Âişe: Bunlar ancak yahudiler idi, diyordu.) mukaabelesinde bulundu.
Bana Amrü'n-Nâkıd rivayet etti. (Dediki): Bize Afgânü'bnü Müslim rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâdü'bnü Seleme, Sâbit'den, o da Enes'den naklen rivayet ettiki, Ömerü'bnü'l-Hattâb yaralanınca (kızı) Hafsa yas ederek, ağlamış. Bunun üzerine Ömer şunları söylemiş: — Yâ Hafsa! Sen Resûlullah (Saîlallahu Aleyhi ve Sellem)'i --«Üzerine feryâd edilen kimse azöb görür.» buyururken işitmedin mi? dedi. Ömer İçin Suheyb de feryâd etti; Ömer ona dahi: — «Ey Suheyb! Bilmezmisinki üzerine feryâd edilen kimse azâb olunur.» dedi.
Bize Hârûn b. Ma'arûf rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. H. Bana Harmeletü'bnu Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize îbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus, İbni Şihâd'dan, o da Salim b. Abdillâh b. Ömer'den, o da babasından naklen haber verdi. Abdullah b. Ömer şöyle demiş: Ben Ömerü'bnu'l-Hattâb (Radiyallahu anh)'i şöyle derken işittim, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bâzan bana (Beytü'l mâl'den) bir şeyler verir, ben de: Bunu benden daha fakirine ver, derdim. Hattâ bir defa bana bir mal verdi de: Onu benden fakir birine ver dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Sen bunu al! bu kabilden göz dikmediğin ve istemediğin halde sana gelen malı da al. Böyle olmayan bir malı ise canın çekmesin.» buyurdular.
Rivayet zinciri (1. tarîk): Müslim ← Hârûn b. Ma'rûf ← İbn Vehb
Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Âmir şunları söyledi: Bana da İbni Şihâb bu hadîsin mislini de Sâib b. Yezîd'den, o da Abdullah b. Sadi'den, o da Ömerû'bnu'l-Hattâb (Radiyallahu anh)'dan, oda Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti.
Bize Kuteybetü'bnü Sâîd rivayet etti. (Dediki): Bize Leys, Bükeyr'den, o da Büsr b. Saîd'den, o da İbni Sâidî el-Mâlikî' den naklen rivayet etti ki, İbni Sâid'i şöyle demiş. Ömerü'bnu'I-Hattâb (Radiyallahu anh) beni zekât toplamaya memur etti. Bu işi bitirip zekâtları kendisine teslim edince bana ücret verilmesini emretti. (Kendisine) : Ben ancak Allah için vazife gördüm. Ecrim de Allah'a aittir; dedim. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu anh) Sana verileni al çünkü ben de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde bu vazifeyi gördüm; Bana ücret verdi. Ben de senin dediğin gibi söyledim, fakat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana: «İstemediğin halde sana bir şey verilirse onu ye ve tasaddûk et buyurdular.» dedi.
Bize Osman b. Ebî Şeybe İle Züheyr b. Harb ve İshâk b. îbrâhîm El-Hanzalî rivayet ettiler, İshâk (Ahberanâ) dedi, ötekiler: (Haddesenâ) tâbirini kullandılar. (Dedilerki): Bize Cerîr A'meş'den, o da Ebû Vâid'den, o da Selmân b. Rabî'a'dan naklen rivayet etti. Demişki: Ömerü'bnu'l-Hattâb (Radiyallahu anh) şunları söyledi: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir malı taksim etti. Ben: — «Vallahi Yâ Resûlallah! Bunlardan başkaları bu mala daha lâyıktır.» dedim. Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem) — «Bunlar ya çirkin sözlerle benden mal istemek yâhutda cimriliğe nisbet etmek arasında beni muhayyer bıraktılar. Ben, cimri değilim.» buyurdular.
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Kureyb ve İbni Numeyr rivayet ettiler. Hepsinln lâfizları birdir. Yahya: «Bize Ebû Muâviye haber verdi. dedi, İbni Numeyr: «Bize babam rivayet etti.», Ebû Kureyb ise «Bize Ebû Usâme rivayet etti.» dediler. Bu râviler toptan Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Âsim b. Ömer'den, o da Ömer (Radiyallahu anh)'dan naklen rivayette bulundular. Ömer (Radiyallahu anh) şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Gece geldi de gündüz gitti ve güneş kayboldu mu oruçlu iftar eder.» buyurdular. İbn-i Numeyr: «Fakat» kelimesini zikretmedi.
