Ali b. Ebû Tâlib (Abdümenâf) b. Abdülmuttalib b. Hâşim b. Abdümenâf
- Künye
- Ebû Hasan, Ebû, Ebü'l-Fürât, Ebû Hüseyin
- Nisbe
- el-Hâşimî, el-Kureşî
- Tabaka
- Aşere-i mübeşşereden
- Vefat kaydı
- h. 40
Tam adı Ebü'l-Hasan Ali b. Ebî Tâlib el-Kureşî el-Hâşimî'dir; Ebû Türâb künyesiyle de anılır. Hz. Peygamber'in amcası Ebû Tâlib'in oğlu, yani Resûlullah'ın amcasının oğludur; ayrıca kızı Fâtıma ile evlenerek damadı olmuştur. Yaklaşık m. 600 yılında Mekke'de doğdu ve beş yaşından itibaren Hz. Peygamber'in himayesinde büyüdü. İlk Müslümanlar arasında yer aldı; hicret gecesi Resûlullah'ın yatağında kalarak onun Mekke'den ayrılmasını kolaylaştırdı.
Fâtıma'dan Hasan ve Hüseyin adlı oğulları oldu. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber başta olmak üzere hemen bütün gazvelere katıldı; cesareti ve sancaktarlığıyla tanındı. Hz. Osman'ın öldürülmesinin ardından m. 656'da halife seçildi. Halifeliği boyunca ağır iç sorunlarla uğraştı: önce Hz. Âişe'nin de bulunduğu grupla Cemel Vak'ası, ardından Muâviye ile Sıffîn Savaşı yaşandı; hakem olayının sonucunda ortaya çıkan Hâricîler onun konumunu daha da zorlaştırdı.
Kur'an, hadis ve fıkıh alanında ashabın en yetkin isimlerinden sayılır; yaklaşık beş yüz seksen altı hadis rivayet ettiği kaydedilir ve hukukî meselelerle diyetlere dair yazılı bir sayfa bulundurduğu bilinmektedir. H. 40 / m. 661'de Kûfe'de Hâricîlerden İbn Mülcem tarafından uğradığı suikast sonucu şehid edilmiştir.
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış, kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir; eşleşmeyen yazımlar ayrı kayıt olarak kalabilir.
Ali b. Ebi Talib r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü kadınlarla mut'a (nikahı) yapmayı ve ehll merkep etlerini yemeyi nehyetti." Bu Hadis 5115,5523 ve 6961 numara ile gelecektir.
UbeydulIah b. Ebi Rafi dedi ki: "Ali r.a.'i şöyle derken dinIedim: ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, Zubeyr'i ve el-Mikdad'ı göndererek dedi ki: Ravzatuhah denilen yere varıncaya kadar gidiniz. Orada beraberinde bir mektup bulunan bir kadın bulacaksınız. O mektubu ondan alınız. (Ali) dedi ki: Atlarımızı hlZlıca koşturarak yola koyulduk ve Ravda'ya vardık. Karşımızda o kadını buluverdik. Ona mektubu çıkart dedik. Beraberimde mektup yok, dedi. Biz ya mektubu çıkartırsın yahut da elbiselerini çıkartırız, dedik. (Ali) dedi ki: Saçlarının örüğünün arasından mektubu çıkardı. Onu alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdik. Mektupta şunlar yazılıydı: Hatıb b. Ebi Beltaa'dan -Mekke müşriklerinden birkaç kişiye- ResululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in durumunu onlara kısmen haber veriyordu. Bunun üzerine ResululIah: Ey Hatıb bu da ne, diye sordu. Hatıb: Ey Allah'ın Resulü bana (ceza vermekte) acele etme. Ben sonradan Kureyş arasına katılmış bir kişi idim -yani ben onlarla antlaşmalı birisi idim, Kureyşli değildim demek istiyor.- Beraberinde bulunan muhacirlerin ise Mekke'de hanımlarını, mallarını koruyacak akrabaları vardı. Ben de onlarla nesep akrabalığın olmazsa dahi bu vesile ile onlara akrabalarımı koruyacaklarına sebep olacak bir iyilikte bulunmak istedim. Ben bu işi ne dinimden irtidad ettiğim için, ne de Müslüman olduktan sonra küfre razı olduğum için yapmış değilim. Resulullah sallalliıhu aleyhi ve sellem: Bu size doğru söylüyor, diye buyurdu. Fakat Ömer: Ey Allah'ın Resulü, bana müsaade et de bu münafığın boynunu vurayım, dedi. Allah Resulü: Ama o Bedir'de bulundu. Allah'ın Bedir'de bulunmuş olanlara muttali olup, dilediğinizi yapınız, size mağfiret buyurdum, dememiş olduğunu nereden bileceksin dedi. Bunun üzerine yüce Allah: "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlan -kendilerine sevgi ile {haber} ulaştırarak ve onlar size gelmiş olan hakkı inkar etmişken- veliler edinmeyin ... Şüphesiz yolun ta ortasında sapmış olur. "[Mümtehine, 1] diye başlayan sureyi indirdi."