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yûnus ile Amr haber verdiler. H. Bana Hârûn b. Saîd El-Eylî dahî rivayet etti.- (Dediki): Bana İbni Vehb rivayet etti. (Dediki): Bana Amr, İbni Şihâb'dan, o da Sâlim'den naklen haber verdi. Sâlim'e de babası rivayet etmiş. Demişki: Ömerü'bnü'l-Hattâb, Hacer (-i Esved)'i öptü, sonra şunu söyledi: «Vallahi pekâlâ bilirim kî sen, bir taşsın! Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.» Hârûn kendi rivayetinde şunu da ziyâde etmiş: Amr dediki: Bana, bunun mislini Zeydü'bnu Eslem, babası Eslem'den rivayet etti.»
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dediki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Sâlim'den naklen haber verdi kî, Ebû Bekir, Ömer ve İbni Ömer Ebtaha inerlermiş. Zührî demiş ki: «Bana Âişe'den naklen Urve de haber verdi ki Âişe (Radiyallahu anha) bunu yapmaz. (Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in oraya inmesi ancak yola çıkması için kolayına gelen bir yer olduğundandır.) dermiş.»
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî rivayet etti. (Dediki): Bize Ikrime b. Ammâr, Ebû Zümeyl Simak'den rivayet etti. (Demişki): Bana Abdullah b. Abbâs rivayet etti. (Dediki): Bana Ömer b. el-Hattâb rivayet etti. Dediki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarından uzaklaştığı vakit mescide girdim. Bir de baktım cemaat (üzüntüden) çakıl taşlariyle yeri eşeliyor ve: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış; diyorlar... Bu mesele kadınlara tesettür emrolunmazdan önce idi. Ben: Bu işi bugün mutlaka öğrenirim; dedim. Ve Âişe'nin yanına girerek : — Ey Ebû Bekr'in kızı! işi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ezîyyet verecek dereceye vardırdın öyle mi? dedim. Âişe : — Benim seninle ne alâkam var ey Hattâb oğlu? Sen kendi kabına bak! dedi. Bunun üzerine Hafsa binti Ömer'in yanına girerek ona : — Yâ Hafsa! işi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e eziyyet verecek dereceye vardırdın mı? Vallahi pek âlâ bilirsinki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seni sevmiyor. Ben olmasam seni mutlaka boşardı; dedim. Hafsa çok ağladı. Ona : — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nerede? diye sordum. — O yatak odasındaki kilerindedir; cevâbını verdi. Hemen (oraya) girdim Karşıma Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kölesi Rabâh çıkmaz mı! Kilerin alt eşiğine oturmuş; ayaklarını ağaçtan oyulma (merdiven gibi) bir şeyin üzerine sarkıtmış... Bu (merdiven gibi şey) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, üzerine basarak inip bindiği bir kütük idi. — Yâ Babâhl Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! diye seslendim. Rabâh bir odaya baktı; sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Ben sesimi yükselterek tekrar : — Yâ Rabâh! Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! Zannederim Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim Hafsa için geldiğimi sanıyor. Vallahi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana onun boynunu vurmamı emrederse mutlaka boynunu vururum; dedim. Sesimi de yükselttim. Bunun üzerine Rabâh bana: Çık diye işaret etti. Derhal Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim. Bir hasırın üzerine yaslanmıştı. Ben de oturdum. Örtüsünü araladı. Üzerinde bundan başka bir şey yoktu. Baktım, hasır yan tarafına iz bırakmış. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kilerini gözden geçirdim. Baktım ki, bir sâ' mikdarı bir avuç arpa... odanın bir köşesinde bir o kadar da karaz yaprağı var; bir de asılı deri... Bunu görünce göz yaşlarımı tutamadım, Bana : «Neye ağlıyorsun ey Hattâb oğlu?» diye sordu. — Yâ Nebiyyâllah, niçin ağlamayayım! Baksana hasır yan tarafına iz bırakmış. İşte kilerin içinde şu gördüklerimden başka bir şey görmüyorum! Öte yanda Kayserle Kisrâ meyveler ve ırmaklar içinde... Sen ise Allah'ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve güzidesi olduğun halde işte kilerin!., dedim. Bunun üzerine: «Ey Hattâb oğlu! Âhiret bizim, dünya onların olmasına razı değilmisin?» buyurdular. — Hay hay; dedim. Onun yanına girdim gireli yüzünde öfke eseri görüyordum. Nihayet: — Yâ Resûlâllah, kadınlarının halinden gücüne giden şey nedir? Şayet onları boşadı isen