Ali r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seriye gönderdi. Ona ensardan birisini kumandan tayin etti ve onlara ona itaat etmelerini emretti. (Bir sebeple) kızıp: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem size bana itaat etmenizi emretmemiş miydi deyince, onlar: Evet diye cevap verdiler. Kumandanları: O halde bana odun toplayınız, dedi. Onlar da odun topladılar. Haydi bir ateş yakınız, dedi. Ateş yaktılar. Sonra: Bu ateşe giriniz dedi. Girmek istediler ama biri diğerini tutarak: Bizler ancak ateşten kurtulmak için Nebie kaçtık, demeye koyuldular. Nihayet ateş de dindi, kumandanlarının da öfkesi dindi. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca: Eğer o ateşe girmiş olsalardı, kıyamet gününe kadar ondan çıkamazlardı. İtaat maruftadır, diye buyurdu. Bu Hadis 7145 ve 7257 numara ile gelecektir.
Hz. Ali'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek savaşının yapıldığı gün şöyle buyurmuştur: "Onlar güneş batana kadar orta namazı kılmamıza engeloldular. Yüce Allah onların kabirlerini ve evlerini veya karınıarını ateş ile doldursun."
Ali r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece onun ve Hz. Fatıma'nın yanına gelmiş ve "Haydi namaz kılın," buyurmuştur. {رجما بالغيب} /22/: لم يستبن. {فرطا} /28/: ندما. {سرادقها} /29/: مثل السرادق، والحجرة التي تطيف بالفساطيط. {يحاوره} /34، 37/: من المحاورة. { لكن هو الله ربي} /38/: أي لكن أنا هو الله ربي، ثم حذف الألف وأدغم إحدى النونين في الأخرى. { وفجرنا خلالهما نهرا} /33/: يقول: بينهما. {زلقا} /40/: لا يثبت فيه قدم. {هنالك الولاية} /44/: مصدر الولي. {عقبا} /44/: عاقبة وعقبى وعقبة واحد، وهي الآخرة. قبلا و {قبلا} /55/: وقبلا: استئنافا. {ليدحضوا} /56/: ليزيلوا، الدحض الزلق رجما بالغيب Racmen bi'l-ğayb (Kehf 22) "[kendilerine] belli olmadan" demektir. فرطا Furuta (Kehf 28) kelimesinin ise "pişmanlık" olduğu söylenir. سرادقها Suradikuha (Kehf 29) ifadesinde geçen suradig, "geniş toplantı meknlarını çevre[eyen duvar ve bölmelere" benzer. يحاوره Yuhaviruhu (Kehf 34) "karşılıklı konuşmak" kökünden türemiştir. لكن هو الله ربي lakinna huvellahu Rabbi (Kehf 38) [ifadesindeki lakinna'nin aslı] "lakin ene hüvellatıu Rabbi" şeklindedir. Önce elif harfi hazfedilmiş, ardından iki nun birbirine idgam edilmiştir. وفجرنا خلالهما نهرا ve feccerna hilalehuma nehera (Kehf 33) [ayetinde geçen hılalehüme kelimesi] "ikisinin arasında" an!amına gelir. زلقا Zelekan (Kehf 40) "üzerinde ayağın sabit durmadığı yer" demektir. هنالك الولاية Hunalike'l-vilayetu [ifadesinde geçen vilayet], ولي veliyy kelimesinin rrı'asdarıdır. عقبا Ukuba, عاقبة وعقبى وعقبة akibet, ukba ve ukbe kelimeleri aynı manaya gelir ve ahiret" anlamını ifade eder. قبلا Kibele (Kehf 55), قبلا kubule ve قبلا kabale "başlangıç olarak" anlamına gelir. ليدحضوا Li yudhidu (Kehf 56) "izale etmek için" demektir. [Bu fiilin türediği] دحض dehd kelimesi "kaydırmak" anlamına gelir.
Ali İbn Ebi Talib'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Kıyamet günü Rahman'ın huzurunda [müşriklerle] muhakeme olmak üzere ilk diz çöken ben olacağım. Kays şöyle demiştir: "Şu iki grup, Rab/eri hakkında çekişen iki hasımdır," ayeti onlar hakkında nazil olmuştur. Onlar, Bedir savaşında birbirleri ile düelloya çıkan, Ali, Hamza, Ubeyd ile Şeybe İbn Rabia, Utbe İbn Rabia ve Velit İbn Utbe'dir.
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Bakl'u'l-gargad mezarlığında bir cenaze de idik. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Sizin hepinizin Cennet ve Cehennemde oturacağı yeri yazılmıştır!" buyurdu. Orada bulunanlar "Ey Allah'ın elçisi! Öyleyse bu yazıya itimad etmeyelim mi?" diye sordular. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Çalışın! Her şey kolay kılınmıştır." Ardından şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en ko/aya hazırlanz (onda başanlı kı/anz). "(LeyI 5-7) İmam Buhari burada Hz. AIi'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin açıklaması Kitabu'l-kader'de yapllacaktır. باب: قوله: {وصدق بالحسنى} /6/. "VE EN GÜZEL OLANı DOğRULARSA"(LeyI 6) AYETİNİN TEFSİRİ حدثنا مسدد: حدثنا عبد الواحد: حدثنا الأعمش، عن سعد بن عبيدة، عن أبي عبد الرحمن، عن علي رضي الله عنه قال: كنا قعودا عند النبي صلى الله عليه وسلم، فذكر الحديث. AIi radiyallahu anh'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. .. [Daha sonra Hz. Ali] yukarıdaki olayı anlatmıştır. باب: {فسنيسره لليسرى} /7/. 4. "BİZ DE ONU EN KOLAYA HAZIRLARIZ (ONDA BAŞARILI KILARIZ),"(LeyI 7) AYETİNİN TEFSİRİ […]
Ali r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenaze'ye katılmıştı. Bu esnada eline bir değnek aldı, onunla toprağa vurup çizgiler çizdi ve: "Sizin her birinizin Cehennem veya Cennetteki yeri yazılmıştır," buyurdu. Orada bulunanlar; "Öyleyse bu yazıya itimad etmeyelim mi?" diye sordular. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Çalışın! Her şey kolay kılınmıştır." Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, [biz de onu en kolaya hazırlarız (onda başarılı kılarız)"(LeyI 5-7) باب: {وأما من بخل واستغنى} /8/. 5. "KİM CİMRİLİK EDER, KENDİNİ MÜSTAĞNİ SAYARSA"(Leyl […]
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Baki'ı'l-gargad mezarlığında bir cenazeye katılmıştık. Bu esnada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi ve oturdu! Biz de onun etrafında oturduk. Onun elinde bir değnek vardı, başını eğdi ve değneği ile yere vurmaya başladı, sonra da şöyle buyurdu: "Sizin her birinizin, kendisine can verilmiş her varlığın Cennet ve Cehennemdeki yeri yazı/mıştır. Yine kimin bedbaht, kimin de mutlu olacağı yazılmıştır." Bir adam: "Ey Allah'ın elçisi! Öyleyse bizim için yazılana itimat edip çalışmayı bırakalım mı? Zira bizden mutlu olacak kimseler, mutlu olacak insanların amelini işleyecek; bedbaht olacak kimseler de bedbaht olacak insanların amelini işleyeek," dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Mutlu olacak insanlara, mutlu olacak insan/ann yapacaklan işler; bedbaht olacak insanlara da bedbaht olacak insan/ann yapacakları işler kolaylaştırılacak," buyurdu. Sonra şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse ... "(LeyI 5-6) باب: {فسنيسره للعسرى} /10/. 7. "Bİz DE ONU EN ZOR'A HAZIRLARIZ, "(LeyI 10)