hiç şüphe yok ki, Allah seninle beraberdir. Melekler de Cibril ile Mîkâîl de, ben, Ebû Bekr ve bütün mü'minler de seninleyiz, dedim. Allah'a hamdeylerim ki, söylediğim sözü Allah'ın tasdik buyuracağını ummadığım konuşmalarım azdır. Ve şu âyet (yâni) tahyîr âyeti indi : (O sizi boşarsa olurki, Rabbi kendisine sizden daha hayırlı zevceler verir.) [Tahrim 5] (Eğer onun aleyhine birbirlerine yardım ederlerse, onun yardımcısı da Allah, Cibril ve mü'minlerin sâlihleridir. Bütün bunlardan sonra melekler de (ona) yardımcıdır.) [Tahrim 4] Âîşe binti Ebi Bekr ile Hafsa, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sair zevcelerine karşı birbirlerini tutuyorlardı. Ben : — Yâ Resûlâllah, sen onları boşadın mı? diye sordum. «Hayır!» cevâbını verdi. — Yâ Resûlâllah, ben mescide girdim de müslümanlar (yeri) çakıl taşları ile eşeliyor; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış; diyorlardı. İnerek onlara senin kadınlarını boşamadığım haber vereyim mi? dedim. «Evet, istersen (haber ver)» buyurdular. Kendileriyle konuşmağa devam ettim. Tâ ki öfkesi geçti; ve dişlerini göstererek gülümsedi. O insanların ağzı en güzellerindendi. Sonra Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (aşağı) indi. Ben de indim. Ama ben kütüğe tutunarak indim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise yerde yürür gibi ona eliyle dokunmadan indi. -— Yâ Resûlâllah, odada ancak yirmi dokuz gün kaldın? dedim. «Ay yîrmi dokuz gece olur.» buyurdu. Bunun üzerine ben mescidin kapısına durarak olanca sesimle : — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamamıştır; dîye nida ettim; ve şu âyet indi: (Onlara emniyete veya korkuya dâir bir şey gelirse onu yayarlar. Halbuki onu Resule ve kendilerinden ulu'l-emir olanlara arz etseler mânâ çıkaranlar onu bilirdi.) [Nisa 83] Bu işi ben anlayıp çıkarmıştım; Allah (Azze ve Celle) de tahyîr âyetini indirdi.
Bana Muhammed b. Râfi' ile İshâk b. Mansûr rivayet ettiler. Lâfız İbni Râfi'indir. (Dedilerki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana Mûsâ b. Ukbe' Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Ömer b. Hattâb yahudîlerle hirîstiyanları Hicaz toprağından sürmüş. Zâten Resûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber fethedilince yahudîleri oradan çıkarmak istemiş. Orası fethedildiği vakit arazî Allah ile Resulünün ve müslümanlarınmış. Bundan dolayı yahudîleri oradan çıkarmak istemiş. Derken yahudiler çalışmayı üzerlerine almak ve meyvenin yarısı onların olmak şartiyle kendilerini orada bırakmasını Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den dilemişler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara ; «Bu şartla sizi dilediğimiz müddetçe burada bırakıyoruz.» buyurmuş ve yahudiler tâ Ömer kendilerini Teyma'ya ve Erîha'ya sürgün edinceye kadar orada kalmışlar.
Bize Muhammed b. Ebî Bekr El-Mukaddemî ile Muhammed b. El-Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. (Dediki): Bize Hişâm rivayet etti. (Dediki): Bize Katâde, Salim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o da Ma'dân b. Ebî Talha'dan naklen rivayette bulundu ki, Ömer b. El-Hattâb bir cuma günü hutbe okuyarak Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i ve Ebû Bekri anmış; sonra şunları söylemiş: «Ben arkamda kendimce kelâleden daha mühim bir şey bırakmıyorum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kelâle hakkında müracaat ettiğim kadar hiç bir şey hakkında müracaat etmemişimdir. O da bana kelâle hakkında yaptığı kadar hiç bir şey hakkında ağır söz söylememiştir. Hattâ parmağı ile göğsüme dokunmuş ve: «Yâ Ömer! Sana Nisa sûresinin sonundaki yaz âyeti yetmiyor mu?» demiştir. Ben sağ olursam bu mesele hakkında öyle bir hüküm vereceğim ki (artık) Kur'ân'ı okuyan da, okumayan da onunla hükmetsin! (1617) -.
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Mâlik b. Enes, Zeyd b. Eslem'den, o da babasından naklen rivayet ettiki, Ömer b. Hattâb şunları söylemiş : İyi cins bir atımı Hak yolunda tesadduk ettim. Az sonra sahibi onu ziyan etmiş. Ben onu ucuza satacağını anlayarak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e hükmünü sordum da: «Onu ne satın al, ne de sadakandan dön; zira sadakasından donen kusmuğuna dön (üp yiy) en köpek gibidir.» buyurdular.