Ali r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir cenazeye katılmıştı. Bu esnada bir şey alıp onunla yere bir şeyler çizmeye başladı ve şöyle buyurdu: "Sizin her birinizin ateşte oturacağı ve Cennette oturacağı yer yazılmıştır." Orada bulunanlar: "Ey Allah'ın Resulü! Öyleyse bizim için yazılana itimat edip çalışmayı bırakalım mı" dediler. Bunun üzerine Allah Resu!ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Çalışın. Her şey yaratıldığı şey için kolaylaştınlmıştır. Kim mutlu olacak insanlardansa, mutlu olacak insanların işini yapmak ona kolay olur; kim de bedbaht olacak insanlardan alacaksa, bedbaht olacak insanların işleri ona kolayolur," buyurdu ve şu ayetleri okudu: "Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse ... "(LeyI 5-6) KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1759-3 DUHA SURESİ وقال مجاهد: {إذا سجى} /3/: استوى، وقال غيره: أظلم وسكن. {عائلا} /8/: ذو عيال. Mücahid şöyle demiştir: إذا سجى İza seca "dümdüz oldu"(Duha 2) anlamına gelir. Bir başka müfessir ise şöyle demiştir: سجى Seca "karardı ve süklina erdi," عائلا aila (Duha 8) "kendisine muhtaç kimseler bulunan kişi" anlamına gelir. AÇiKLAMA : عائلا Aila (Duha 8) 'kendisine muhtaç kimseler bulunan kişi' anlamına gelir," yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. Ferra ise bu kelimeyi "fakir" olarak açıklamıştır. Abdullah' İbn Mes'ud mushafında bu kelimenin ..........adima şeklinde olduğunu gördüm. Bu ayetteki zenginlikten maksat, çok mal' sahibi yapmak değil, razı etmektir. باب: قوله: {ما ودعك ربك وما قلى} /3/. 1. "EY RESULÜM! RABBİN SENİ TERK ETMEDi, SANA DARILMADI DA,"(Duha 3) AYETİNİN TEFSİRİ […]
Ali r.a., Allah Resulü şöyle buyururken işittim demiştir: "Ahir zamanda ömürleri kısa, akıIları kıt bir nesil türeyecek. Mahlukata gönderilmiş sözlerin en hayırlısı hakkında ileri geri konuşacaklar. Okun hedefi delip geçtiği gibi İslam'a girip çıkacaklar. İman onların boğazlarından aşağı inmez. Bu kimselerle nerede karşılaşırsanzz onları öldürün! Onların öldürülmesi, kıyamet günü öldürenler için bir ecir olarak karşılarına çıkar."
Ali r.a.'dan, İbn Abbas'a dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber gazvesi esnasında mut'a nikahını da, yerli eşek etlerini de nehyetmişti."
Ali r.a.'den rivayete göre "Fatıma (a.s.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek ona ellerinin değirmenden)iQlayl geldiği halden şikayet etti. Fatıma, -Nebi'e birtakım (ganimet) kölelerintin) geldiğine dair haber de erişmişti.- Nebii bulamadı. Bu durumu Aişe'ye aktardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince, Aişe radıyallahu anha ona durumu haber verdi. Ali dedi ki: Bu sebeple Allah Rasulü bize yatacağımız yerlere yatmış iken geldi. Kalkmak istedik, ama o: Olduğunuz yerde kalınız, diye buyurdu. Sonra gelip benimle onun (Fatıma'nın) arasına oturdu. Öyle ki ayaklarının serinliğini karnımda hissettim. Şöyle buyurdu: Size istediklerinizden daha hayırlısını göstermeyeyim mi? Yataklarımza yattığınız -yahut döşeklerinize çekildiğiniz- vakit otuz üç defa subhanailah, otuz üç defa elhamdulillah, otuz dört defa da Allahu ekber deyiniz. Bu, her ikiniz için bir hizmetçiden daha hayırlıdır."
Ali b. Ebi Talib'den rivayete göre "Fatıma Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gidip, ondan bir hizmetçi istedi. Allah Raslılü şöyle buyurdu: Ben sana hizmetçiden daha hayırlı olanı bildirmeyeyim mi? Uyuyacağın vakit otuz üç defa subhanallah dersin, otuz üç defa elhamdulillah dersin, otuzdört defa da Allahuekber dersin. -Sonra Süfyan: Bunların biri otuz dörttür dedi.- Artık ben ondan sonra bunları söylemeyi terk etmedim. Ona: Sıffin gecesi dahi mi diye sorulunca, o: Sıffin gecesi dahi unutmadım, diye cevap verdi."
Ali radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana siyera (ipekli) bir huııe (altlı üstlü takım elbise) verdi. Ben de onu giyindim. Bundan dolayı ötkelendiğini yüzündeki ifadelerden anlayınca, ben de onu kadınlarım (Fatıma ve hanım akrabalarım) arasında parçalayıp dağıttım."
Ali radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber yılı mut'a (nikahı)nı ve evcil eşeklerin etlerini yasakladı."
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ed-Dubba (kabak) ile el-müzeffet (zift ile sırlanmış, sıvanmış) denilen kapları kullanmayı nehyetti."
en-Nezzal b. Sebre'nin, Ali r.a.'dan tahdis ettiğine göre, "Ali r.a. öğle namazını kıldırdı. Sonra da insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere Kufe (mescidi)nin genişliğinde oturdu. Nihayet ikindi namazı vakti girdi. Sonra ona bir su getirildi. O sudan içti, yüzünü ve ellerini yıkadı. -Ravi başını ve ayaklarını da zikretti.- Sonra ayağa kalkıp, ayakta olduğu halde artanı içti. Sonra da: Bazı kimseler ayakta su içmeyi hoş görmüyorlar; ama şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim bu yaptığım gibi yapmıştır, dedi."
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ridasının getirilmesini istedi ve onu giyindi. Sonra da yürümeye koyuldu. Arkasından ben ve Zeyd b. Harise de gittik. Nihayet Hamza'nın içinde bulunduğu eve geldi. İçeri girmek için izin istedi. Onlara (Nebi ve beraberindekilere) izin verdiler ... " باب: لبس القميص. 8. GÖMLEK GİYİNMEK وقول الله تعالى حكاية عن يوسف: {اذهبوا بقميصي هذا فألقوه على وجه أبي يأت بصيراً} /يوسف:93/. Ve yüce Allah/ın Yusuf (a.s)'ın söylediğini bildirdiği: "Şu gömleği mi götürün de onu babamın yüzüne sürün. Hemen görmeye başlayacaktır. "(Yusuf, 93) buyruğu.
Ali b. Ebi Talib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana yollu olarak dokunmuş, siyera denilen bir kumaştan bir elbiseyi hediye olarak verdi. Ben de onu giyinip dışarı çıktım. Yüzünden kızdığını anladım, ben de bu sebeple onu etrafımdaki hanımlara parçalayıp böldüm."
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd 'dan başkasına 'anam babam sana feda olsun' dediğini işitmedim. Ben onu (Sa'd'a): Ok atı babam anam sana feda olsun, derken işittim. Bu sözü zannederim Uhud günü söylemişti." باب: قول الرجل: جعلني الله فداك. 104. BİR ADAMIN: ALLAH BENİ SENİN İÇİN FEDA ETSİN DEMESİ وقال أبو بكر للنبي صلى الله عليه وسلم: فديناك بآبائنا وأمهاتنا. Ebu Bekir de Nebi s.a.v.'e: Biz babalarımızı, annelerimizi sana feda ederiz, demiştir.
Ali r.a.'dan, dedi ki: "Bir cenazede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Bir sopa ile yere vurmaya koyuldu. Sonra: Aranızdan cennet ve cehennemde oturacak yeri tespit edilip de bitirilmemiş hiçbir kimse yoktur, buyurdu. Buna karşılık ashab: O halde (ameli bırakıp) tevekkül etmeyelim mi, dediler. Allah Rasulü: Amel ediniz. Çünkü herkese (ne için yaratılmışsa o doğrultuda amel etmek) kolaylaştırılmıştır. "Artık kim verir, takvalı olursa ... "(Leyl, 5) buyruğunu okudu."
Ali r.a. dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, ez-Zubeyr İbn el-Avvam'ı ve Ebu Mersed el-Ganevı'yi -ki hepimiz süvari idik- gönderip bize: Ravdatuhah denilen yere varıncaya kadar yola koyulun. Orada beraberinde Hatıb İbn Ebi Beltea'dan müşriklere yazılmış bir sahife bulunan müşriklerden bir kadın vardır, buyurdu. Ali r.a. dedi ki: Biz de onu bir devesi üzerinde yol alırken, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bize dediği yerde yetiştik. Ona: Beraberindeki mektup nerede, diye sorduk. Kadın: Benimle birlikte mektup diye bir şey yoktur deyince, devesini çöktürdük, eşyasını araştırdık, hiçbir şey bulamadık. Diğer iki arkadaşım: Beraberinde mektup olduğu görüşünde değiliz, dediler. Ben: Andolsun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yalan söylemediğini biliyorum. Adına and olunana yemin ederek söylüyorum ki, ya mektubu çıkartırsın yahut seni çınlçlplak soyarım, dedim. Kadın benim ciddi olduğumu görünce, elini beline götürdü. Beline bir kumaşı peştamal şeklinde bağlamıştı. Oradan mektubu çıkardı. Ali devamla dedi ki: Mektubu alıp Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü k. Allah Rasulü: Ey Hatıb, seni yaptığın bu işe iten ne oldu, dedi. Hatıb: Ben sadece Allah'a ve Rasulüne iman eden birisiyim. Ne bir değişiklik yaptım, ne de değiştirdim. Ama onlara bir iyiliğim dokunsun ve Allah bu iyiliğim sayesinde aileme ve malıma gelecek zararı önlesin istedim. Senin ashabından orada Allah'ın kendileri vasıtasıyla ailesine ve malına gelecek zararı def edecek kimseleri bulunmayan hiçbir kişi yoktur, dedim. Allah Rasulü: Doğru söylüyor, ona hayırdan başka bir şey demeyiniz, buyurdu. Ali dedi ki: Bu sefer Ömer İbn el-Hattab: Şüphesiz ki o Allah'a, Rasulüne ve mu'minlere hainlik etmiştir. Beni bırak da boynunu uçurayım, dedi. Allah Rasulü bunun üzerine: Ey Ömer! Allah'ın Bedir'e katılanlara muttali olup: Dilediğinizi yapınız, size cennet vacip olmuştur, demediğini nereden biliyorsun, buyurdu. Ali r.a. dediki: Ömer'in gözleri yaşardı ve: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi."
Ali r.a.'den aktarıldığına göre Hz. Fatıma el değirmeninin ellerini tahriş etmesinden şikayetlenerek bir hizmetçi istemek üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmiş; kendisini bulamayınca durumu Hz. Aişe'ye anlatmıştır. Kızının isteğini öğrenen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onların evine gelip yatmaya hazırlanan kızı ve damadının arasına oturmuş (bu esnada kalkmak isteyen Hz. Ali'ye izin vermemiş; ayrıca Hz. Ali Nebi efendimizin ayağının serin liğin i göğsünde hissetmiştir) ve onlara "Size hizmetçiden daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi? Yattığınız zaman 34 kere tekbir, 33 kere tesbih, 33 kere hamdedin" demiştir.
Ali İbn Ebi Talib r.a. şöyle demiştir: "Hendek savaşında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanındaydık "Allah onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun. Güneş batana kadar ikindi namazını kıldırmadılar".
Ali r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Elinde bir sopa vardı, sopayı yere vurup iz çıkarıyordu. Sonra: "Aranızdan hiç kimse yoktur ki cennetlik ya da cehennemlik olacağı yazılmış olmasın" dedi. Bunun üzerine bir adam: "Ey Allah'ın elçisi, biz bu yazgıya dayanıp güvenmeyelim mi?" diye sordu. O da: "Hayır, siz amel edin. Zira bunların her biri kolaylaştırılır" dedi ardından da "Artık kim (infak edip) verir ve sakınırsa, o el-Hüsna'yı da doğrularsa; Biz de ona kolayolanı kolaylaştırınz. Amma kim cimrilik eder ve kendisini müstağni görür, o el-Hüsna'yı da yalanlarsa; Biz de ona en zor olanı (isyanı) kolaylaştırınz"(Leyl, 5-10) ayetlerini okudu.
İbrahim et-Teymi'nin babasından nakline göre Ali r.a. şöyle demiştir: "Bizim yanımızda -şu sahife hariç- okumakta olduğumuz Allah'ın kitabından başka yazılı bir kitap yoktur." İbrahim'in babası şöyle devam etti: Hz. Ali bundan sonra sözünü ettiği sahifeyi çıkardı. İçinde yaralamalara, diyet ve zekat develerinin yaşlarına dair birtakım hükümler yazılıydı. Bir de şunlar yazılmıştı: "Medine'nin Air dağı ile Sevr dağı arasında bulunan sahası haremdir. Kim Medine'nin bu haremi içinde (kitap ve sünnete aykırı) bir iş yapar yahut bid'atçiyi barındırırsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! Ondan kıyamet günü hiçbir nafile ve farz kabul olunmaz. Her kim de kendi efendilerinin izni olmadan başka bir kavmi veli edinirse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların Ianeti onun üzerine olsun! Ondan kıyamet günü hiçbir nafile ve farz kabul olunmaz. Müslümanların emanı birdir. Onların (statü itibariyle) en aşağı olanları dahi bir harbıye eman verdiğinde o eman bütün Müslümanlarca geçerli olur. Kim bir Müslümanın verdiği ahdi bozarsa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Kıyamet günü ondan ne bir nafile, ne de bir farz kabul olunmaz.
Ali r.a. şöyle demiştir: "Herhangi bir kimseye had cezası uygulayıp da onun ölmesi ile üzüntü duymazdım. Ancak böyle bir üzüntüyü içki içen kimse hakkında duyardım. İçki içen kimse had cezasından dolayı ölseydi, muhakkak onun diyetini verirdim. Bunun sebebi şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, içki içenin cezası hakkında bize sabit bir sayı ile vurarak had uygulamamız konusunda kesin bir hüküm bildirmemiştir."
el-Hasen ve Abdullah b. Muhammed b. Ali'nin nakillerine göre babaları Hz. Ali'ye "İbn Abbas kadınların mut'a nikahıyla nikah edilmesinde bir sakınca görmüyor" diye söylenir. Bunun üzerine Hz. Ali: "Şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü mut'a suretiyle nikah yapmayı ve ehli eşek etini yemeyi yasakladı" demiştir. وقال بعض الناس: إن احتال حتى تمتع فالنكاح فاسد. وقال بعضهم: النكاح جائز والشرط باطل. Birileri ise (Ebu Hanife) "Bir kimse hile yaparak mut'a nikahı ile o kadından faydalanırsa bu nikah fasiddir" demiştir. Onların bazıları ise "Bu nikah caizdir, fakat şart batıldır" demiştir.
Ali b. Ebi Talib şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seriyye gönderdi, başlarına ensardan birisini kumandan tayin etti ve askerlere kumandanlarına itaat etmelerini emretti. (Yolda) kumandan (maiyyetine) öfkelendi de "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana itaat etmenizi emretmedi mi?" diye sordu. Askerler "Evet, emretti!" dediler. Kumandan "Size kesin emrim şudur ki odun toplayacaksınıı, bir ateş yakacaksınız, sonra da ona gireceksiniz!" dedi. Askerler odun topladılar ve bir ateş yaktılar. Ateşin içine girmeye yöneldiklerinde durup birbirlerine baktılar. İçlerinden bazısı "Bizler Nebi'e ancak ateşten kaçmak için tabi olduk, (şimdi biz böyle iken) onun içine mi gireceğiz?" dediler. Onlar böyle iken ateşin alevi söndü ve kumandanın öfkesi geçti. Sonra bu olayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e zikrettiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Eğer ateşe girselerdi, ondan dışarı çıkamazlardı. Çünkü itaat ancak makul ve meşru olan emirler hakkındadır" buyurdu.